16 Nisan 2015 Perşembe

Buyrun kahvaltıya: The Three Broomsticks

Orlando'ya geldik. Universal Stüdyolarındayız. Peki, kahvaltımızı nerede yapalım?

The Three Broomsticks- Üç Süpürge Barı

Universal Stüdyoları'nın kapısından içeri girdiğimizde etraf sessiz. Bizim gibi erkenden içeri giren herkes Harry Potter Stüdyoları'na doğru hızla adımlarla yürüyor. Biz de hızlı hızlı yürüyenlerdeniz. Sabah saat 9.00'da sabah kahvaltısı için Üç Süpürge'de rezervasyonumuz var.

Neyle karşılaşacağımızı hiçbirimiz bilmiyoruz. Kuzey, sıkı bir Harry Potter hayranı. Harry, onun çocukluk kahramanı. Onun bu sevdasına sebep iki yıl önce Londra'da açılan Harry Potter Stüdyosu'nu görmeye gitmiştik. Şimdi de Orlando'dayız. 

Görsel: Buradan

İnanmak çok kolay olmasa da aynı Hogwarts öğrencileri gibi biz de Hogsmeade'deyiz işte. 
Üç Süpürge'nin kapısında bekleyen görevliye adımızı söylüyoruz. Elindeki listeye göz gezdiriyor, bize gülümsüyor: ''İşte isminiz burada!'' 

Three Broomsticks- Üç Süpürge Barı


Kuzey, Harry Potter kitaplarından fırlamışçasına ortalıkta dolaşan, kapıda misafirleri karşılayan görevlilerle babası kadar samimi olamıyor tabii ki :) Yavaş yavaş alışacak diyoruz.


Üstteki fotoğrafta ticaretle uğraşan birini görüyorsunuz. Herkesle sohbet edebilir, samimiyet kurabilir ve içtenlikle sarılabilir. Sohbetin ilerleyen aşamalarında adamcağız kapıda görevini yapan bir görevli olmasa, pubın kirasını, günde kaç kişinin burada yemek yediğini, adamın aldığı maaşı ve pubın cirosunu sorması imkan dahilinde :)


Bu fotoğraf için de sizlerden şöyle bir şey rica edeceğim. Elbette benim fotoğrafımı çeken kimse olmadığı için, lütfen barın kapısına hayalinizde beni yerleştirin. Ben öyle yapıyorum çünkü :)

Hava nasıl soğuk anlatamam. Bu yolculuktaki en soğuk günümüz. Pub'ın karlı çatısına uyan bir iklimi yaşıyoruz. Neyse ki az sonra o büyülü kapıdan içeri girecek, kahvaltımızı alıp, sıcak çayımızı yudumlayacağız.


Yazının burasında söylemeden geçemeyeceğim. Kabul etmek istemesem de ben iflah olmaz bir romantiğim. Beni uzun süredir takip edenler çoktan çözdü. Kurgu dünyanın içinde daha mutluyum ben. Zannedersin ki kırkına yaklaşan bir kadın değil de, kendini Harry Potter ile özdeşleştiren yanımdaki güzel çocukla aynı yaştayım. O çocuk bile büyüdü, kendini gerçek dünyaya adapte etti; ben hâlâ hayal kurmaya ve fantastik dünyalarda gezinmeye devam ediyorum. 



Neyse, içeri giriyoruz ve ben gözlerimi mekandan alamıyorum. Ağzım bir karış açık.

''Allahım!'' diyorum. ''Burası gerçek olmaz.''







Siparişleri alan yaşlı kadının yanına yaklaşıyoruz. Herkes kahvaltıların fotoğraflarına bakıp, kendine göre bir şey sipariş ediyor. Elimizde tepsilerle barın içindeki ahşap masalara, sandalye niyetine kullanılan banklara bakınıyoruz. Oturmak için uygun bir yer arıyoruz; içerisi çok sakin olmasa da yer sıkıntısı yok. Bir türlü oturacak yere karar veremememiz en güzel yeri seçme kaygımızdan kaynaklanıyor. İçeriye ışık alan pencerelerden birinden biraz uzağa, taş bir duvarın arkasındaki masaya oturuyoruz. Üç Süpürge Barı'nda sizi kendinizden alacak bir yemek deneyimi yaşanmıyor; mesele yemekten daha öte. Hayal gücünün önce bir kitabın sayfalarına, sonra de ekrana taşınmış haline tanıklık ediyorsunuz. Harry Potter'ın dünyasına adım atmak için en doğru yer burası sanırım. 




