24 Şubat 2015 Salı

Miami: Palmiyelerin Şehri

Deniz, güneş, kum insanı değilim.
Denizi, güneşi ve kumu çok seviyorum; patates kızartmasının yanında soğuk bir bira içmeyi, şezlongta yatıp mümkünse bangır bangır müzik çalmayan bir ortamda kitabımı okuyup, çayımı içmeyi de.
Yine de ne oluyorsa oluyor; deniz-güneş-kum yerine sokaklarda yürümeyi, akşam çökünce ayaklarımın yorgunluktan ağrımasını, blmediğim bir kültürün anlaşılmaz dilleri içinde kaybolmayı, vücuduma güneş kremi sürmek yerine bacaklarıma kas gevşetici bir krem sürmeyi tercih ediyorum.

Denizi, güneşi ve kumu yukarıda anlattıklarımdan bir kademe eksik seviyorum demek ki!


Miami- Orlando ihtimali ortaya ilk çıktığı an, ''Oraya kadar gitmişken Key West'e de gidelim.'' dedim. Sonuçta herkesin memnun kaldığı bir seyahat yapmış olduk. Amerika'nın en güney ucuna kadar gittik, palmiyelerin çevrelediği Miami'de gezindik, ilk kez bir Mustang'a binip okyanusun en derinine doğru araba sürdük, Hemingway'in evini gördük, ayaklarımızı kumlara değdirdik, Universal Stüdyoları'nda Harry Potter setlerinde gezip filmin kahramanlarının buluşup ''Butter Beer'' içtiği salonlarda yedik içtik.

Herkesin mutlu olduğu ve en güzeli tüm ailemizin birlikte olduğu harika bir tatildi.





Miami Havaalanı'ndan Miami şehir merkezine otobüsle geldik. Miami'de araba kiralamama kararı almıştık. Gelişte herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Ana cadde üzerinde otobüsten indik, South Beach'a yakın otelimizi kolayca bulduk ve otelimize yerleştik.

Denizin hemen kenarına konumlanmış bu tatil kasabaları ben de hep aynı hissi uyandırır. Nerede olursa olsun deniz hep aynı kokar, dalgalar hep aynı şekilde kıyıya vurur, ağaçlar denize paralel bir çizgide uzanır. Mevsim yaz mevsimi değilse deniz bildiğiniz deniz gibi yumuşacık durmaz karşınızda. Rüzgârla işbirliği yapıp artık dinlenme vaktinin geldiğini haber verir insanoğluna.
''Gidin!'' der gibi gelir bana.
Şehir aynı canlılıkta değildir zaten. Dükkanların önünde denizin acıktırdığı insanlar sıraya girmez, satışlar düşer, telaş yerini haklı bir sakinliğe bırakır. Konukların gitme vakti, ev sahiplerinin de şehri dinleme vakti gelmiştir.

Biz böyle bir vakitte gittik Miami'ye. İnsanların elini eteğini çektiği bir zaman olduğu için çok mutluydum. Okyanus sert dalgalarla kıyıya vuruyor, çıplak ayaklarımla yürüdüğüm kumsalda güneşin kumların üzerinden çoktan elini ayağını çektiğini hissediyordum. Filmlerden görmeye alışkın olduğumuz cankurtaran kulübesindeki cankurtaran, insanları değil okyanusu izliyordu. Kulübenin önündeki asılı bayraklar okyanusa girmenin tehlikeli ve yasak olduğunu haber veriyordu.

Miami, yaz mevsiminin kalabalık zamanını değil, daha serin günlerin tenhalığını yaşıyordu.
Kulağımıza gelen bikinili güzel kızlarla kaslı erkekler yoktu ortalıkta.

Miami ilk izlenimde üstünde ucu bucağı görünmeyen bir okyanus, mavi rengi yeşille tamamlamak için bolca palmiye ve yazlık havası taşıyordu.

