23 Mart 2011 Çarşamba

Hasta ''ben'' den, mutlu ''ben''e:))

Birkaç DNS ayarı değiştirdim ama ı-ıııh benim blog Nuh diyor Peygamber demiyor. O yüzden ben de DNS ayarlarına falan takılmamaya karar verdim. Peşin peşin söyleyeyim, bazı günler sadece kumanda paneline giriş yapabiliyorum, bazı günlerde ise kapı duvar. Sizleri okumaya çalışıyorum elimden geldiğince ama yorum yazamıyorum. Bana yazdığınız yorumları da keyifle okuyorum. Ama yanlış anlamadıysam eğer, bloguna girebilenlerde bile bir tatsızlık var gibi... Bu günlerde zaten keyifsiz olduğumu söylemiştim, gribim alerjilerimi tetikledi, alerjilerim geçsin diye verilen antihistaminik ilaçta en büyük kabuslarımı!

Neler yapmadım neler ilacı kullandığım 14 gün boyunca. Doktor bu ilaç biraz sinir yapabilir üstünüzde diye bir cümle etmişti etmesine ama ben pek ciddiye almamıştım. Hatta unuttum desem:)
İlk önce hafif doz başlayan seyir haliyle oğlanın derslerinde başarılı olmadığını düşünmeye başladım. Daha 2. gün düşünmeye çalıştığım şeyin doğruluğuna kendimi inandırmamakla kalmamış, sevgili kocayı da ikna etmiştim zaten. İki gün yeterli derecenin üstünde oğlana bağırdıktan sonra, bağırmaktan sesimin kısılmış olmasından mı yoksa dinmeyen öfkemin yanındaki azıcık vicdandan mı olduğu bilinmez bir sebeple okuldaki tüm öğretmenlerden görüşme aldım. Tüm öğretmenlerinden bütün annelerin duymaktan sevinç ve gurur duyacağı şeyleri duymuş olmama rağmen ikna olmadım.

Rehberlik öğretmenimizin, ''Özlem Hn.sizin burada ne işiniz var?'' sorusuna rağmen, sorunlarımı bir bir anlattım. Can kulağıyla beni dinleyen Esra Hn,  akşamları bir kadeh şarap içip, oğlandan uzak durmamı sıkı sıkı öğütleyerek uğurladı beni. Ertesi gün okuma bayramında göz göze geldiğimizde sanki bakışlarımdan delilik derecemi ölçmek ister gibiydi. Şarapla keyif yapmaya dünden razı olan ben, üstümdeki sinirin sebebini içki ile ilacın beraber kullanılmasına bağladı. Sonraki gece uykuyla uyanıklık arasında gecenin bir köründe oda kapısında bir adamın durduğunu zannederek tüm gücümle çığlık attığımda yanımda huzurla yatan adam,  ödü patlamış vaziyette ama öldürme içgüdüsüyle tam donanımlı bir askere dönüştü hemen.

Yatakta attığı çığlıkla kendinden artık ciddi ciddi korkmaya başlayan bu blog yazarı yaptığından utansın mı yoksa hiçbir şey olmamış gibi mi davransın  bilemezken sevgili koca, Moskova'dan döneli 3 gün olmasına rağmen, pılını pırtısını toplayıp radyasyon tehlikesine rağmen kendini Türk Havayollarının Çin uçağına attı bile...

Noldu derseniz?
Anladım anlamasına bu olanların hepsinin ilaçtan olduğunu ama Türk aklıyla dedim ki, ''bitmesine 3 gün var idare edeyim bari!''.
Şimdi ilacı bitireli iki gün oluyor ve uykularım daha yeni düzene girmeye başladı. Sanıyorum ki mutlu ve huzurlu günlerime az kaldı.

3 Mart 2011 Perşembe

Blogdan geriye ne kaldı?

2011 yılı Ocak sonu itibariyle blogumu açalı bir sene oldu. Amacım içinde bulunduğum sıkıntılardan kurtulmaktı. Sıkıntılarımın ne olduğuna gelecek olursam, o konu daha da enterasandı.

Efendim, etrafımdaki insanlardan sıkılmıştım ben!

Hep aynı muhabbetler, hep aynı kısır döngü içinde yaşayıp gitmeyi bünyem kabul etmemeye başlamıştı. Konuştuğumuz konular hep ilişkilerle sınırlıydı ve ne konuşursak konuşalım değişen bir şey olmuyordu. Ben sıkıldığımı söyleyemiyordum kimselere, sevgili kocadan gayrı tabii ki :)
İçimde bir yerlerde yeni dünyalar keşfetmeyi, bilmediğim sokaklarda kaybolmayı, yolumu bulamamanın verdiği heyecanı paylaşmak istiyordum etrafımdakilerle. Birbirimize kitaplar tavsiye edebilir, sinemaya, tiyatroya gidebilir, çimlerin üzerine uzanabilir ve hep beraber güneşin gözünün taa dibine bakabiliriz diye düşünüyordum.

Ya ben düşlediğim hayatın çok ötesinde bir yerdeydim ya da arkadaşlarım benim çok ötemde!
Bilmiyorum ne olduğunu!Kaldı ki artık büyüdüm ve ne olduğununda önemi olmadığını, insanın sadece kendiyle mutlu olup, kendiyle yaptığı savaşı eğer isterse kazanabileceğini öğrendim.

Ne demek istiyorum ben, di mi?
Demek istediğim böyle bir zamandı bu bloga start verdiğim günler.
Birkaç yazı öncesinde olduğu gibi içim huzurla dolu değildi.

Şimdi aradan bir sene geçti. Önceleri bu blogda yapayalnızdım ben ama mutluydum. Sesim duyulmuyordu. Sonra bir gün nasıl oldu bilinmez birileri geldi bana merhaba demeye. Blogum ''görünmez blog'' olmaktan kurtulmuştu artık. Şimdi yeni yeni arkadaşlar edindim bu yeni dünyada. Kitaplardan, hayattan, gezilerden bahsedip; birbirimizi tanımasak da sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi dertleşiyoruz. Aynı ortak ilgi alanları etrafında toplandığım sevgi dolu insanlarla tanıştım. Her birinin ayrı ayrı yazdıklarını merakla bekliyorum.

Ve şimdi ordan buraya...
Blog yazışmalarının tekrar keyfe dönüşeceği zamanları bekliyorum.