2 Temmuz 2017 Pazar

Normandiya Rotası

Bayramla birleşen bir haftalık tatilimi neredeyse bitirmişsem ve kitap okumaktan başka bir şey yapmamışsam bloga en azından Normandiya Kıyıları ve Şatolar yazısını yazmam gerektiğini düşünüyorum. Evde tatil yaptığım bu süre içerisinde ev işlerinin hiçbirine elimi sürmeyerek müthiş bir başarı da sağlamış oldum. Bunun için elbette kendime göre bir sürü sebebim vardı: Yapacaktım da ne olacaktı, zaten böyle evimde oturup da kaç gün keyif yapıyordum, nasıl olsa yapardım, hava çok güzeldi falan filan. 😀

Gelelim gezinin ayrıntılarına ve düzeltilmesi gereken yerlerine. Aşağıda vereceğim adreste bu gezi hakkındaki sorularımı ve gezi planını yazmıştım. Peki bu yazıda düzeltilecek bir yer var mı?

http://www.macerakitabim.com/2017/04/normandiya-kiyilari-ve-loire-vadisi-gezisi.html


Her gezide olduğu gibi bu seyahatte de elbette öngöremediği şeyler oldu. Öyle atla deve konular değildi bahsedeceğim şeyler ama yine de buraya not düşeyim de unutmayayım.

Bir kere Paris Charles de Gaulle Havaalanından araba kiralayarak yola düşmekle çok iyi yapmışsız. Pasaport kontrolünden çıktıktan sonra doğru havaalanındaki Sixt kontuarına gittik ve hemen işimizi hallettik. Gitmeden internet üzerinden araba kiralama işini halletmiştik. Bunun için görünüşe göre en uygun fiyatı veren firmadan kiraladık arabayı. Daha önceki seyahatlerimizde "full sigorta" dedikleri her şeyi kapsayan bir sigorta yaptırmadığımız için ufak bir sıkıntı yaşadığımızdan tüm seyahatlerimizde artık kesinlikle sigortamızı her türlü hasara karşı yaptırıyoruz. İnternet üzerinden yaptırdığımızı sigorta da böyleydi. Fakat ben internet çıktısı aldığımda gördüm ki kiraladığımız araba full kaskolu değildi ve üstüne üstlük kiralarken kesinlikle öyle bir şey gözükmemesine rağmen bir de kilometre kısıtlaması vardı. Ekstra para ödeyeceğimizi bildiğimizden panik yapmadık. Orada sorarız dedik. Sahiden de gişedeki görevli arabanın kaskosunun her şeyi kapsamadığını ve kilometre sınırlaması olduğunu doğruladı. "İnternette böyle yazmıyordu." dedim. "Arabayı kiraladığınız internet sitesi yüzünden herkes böyle sıkıntılarla karşılaşıyor" diye cevapladı bizi.
www.rentalcars.com sitesini böylece hayatımızdan bir daha kullanmamak üzere çıkarmış olduk.

Tatilde ilk gün...

Tatilimiz böylece başlamış oldu. Paris'e hiç uğramadan Rouen'e doğru yola düştük.

Bizim planımız ilk gün Rouen'e gitmek, orada yol yorgunluğunu atmak, Jean D'arc'ın yakıldığı şehri görmek ve sokaklarında gezinmekti. Aynen planladığımız gibi yaptık. Tam anlamıyla şehrin merkezinde olmayan ama yürüme mesafesi ile merkezden sadece on dakika uzaklıkta bulunan deniz kenarındaki Novotel Suites Rouen Normandie'de konakladık. Otelin park yeri paralı olmasına rağmen sokaklarda arabayı ücretsiz olarak bırakabileceğimiz bir sürü park yeri vardı. Kahvaltısı ve oda konforu açısından bu otelden çok memnun kaldık. Rouen'de tüm öğleden sonra ve akşam gezinmek bize yetti. Bence burası uğranması gereken güzel şehirlerden biriydi. İlk gün konaklamak açısından doğru bir tercih yaptığımızı düşündük. 

2. günümüz...



Sabah otelde kahvaltımızı yaptığımız gibi eşyalarımı alarak yola düştük. Normandiya Kıyılarına doğru gidecektik. Kıyıya doğru ilerleyince yolumuzun denizden sola doğru ilerlemesi gerekiyordu ama ben kesinlikle Etretat'a gitmek istiyordum. 