İlk akşam otelimize bavulu attıktan sonra lobiden bir harita edinip dışarı çıktık. İlk hedefimiz okyanus kenarıydı. Muhtemelen şehrin en işlev yeri burası olmalıydı. Uzun bir yolculuktan gelmiştik. Bir gece öncesinden uyumamış, sabahın 03.00'ünde havaalanında olmuş, 05.30 da uçağa binmiş. Sabah 08.00'de Frankfurt'ta inip, üç saatlik bir beklemenin ardından Miami yollarına düşmüştük. Küçücük uçak koltuklarında oturmaktan totom uyuşmuştu vallahi; tüm yolu Business Class'ta fosur fosur uyuyan insanlara haset ederek geçirmiştim.

Peki, Miami'de nerelere gitmeliyiz?
Gidilmesi gereken yerler ve benim buralarla ilgili ne düşündüğümü öğrenmek ister misiniz?
Listemiz geliyor.


18 Şubat 2015 Çarşamba

Miami-Orlando'ya gidecekler için kısa kısa notlar...

Miami'ye bende bıraktığı izlere başlamadan önce kısa bir toparlama yapalım. Ne demiştik?

  • Okyanus ötesi ülkelere gitmek için uçuşumuzu önceden planlamak en mantıklısı. Daha makul fiyatlara uçak bileti bulabiliyor ve mille bilet bulabilme şansına sahip olabiliyoruz. 
  • Üzülerek söylüyorum ki mil kazandırdığı için ve THY'nin anlaşmalı mil kartı olduğu için bugüne kadar öncelikli olarak Garanti Bankası'nın Shop and Miles kartının kullanıyordum. Ne yazık ki son yıllarda alışverişler karşılığında verdikleri mil sayılarını kuşa çevirdiler. Kaldı ki birçok miliniz olsa bile (benim var) bir türlü mil karşılığında bilet bulamıyorsunuz. 6 ay öncesinden mille bilet almaya kalksanız, mille satılan biletler hep dolu oluyor. Millerle Avrupa'ya bilet alayım deseniz makul miller karşılığında bilet bulamıyorsunuz. Hep üst kategoriden mille bilet satmaya çalışıyorlar. Üstüne üstlük öyle bir havaalanı vergisi istiyorlar ki, paranızla başka hava yolundan bilet alsanız daha karlı oluyorsunuz. 
  • Bence mil kazanmak ve sonrasında o millerle bilet almak için en mantıklı kredi kartı Akbank'in Wings kartı. 
Fotoğraf: Pinterest

  • Daha önce de anlattığım gibi biz biletlerimizi TEB Bonus Platinium kartın bonuslarıyla ve Wings kartında biriken millerle aldık. Shop and Miles'da biriken millerimiz kullanılma şansı doğacak bir fırsatı bekliyorlar ama ne mümkün!
  • Miami uçuşları için en mantıklı seçenek Luftansa gözüküyor. Türk Hava Yolları'nın önerdiği Air Canada uçuşunu tercih edecekler, Kanada vizesi almak zorunda olduklarını unutmasınlar!
  • Amerika'da araba kiralamak şart! Arabayi navigasyonla birlikte kiralamak da ikinci koşul! Biz seyahatlerimizden birinde ''Dollars'' adlı bir şirketten kiralamıştık. O seyahatimizin iki saatini uzun kuyrukta sıranın bize gelmesini bekleyerek geçirmiş ve bu kadar yavaş çalışmalarına sinir olmuştum. Bu tecrübeden dolayı bu sefer Hertz'ü tercih ettik ve çok memnun kaldık. Fiyatı, arabaların kalitesi, müşteriye davranış şekilleri hepsi tam not aldı benden. 
  • Otobüs kullanmak Amerika'da çok anlamlı değil. Otobüs durağında ''Ağaç olmak'' deyiminin gerçek anlamını öğreniyor. Türkiye'de toplu taşımanın ne kadar ilerlemiş olduğunu fark ediyorsunuz!! İleri olduğumuz bazı konular olduğunu görünce de seviniyorsunuz. Bunu da bir kazanım olarak kabul etmek mümkün. Amerika'da bir taksi şoförünün de söylediği gibi (Birkaç otobüs denemesinde biz de böyle olduğunu düşündük) otobüsleri çok fakirler, evsizler ve Afro- Amerikalılar kullanıyor gibi geldi; zira gerçekleştirdiğimiz üç denemede otobüsün içindeki tek beyazlar bizdik.
  • Otobüse bindiğinizde kişi başı 2 dolar alıyorlar. Tam rakam bu değil herhalde ama paranın üstünü vermiyorlar. Taksi pahalı. Bir akşamüstü South Beach'den Little Havana isimli bölgeye gitmek için taksiye bindik ve 26$ verdik. Dönüşte otobüse binip üç kişi için 6$ verdik. Downtown Bölgesi'nde otobüsten inip aktarma yaptık ve bir 6$ daha verdik. 
  • Daha önceki seyahatlerimizde Amerika bu kadar pahalı gelmemişti bize. Bu sefer nedense Amerikan Dolarının alıp başını gitmesinden kaynaklı olabilir, seyahatte her şey çok pahalı geldi. Paralarımızı bitirip tekrar para kazanmak ve yeni seyahatler planlamak için ülkemize geri döndük.
  • Oteller konusunu bir önceki postta anlatmıştım. Miami'de South Beach Bölgesi kalmak için en güzel yer. Key West otelimizi tek geçtiğimiz zaten söyledim. Oyun parklarına gidecekleri için de en uygun çözüm, oyun parklarının içinde bir otelde konaklamak. 



