10 Şubat 2014 Pazartesi

Tren garlarını neden sevdiğimi buldum sonunda!



Bir gün ansızın bir kitabın sayfalarında daha önce hiç bulunmadığımı bildiğim bir tren istasyonunun adına denk geldim: Estación de Francia.
Carlos Ruiz Zafon'un Cennet Mahkumu kitabında yaşayan az sayıdaki karakterlerden biriydi Fermin. Kitapta hayran olmamı gerektiren başka karakterleri bir çırpıda geride bırakmış, derbeder haline rağman gönlümde taht kurmuştu.
İlk kitaptan beridir çok sevdiğim yaşlı kitapçıyı bile unutmuştum onun yüzünden. Okumamış bir adamdı Fermin. Bir dolu işkenceye maruz kalmış ama hayattan ümidini hiç kesmemişti. Öyle olmadık zamanlarda, öyle büyük cümleler ediyordu ki, dudaklarından dökülen alaycı kelamlar beni şaşırtıyordu.
İşte bu Fermin kitapta yaşadığı onca acılar içinde, tam da kitabın ortalarında bir yerde, adı bilinmeyen bir İspanyol kentinden Barselona'ya gidecek trene tek yön bir bilet aldı.
Bileti elinde tutarken, bende ''buldum!!'' diye bağıran Viking kızı Vicky gibi aydınlandım.

Bunca yıldır arayıp durduğum, ''ben tren garlarında ne arıyorum?'', sorusunun cevabı biletin üzerinde yazıyordu: Arkadaşım! Bu benim genlerimde vardı!

Ailemizin erken göçenlerinden birinin genlerine sahiptim ne de olsa.
Bir suçlu varsa nedeni amcamdı. Sonunda kime çektiğim belli olmuştu.



Basit bir hesapla amcamın bizi bırakıp gittiği tarih, benim liseyi bitirdiğim yıla rastlıyor. Tıpkı diğer babalar ya da kocalar gibi amcamda öyle bir adamdı işte. Doğruları ve yanlışlarıyla. Ailenin çoğu üyesinin zaman zaman amcama bakıp, derin ahhhlar çektiğini hatırlıyorum.  Olması gerektiği gibi ya da birilerinin söylediği şekilde yaşamazdı amcam hayatı.
Babam çoğu zaman kızardı amcama. Kendisinden biraz büyük abisinin biraz sorumluluk almasını isterdi ya, amcam hep bildiğini okurdu. Bildikleri de hep güzel şeylerden oluşurdu.
Amcam güzel giyinirdi, güzel yemekler yerdi, Türk Sanat Müziği dinlerdi ve elbette rakı içerdi.
Bana soracak olursa, bir gün anlaşılabileceğinden çoktan umudu kesmişti. Canı sıkıldığında, kafası attığında, İstanbul canına tak ettiğinde Haydarpaşa'da bulduğu ilk trene atlar, öylece giderdi.
Onu yemekli kompartımanda üzerinde takım elbisesi, boynunda kravatı, masasında beyaz peyniri ve rakısıyla şimdi bile hayal edebiliyorum.

Eskiden yolum ne zaman Haydarpaşa Garı'na düşse, gözüm garın içindeki restorana takılırdı. Derdim ki, şimdi girsem içeri kesin görürüm amcamı trenlere bakıp, rakısını yudumlarken...

Bazı kitaplar, bazı anılar, bazı yollar birden düşüyor insanın aklına.
Bizim eve amcamın hikâyeleri hep telaşla, telefonun diğer ucundan gelirdi. Babam ve diğer iki kardeşi amcamı aramak için yollara düştüğünde, o hep aynı yerde olurdu aslında: Bir kadeh rakının arkadaşlığında ya yemekli kompartımanda ya da Haydarpaşa garında.

8 Şubat 2014 Cumartesi

Paris'te yapacak ne çok şey var!

Bir hafta sonraki yolculuğa hazırlanmaya başladım elbet! Elizabeth Bard'ın Paris'inde gezilecek nereleri var?
Tatil bittiği için üzülüyorum; ama yetti.
Kendimize geldik, dinlendik.
Şimdi bir hafta sonra içinde olacağım uçağın ve varacağım şehrin hayalini kuruyorum.

Hava durumuna bakıyorum; pek iç açıcı değil.
Paris soğuk!

  • Kalın ama hafif bir mont alacağım bu durumda yanıma mecburen. Hayalini kurduğum gibi hafif kıyafetlerle arz-ı endam edemeyeceğim caddelerde. Yine uzun yürüyüşler yapacağım. Sevdiğim sokaklarda fazladan tur atacağım. Biliyorum ki Marais'nin altını üstüne getireceğim. 
  • Kırtasiye alışverişi için gözümü açık tutacağım. Listemdeki kırtasiyeleri tek tek gezeceğim. 
  • Gittikten sonra size anlatmayı düşündüğüm şu Cezayir Pastanesi'ne gideceğim. Tatlımın yanına çay söyleyeceğim. 
  • Angelina'ya yine uğrayacağım ama bu sefer başka bir yere de şans vereceğim. Bakalım bu gittiğim yeni yer Angelina'nın pabucunu dama atacak mı?
  • Hemingway'ın dolaştığı sokaklardan bir kez daha geçeceğim. Mavi kapılı evinin açıldığı meydanda yemek yiyeceğim. Hemingway ile James Joyce'un birbirlerine ne kadar yakın oturdukları hakkında bir konuşma açacağım. 
  • Sonra Selçuk'a Ulyyess'i okuyacağım dediğini hatırlatacağım. Kitabı okuyup bitirirse bu başarısı karşılığında bana attığı havaları haklı bulup görmezden geleceğim. Mecburen o okuduğuna göre, bende kitabı okumaya başlayacağım.
  • Rodin'in evine gideceğim. 
  • Pere Lachaise'e gitmeyen arkadaşımla tekrar Pere Lachaise'i gezeceğim. 
  • Bir daha Boeuf Bourguignon yiyeceğim. Julia&Julie'yi tekrar hatırlayacağım. Meryl Streep'i ne çok sevdiğimi düşüneceğim. Dönüşte bir daha filmi seyretmeliyim diye defterime not düşeceğim.
  • Hayatım ben böyle Paris'e gelip giderken geçtiğini fark edip, ''Topla pılını pırtına gel işte, hem okul parası vermekten de kurtulursun'' diye telkinlerde bulunacağım. Sonunda diyeceğim ki, ''Paris, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli!''
  • Burada yaşasam Montparnasse'da mı otururdum yoksa St. Germain'de mi sorusunu milyon kez olduğu gibi yine düşüneceğim. Cevabı bildiğim halde aynı soruyu tekrar tekrar kendime sorup nasıl bir haz aldığım konusunun sosyologlar tarafından incelenmesini isteyeceğim. 
  • Paris kafelerinde sanki zamanım çok bolmuş gibi oturup saatlerce kitap okuyacağım. Etrafıma bakınca havaya gireceğim, bir sigara yakayım diyeceğim. Yine yakmayacağım.
  • Shakespeare and Company'ye ve oradan da Abbey Bookstore'a uğrayacağım. Her gidişimin anısına aldığım kitaplarıma bir yenisini daha ekleyeceğim. 

Lisyte böyle uzayp giderken, ben hayallere durmaya ve maddeler eklemeye devam edeceğim.