28 Haziran 2016 Salı

Elmadan bir ısırık: New York

Manhattan'da küçücük bir ev kiraladık. 72.Caddede, Central Park'ın hemen yanı başında. Bir arka sokağımızda Doğal Tarih Müzesi var. Selçuk günlerce internet üzerinde bir ev bulmak için uğraştı. Ben Central Park'a yakın olsun diye ısrar ettim. Her sabah erkenden uyanıp koşmaya niyet etmiştim. Şimdilik sadece bir sabah koştuğum düşünülürse pek de başarılı sayılmam. Yine de her akşam uğradığımız, birkaç saatimizi geçirdiğimiz bir yer oldu Central Park. gün içinde o kadar çok yürüyoruz ki ayaklarımın ağrısından sabah kalkıp bir de koşuya çıkmayı düşünemiyorum. Kuzey, her akşam parka gidip top oynuyor. Biz de bir köşede oturup onu seyrediyoruz. 


Ev, çok basit döşenmiş. İnternetten de gördüğümüzden farklı değil. Dar bir apartmanın ikinci katında. Sex and the City'de Carrie'nin oturduğu ev gibi aynı. Birbirine bitişik evler ve birinci katta kadar çıkan merdivenler var. Pencereden baktığında New York'ta olduğuna inanıyorsun; öyle sahici bir sokak. Sokağın bittiği yerde Central Park olduğuna inanmak zor geliyor. Çünkü ağaçların olduğu bir dünyanın sadece bir sokağın bitiminde olabileceğine ikna edemiyorum kendimi. Sanırım hemen herkesin bir köpeği var çünkü sabahları ve akşamları köpeklerini gezdiren insanları seyrediyorum pencereden. 

Dönerken bırakırım diyerek evdeki çaydanlıklardan birini getirdim buraya kadar. İyi ki de getirmişim. Yoksa pencereden bakıp hayatı izlemek böyle keyifli olmazdı. On beş gün demleme çay olmadan yaşamak için uzun bir süreç.

Her girdiğim kitapçıdan bir kitap almamak için zor tutuyorum kendimi. Kitap dediğin meret çantayı çok ağırlaştırıyor. Selçuk'un alışveriş kilolarından çalmayacağım kadar kitap almalıyım. Oysa girdiğim her kitapçıdan bir şey almak istiyorum. Kimi zaman kitap, kimi zaman kırtasiye eşyaları. İnsanın başını döndürecek kadar güzel şeyler var buralarda. 
Kendi kendimize bir rutin tutturduk. Dışarılarda gezip gezip bir kitapçıda soluklanıyoruz. Kitapçı genellikle Barnes and Noble oluyor. Kuzey de buraya gelmek için sabırsızlanıyor çünkü interneti çok iyi çekiyormuş. Selçuk'la ikisi hemen gidip kendilerine birer kahve alıyorlar. Kuzey karamelli soğuk frappuçino alıyor, Selçuk çikolatalı latte. Normalde İstanbul'da kahve içmeyen Selçuk beni şaşırtıyor. Ben bildiğiniz kahveyi içiyorum genellikle. Ara ara ağzıma şekerli bir şeyler atsam da tercihimi genellikle Starbucks'larda satılan Cheese Cake Factory'nin nefis cheesecake'lerinden yana kullanıyorum. Bir daha nerede bulacağım böyle güzel cheesecakeleri?  Aklımca kalori ortalaması yapıyorum işte. Kalorisi az kahve umarım bir şeyleri kurtarıyordur. 

Her gün ha babam yürüyoruz. New York'un bir köşesinden diğer köşesine. Güya metro biletimiz var ama ne yaparsak yapalım eve döndüğümüzde 20.000 adımı atmış bulunuyoruz. Daha önce de söylediğim gibi güzel günler su gibi akıp gidiyor. 
Burada inanılmaz bir meyve suyu çılgınlığı var. Herkesin elinde bir meyve suyu. Sadece meyce suyu değil elbet, sebze suları da var. Her sokakta bir ya da birkaç tane meyve suyu dükkanı. İçleri tıklım tıklım. İstanbul'da da bu kadar popüler olmasına şaşmamak lazım. Bir meyve suyu 5-7$ arasında. Biz de daha pahalı. :)

Daha önce Miami'ye geldiğimde yeme-içme olayı bu kadar pahalı gelmemişti. New York pahalı bir şehir. Kirası da yemesi de yaşaması da. İyi para kazanmıyorsan Manhattan'da yaşaman mümkün değil. New Jersey, Brooklyn gibi şehrin diğer taraflarında yaşamayı düşünebilirsin. Pek tabii insan Manhattan'da yaşamak ister. Hayat burada bir başka akıyor. Central Park, şehrin içinde bir orman sanki. Ben de herkes gibi Manhattan'da yaşamak isterdim. Müzelere gitmek, kahvemi alıp Central Park'ta çimenlerin üstünde oturmak ya da sabah yürüyüşümü yapmak falan. 

New York aklımı başımdan aldı sanırım. Bu şehre demir atmak istermişim gibi hissediyorum. 


2 yorum :

  1. Ne güzel tatil, ne güzel günler... Sevindim hepinizin adına. Güzel anılar birikiyor belli ki:)

    YanıtlaSil
  2. Özlemcim döndün mü bilmiyorum ama dönmediysen iyi tatiller diliyorum. Bu arada başlığını çok sevdim :)

    YanıtlaSil