12 Aralık 2012 Çarşamba

''Paris Bir Yalnızlık'' mıdır?


Peki! 

Anladım!

İnsanın her günü aynı güzellikte geçmez değil mi?

Hatta bazı günleri ortalamayı bile tutturamaz. Bir de ortalamanın çok altında, insanın mutsuz olduğu günler vardır. 

Yazmak rahatlatır. Bazen rahatlamak için yazarsın, sonra yazdıklarını yoketmek için- parıldayan bir ekrana ise yazdıkların- delete tuşuna basarsın, siliniverir. Su gibi akar, evet! Bir zaman sonra yazdıklarını hatırlamazsın, su gibidir harflere döktüklerin, silinir gider. 

Hislerden geriye, o gün hissettiğin bir kalp kırıklığı kalır, bir zaman sonra kalbinin geçmişte bir gün kırıldığı gelir ama detayları tam olarak hatırlamazsın. Ya da ben böyleyim, bilmiyorum! Kırgın günlerimden geriye, genellikle akşamdan kalma sabahlarım gibi tek bir cümle kalır. 

Tükenmez bir kalemle yazılan kırgın bir cümle, tükenen hayatlarımız içinde bir yere, bir defter kenarına sıkışıverir.

Virginia, Kendine Ait Bir Oda'da yazıya dökülmeyen hayatlardan bahseder. Büyük üzüntü içindedir. O kadınlar, tüm hayatlarını sabah kalkıp evlerini toplayarak, yemek yaparak, çocuklarını büyüterek, zaman zaman okuyarak, nakış yaparak ve kocalarının yaşadıkları aynı yüzyılın çalkantılı geçişlerine tanıklık ederek geçirirler; lakin onların kayda geçirilmiş herhangi bir anları yoktur. 
Zamanlarının romanlarına konu olan kadın yaşamlarının hepsi ama hepsi istisnasız hayallerden oluşan kadınlardır ve o romanların hepsinde kadınlar hakkında yalanlar vardır. 

Şöyle der Virginia kitabını okumakta olduğu Mary Carmichael'a tıpkı yanıbaşındaymış gibi: 
          ''Bütün bu karanlıkta kalmış hayatların kayda geçirilmesi gerek.''

Şimdi ben bu muhteşem kadından yıllar ötede, başımı ellerimin arasına alıp düşünüyorum. Kitabını bitirip kenara koyduktan sonra, bir süre bocalıyorum. Bazı kitaplar böyledir bilirsiniz. Okuduktan sonra  kitabın kafanızda bıraktığı izleri koklamak, ayrılık anını geciktirmek istersiniz. Öyle bir zamanın ertesinde uzun zaman önce alıp okuduğum bir yazarın kitabını çekiyorum raftan. Feridun Andaç'ın  Paris Bir Yalnızlıktır isimli anlatısı. Daha ilk sayfayı açmamla beraber, önceden altını çizmiş olduğum satırları görüp, sevdiğim cümlelerin arkasına saklanmış kendimle karşılaşıyorum. Başka bir şehrin sokaklarında kendi yalnızlığıyla buluşmaya çıkan Feridun Andaç nasıl naif bir yazar. Yolları ve yolculukları kanıksamış biri olarak, yüzünü Paris'e ve Erzurum'a döndüğünde nasıl heyecanlandığından bahsediyor. Bu iki kente dair yazmayı, bir de bu iki şehirde yazmayı seviyor. 


Senenin sonu hayatımıza kattıklarımız ve eksilttiklerimizle geliyor yine... ''Ulan,'' diyorum kendime, ''bu seneyi de bozuk para gibi harcadın ya, helal olsun sana''

6 Aralık 2012 Perşembe

Kendine Ait Bir Oda!



   Bir yılı daha geride bırakıyoruz ya, ben şimdiden yaptıklarım yerine yapamadıklarımın muhakemesini kafamda şekillendirmeye başladım. İçimdeki o huysuz ben, ortalıklarda gezinip duruyor. İşaret parmağını kaldırmış, gözüme gözüme sallayıp duruyor. 

    İş yerindeyim elbet. Günün bu saatinde başka nerede olabilirim ki? Yapmak istediklerimi yapmak için koşullarım uygun aslında. Mesela masamın üstü bir dolu karışıklığın içinde beni yazmaya davet ediyor. Üstelik onlarca afilli kalemim var. Afilli derken, hani yazarken kağıtta jilet gibi kayanlardan bahsediyorum. Diğer kalemlerden pek haz etmiyorum. İnsanın dilinden dökülen kelimeleri sanki zorla kağıda geçiriyorlarmış gibi davranıyorlar. Hatta bazen sabote ediyorlar yazılanları. 

    Kahve de yanı başımda. Gerçi az önce beceriksizce yarısını yere boca ettim ya, olsun. Odamı mis gibi kahve kokusu sardı. Bir haftadır Virginia Woolf'a yatıp kalkıyorum. Yatağa düştüğüm bir saatte elime alıyorum kitabı. Yatak odamda, Virginia Woolf'tan Kendine Ait Bir Oda'yı okuyorum. Kitaptan ne anladığım belki satır aralarında dolaşacaktır ama şimdilik ben bir haftadır yanında yatanın uyuyup uyumadığına pek önem vermeyerek, başucumdaki ışığı sonuna kadar açıp, kitabımı okumaya devam ediyorum. Mecazı bir kenara bırakırsak, kendine ait bir odam var işte, sadece başka biriyle paylaşıyorum. 

    Neden Virginia Woolf okuyorum şu aralar? Kırmızı Kedi Yayınları'ndan çıkan üçlü seti bir indirim sırasında alıvermiştim. Lise yıllarında okumaya çalıştığım Virginia'a o sıralar ulaşamamıştım. Yeni baskı kitapta çevirmenin İlknur Özdemir olması kitabı hiç tereddütsüz almamın ilk sebebi; zira kendisinin yaptığı çevirilerin hepsi harika. Evet,Virginia ile yarım kalmış bir hesabımız var. O, benim kitabını okumamı yıllardır bekliyor, ben de uygun zamanın gelmesini bekliyorum. Şimdi tam sırası... Zil çoktan çaldı. 

    Doğru yazmaya çalıştığımı buradan her bir dostuma söyleyip duruyorum değil mi? Bunun için çaba sarf ediyorum ve yazılarımın hepsini 1. tekil şahıs kullanarak yazıyorum. Eh, öğrendim ki yazarken hatalar yapıyorum. Hastalığımın ismi ''Bilinç akışı'nda hatalı yazım'' başlığının altına giriyor. Virginia Woolf okuyarak yaptığım hataları anlamaya çalışıyorum. Şimdi yazarımızın öyle karşıma çıkıvermesi bir şans değil yani, bana ders vermek için yanımda bulunuyor. Kitabı okuduktan sonra anladığım kadarıyla,- anlamam biraz geç olmadı, sadece bir kere başlamıştım, bitireyim dedim-, Kendine Ait Bir Oda, di'li geçmiş zamanla yazılmış. Oysa bana şimdiki zamanla yazılmış bir kitabı gerekiyor.

    Uzun lafın kısası, daha yolum uzun. Benim hemen Dalgalar'ı okumam, oradan William Faulkner'le başka bir yolculuğa çıkmam gerekiyor.
    Anlatacak çok şeyim olmasına rağmen kısaca haber vereyim dedim.

Şaşırdım kaldım. :)