5 Haziran 2017 Pazartesi

Tam Coc: Dünya masallardan ibaret

Vietnam seyahati arkadaşlarımızdan iki tanesinin yoğun emeğiyle ortaya çıktı.  Hava koşullarıyla da şekillendi. Çok kez değiştirilmiş bir seyahat planı vardı elimizde. Yine de seyahat boyunca şehirlerin gidiş sırası değişti, bazıları ise tümden iptal edildi. Hoi An fırtına dolasıyla ulaşamadığımız bir şehir oldu mesela. Bilinmeze doğru yapılan yolculuklarda her şey sürprizlerden ibaret oluyor. Bir hafta ayırdığın bir seyahatte bir ülkenin her bir yanına ulaşmak mümkün olabilir mi? Hele bir de bizim gibi bir haftalık bir seyahate hem Vietnam'ı hem de Kamboçya'yı sığdırmaya çalışıyorsan.

Source/Kaynak: Şuradan.

Bu seyahatte bazı yerler vardı ki aklıma düştükçe tekrar orada olma isteğine kapılıyorum. Dünya üstünde böyle yerlerin olduğuna inanamıyor insan. Her bir metrekaresini betonla kapladığımız, yaşadığımız medeniyet mahsulü şehirleri düşününce, yeşilin bunca renge bürünebildiğine, dağların yansımasına suyun yüzeyinde kavuşabileceğine, içinin aşktan dolup taşabileceğine inanamıyorsun elbette.

Kaynak/ Source: Şuradan

Siz de benim gibi iflah olmaz bir romantik misiniz?


Romantizmi seviyorum. Romantizmin peşindeyim. Düşündüğüm çoğu şeyi hayallerimle işliyorum, gördüğüm birçok mekanın köşesine tığ işi danteller ekliyorum. Tanrı'nın yarattığı ve el değmemiş nice yerin de böyle güzel, böyle ruhani olabileceğini görünce bazı şeyleri olduğu gibi bırakmak gerektiğini düşünüyorum.

Kaynak/Souce: Şuradan.
Tam Coc işte böyle bir yer. Asya'da insanın görüp görebileceği en romantik yerlerden biri. Hanoi'nin güneyinde yer alan bu turistik bölge Unesco Dünya Mirası Listesi'nde. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olmasına rağmen Hanoi'nin kalabalığından uzak, sanki cennetten miras bir köşe. Hanoi'de bindiğimiz otobüsümüz bu dağlık bölge boyunca ilerliyor. Başımı dayadığım pencereden yolu izliyorum. Ağaçlar, yağmurla ıslanmış topraklar, dağların eteklerine tutuşturulmuş derme çatma evler birbirini takip ediyor. Pirinç tarlaları bu coğrafyanın tek gerçeği sanki. Yarı bellerine kadar suya girmiş Vietnamlılar kafalarını ve vücutlarının büyük bir kısmını kapatan şapkalarının altında çalışıyorlar.


Otobüsten indiğimizde yağmur usul usul yağıyor. 10.yy'da Vietnam'ın başkenti olan Hoi An'a geldiğimizi öğreniyoruz. Kinh Dinh Tapınağı önünde grupça toplaşıp rehberimiz Lily'nin anlattıklarını merakla dinliyoruz. Etrafı saran kesif bir sessizlik var. Lily'nin söylediklerinin hiçbiri aklımda kalmıyor. Bir an önce tapınağın önümüzde uzanan geniş girişinden adım atmak ve içeriyi görmek istiyorum. Taş yapı üstünde yürüdükçe avlular birbiri ardına önümüzde açılıyor. Geniş bir havuz önünde duruyoruz uzunca bir süre. Üstünde nilüferler... Yağan yağmurlar, geçen onca mevsim taşların üzerinde derin izler bırakmış. Tıpkı saçlarımıza düşen aklar gibi taşların üstüne tüneyen koyu lekeler de bulunduğumuz yerin yaşını itiraf ediyor bize. Dağların arasına konumlanmış bu tapınak belki sessizliğinden, belki burnuma ulaşan tütsü kokusundan belki de üstünde taşıdığı bilgelikten olsa gerek içimin huzurla kaplanmasına sebep oluyor. Oracıkta oturmak ve saatlerimi sessizlik içinde geçirmek istiyorum. Üşütmeden esen ve yağmurla işbirliği yapan rüzgârın da bunda etkisi büyük. 



Sonra tapınaktan ayrılıp nehir kıyısına geliyoruz. Sampan adı verilen bir sürü bot yan yana sıralanmış. Nerdeyse birçoğu aynı örnek giyinmiş Vietnamlı kadınlar sampanların yanında bekliyor. İkişerli gruplar halinde sırayla sampanlara biniyor ve nehir boyunca ilerliyoruz. Vietnamlı kadınlar teknenin küreklerini ayaklarıyla çekiyor. Tam Coc, Üç Mağara (Three Caves) anlamına geliyor. Nyo Dong Nehri (Nyu Dong River) boyunca ilerleyecek ve üç mağaranın içinden geçeceğiz. Yol boyunca öyle masalsı bir yerden geçiyorsunuz ki etkilenmemek mümkün değil. Dağların tepesinde Vietnamın antik zamanlarından kalma tapınaklar ve onların kalıntıları, suyun içinde çalışan yerel halk, pirinç tarlaları.


Elbette bu gezinin turistik bir yanı var. Sampanları çeken kadınlar kendi el işi ürünlerini gösteriyor ve bunları satmak istiyorlar. O kadar az bir parayla yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar ki, el işlerini de nehir gezintisi yapan turistlere satmak istiyorlar. Nerede olursan ol, gerçek dünya kendini gösteriyor. Kadınlar da sanki bu dünyanın yükünü daha çok çekiyorlar gibi geliyor. Yine de böyle güçlü olduğumuz için Tanrı'ya şükrediyorum. Son mağaraya geldiğimizde içinde yiyeceklerin, içeceklerin ve hediyelik eşyaların olduğu tekneler gezi teknelerinin yanına yanaşıyor. 
Her şeye rağmen burası Vietnam gezimizin içinde bende derin izler bırakıyor. 

