22 Temmuz 2011 Cuma

Sırt çantamla İskandinavya: Demir Özlü ve Stockholm Öyküleri

İçimden Demir Özlü'nün kaleme aldığı ''Stockholm Öyküleri''nde okuduğum sızıyı dışarı atamıyorum. Kalabalıklar içinde bile yalnız olabiliyor insan; kaldı ki yazarın satırlardan anladığım kadarıyla, etrafta gönlü kandırabilecek bir kalabalık da yok. Yazılanlarda yalnızlık duygusu o kadar yoğun ki, uzansam dokunabileceğimi hissediyorum o duyguya. Elimle dokunsam, iki elimin arasına alacağım o meşum duyguyu ve savuracağım okkalı bir tekme ile camdan aşağı yollayacağım. Oysa, bunu da yapmamam gerektiğini biliyorum.

Genç yaşta uzun bir yolculuğu çıkan Tezer Özlü'nün Demir Özlü'nün kardeşi olduğunu fark ediyorum. Hiç tanımamama rağmen Yapı Kredi Yayınları'nın bir kitabında gördüğüm Tezer Özlü'nün fotoğrafına bakıp, ''Ne güzel bir kadın'' diye düşündüğümü hatırlıyorum. ''Gülmenin'' yakıştığı kadınlardan. O zamanlar Tezer Özlü'nün 43 yaşında öldüğünü bilmiyorum.
Yeni öğrendim, Demir Özlü'den sebep.
Ölümün yakınlarında dolaştığı insanlarda hep çok derin izler var. Ne kadar uğraşırsan uğraş, o izler silinmiyor. Lekeler hep kalıyor.

....ve kendini nerede ararsan ara, nerede onarmaya çalışırsan çalış, kaçmak istediğin duygular hep yanında. Demir Özlü'nün kaleminde, bildiğim bilmediğim tüm şehirler sessiz, çirkin ve yapayalnız. Oysa sevdiklerim var benim içlerinde. Hatta bazılarının sevincine tanıklık bile ettim ben.
Şöyle deniyor bir yerde Demir Özlü için: ''Edebiyat araştırmacılarının 'Bunalım Edebiyatı' adını verdikleri yazın akımının öncülerinden biri oldu.''

Kendisi ise şöyle diyor, yazdığı bir hikayenin son satırlarında gezdiği onca yılın arasında;
      ''Bir  'uzak kuzeyin insanı' mıyım ben?
   Hayır, hepsi dönüşsüz bir yolun dolambaçları.Yüzünü gösterip hızla kaybolan maskeler! Kör labirentler! Uyanamadığım bir rüyanın karabasanları! ''

İçimdeki kara bulutları dağıtmak, her şeye rağmen yüzümü güneşe dönmek istiyorum ben. Kuzeye, daha serin topraklara yola çıkmaya hazırlanarak.

Sırt çantamla İskandinavya: Yolculuk Hazırlıklıkları ve Demir Özlü

Bugünlerde tembelliğe övgüler yağdırıyorum. Uzun zamandır beklediğim sıcaklar, sonunda herkes gibi benim de kapımı çaldı. Hayalimde, önünde upuzun uzanan bir kumsalda denize doğru yürüyorum. Sanırım bugünlerde ben dakika başına aldığım nefes sayısını bile düşürdüm. Muhtemelen büyük bir çoğunluk gibi öğünlerim peynir, zeytin ve karpuz üçlüsüyle şenleniyor. Sıcaklar daha yeni gelmişken ve ben daha huysuzlanmaya başlamadan, iç pusulam kuzeyi gösteriyor bana. Kuzeye doğru yola çıkacak olmamdan mıdır acaba içimdeki soğuk esintiler?

Stockholm Öyküleri
Gitmeden az evvel karşılaştım kendisiyle. Dalgın bakışlarla yürümekteydim elimi kolumu sallayarak.
Can Yayınları'nın o bildik beyazlarının arasında bana gülümsemekteydi. Oysa ne aradığımı bilmeden, onu arıyordum ben de. Kitabın kapak resmini Edvard Munch'un bir tablosu süslüyordu. Norveçli ünlü bir ressam, tam aradığım zamanda karşımdaydı işte. Kendisini en tanınmış tablosu ''Çığlık'' ile tanıyordum. Oysa şimdi, Demir Özlü'nün satırlarıyla ilk kez tanışacağım ''Stockholm Öyküleri'' adlı kitabın kapağından tatlı tatlı göz kırpmaktaydı bana. Anlaşıldı değil mi, yolum Stockholm'e, Bergen'e, daha kuzeye.

Saçlarım her zaman olduğu gibi siyah değil. Daha kumral. ''Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları''nda Buket Uzuner, yıllar önce ilk kez eğitim için gittiği kuzey yollarında havaalanlarında saçının siyahına sebep  çektiği sıkıntıları anlatır durur. Üstelik o zamanlar, biz Türk vatandaşlarına Norveç Hükümeti vize de uygulamamaktadır; ama yine de saçının renginden dolayı her Norveç'e girişinde saatlerce beklemek zorunda kalmıştır yazarımız. Şimdilerde vize uygulansa da biz Türkler'e, kötü davranılacağını düşünmeyerek çıkıyorum yola. Yol hazırlıklarım tamam.

Stockholm Öyküleri'nden sebep, Demir Özlü'nün anlattığı, yalnız sokakların peşinde olmayacağım.
Türkiye'nin çok çalkantılı olduğu, benim tanıklık etmediğim ama çok duyduğum, geçmiş, karışık dönemlerin yazarı Demir Özlü. İçindeki bulunduğu ve yaşadığı dönemin tüm sıkıntıları kalbinde yer etmiş. Küskünlük, sanki midesinin tam orta yerine çöreklenmiş. Bir okur olarak, öyküleri okurken ne çok arkadaş olmak istedim oysa yazara. ''Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.'' dediyse de başka bir şair, bir kahve içişi bile olsa sessizce oturup yanı başına sessizliğini paylaşmak istedim kuzey şehirlerinin. Sonra anladım ki, yazar yalnız olmayı seviyor. İtinayla taşıyor yalnızlığını yaşadığı her köşe bucağa. Dönüp dolaşıp vardığı tanıdık her istasyonda, yanında yakın arkadaşı '' kimsesizlik''.

Şimdi ben biraz Buket Uzuner'in ilk gençlik yazılarıyla tanıdığım ''Kuzey Ülkeleri''ne, biraz da Demir Özlü'nün sessiz sokaklarına yola çıkıyorum, daha çok gezmek, görmek peşinde olarak.

Bakalım bana ne anlatacak, kısmetse gidip göreceğim yabancı coğrafyalar? Ben gülen yüzleri severim. O yüzden derim ki; eğer isterseniz, Uzun Çoraplı Pippi'ye, Uçan Kaz ve arkadaşı Nils'e ya da Ejderha Dövmeli Kız Lisbeth'e selam götürebilirim sizden.