27 Ağustos 2010 Cuma

New York Gezi Notları: Elmadan bir ısırık...


     Buket Uzuner ''New York Seyir Defteri'' adlı kitabında üç şehri karşılaştırır: Paris, İstanbul ve New York. Paris şehrine olan aşkımı ve tutkumu sağır sultan bile duydu diye düşünüyorum. İstanbul ise benim için yaşadığım, işimin bulunduğu, ailem ve birkaç dostumdan ibaret bir şehir. Çünkü benim için bir şehrin coğrafyasından çok, beraber yaşadığımız insan topluluğunun birbirlerine karşı nasıl davrandığı önemli. Bu şehirde yaşam beni yoruyor. İşten eve gelip arabamı park ettiğimde camdan sarkan bir komşumun! benim park ettiğim yeri meğerse eşi için ayırmış olduğunu bağırarak söylemesi, sabah kalkıp işe giderken trafikte kendini bilmez şoförün küfürlerine muhatap olmak, anlam veremediğim bir nefret ve hoşgörüsüzlük içinde yaşamak ve neredeyse herkesin kendisini çok zengin, çok kültürlü, çok akıllı, çok bilmem ne gösterme çabalarını anlamaya çalışmak ya da artık çalışmamaktan gerçekten yoruldum ve sıkıldım. Tamam üstüne yüzlercesini ekleyebileceğim bu sıkıntıların tümünü güzel İstanbul'un üstüne yüklemek haksızlık biliyorum ama bu güzel şehirde bu insanlarla yaşamak zor biliyorum. Ben de zaman zaman beraber yaşadığımız insanları değiştiremeyeceğime göre şehir değiştirme hayalleri kuruyorum.
     Buket Uzuner, Paris'i Avrupalı ve Akdenizli aristokrat bir karaktere benzetir. Hüzünle ama el sıkışarak ayrılmış eski bir koca gibidir Paris der. Rastlanıldığında incitecek ayrıntılara girmeden bir kahve ya da şarap eşliğinde konuşulan, uzaktan da olsa hep gözetilen eski eş...
New York ise, bir kere aşık olundu mu, asla unutulmayacak, ayrılık gelip çattıktan sonra bile kalbinin hep bir köşesinde mevzilenmiş, güçlü, tutkulu ve romantik bir sevgilidir.
İstanbul'u ve New York'u ise birbirlerine çok benzetir.
Bana da çok uzak gelmedi New York İstanbuldan.

     Gecenin geç bir saatinde vardım New York'a ve arkadaşlarımdan aldığım tavsiyelerle taksi ile geldim meşhur Times Square'deki otelime. Kahvaltısı da dahil olunca otelin konaklama fiyatına sabah ilk işim kahvaltıya inmek oldu. Tamam çok mükellef bir kahvaltı değildi beklentim ama kahvaltının sadece kruvasan ve kahveden ibaret olması da büyük bir şok yaşamamıza sebep olmadı değil. ''Nasıl yani?'' dedi sevgili kocacığım ''Hepsi bu mudur? Bak bakalım belki başka bir köşede yiyecek bir şeyler vardır.'' Ertesi günden itibaren kahvaltıyı kaçırmamak için hiç acele etmedik, hatta hep kaçırdık. :) Otelin karşı köşesinde süper omletler yapan harika bir yer keşfettik ve kahvaltılarımızı orada yapar olduk.

     İlk gün otelimize çok yakın olan Fifth Avenue üzerinde yürüdük. Ünlü gökdelenlerin önlerinden geçtik, parklarda oturduk, mağazalara girdik, çıktık. Manhattan adasından da on gün boyunca hemen hemen hiç ayrılmadık. Etrafta gördüğüm neredeyse her köşe başında bulunan Starbucks Kafeler de bana devamlı İstanbulu hatırlattı durdu. En çok Barnes and Noble kitapçılarını sevdim. Her gördüğüm yerde hiç vakit kaybetmeden kendimi attım içeriye, hatta bir dolu da kitap aldım kendime. Kitapçı severler çok yakından tanırlar ne hissettiğimi. Dünyanın neresinde olursanız olun kitapçılar hep aynı kokarlar çünkü ve hep aynı sıcaklığı yayarlar etrafa. Tabii Barnes and Noble'ların girdiğim hepsinin içinde Starbucks Kafe barındırmalarından dolayı üstüne eklenen bir de güzel kahve kokusu vardı. Hep yakışmıştır bence zaten bir fincan kahve ve kitap birbirlerine.

     Söylemeden geçemeyeceğim, Bir Dilim Sohbet isimli güzel blogda duyup, yazılan övgü dolu yazı sebebiyle hemen alıp okuduğum ve bayıldığım ''Kirpinin Zarafeti''nin yazarının diğer kitabını görüp hemen aldım burada. Bu seyahat boyunca en sevindiğim olaylardan biridir bu.:)
Sonra bir de sahaf havasını içinde barındıran Strand isimli kitapçı vardı ki o da ayrı bir güzellikteydi. Oradan da gezi yazılarını içeren bir dolu kitap edindim kendime, hem de gayet uygun fiyatlara. Bu kitapçının üst katında bazı kitapların ilk baskıları ya da bazı yazarların imzalı kitapları bulunuyordu.
Buket Uzuner yine aynı adlı kitabında, bu kitapçılarda gittiği imza günlerinden bahseder. New York'ta yaşadığı o yıllarda çok sevdiği yazar Paul Auster'ın kendi vatanının yazarları ve okurları tarafından çok az tanınmasını da hayret ve üzüntüyle karşılar. Bense yağmurlu bir günde sığındığım Strand'in camekanında ilk baskı bir Paul Auster kitabının 1500 Usd karşılığı satılık olduğunu ifade eden ilanı görünce, kendisinin artık çok sevilen ve okunan bir yazar olduğunu tasdiklemiş oldum:) Kim bilir böylece New York'ta oluş misyonumu tamamlamış olmuşumdur:)


2 yorum :

  1. Güzel ve ince yorumunuz sayesinde ben de sizi tanımış oldum. Ne mutlu bana:)

    Kirpinin Zarafeti sadece çok etkileyici bir kitap olmasının yanında, hayatım için önemli köşe taşlarından da biri oldu. Bir değişimi tetikleyen ilk adım gibi... Yazarın diğer kitabını da okuyunca lütfen paylaşım merakla bekleyeceğim:) Keyifli seyahatler dilerim...

    YanıtlaSil
  2. Çok sevindim buralara da uğramanıza:) Kitabın Türkçe çevirisi yapılmamış,dolayısıyla okumam oldukça ağır olacaktır diye düşünüyorum:)))ama mutlaka aktarmaya çalışacağım okur okumaz.Bu arada Ursulalarımı okumak için elden geçiriyorum tekrar..sevgiler..

    YanıtlaSil