İyi ki geldim. İyi ki burayı gördüm diye düşünüyorum. 

Bizim teknemizi çeken Vietnamlı kadının tüm teknelerin ardında kalması üzerine (zavallıcığın gücü yetmiyordu) Selçuk kürekleri çekse de ben çok keyif aldım.😀  Teknenin bir ucunda oturmak ve durgun suyun içinde ilerlemek hayatımda yaşadığım en güzel deneyimlerden biriydi. Bu nehrin ve nehir üzerinde bir gezintinin Indochina (Hindiçini) filminde de geçtiğini söyleyeyim. Belki izlemek isteyeniniz çıkabilir. İşin romantik kısmı burası. Ben romantik filmlerden hoşlanmam. Macera dolu bir film öner bana derseniz de size Kong: Skull Island filmini önereceğim. Çünkü bu film de anlattığım bu güzel mekanda geçiyor.

Not 1: Yazamadığım, içinde demlenmesini beklediğim çok yer var. Zamanı gelmiyor, doğru kelimeleri bulamıyorum. Yeni yılın başından beri her pazartesi yayınladım 52 Liste Projesi sanırım bu yazıyı yazmama sebep oldu. Tam Coc unutamadığım, büyülü destinasyonlardan biriydi. İçinde dağlar, tapınakların üstünde taşıdığı saklı bir bilgelik, yol hali ve yağmur vardı. 

Not  2: Tam Coc için Halong Bay'in karadaki hali diyorlar. Tıpkı deniz yüzeyinde sıralanmış azı dişi görünümlü tepeler gibi burada da toprak üstünde aynı oluşumlar var. Tam anlamıyla seyirlik bir manzara. 

10 yorum :

  1. Ne güzel bir yermiş, hiç aklımda olmayan bir ülke/bölge. Yeşilin rengi değişik, insan hayal edemiyor gerçekten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Semi, doğanın içinde olmayı sen de seviyorsun. O yüzden eminim severdin orayı. Yağmur yağarken bir botun içinde gezmek falan çok güzel geldi bana. Sanırım gürültü kirliliğinin olmadığı her yeri seviyorum. Ses beni yoruyor. :( Ve sessizlik de çok yere anlam katıyor. Kendini daha iyi duyuyor insan. Acaba burayı sevme sebeplerinden biri de bu olabilir mi bilmiyorum.

      Sil
  2. Romantik gezicinin yazısı okundu, tasdiklendi✅ 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tasdiklendiyse okeydir. Şaka bir yana yazıların okunma oranlarına bakınca şaşırıyorum. Kimse okumuyor mu blogları. Hayat sadece tek cümlelik fotoğraflardan mı ibaret. Ne hızlı tüketiliyor herkes. Yazmak bana hayatımı yavaşlattığı için iyi geliyor. Birileri okuyup ufacık bir yorum yazınca çok mutlu oluyorum. O yüzden teşekkürler tasdik için :)

      Sil
  3. Yine ne kadar güzel anlatmışsın Özlemcim. Hakkında pek birşey bilmediğimiz yerleri bize tanıtıyor, gezdiriyorsun. Gerçekten doğal güzelliği göz alıcı yerlermiş. Umarım çok istediğin bu yerlere tekrar gidersin. Ben hele bi Paris'e gideyim de sonra bakarız. Öptüm seni...Natali

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen bi' Paris'e git gerçekten. Çok istiyorum. Gittiğin gün çok ama çoook mutlu olacağım. Ve ne düşüneceğini de çok merak ediyorum. Ne hissedeceksin, aradığını bulacak mısın? Senin gözünden Paris'i dinlemek ne keyifli olur. Bu sene niyeti biraz uzak bir yere bozduk ama biraz işler karışık. Bakalım yapabilecek miyiz? Ve Paris, her zaman burnumda tütüyor.

      Sil
  4. Ne güzel anlatmışsın özlem sakinlik doğa yeşilin huzuru hepsi çok güzel ama ben bir türlü avrupa kıtasından ayrılamıyorum gözüm başka bir yer görmüyor olursa birde güney amerika diyorum😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz daha Avrupa'yı gezince yavaş yavaş uzaklara kayar gözün. Gerçi ben ilk yurtdışı seyahatimde (Almanya hariç) Selçuk'u kolundan kaptığım gibi Tayland'a gitmiştim. Gözünü bir kararttın mı oluyor. Bu arada Amerika'nın da hakkı yeniyor bence. New York resmen rüyalarıma giriyor. Öyle güzel bir şehir. Keşke bir gün orada biraz yaşama şansım olsa. Çok isterim.

      Sil
  5. Görmek istediğimiz bir ülke Vietnam. Umarım bir gün kısmet olur. Sende bıraktığı etki ise yine çok hoş bir şekilde satır satır yazında...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vietnam'dan ve Kamboçya'dan çok etkilendim ben. Hindistan'ı sevmedim mesela. (hep söylüyorum.) Fakirlik değil beni üzen. Ama pislik ve çaresizlik kanıma dokunuyor. Zaten ülkede öyle çok şeye canım sıkılıyor ki uçaktan indiğimde kadının adının, yerinin olmadığı ülkelere gitmek istemiyorum. Ölmeyi bekleyen insanları görmek bana göre değil. Geriye dönüşüm daha sıkıntılı oluyor. Ama Vietnam çok güzel, çoook :)

      Sil