  • ''Miami- Orlando için en uygun ay hangi ay?'' sorusunu benim gibi kendine sorup internette cevap arayanlar: Biz sömestir tatili olduğu için Ocak sonu- Şubat başını tercih ettik. Eşe dosta sorduğumuzda bu dönemin yüksek dönem olmadığını, Miami'nin en güzel döneminde Miami'yi ziyaret etmediğimizi gitmeden öğrenmiştik. Yine de gittiğimiz zaman fırtınaların, yağmurların olduğu bir döneme denk gelmiyordu. Hava sert bir sonbahar havasındaydı. Üstümüzde ince montlarla gezip, yüzümüzü hep güneşe döndük. Okyanusa girmek, kişinin kendi tercihine bırakılmamıştı. ''Hava güzel, ben bir gireyim!'' gibi bir durum söz konusu değildi. Plaj önündeki levhalarda denize girmenin yasak olduğu yazıyordu. Key West, daha sıcaktı. Kumsallarda güneşlenenler ve denize girenler vardı. 

17 Şubat 2015 Salı

Miami- Orlando ve Key West'te nerede kalınır?

Benim için bu geziye çıkarken blogların yazdığı notlar çok önemliydi. Yazılanların hemen hepsini okudum, Türkçe yazan bloggerların dışında yazılan çoğu yazıya da göz gezdirdim. İnsan tek başına bir yere gitmek istiyorsa yazılanlar gerçekten çok önem taşıyor. En çok Orlando kısmında oyalandım. Oyun parklarındaki oyunların cinsini öğrenmek için stüdyoların oyunlarla ilgili açıklamalarına göz gezdirdim. Ben roller coaster'lardan hoşlanmıyorum. Kuzey'le birlikte bir kez yaşadığımız roller-coaster tecrübesi de yeterli geldiği için, çocuğuma bir daha aynı tecrübeyi yaşatmak istemedim.

Yola düşerken kafamda bir sürü soru vardı. Şimdiye kadar yazmadığım bir şekilde Amerika notlarını toparlıyorum çünkü benim internette aradığım soruların cevabını burada yazmak istiyorum.

Amerika seyahatimiz boyunca araba kiralamalı mıyız?