Bu sebeple sağa doğru kıvrılarak Etretat'a ulaştık. Bu yazının amacı bizim gibi aynı yollara düşeceklere biraz ipucu vermek olsa da burada şunu belirteyim ki elbette sadece kişisel görüşlerimi derleyip topluyorum. Hislerim, gittiğimiz yerlerin ruhu, deniz, iyot kokusu, yemekler, doğa bunların hepsi benim gittiğimiz yerle ilgili hislerimi etkiliyor. Bir de hayalperest ve romantik olduğumu hesaba katarsak sizler kendi planınızı yaparken bu durumu hesaba katın. 
Etretat'a girerken şöyle yaptık: Çoğunluğun yaptığı gibi aracımızı şehrin dışındaki ücretsiz park yerine bıraktık. Bildiğiniz yolun sol tarafındaki tarla gibi yerden bahsediyorum. Tabelada şehrin merkezine ulaşmanın on dakika olduğu yazıyordu ama biz biraz daha uzak olduğunu düşünüyoruz. Yavaş yavaş yürüdük, yoldaki yürüyüş alanlarına daldık ve gezmeyi düşündüğümüz evin önünde durduk: Le Clos Arsene Lupin-Maison Maurice Leblanc

İsminden de anlaşılacağı gibi Arsen Lupen karakterini yaratan yazar Maurice Leblanc'ın evi burası. Yeşillikler içinde çok güzel bir yer. Alt katardaki odalar yazarın kullandığı şekliyle korunmuş fakat üst katlar romanların geçtiği mekanları anlatır şekilde düzenlenmiş. İçeride fotoğraf çekmek yasak.
Evi hızlıca gezip Etretat'ın merkezine yani Manş Denizi'nin kıyısına ilerledik. Küçücük bir deniz kasabası burası ve ben buraya bayıldım. Eğer benim gibi denizin sesini duyabileceğiniz mini kasabalardan hoşlanıyorsanız burayı siz de seversiniz. Yok yalnızlık düşüncesi, peşinizden kovalayan uğultular, tırmanılmayı bekleyen tepeler ve özünde "Ya ben burada kendi sesimi bile duyarım" duygusu size yakın değilse burası şöyle bir bakıp geçmelik bir yer. 
Kıyı boyunca yürüyüp sol tepeye doğru yürüdük. İtiraf edeyim ben yoruldum yürürken. Dönünce spor yapmalıyım fikri kafamı kurcalayıp durdu. Burada deniz mahsullerinden oluşan öğle yemeğimizi yiyip hemen yola düştük. Zira Honfleur'e gidecektik.

Dikkat-Dikkat: Rouen- Etretat arası yaklaşık 90 km. Bu da ortalama 1.5 saate denk geliyor.

Honfleur'e doğru ilerlerken rahat durmadık elbette. Yolumuz üstünde diyerek Le Havre'a kırdık arabanın direksiyonu. Şöyle bir şehir turu attık arabadan inmeden; zira şehri pek de beğenmedik. on dakikalık uzaktan bir bakış bir şehri tanımaya elbette yetmez ama bana Marsilya'yı anımsatan bu şehir içimde gezinme arzusu yaratmadı.



Dikkat- Dikkat: Etretat- Honfleur arası 46 km ve yaklaşık 45-50 dakika sürüyor.

Öğleden sonra Honfleur'e ulaşmış olduk. Arabamızı şehrin içindeki parklardan birine bırakıp (paralı park) heyecanla sokaklara dağıldık. Honfleur için söylenecek çok fazla şey var aslında. Bana limanıyla Bergen'i anımsattı burası. Öyle güzel, öyle fotografik bir yer. İnsanda burada konaklama, kalabalığın içine dalma, sokaklarda dolaşma, kafelerde oturma hissi yaratıyor. Sokak aralarında gezinirken Erik Satie'nin de müze evine rastladık. Butikleri, hediyelikçileri ve bir dolu mağazayla burada kolaylıkla vakit harcanır. Keşke buraya biraz daha vakit ayırsaymışım diye düşündüm. 

Peki buradan nereye? Gün daha bitmedi arkadaşlar ve ben buradan Deauville-Trouville'e gideceğiz diye planlamışım.

Dikkat-Dikkat: Honfleur- Deauville arası 18 km ve yol yaklaşık 30 dakika sürüyor. 


Sonunda Deauville'e geldiğimizde akşamüstü olmuştu. Deniz kenarındaki park yerlerinden birine arabayı bırakıp denize doğru yürüdük. Gördüğüm manzara karşısında büyülendim çünkü Fransız filmlerindeki sayfiye yerlerinin aynısıydı karşımdaki manzara. Uzakta bir deniz, sonu görünmeyen kumsal, mavi-beyaz boyalı kabinler, kıyı şeride sıralanmış oteller, sahilin merkezinde kocaman bir kumarhane 😀
"Buradaki hayalin neydi Özlem?" derseniz elime kitabımı alıp şezlongda uzanmaktı diye cevap veririm. Bakın ben size söylüyorum. Bir gün ben Selçuk'u kandırıp iki günlüğüne Etretat'a, birkaç günlüğüne de Deauville'e gelirim. Öyle sevdim bu sahil şeridini. Elbette acıkmıştık acıkmasına da ne yapacağımıza karar veremiyorduk. Burada mı yesek yoksa Trouville'i de gezdikten sonra kalış noktamız olan St. Malo'da mı ziyafet çekseydik bilemedik. Trouville neresi, acaba buradan ne kadar uzak diye düşünürken adresi aracın navigasyonunu da yazdık ki bir de ne görelim? Deauville hemen yanıbaşımız. Deauville ve Trouville bir nehrin iki yakasına yerleşmiş kasabalar. Biz burayı çok hızlı gezmek durumunda kaldık. Oysa bizim ayırdığımız zamandan daha fazlasını hakediyorlar. 

