20 Ekim 2016 Perşembe

Alberto Manguel, Okuma Günlüğü ve Paris Yolculuğu

Paris'e giderken yanıma aldığım, Alberto Manguel'in Okuma Günlüğü isimli kitabı sehpanın üstünde duruyor. Yazar bilmem kaçıncı yaş gününde eskiden okuduğu ve hayatında yer eden on iki kitabı tekrar okuyup, notlar almaya karar veriyor. Şöyle düşünüyor: Her ay bir kitap okusam ve okuduklarım hakkında notlar alsam, bu arada gittiğim yerleri ve yaşadıklarımı da yazılarıma eklersem bir sene içinde, ortalama bir kitap kalınlığında bir şeyler toparlamış olurum.


Öyle de oluyor. İlk önce oturup on iki ay boyunca okuyacağı on iki kitabı belirliyor. Sonra da dediğini yapıyor. Yazarın yazdıklarını okumaya başlamadan önce beni başka bir şey etkiliyor. Aldığı kararı uygulamak için senenin ya da haftanın ilk gününü ya da kafasında belirlediği özel bir günü beklemiyor. Fikrin içine yerleşmesiyle, kendisini etkileyen kitapları seçmesi senenin ortasında bir zamana denk düşüyor. Yeni başlangıçlar ya da alınan kararların uygulanmaya konması için özel bir zamana ihtiyaç yok sahiden de. Bir şeyi arzu etmek ve peşinden gitmek gerekiyor. Böyle kararlar alınca sanki hayat da kapılarını açıyor.
Alberto Manguel'in anlattıkları sadece okuduğu kitapların içindekiler ya da kitapların ona hissettirdikleri ile ilgili değil. Okumalarının arasında yaşanan bir hayat var.  Hepimize bahşedilen o güzel hayat! Yaşam, biz kitap okurken ilerliyor çünkü.

Benim Alberto Manguel'i keşfetmem bile bir hikâye aslında. Can dostumla kitapçı rafları arasında gezinirken, en alt kattaki raftan uzanıp bu kitabı veriyor bana. O güne kadar yazarın ne adını ne de sanını duymuşluğum var. ''Hiç tanımıyorum,'' diyorum. ''Ben de birkaç kitabı var,'' diyor. Kitapçıdaki tek Manguel kitabını alarak çıkıyorum dükkandan. Hiç ummazken Manguel hayatıma giriyor. Birbirimizden ne beklediğimizi bilmediğim bir anda. Belki bir rastlantının sonucu kitabı almamdan, belki o an itibariyle aldığım son kitap olmasından belki de evden çıkacağım son anda masada gözüme ilişen kitap olmasından dolayı Paris'e giderken Alberto Manguel'de benimle birlikte geliyor. Kitap, kendi serüvenini kendisi yaratıyor. Geriye bakıp düşündüğünde hemen hemen tüm yolculuklarımda yanıma aldığım kitapları anımsadığımı fark ediyorum. Sırtımda taşıdığım ağırlıkları hiçbir zaman yük olmuyor bana. Tam tersine yanımdaki kitapları nerelerde açıp okuduğumu bile hatırlıyorum. Sanki yaşadığım anın içine yapışmışlar ya da benim yaşadığım o güzel anlar bu kitaplarla var olmuş gibi. 

Kitap okumanın, kitap seçmenin, kitap almanın bir ritüeli var. Belki biz farkında değiliz, ama öyle!
Manguel'in Okuma Günlüğü de bir hafta boyunca kaldığımız Paris'in tek tepesindeki o günleri anımsatıyor bana. Metrodan inip de kalabalığın içinde kaldığımız o ilk anı, tırmandığımız keskin yokuşu, akşam ışığı altında belli belirsiz fısıltılar çıkaran Montmartre'a uzanan merdivenleri, uzaktan bana selam çakan Chevalier de la Garre'ı, bir akşam vaktini noktalamak için içemediğim o buruk şarabı. Sadece yaptıklarımız değil yapamadıklarımız da izler bırakıyor yaşamımızda. Olurlarla olmazlarla hep baş başa gidiyor. Güzel anıları iyi insanlar oluşturuyor.

Tıpkı Manguel gibi benim de okuduklarımın ben de bıraktığı izler var. Aynı yazarlarla, aynı hikâyelerle sarmalanmamış olsak da yazmaya, okumaya aşık herkesin buluştukları ortak bir yer var. Manguel'le hiç hesapta yokken tanıştım. İkimizin de hem kitapları, hem de onların varlığıyla gezdiğimiz yerleri sevdiğini anladım. O farkında olmasa bile onun kelimeleri yanı başımda dururken birlikte Paris'te gezdik. Şehrin tüm kitapçılarını gezdirdim ona. Lüksemburg Bahçeleri'nin tam karşısındaki en sevdiğim kafede oturduk. Önümüzden nice insan geldi geçti. 

