31 Mayıs 2013 Cuma

Peki ama ya Gezi Parkı?

New York'ta karşıma çıkan ilk park Bryant Park'dı. Gertrude Stein'ın büyük bedenine emanet edilmişti.
 Halkın nefes alması için gökdelenlerin ortasında bir vaha gibiydi. Eh, takdir etmek gerekirdi ki, öğle yemeklerini yemek için insanlar AVM'ler yerine bir ağacın gölgesini tercih ediyordu.


San Francisco- Muir Woods
 Ahşap çitlerle çevrili patikanın dışına çıkıp, ağaçlara dokunmak yasak. Özenle ayrılmış ağaçlar dışında; zira San Francisco'da bulunan sekoya ağaçları bin yıllık uzak bir tarihe tanıklık ediyorlar!!!

New York'un orta yeri- Madison Square Park


Central Park
Hepimizin gitmeden tanıdığı Central Parkı anlatmaya gerek bile yok. İsteseler parkın kapladığı alana bir tane daha New York şehri sıkıştırırlar. Bir hayli AVM'de konailir tabii yerine!!!!

Parc Monseau
 Alice Harikalar Diyarı'nın Alice'inin eteklerine hiçbirimiz çocukken tırmanamadık. Hangi biriniz o tavşan deliğinden aşağı kendini bırakmayı ve büyülü bir yola çıkmayı hayal etmedi? Paris'in orta yerinde çocuklar, Alice ve tavşanıyla arkadaş!!!!

Luksemburg Bahçeleri...
Parkın bu heykelin arkasında kalan giriş kapısında Fareli Köyün Kavalcısı karşılıyor ağaçların arasına karışmak isteyenleri... Öğle arasında masallara yolculuk kabul görüyor dünyanın her bir köşesinde...


Güvercinler, minik kırıntıların peşinde...

Hyde Park!! Kuzey ve annesi engelleyemedikleri bir özentinin parçası olmuş durumdalar!!!
Birkaç gündür dilimin ucundan fırlayan cümleleri buraya döküp döküp siliyorum. Anlayamıyorum!!!
Haydi Türkiye AVM'lere diyorum!!!!

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Carlos Ruiz Zafon'la nasıl tanıştım?

Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı'na doğru yola çıkan Daniel ve babası olsa gerek kapağı süsleyen bu resim!
Sanırım birkaç gün önce elime bir kitap aldım. Okumak üzere kafamın içinde sıraladığım kitap listemin içinde olmayan bir kitaptı kendisi. Amma velakin evde bu kitabı okuyan biri vardı ve yeni bitirdiği kitabı, okumam için gözümün içine sokup sokup duruyordu. 

Sevgili koca kişisi kitabı okumam gerektiğini ısrarla söylediği gibi, bir de okuyup hemen bloga yazmam gerektiğini söylüyordu. Sanırım İmza: Karın'a kendisi için yazdığım mektuptan sonra kendisine karşı olan güveni tavan yaptı. Gerçi Remzi Kitabevi'nin kitap raflarının arasında oğlanın ona götürdüğü kitabı açıp, kendisi için yazılmış mektubu okurken fazla renk vermedi ama demek ki hissettikleri gösterdiklerinden daha fazlaymış.

Açıkçası ben çok sevineceğini, benimle gurur duyacağını düşünmüştüm. O ise, gerçekten çok sevinip bunu belli etmedi ve kendiyle çok gurur duydu. 

Sonrası malum zaten. Bizi Remzi Kitabevi'nde Budapeşte pastası yiyip, çay içerken bırakıp hesabı bile ödemeden arabasına atlayıp, Kadıköy'ün kuş uçmaz kervan geçmez sokaklarından birinde zorlukla ayakta kalmaya çalışan dükkana gitti. Dükkanın kapısında rüzgârın esintisiyle sallanan tabelada şöyle yazıyordu: Geçmişten Günümüze Şövalye Malzemeleri...

Tabii ki yırtık şövalyenin üstümde kurmaya çalıştığı baskıya boyun eğmedim. Bloga bir yazı yazacaksam buna ancak kendim karar verebilirdim!

Bana uzattığı kitabı okudum: Carlos Ruiz Zafon ve Rüzgârın Gölgesi

Altı çizilmiş birçok cümle, zamanı durdurup hayaller kurmama sebep oldu.
Hatılıyorsanız geçen senenin kitabını daha senenin ortalarında kendi adıma ilan etmiştim ve demiştim ki ''Lizbon'a Gece Treni'' benim kitabımdır. Yazarın, kitabı benim için yazdığına dair inancım hâlâ içimde alev alev yanmakta. Nasıl bir duyguydu kitabın bana verdiği! Resmen ruhumu yazarın hikâyesine satmışım gibi hissetmiştim. Kitabı yakın bir zamanda tekrar elime almak için yanıp tutuşmakla birlikte, ikinci okumamda kitaba karşı hissettiğim duyguları kaybeder miyim korkusuyla boğuşmaktayım. 

Rüzgârın Gölgesi, ilk birkaç sayfasıyla bana doğru kitabı okumakta olduğumu hissettirdi. 

Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı'na yaptığı tek bir ziyaret ve oradan aldığı tek nüshası kalmış bir kitabın peşi sıra yazarının peşine takılan Daniel'in hikâyesi benzer bir hikâye gibi görünen Lizbon'a Gece Treni'ni anımsatsa da, Latin Amerika Edebiyatı tadındaki cümleleriyle yazar benim için peşinden gideceğim yazarlar listemin üst sıralarına yerleşti bile..
İçimde yazma isteği uyandıran her yazarı çok sevdiğimi de bu kitap sayesinde anlamış oldum. 