St. Malo'ya doğru...

Yola çıktık çıkmasına ama rahat durmadık elbette. Yolumuz üstünde duran Cabourg'a kayıtsız kalamadık. Yemeğimizi bu minicik ve şirin kasabada bir İtalyan restoranında yedik. Kıyı şeridine bakıp hayretler içinde kaldık. Çünkü upuzun bir şerit göz alabildiğince uzayıp gidiyordu. 

Dikkat- Dikkat: Deauville- Saint Malo arası tam tamına 230 km ve yol 2.30 saat sürüyor.

Bu planı yaparken aklımızı neredeymiş peki? Çünkü gayet yoğun bir gün geçirdik ve çok yorulduk. Tatil için ayırdığımız süre az, görmek istediğimiz yer bu kadar çok olunca programı sıkıştırmışız. St. Malo'da kalmayı tercih ettik. Her gün bir otelde kalıp bavulları indirip bindirmek istemedik. Doğrusu şöyle olmalıymış: Honfleur'de konaklamalı, hem oranın keyfini doyasıya çıkarmalı, hem de yorulmamalıymışız. 

Honfleur'den sonra yaptıklarımızı bir sonraki güne bıraksaymışız, Normandiya Çıkartmasının yapıldığı Omaha Sahili (Omaha Beach) ardımızda bırakmamış olurduk. Bu seyahatte atladığımız yerlerden biri burası oldu.


3. Günümüz....

St. Malo'da otelimizde uyanıyoruz. Sabah kahvaltısı ve kahve hepimizi kendimize getiriyor. Surlarla çevrili bu güzel yerleşimi bir gece önce azıcık gezdik. Karnımızı doyurduktan sonra tekrar geldiğimiz yöne gidiyor ve Le Mont St. Michel'e yöneliyoruz.

Gitmeden önce buranın denizin kıyısında ama bir kasabanın yamacında bir yer olduğunu düşünürdüm. Manastırın olduğu yerin karşı kıyısında sanki kafeler, restoranlar vardır da insanlar o manzaranın karşısında içkilerini yudumluyorlardır gibi bir his vardı içimde. Bu kanıya nereden kapıldığımı bilmiyorum. Le Mont St. Michel'e yaklaşınca tabelalar bizi park yerlerine ulaştırdı. Muhtemelen etrafın doğallığını bozmamak adına park alanlarının hepsi uzun çit bitkilerinin ardına saklanmıştı. Arabamızı buradaki park yerlerinden birine bırakıp ücretsiz shuttle'ların kalktığı yere gittik. Ayrı bir ücret ödeyerek faytonla da ulaşabiliyorsunuz St.Michel'e. Sonra çekilmiş denizin ortasında, bir boşlukta tüm güzelliğiyle dikilen surların ardındaki kalenin içine giriyorsunuz. 

gezinin bu ayağında telaşsız bir gün geçirdik. Günün arda kalan kısmında St. Malo'daydık. Akşam nefis bir restoranda kabuklu deniz ürünlerine saldırdık. 😀
Seyahatin bu kısmına bir gün daha ekleseymişiz daha iyi edermişiz. 
Bana soracak olursanız bizim izlediğimiz rotanın hakkı dört gün. Şimdi gitmiş görmüşken bu alan içinde göremediğimiz diğer yerlere de uğramak için yollara tekrar düşebiliriz. Ben Normandiya Kıyılarını çok sevdim çünkü.💗

4 yorum :

  1. Pek güzel gezdin, Instagram`dan da sıkı takip ettim:) Nedense ben daha çok kalacağınızı düşünmüştüm. Oraları da merak ediyorum, ömrüm yeter mi bilmiyorum. Gidilecek yerler listesi uzun, zaman kısıtlı bizde:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seyahatin bu kısmından sonra şatolar kısmı vardı. Cumartesi yola çıkıp cumartesi döndük. Tam anlamıyla bir hafta sürdü. Yetmedi tabii ama ancak bu kadar oluyor.
      Kuzey'e ise tatil yetti. Eve dönmek için sabırsızlandı.
      :)

      Sil
  2. Not: Yazıda punto 2.günden itibaren küçülmüş:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Semicim, blogun alt yapısında teknik bir sorun var ve bir türlü düzeltemiyorum. Bazı yazılarda nedense böyle oluyor. Sinir oluyorum. Ne yapsam bilemedim. :(

      Sil