Kahvaltımızı bitirdikten sonra hemen kalkmıyoruz. Orlando'ya tatil için ayırdığımız zamanın bize fazlasıyla yeteceğini bildiğimizden çok rahatız. Yüksek çatıya doğru uzanan merdivenlere, insanı uzun zaman öncesine götüren taş duvarlara, Ortaçağ'dan kalmış gibi görünen pencere pervazlarına, tavanlardan sarkan ahşap avizelere bakıyoruz.

 


Hogsmeade'e girer girmez yaşadığımız en güzel tecrübe bu oluyor.

Meraklısına not: Biz otelimizi oyun parkının içinde seçmiştik. Orlando tatilimiz boyunca Hard Rock Hotel Universal Orlando'da konakladık. Paketimizin içine Harry Potter Stüdyoları'na ait iki adet kahvaltı salonunda kahvaltı da dahildi. ( Kahvaltı fiyatı yetişkinler için 14,99 $, çocuk kahvaltısı ise 11,99 $ )


11 Nisan 2015 Cumartesi

Çocuklara yazdırmayı sevdiren 3 kitap

Kuzey, -şükürler olsun ki-, okuyan bir çocuk. Yeni sisteme göre 5. sınıf öğrencisi; yani ortaokullu. İlkokulda daha çok kitap okuyordu. Kitap okumasını destekleyen mucize kabilinden bir ilkokul öğretmeni oldu. ''Kitap Kurdu'' adını verdikleri bir kitapçığa günü gününe okuduklarını yazardı.

Şimdi daha yoğun bir okul hayatı yaşıyor. Kitap okuması için evde onu çok desteklesek de kimi zaman eline aldığı kitabı okurken uyuyakalıyor.

Geçen seneden beri derlerde en büyük sıkıntıyı Türkçe dersinde yaşadık. Bu okul senesinin 2. dönemine bir de kompozisyon yazma stresi eklenince her şey tamamlanmış oldu.

Ben Kuzey'in yazdığı öyküleri ve konularını çok beğeniyorum. Yazdıklarını yaratıcı buluyor. Yazdıklarındaki naif tadı, en çok yazdıklarını diyaloglarla doldurmasını seviyorum.
Diyalog yazmak çok zordur, en azından benim için.
Oysa Kuzey için öyküler ve hayat konuşmalardan ibaret.

Çocuklar nasıl kompozisyon yazarlar? Öykü yazmaya yol göstermek için yazılmış kitaplar var mı?


Açıkçası biz Kuzey'le oturup Türkçe çalışmıyoruz. Elbette test alıp çözüyor zaman zaman ama bu pek üstünde durduğumuz bir konu değil. Daha çok kısacık öyküler ve kompozisyonlar yazıyoruz.

Kompozisyon yazmayı geliştirmek ve öykü yazmayı öğrenmek için hangi kitaplardan yararlanıyoruz?


  • Bu konuyla ilgili Kuzey'i geliştirecek ilk kitabı Türkçe Öğretmeni tavsiye etti. Benim daha önceden adını duymadığım ve kitapçılarda gözüme çarpmamış bir kitaptı. Biz de kitabı internet yoluyla edindik. 


Mustafa Işık tarafından yazılmış olan kitap, ''Çağır Hayal Kuşunu, Tamamlasın Öykünü'' ismini taşıyor. Kitabın içinde başlangıçları yapılmış, ilk paragrafları yazılmış öyküler bulunuyor. İlk paragraftan sonrası çocuğun hayal gücüne kalmış. Kuzey öyküleri tamamlamaya başladı bile.




  •  Diğer kitabın adı: Genç Yazarın Seyir Defteri.


Üstünde, ''Yazar Olmak İsteyenler için El Kitabı'' yazıyor. Daha ne olsun değil mi?
İş Bankası Yayınları'ndan çıkan bu kitap, içindeki renkli sayfalar, yazmaya nereden başlanacağı ile ilgili ip uçları ve resimlerle çocukların hayal gücünü uçuracak bir kitap. Biz bu kitabı aldıktan sonra hikâyenin konusunu uzun uzun düşündük. Sonunda beklemediğimiz anda konumuz karşımıza çıktı.
Evet! Bu kitabı beraber doldurmayı düşünüyoruz.





