30 Temmuz 2018 Pazartesi

Seyahat Notları: Dublin ve gizli bir hikâye

Dün gece yine uyuyamadım.  Sabah şiş gözlerle kalkıp bilgisayarı açtım. Bir bardak çayı bile çekmedi canım. İçimden Meltem Gürle okumak geldi. Eskiden nefis bir blogu vardı. Ne zaman içim çekilse oraya kaçtığımı hatırlıyorum. Sonra sanırım kitap çıkardığından ve oradaki yazılarını da kitapta derlediğinden olsa gerek, benim gibi okuyucularına blogunun kapılarını kapattı. Şimdilerde güncel yazılarını okumak istersek BirGün'de yazdığı yazılarına konuk olmak gerekiyor. Meltem Gürle bir süredir Dublin'de yaşıyor. Yazdıklarından oraya bir burs sebebiyle gittiğini, gitme sebebi her ne ise orada onu yaparken de İrlanda'nın havasına, suyuna, yazarına, şairine değindiğini görüyoruz. Sanırım Meltem Gürle gözü neye değse güzelleştiren insanlardan. Bir yazısında her gün gittiği bir kafeden bahsetmiş; adını vermemiş kafenin. Bir yazısında da her perşembe 17.30'da uğradığı Dublin'in Güzel Sanatlar Müzesi National Gallery'nin 20 numaraları salonuna gidip seyrettiği bir tablodan bahsetmiş. Tahta bir dolabın içinde saklanan bu tablo İrlandalı ressam Frederic William Burton'a aitmiş ve her hafta sadece birkaç saatliğine görücü karşısına çıkıyormuş. Tablonun hikâyesi de ismi de Meltem Hoca'nın yazısının içinde saklı.

National Gallery of Ireland, Hellelil and Hildebrand

Rutine aşık biri olarak her perşembe peşine takılacağım bir şeyim olsun isterdim. Bir tablonun önüne geçip beklemek, üzerine nice anlamlar yüklemek ve yanından ayrılırken bir sonraki hafta orada olacağımı bilerek sessiz adımlarla uzaklaşmak. 

Geç gelen ve bana kendini bir türlü sevdiremeyen bu yaza dair güzel bir şeyler bulmak istiyorum; ince ruhlu şeyler... Naif cümlelerle dolu kitaplar okumak, beni bulutların ötesine taşıyacak şarkılar dinlemek gibi; dingin, sakin, rehavet dolu... Yaz sabahlarının bildiğimiz yaz sabahları gibi olmaması şaşırtıyor beni. Tıpkı kar yağışının haberini veren kış gecelerinin sabahı gibi uyanıyorum bu yaz her sabaha. Pencereyi açıp dışarıda aydınlık bir gün var mı diye merakla bakıyorum. Bazen umulmadık bir rüzgâr çıkıyor karşıma, bazen de geceden beri fikrini değiştirmeyen nemli bir bir loşluk. Her birimiz bu yaza başka bir köşeden bakıyor bizim evde. Hayat olması gerektiği gibi akarken biz hayatımıza giren boşlukları sevgi ile doldurmaya çalışıyoruz.

Kısa bir tatilden yeni döndük. Hiç aklımızda yokken sıcak bir köşeye Atina'ya kaçtık. Selçuk'la benim için kısa bir ara oldu bu gidiş, Kuzey'e yetmedi. "Dört gün, üstelik bunun sadece iki günü denizin içinde geçmişse deniz tatili sayılmaz bu." dedi. Haklıydı aslında ama bu sefer böyle oldu. Hayal kurmaktan vazgeçmeyen birer anne ve babası var bu çocuğun. Denizin olduğu başka bir yere gideriz belki yine aklımıza eserse bir sabah. Ben aklımı biraz dolduran,  biraz da boşaltan bu birkaç günlük Atina seyahatine müteşekkirim çünkü. Şimdi bayrama kadar çalışma vakti. 😍

3 Temmuz 2018 Salı

Limonata Tadında Film Maratonu

Kitap listesini iyi kötü hallettiğime göre artık başka işlere bakabilirim. Değil mi?
Mesela çok tatlı blog arkadaşlarımızın başlattığı bir film maratonu var. Şimdiye kadar hiç böyle bir işe kalkışmadım ama işin içinde liste olduğuna göre ben de bu işe burnumu sokabilirim diye düşündüm. Eh, bu işe nereden kalkıştığıma, kimden esinlendiğime gelecek olursak. 

Limonata Tadında Film Maratonu'na ben sevgili Sibelynka'nın blogunda denk geldim; ama bu iş başka blogcuların başının altından çıkmış. Merak edenler Yasemin ve Büşra'ya uğrayabilir. Ne güzel bir şey düşünmüşler. 2018 yazı için seyredilecek 30 film. 

Sibel'in blogunda bu etkinliğe katılan blogcuların listesi var. Benim gibi sizler de bu arkadaşların film listesine göz atabilir; hangi filmi seyredeceğinize dair başka listelerde de biraz ışık arayabilirsiniz. Benim listem biraz romantik bir liste oldu açıkçası ama olsun. Ruhum bunu istiyor şimdilik. 

Gelelim maratonun kurallarına:

* 2016-2017-2018 yapımı 30 film seçmek ve 9 Eylül'e kadar bu filmleri seyretmek.

Ben şimdilik 30 film seçemedim. Sevdiğim filmleri seyretmek istiyorum çünkü. Sanırım seçtiğim bazı filmler de hemencecik bulunacak filmler değil. Olsun, duruma göre değişiklik yaparım. Önemli olan zaman kaybetmeden bir yerden başlamak ve günlerimi daha anlamlı bir hale getirmek. Önceki zamanlarımdaki gibi artık kendimi çok zorlamıyor, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, en önemlisi de olduğum halimle kendimi sevmeye çalışıyorum. 

📌 Gelelim benim listeme. Belki size de ışık tutar ucundan. 💡


* 20th Century Women
* 93 Yazı
* A Quiet Passion
* Certain women
* Every Day
* Home Again
* İçimdeki Güneş
* Madame



* Wonder
* Mark Felt
* My Golden Days
* The Lovers
* The Book Shop
* The Mid-Wife
* Tully
* The Tale


* Murder on the Orient Express
* Jackie
* The Red Collar
* A Bras Ouverts
* Un Profil pour deux
* L'eole Buissonniere
* Telle Mere Telle Fille
* My Cousin Rachel

Şimdilik 24 filmden oluşan bir listem var. Umuyorum ki kısa zamanda kalan altı filmi de bulacağım.
Filmler hakkında yorumlarımı yazabilir miyim bilmiyorum. Yazsam ne güzel olur değil mi?

Listemin eksik altılısından birini buldum ve seyrettim bu arada. Okuduğum ve çok etkilendiğim Joan Didion kitabının ardından yazarın kendisi hakkında çekilmiş bir belgeseline denk gelmek çok güzeldi.

 * Joan Didion Belgeseli: The Center Will Not Hold.
*Mary Shelley
*like Father
* The Sweetest Heart