Onun kelimelerinden etkilenip birkaç cümle yazdım defterime. 
Hiç şüphe etmeden söyleyebilirim ki onunla tanıştığıma çok memnun oldum.

12 yorum :

  1. "Bir şeyi arzu etmek ve peşinden gitmek gerekiyor. Böyle kararlar alınca sanki hayat da kapılarını açıyor." Evet bencede aynen böyle oluyor. Alberto Manguel'i benimlede tanistirmis oldun bu yazinla.. Merhaba derim belki bir gün:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanın hayallerinden vazgeçmemesi ne önemli bir şey. Oysa öyle çok şeyden etkileniyoruz ki. Tutkundan biraz fazla bahsedince takıntılı, istediklerini birkaç kez seslendirince tutturuk, takmayıp yolunda ilerleyince de dik kafalı oluyorsun. Keşke çok ama çoook dik kafalı olsaymışım vakti zamanında. Şimdi kalan zaman için öyle olmak lazım, lazım da... :)

      Sil
  2. Yazarın "Tanpınar'ın Peşinde Beş Şehir" kitabını merak ediyorum ben de. Kitap fuarı yakında. O zaman almak istiyordum ki burada da karşıma çıktı Manguel:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap fuarına birkaç yıldır gitmiyorum ama her kitap fuarı geldiğinde içim cız ediyor. Selçuk'la ilk buluşmamız kitap fuarında olmuştu. Onu bildiğim için biraz vefasız hissediyorum kendimi. Senin geçen seneki fuar günlüğünü okuduğumda da aynı sızı olmuştu içimde. Sen fuara çok uzakta değilsin biliyorum.
      Neyse, ben de merak ediyorum aslında. Ama hangi kitaptan başlasam, nereye kadar ilerlerim bilemiyorum. Biz kitap kurtlarının derdi de bu işte. Eh, bu kitabı da ekleyeyim listeme. Bir eksik, bir fazla ne fark eder?
      :)

      Sil
  3. Sevgili Berfin'in son yazısından geldim bloğunuza.Berfin'i bir kez daha sevdim sizinle.Çünkü tam olmak istediğim yere getirdi beni, bilmeden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözleriniz için çok teşekkürler. Burada olmanıza ben de çok mutlu oldum. Ben de size uğrayacağım akşam eve gidince :)

      Sil
  4. O zaman ben de tanışmak istiyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gamze önce ''Mucize'' diye bir kitap var onu oku. Eminim çok seveceksin. Ben bayıldım.

      Sil
  5. Yazarın Geceleyin Kütüphane ve Kelimeler Şehri kitapları var ben de. okumadıysan tavsiye
    ederim.sanırım her şey manguel'in evinde kütüphanesini inşa ettirmek istemesiyle başlamış, yazar şöyle demiş ; '' Toronto'daki evimde hemen her yeri kitap raflarıyla doldurdum -yatak odasıyla mutfağı, koridorlarla banyoyu. Hatta verandada bile raflar vardı, çocuklarım eve kütüphane kartıyla girmek zorunda oldukları hissine kapıldıklarından şikayet ederlerdi.''

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buket, nasıl hatırlıyorsun bunca güzel şeyi? Şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor. Sen de Manguel'le ilgili bir post yazsana. Daha ne cevherler vardır sende. Çok severek okudum ben Manguel'i. Roman gibi akmayan şeyleri de seviyorum zaman zaman. Paragraf sonlarında başımı kitaptan kaldırmak ve uzun uzun düşünmek hoşuma gidiyor. Yazarın yaptığını yapıp her ay okuduklarımı onun yaptığı gibi yazsam bile ne güzel bir dizi çıkar. Gel gör ki böyle havadan atmak değil oturup yazmak gerekiyor. Ah şu zaman diyorum. Başka da bir şey demiyorum.
      Bir ara dediğin kitapları da alayım. Ne zaman okurum Allah bilir elbet.

      Sil
  6. Sayende bu yazarı ben de tanımış oldum. İlk fırsatta alıp okuyacağım. Güzel bir yolculuk gibi yazdıklarını okumak arkadaşım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Natali,
      Her zaman nasıl da en güzel cümleleri yazıyorsun. Öyle iyi geliyor cümlelerin. Ben de bir dostum sayesinde tanıdım. Sen zaten zor yazarların okuyucusun. :)
      Öpüyorum seni çok.

      Sil