Amerika'da (New York hariç) rahat bir şekilde gezmek, ulaşmak istediğiniz yerlere kolayca ulaşmak istiyorsanız kesinlikle araba kiralamak gerekiyor. Birçok yer birbirinden çok uzak noktalarda. Ne yazık ki toplu taşıma sistemleri de çalışmıyor. Miami'de şehrin başka bir bölümüne gitmek için 1.30 saat otobüs bekledik. 
Biz şöyle yaptık. Miami'de araba kiralamadık. Gitmek istediğimiz birkaç yer vardı, onlar için de otobüs ya da taksi kullanırız diye düşündük; otobüs kullanarak vaktimizi, taksi kullanarak da paramızı lüzumsuzca harcadık. 
Miami'den Key West'e giderken araba kiralamayı tercih ettik. Key West'e giden yol çok güzel. Araba kiralayarak hem güzel bir sürüş keyfi yaşanabilir, hem de istenilen yerlerde durup kahve molası verilebilir. Tatilimizin beyler açısından en güzel atraksiyonunu da burada yaptık: Bir Mustang kiraladık. 



Key West'te arabamız iki gün boyunca otoparkta yattı. Havanın güzel olmasından faydalanıp bir saatlik bir şehir turu yaptık sadece. Key West'e gidecekler için yine de en güzel dolaşma şekli ya yürümek ya da bisiklet sürmek.

Orlando'ya gittiğimizde ilk iş otelimize arabayı teslim etmek oldu; zira kaldığımız süre boyunca sadece oyun parkının içinde olacağımız için arabaya ihtiyacımız olmadı. Havaalanına dönüş yolunca yine otelimizden araba kiraladık ve kiraladığımız arabayı havaalanında teslim ettik. Kiraladığımız arabaların tümünde her işi kapsayan bir sigorta yaptırdık. Ekstra diye tanımlaman bu sigortanın bedeli çok ağır değil. Biz otelimizde ve havaalanında teslim seçeneklerini içerdiği için Hertz'i tercih ettik ve çok memnun olduk. 

Miami-Orlando ve Key West'te nerede kalmalı?

Gitmeden önce bu konuyu uzun uzadıya araştırdık. Haritanın üzerinden bölgelere baktık, otel sitelerinde gezindik. Açıkçası otelleri seçerken, ''Bir daha mı geleceğiz dünyaya?'' bakış açısıyla biraz kesenin ağzını açtık. Bir de oğlumuz artık büyüdü. Yatakta aramıza sıkışamıyor :)

Miami...

Miami'de South Beach Bölgesinde bir otel seçtik. Bunu yapmakla da çok doğru bir karar vermişiz. Downtown Bölgesi, Art Deco Bölgesine uzak bir mesafede. Bu bölgeden her gün buraya gelmek isteyenlerin araba kiralaması şart. Dediğim gibi, otobüsle ulaşım sağlamak isteyenler vakitlerini yollarda çöpe atacağından emin olarak yola çıkmalı. 
Kaldığımız otelin ismi ''The Shepley'' idi. Temiz ve konforlu bir oteldi. Okyanusa çok yakın bir mesafede konumlanmıştı. Kruvasan, kahve, çay ve kahvaltılık gevrekten oluşan bir kahvaltısı vardı. Bu itirafı benden duymak çok kolay değil ama hayatımda yediğim en güzel kruvasanı burada yedim. Sabahları ikram ettikleri filtre kahve de tek kelimeyle nefisti. O kadar ki gidip adını öğrendim. Mosaic markalı bu kahve ne yazık ki marketlerde satılmıyormuş. İyi kahve yapıyorum diyen birçok kafe halt etmiş. O kadar diyorum!






Key West...

Avalon Hotel
Hayatımda kaldığım en güzel oteller sıralamasında ilk üçe kafadan giriş yapar burası. Benim için Key West'i masala büründüren güzelliklerden bir tanesi. İnsana kendini prenses gibi hissettiren ufacık ama çok özenli bir işletme. Küçük resepsiyonun yanındaki salonda her gün ikram ettikleri ev yapımı limonata, yine evde pişmiş bir kek ya da kurabiye, kenarda kullanıma açık kahve makinesi sunmaya çalıştıkları özenin küçük bir göstergesi. Odalar da enfesti. Yataklar çok rahattı. Odadaki taze çiçekler de mis gibi kokuyor, insana gerçekten bir adada yaşıyormuş hissini yaşatıyordu. Key West'e gidecek romantik çiftlere hiç tereddüt etmeden bu otelin ismini veririm. Yine gitsem kesinlikle bu otelde kalırım. Hemingway'in evine de sadece birkaç sokak uzaklıkta olduğumu bilmek bana ayrıca çok iyi geldi. ( Hemingway'le komşu olmanın nasıl bir duygu olacağını bir düşünün.)