Selçuk bu kitabı okumam konusunda kesinlikle haklıydı. Barselona sokaklarında yol alan hikâye, içinde barındırdığı başka birçok öyküyle insanı o sokaklarda yürümeye mecbur kılıyordu. Kitaba konu olan her kahramanın birbirine ölesiye bağlı ama bambaşka öyküleri vardı. Benim yarattığım hikâyenin başka kimlerin yaşamını bu derece etkilediğini, kimi zaman umuda kimi zamanda umutsuzluğa sürüklediğini merak etmeden duramadım. 

Ne olursa olsun, okuma serüvenimden asla kopamayacağımı biliyorum. Carlos Ruiz Zafon beni kendime haklı çıkaran yazarlardan biri.

Kitabın yazar karakteri Julian'ın bir kitabında dediği, ''Hatırlandığımız sürece hayatta kalırız.'' cümlesini çoktan defterimin boş bir sayfasına not ettim bile.

21 Mayıs 2013 Salı

Ev hali!

Survivor reklam arasındayız. Reklam arası çok uzun olduğu için bizim evde reklam aralarında başka işler çevriliyor. Mesela Kuzey bu saatte hâlâ uyanık! An itibariyle hızlı hızlı banyosunu yapıyor. Zaten el kadar bebenin yapacağı banyodan ne olur ki? Tertemiz benim oğlum! 
Ayağımın ağrıdığını bahane ederek, banyoda Kuzey'e eşlik etsin diye Selçuk'u görevlendirdim. Koca kişisi aldığı görevden çok memnun olmayarak, refakatçi olmak istemediğini belirterek itiraz hakkını kullandı. İtirazı kabul edilmediği gibi, ev ahalisi tarafından esefle kınandı. 
O da gözlerini aşağı devirerek çabalamakta olduğu şeyin ve ağzından çıkan ''kocaman adam oldu, kendi açamıyor mu suyu?'' cümlesinin hemen farkına vararak, maksadını aşan cümleleri için hepimizden ayrı ayrı özür diledi.

Şimdi evimizin alışık olduğumuz rutinine geri döndü. Ben kucağımda bilgisayarımla blog aleminde ne var ne yok diye bakarken, Kuzey Survivor'a, sevgili kocam da Candy Crash Saga oyununa geri dönmüş vaziyette. 

Bu arada yeri gelmişken, benimle facebook arkadaşı olan dostlarımdan tarafımdan gönderilen Candy Crash Saga istekleri için özür dilemeyi borç bilirim. Koca kişisini kendi facebook haklarını bitirdikten sonra, hırsına yenilip benim facebook hesabımdan da oyun oynarken suç üstü yakaladım. 

Kendisine yani bana hak falan yollamayın arkadaşlar. 

Zannedersem bağımlı bir kocam var!


20 Mayıs 2013 Pazartesi

Haberler!

Mutlu otuz sekiz!
Son iki haftadır yerimde sabit bir şekilde oturuyorum. Yıllardır ayağımda yaşayıp, kendini her an bana hatırlatan ağrıdan sonunda kurtuldum. Artık hayatıma onsuz devam etmeyi öğreneceğim. Konuyla ilgili bir sıkıntım yok aslına bakılacak olursa. Onu özleyeceğimi pek düşünmüyorum. Hatta bir müddet sonra varlığını bile unutabilirim! 

Şimdilik sol ayağımda kesinin verdiği sızı ile günlerimi geçiriyorum. İlk haftamı evde koltuğa uzanıp, her güne bir İran filmi projemi yürürlüğe koyarak geçirdim. Filmin ertesinde elime kitabımı alıp keyif yapmaya devam ettim. Arkadaşlarım sanki anlaşmışlar gibi teker teker uğradılar yanıma, öyle güzel sohbetler ettik ki, sonunda evde olmanın ne güzel bir duygu olduğu konusunu kendime kanıtlamış oldum. İnanın hayatımı bu şekilde sürdürmeye daha haftalarca devam edebilirdim. Sonra nereden geldiği belli olmayan bir sorumluluk duygusu geldi oturdu midemin orta yerine. 
''İşe gitmeliyim artık ben!'' dedim.

...ve bugün işe başladığım ikinci hafta. Oysa evde ne keyifler anlar yaşamıştım ben. 

Biliyorum her bulduğum fırsatta hemen bir uçak bileti ayarlayıp, yollara düşüyorum. Bu vesileyle, yürüyemeyecek olmamdan dolayı, evde kalmak çok güzeldi.

Neler yaptığımı bir türlü anlatamadım burada da! 
İnternetten uzak durasım vardı. Klavyenin üzerinde parmaklarımın gezinmesinden çok, defterle kalemin dostluğunu yaşamak istedim. Öyle de yaptım:)

Çok gezdim bu aralar... Anlatamadığım ne çok şey var. Bir gün elbet unutulacak olacak kişisel tarihimin kısa notlarını toplamak adına buraya karalamak gerçekten güzel...

Kısa bir merhaba'ydı şimdilik karaladıklarım...
Ameliyattan üç gün önce Amsterdam sokaklarında, Kraliçe'nin doğum gününü kutluyordum. Kurtarabildiğim fotoğraflarım varsa, yükleyeceğim buraya...
Hemen iyileşmem gerekiyor; zira yeni yolculuklar var.

Haziran'da bildiğim bir şehre nefes almaya, Temmuz'da Provence'da gezmeye, sonra denize girmeye Ege'nin diğer kıyısına gidiyorum. 

Beni en çok heyecanlandıran gezi ise Kurban Bayramı'nda olacak. 
Şimdi benim için dinlenme vakti!