  •  Geriye kaldı anlatacak son kitap :) 


Bu kitap da nefis! benim çocukluğumda böyle kitaplar olmadığı için bazen kıskançlık krizine kapılıyorum. Neyse ki Kuzey'le beraber eksik kaldığım konuların üzerinden geçebiliyorum.
Bu kitabın iki yazar: Mavisel Yener ve Aytül Akal
Kitabın ismi: Öykü Yazmayı Seviyorum

Kitap, Bilgi Yayınevi'nden çıkmış. Kitabın içinde örnek oluşturacak öyküler var. Bu öyküleri okuduktan sonra Öykü Dedektifleri giriyor işin işine ve yol gösteriyor. Sonra da sıra kendi öykünü yazmaya geliyor.


2 Nisan 2015 Perşembe

Çocuk Edebiyatında günlük tarzında yazılmış kitaplar


Çocukken en sevdiğim yayın evlerinin başında Serhat Yayınları gelirdi. Buradan çıkan kitaplara bayılır, okurken kendimden geçerdim. Geçenlerde kitaplığımı gözden geçirirken o zamanlardan kalmış birkaç çocukluk kitabıma denk geldim. Elimde kalanları da bir törenle Kuzey'le teslim ettim. 

Bazen çocukluğum çok yakınımdaymış gibi geliyor, bazen de hatırlamakta zorlandığım kadar uzak. 

Şimdi Kuzey'le beraber yeni yayın evleri ve yeni yazarlarla tanışıyorum. Çocuk kitaplarının zenginliğini görünce de şaşırıp kalıyorum. Ne zaman bir kitapçının kapısından içeri girsek, çocuk kitaplarının satıldığı bölüme gidip, orada uzun uzun vakit geçiriyoruz. Kitap seçerken benim dikkatimi çeken kitapları da alıyoruz, Kuzey'in istediklerini de. Bazen bir ödev için okuması gereken kitaplar oluyor. Bu kitaplardan bize sürpriz yapan ve hayretler içinde bırakan çok kitap çıkıyor. 

''Kolaysa Ağlama''da bu kitaplardan biri. Kuzey'in Türkçe Projesi için günlük tarzında yazılmış kitaplar okunması istendiğinde bu kitap da listenin içindeydi. İlk önce kitabı o okudu ve bayıldım diye bana anlattı. Söylediğine göre mutlaka okumalıymışım. 

Ben de dayanamadım tabii. Bu kadar güzel dediği ve okumam için ısrar ettiği bir kitabı okumamazlık edemezdim. İki gün önce elime aldığım kitabı aynı günün akşamında bitirdim. O kadar akıcı bir dilde yazılmıştı ve çocukların duygularına öyle güzel yer verilmişti ki ben de Kuzey gibi kitabı bitirdiğimde çok beğendim. 

8. sınıfa giden, iki yıl önce babasının kaybetmiş bir gencin günlüğü olan kitapta, Mert'in yeni bir okula başlamasıyla beraber yaşadığı zorluklar, bir türlü arkadaş edinememesi, annesiyle olan sorunları ve çocuğu olan tüm ailelerin başından eksik olmayan SINAV kaygısı anlatılmış. 

Kuzey daha 5. sınıfta. Şimdilik başında bir SINAV kaygısı yok. Zaman zaman ödevlerden, zaman zaman öğretmenlerinden, zaman zaman da arkadaşlarından dert yanıyor. Ben fark etmesem de büyüyor, ben de buradayım ve bir bireyim demeye çalışıyor. 

Suzan Geridönmez'in yazdığı kitabı okurken en çok yarattığı karakterlerin gerçekliğini sevdim. Mert'in annesi ile yaşadığı diyalogların benzerleri bizim evde de yaşanıyor. 
Ne yazık bir ülke gerçeği olan SINAV kaygısı her evde yaşamın gerçeklerinden biri haline geldi. Oturup düşünmek, aslında hayatın bir sınavdan ibaret olmadığını fark etmek için hoş bir kitap. 

Son olarak bu da hayata dair küçük bir not olsun benden: Kuzey artık aşk hikâyeleri duyunca pis pis sırıtıyor.!!!