Orlando...

Hard Rock Hotel, Orlando
Daha önce Universal Studio'larına gitmiş olan bir arkadaşımın önerisi, oyun parklarının içinde yer alan bir otelde konaklamamız şeklinde olmuştu. Gerçekten çok doğru bir öneride bulunmuş. Parkın içindeki bir otelde konaklayınca shuttle'a binmek zorunda kalmıyor, acele etmeden oyun parkına ulaşıyor ve otelin konuklarına sunduğu olanaklardan yararlanabiliyorsunuz.
Biz otelin fiyatını değerlendirirken bu seçenekleri de göz önünde bulundurduk. Konaklamanın yanında üç günlük limitsiz giriş bileti, Harry Potter Stüdyoları'na erken giriş hakkı, oyunlarda öncelikli sıra ve nefis iki kahvaltı satın aldık.
Kalabalık düşünülecek olursa ''Fast Track'' bilet uzun sıraları atlamanıza ve zaman kazanmanıza yarıyor. Kahvaltı seçeneğine gelecek olursak, Harry Potter Stüdyoları içindeki film setine uygun hazırlanmış salonlarda kahvaltı etmenin keyfi benim için anlatılmaz, yaşanır bir tecrübeydi. Kuzey'in mutluluğunu varın siz düşünün.
Otele gelecek olursak, her birimizin bildiği büyük otel zincirlerinin aynısıydı. Oyun parkının içinde olmasının dışında bizim açımızdan pek bir özelliği yoktu.


16 Şubat 2015 Pazartesi

Miami-Orlando'ya nasıl gitsek?

Miami- Orlando ve Key West Gezi Notlarım

Bu sene sömestir tatilimizi Miami ve Orlando'da geçirmeye karar verdik. Kuzey uzun zamandan beri oyun parklarına gitmek istiyordu. Bizse oyunların çoğuna katılabileceği bir yaşa gelsin istiyorduk. Sonunda gitsek mi gitmesek mi diye düşünürken kararımızı netleştirdik ve biletlerimizi almak için araştırmaya başladık. Oyun parkına gitmek için heyecanlanan evin erkeklerine tek bir şart öne sürdüm: Seyahatin tüm ayrıntılarıyla ilgilenirdim ama bunun karşılığında seyahatimizin iki gecesini de Key West'e ayıracaktık.

Dünyanın bir ucuna gitmişken, Hemingway'in evinin olduğu ve ikinci karısı Pauline Pfeiffer'la birlikte hayatının on senesini geçirdiği bu adaya gitmeden dönmem dedim.

Uçak biletlerimizi nereden alsak?

Uçak biletlerimiz için ilk seçeneğimiz harcanmayı bekleyen bolca milimizin olduğu THY idi. Ne yazık ki THY, Miami'ye direkt uçmuyor. Direkt olarak uçmadığı gibi de Türk Hava Yolları'nın call center'ında çalışanlar, bilet almak isteyenleri Air Canada ile birlikte yaptıkları bir uçuşa yönlendiriyor. Açıkçası bu hiç anlamlı bir seçenek değil. Varış noktanızı geçip, sonra bir daha geriye uçmak yorucu bir seçenek. Bileti aldıktan sonra sizi başka bir sürpriz daha bekliyor: Kanada vizesi almak.
Telefon başındaki arkadaşlar biletinizi almadan önce size bu küçük bilgiyi vermiyorlar. :)

