5 Nisan 2014 Cumartesi

Mart ayında ne yaptım?



... demiş Virginia Woolf! Benim için de hayal kurmanın mevsimi geldi çattı. Nisan aylardan en güzeline gelmeden önceki aydır benim için!

Bahar gelmek üzere ya, Mart'ın içimde yarattığı karamsar havayı unutmak üzereyim. Dışarıda her şey yüzünü güneşe dönmeye başladı. Tüm kış boyunca umutsuzca izlediğim kuru dallar, umutsuzluğuma inat yeşillenmeye başladılar. Önce inanamadığım tomurcuklar geldi yerleşti kuru dallarına. Hiç haberim yokken benden birazcık daha genç bir zeytin ağacı gelip yerleşti bahçemin en güzel köşesine. Baktığım her yerden görebileceğim bir yerde dursun istedim. Minik minik tomurcuklar var soluk yapraklarının arasında. Zeytin ağacıma kırmızı yapraklarıyla zarif bir akçaağaç ve beyaz bir leylak eşlik ediyor. Bu bahar dost olmayı öğrenecekler. Ben de bol bol müzik dinleteceğim onlara oturduğum yerden.

Bahara bol bol tüketilecek kahve ve çay eşlik edecek. Bahçeyi çevreleyen çimler çocukların ayaklarında altında ezilmekten yorgun ama mutlu! Bir el atılsın kendilerine diye bekliyorlar. 

Güneş, sabahları şarkılarını söyleyen kuşlar iyi geliyor ruhuma. Bir de hiç susmayan kurbağalara bir çözüm olsa çok sevineceğim. Prensini bulamayan arkadaşların derhal gelip, bize komşuluk yapan kurbağaları öpmesini bekliyorum. Acil çağrı! 

Mart ayı süresinde sanatsal aktivitelerimize devam ettik. Sene başından itibaren pek de fena sayılmayan bir istikrarla yolumuza devam ediyoruz. 
Bu ayın oyunları Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde seyrettiğimiz Perihan Savaş'ın oynadığı ''Yüzleşme'' adlı oyun, Ümraniye Sahnesi'nde seyrettiğimiz ''Kabare'' isimli müzikaldi. 
Bahsetmek için Nisan ayının sonunu bekleyemeyeceğim etkinlik ise Süreyya Operası'nda dinleme fırsatı bulduğum ''Bahar Konseri''ydi. İstanbul'da kaçırılmaması gereken etkinliklerin başında geldiğine inanıyorum. Bahar ve Yılbaşı konserlerini kaçırmayalım lütfen :) Ben Yeni Yıl Konserlerini tarihleri son birkaç yıldır uymadığı için kaçırıyordum ama sanırım bu sene gidebilmek için fazlaca çaba harcayacağım.
Orkestra Şefi Naci Özgüç konseri tek kelimeyle harika yönetti. Konseri dinlemekten öte, kendimi yaptığı işi tutkuyla yapan bu adamı seyretmekten alamadım.

Mart ayı kitap okumak açısından pek verimli geçemedi. Daldan dala atlayıp durdum. Doğal olarak ülke gündemi nasıl karışıksa, benim kafam da aynı oranda karışıktı. 
Kafam birz dağılır umuduyla Ayça Şen'in kitabını aldım. Keşke bu kitabı alıp paramı ve zamanımı harcayacağıma, evdeki kıyak poliseyelerden birini okusaymışım. Ayşe Arman'ın gazına geldim işte.


Hayalet Ağrı isimli kitap öncesinde güzel başlasa da, sonrasında benim için de önce bir karın ağrısı, sonrasında baş ağrısı oldu. Okumak isteyen varsa hiç parasını harcamasın, bana bir mail atsın, hemen yollarım.

Sonra ne okudum?


Kitabın isminin güzelliğine dayanamayarak aldım tabii ki. Şöyle diyeyim, okunsa da olur okunmasa da! Okumazsanız bir şey kaybetmiş olmasınız, bilesiniz.
Allah'tan şöyle bir kitap okudum da, ağzımın tadı değişti. Ohh be dedim!


Selçuk Altun'un bu kitabın abayıldım. Fazla söze gerek yok herhalde. Lokum gibi bir kitaptı.

Üstüne okuduğum Joyce Carol Oates ise cila gibi geldi.