Geçen senelerde aynı destinasyona Air Canada ile uçan arkadaşlarımız olduğu için bizim vize almamız gerektiğinden haberimiz vardı. O yüzden Air Canada seçeneğini hemen eledik. İnternetten yaptığımız araştırmalarda da bize en mantıklı gelen seçenek Lufthansa ile uçmak oldu. Millerimiz olmasına rağmen, THY'nin internet sitesinden biletlerimizi alamadık. THY'nin bürosuna gittiğimizde de millerimizi kullanabileceğimiz herhangi bir uçuş seçeneği bulamadık. Ya gidişte mille satılan koltuk yoktu ya da dönüşte. Shop and Miles millerimizi biz bugüne kadar sadece Uzakdoğu uçuşlarında kullanabildik.
Elimizdeki seçenekleri değerlendirip en ucuz bileti nasıl alabileceğimizin yollarını değerlendirdik ve en sonunda şöyle bir yol bulduk.
Akbank'ın Wings kartında biriken millerle bir bilet aldık. Wings'le alınan biletlerde bilet parası millere dönüştürüldüğü için herhangi bir sıkıntı yok. Üstelik Shop and Miles gibi neredeyse bilet fiyatına yakın bir havaalanı vergisi almıyorlar.
İkinci biletimizi (Kuzey'in bileti) Teb-Bonus katında biriken millerimizle aldık. Eğer Platinium kartınız varsa biriken bonusunuzu üç ile çarpıyorlar. İkinci bileti de bu kartla hallettikten sonra geriye tek bir bilet kalmıştı.
Bunu da ne yazık ki biletin parasını ödeyerek satın aldık. Böylece yolculuğun başında cebimizden 2000 TL tutarında bir para çıkmış oldu.

Miami- Orlando ve Key West için kaç gün gerekli? Nerede kaç gün kalmalıyız?

Seyahatin en önemli ayrıntılarından biri de bu konuydu. Daha önce Miami'ye gitmiş eşe dosta danıştık, internet sitelerinden araştırma yaptık, en sonunda da kendi keyif alanlarımızı düşünerek bir yol haritası çıkardık. 
Miami'ye 4 gece,
Key West'e 2 gece,
Orlando'da 4 gece ayırdık. 

Ayırdığımız vakit seyahat için yeterli geldi mi?

Miami...




Gidip gördükten sonra Miami'nin benim şehrim olmadığına karar verdim. Her gezi yazısı, ''mutlaka gidin!'' cümlesiyle bitmemeli bence. Amerika'nın gittiğim bazı şehirleri için de aynı şeyi düşünüyorum. Los Angeles da benim için böyle bir hayal kırıklığı olmuştu. Ben seyahatlerimin ilk gününü geziye dahil etmiyorum. İlk gün yol yorgunluğu, şehre ilk kez gelmiş olmanın şaşkınlığı ile geçip gidiyor. Uçakta geçirilen uzun saatler ve saat farklılıkları da ayrı bir yorgunluk sebebi. Bu sebeple Miami'yi gezmek için ayırdığımız süre bize tamamıyla yetti. Miami'de hava daha güzel olsaydı belki okyanus kenarında güneşlenmek ve okyanus suyuyla yıkanmak için bir gün ayırabilirdik. Bizim gittiğimiz dönemde hava serindi. Yağışsız, hafif montlarla gezilen, zaman zaman rüzgârın kendisini ciddi ciddi hissettirdiği bir zamanı hayal edin. İşte böyle bir havada Miami'deydik. Okyanusun önündeki geniş kumsal martılara kalmıştı. Şehir, sıcak havalarda olduğundan daha sakindi. Kalabalıkları çok sevmeyen benim için doğru zamandı. Hava birazcık daha sıcak olsaydı daha da güzel olurdu. 
Bu durumda Miami'de kaldığımız dört gecenin üç geceye ile indirilebileceğini düşünüyorum.

Gelelim Key West'e...




Seyahatin benim açımdan en güzel kısmı. Miami'den araba kiralayarak gittiğimiz Amerika'nın en güney ucu. Key West'ten Küba sadece 90 mil. Miami'den Key West'te 3.5- 4 saatte gittik. Yolun zor bir yanı yok, herkes kurallara uyduğu için yolda herhangi bir sıkıntı çekmiyorsunuz. Yolun büyük bir kısmında hız sınırı var ve sürücüler de bu kurala uyuyor. Siz de trafiğin akışı içinde yol alıyorsunuz. 
GPS olmadan yola çıkmak çok akıllıca değil. Biz GPS'nin rahatlığını diğer seyahatlerimizde de yaşadığımız için bu konforumuzdan vazgeçmedik. Gidecek olanlara da GPS kullanmalarını kesinlikle tavsiye ederim. 
Key West için de iki gece yeterli. Ben buradan büyülendim, aşık oldum. Tüm seyahatimiz boyunca, ''İyi ki buraya gelmişiz!'' diyerek sevindiğim, mutluluktan havaya uçtuğum, sokaklarında çıplak ayakla dolaştığım bölüm. 

Orlando...




Biz sabah 10.30 gibi Key West'ten çıkıp, Orlando'ya gitmek için yola düştük. 3 saatte Miami'ye varıp, oradan da bir 3 saat daha yol aldık. Toplamda altı saat ya da biraz daha fazla zaman harcadık. Aralarda durup yemek yedik, kahve içtik. Orlando'ya vardığımızda akşam olmuştu. 
O gün oyun parkları kapandığı için parkın restoranlara ayrılan ve ''City Walk''denen kısmında yemeğimizi yedik. Sadece Universal Studio'larına üç günlük bilet almıştık. Parklardan parklara koşmak istemediğimiz için böyle bir karar verdik. İki gün içinde parkların içindeki tüm oyunlara bindik. (Roller Coaster'lar hariç) Fazlasıyla süre bize yetti. Bu durumda Universal Stüdyo'ları için Hızlı Geçiş biletleriniz de varsa, iki gün yeterli, üçüncü gün keyifle ortalıkta dolaşmaya ve beğendiğiniz aletlere yeniden binmenize yarıyor. Disney ve diğer parklara gitmek isteyenler için bizim buraya ayırdığımız süre yeterli gelmeyecektir. İki gün daha eklemekte fayda var.

15 Şubat 2015 Pazar

Bir gezinin kısa anatomisi...

Uzun bir tatilin ardından evimize döndük.
Aklımda bir dolu güzel anı...


Şehrin her köşe başında denk geldiğim çiçekçiler...



Bir kahve içimi ya da gönlünüz dileğince oturabileceğiniz kafeler...


Yoldan geçerken denk geldiğiniz bir duvar ilanında dikkatinizi çeken bir atölye afişi; zira seramik derslerinin Picasso'nun eski atölyesinde verildiği yazıyor.


Bir pastaneden yayılan mis gibi hamur kokusu...


Uzun ve lezzetli kahvaltılar...

 

Yeni lezzetler, yeni denelemeler...


Her daim aynı kokuyu duyabileğin kitapçılar...

Sokaklar ayrı bir postun konusu olsun. :)

9 Şubat 2015 Pazartesi

Key West'te güneşi Küba'ya uğurladım


Tatilin başını bir kenara bırakıp, ortasından içine daldığım bir güneş hikâyesini anlatayım iyisi mi gecenin bu saatinde.


Güneşi hayatımı geçirdiğim bu kalabalık şehirden tanısam da, hayatın telaşı içinde çoğu zaman kafamı kaldırıp bakmayı unutsam da başka bir açıdan gördüm ben.

Yine onun olduğu koca evrenin altındaydım. O, uzak bir köşede -batı diyorlar o yöne- gökyüzünü renklere boyamakla meşguldü. Dünyanın başka bir ucunda selam verdik birbirimize.

...ve üstünden çok uzun yıllar geçse de, bu hikâyenin kahramanlarından birinin şu yaşadığımız hayatta dünya üzerinde öyle bir iz bırakma imkanı olmasa da, hikâyenin diğer ucuyla bir zamanlar aynı yerde durmuş olabilceğimizi hatırlattım kendime.

Ben, yanımdaki birçok insan gibi Hemingway'le aynı köşede durup güneşi hep uzaklaştığı yerden uğurladım.

Dünyayı bazen sırf kendin için durdurmak güzel bir his!