Çocukluk anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukluk anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2017 Cumartesi

Babaannemin Sandığı

Her cuma günü benim için bayram günü.🙋 
Sabah neşeyle uyanıp yola çıkıyorum. Erkenden Kadıköy'de olmak, yazıyla dolu günüm başlamadan önce Kev'de bir bardak çay içmek ve önündeki nefis güne merhaba demek.



Yazı arkadaşlarımla bir masanın etrafında toplanıp yazdıklarımızı paylaşıyoruz. Okudukça keyfimiz artıyor, bazen de minik umutsuzluklara kapılıyoruz. Sonra hemen kendimizi toparlayıp, hatalarımızı bir kenara not alıyoruz. Genellikle masanın ortasında Eyfel Pastanesi'nden alınmış lezzetli çörekler. Yazmayı çok sevmeme rağmen bunca işin gücün yanında bir sebep olmadan masaya oturmak zor. Ertelemek için onlarca sebep, keyfe dalmak için daha kolay yollar var. Bu yüzden Yazı Evi, her hafta düzenli olarak bir şeyler karalamak için önüme çok güzel sebepler koyuyor. 

Bu hafta yazılacak bir sandık hikayem vardı. Sandığın yazmak için ne muhteşem bir konu olduğunu içine girince anladım. Yazı yazacağım diye sülale boyu herkesi aradım. Ne anneannemin sandığı kaldı sormadığım, ne de babaannemin. Allahtan her şeyi hatırlayan bir kuzenim var da sorduğum her şeye cevap verdi.
"Babaannemin sandığı vardı ya hani!" diye konuya direkt daldım what's up'dan bir akşam. "Ne oldu ona?"
"Çok eskiydi o sandık. Evden taşınmadan önce tavan arasına kaldırılmıştı. Sonra da parçalandı gitti zaten." dedi.
"Sandığın içi açılırken orada mıydın sen?" diye hızımı alamayıp devam ettim. Canım kuzenim muhtemelen bu sorunun ardından gelecek soruyu tahmin edip gülümsemiş olmalı.
"Evet, ordaydım." diye cevap verdi. Hatta dedem herkes toplandığı için sandığın açılmasına karar vermiş. 

Babaannem öldüğünde ben küçüktüm. Öyle mini minnacık değildim elbet ama öldüğü zamana ait anılarım çok puslu. Hatırladıklarım aile fertlerinden duyup eklediğim anılarla karışık. Amcamlarla, dedemlerin birlikte yaşadıkları o evi, dedemle babaannemin evin arka tarafa bakan sokaktaki odasını, yanındaki küçük mutfağı, sandığı, salonun ortasındaki kocaman televizyon sehpasını hatırlıyorum.
Bugün artık bize ait olmayan ve yerinde muhtemelen bir apartmanın olduğu o eski evin kokusunu bile anımsıyorum desem bilmem bana inanır mısınız? Ara ara gidip kaldığım o evle ilgili kederli olaylar varsa da orada kendimi evimde gibi hissederdim. Babamın deyişiyle baba ocağıydı elbet ama babaannemle dedemden çok yengemin çeki düzen verdiği o evi sıcak yapan yengemin ta kendisiydi. Baba tarafımla öyle içten bir yakınlığım var. Anne tarafım hiç alınmasın. 🙊

Bu yüzden sandık olayının altını üstüne getirirken hiç çekingenlik göstermedim. Sandığın şeklinden başlayıp içinden ne çıktığına kadar sordum. Bir kaç başörtüsü, evlenmemiş en küçük amcam için babaannemin yaptırdığı yatak takımı, üç beşli denen bir köy elbisesi çıkmış. 
"Eee sen ne aldın peki o sandığın içinden diye sordum Şeri'ye?"
Babaannemin, aslına bakılırsa dedemin en sevdiği kız torunuydu Şeri. Şimdi buna itiraz edecekler çıkacaktır elbet. Ama öyleydi. Aslında böyle olmasının da tuhaf bir yanı yok. Dedemle ve babaannemle kış aylarında birlikte yaşarlardı ve üstüne üstlük de Şeri fazlasıyla sevilmeyi hak edecek kadar iyi kalpli ve nazik. 
"Bir tülbentim var." dedi. Yengem babaannemden hatıra olsun diye almış. 
What's up yazışmalarımızla olay çok uzayıp da tam netleşmeyince telefonla konuşmaya karar verdik. Biraz güldük. Tülbenti kapmışsın muhabbeti yaptık. Aradan bir hafta geçtikten sonra telefonuma bir fotoğraf geldi. Sandığın içini ve babaannemden kalanları düşünen Şeri'nin aklına babaannemin küpeleri düşmüş. Yengeme, "Bir de küpeler vardı." demiş. Bendeydi, yok şuna verilmişti küpeler derken Şeri, hafızasına güvenerek (sanırım o hafıza bugüne kadar onu hiç yanılmadı) annesine, "Küpeler sen de olmalı" demiş. Zavallı yengem bir hafta boyunca aradıktan sonra küpelere ulaşmış. 😀

Benim sandık hikayesine sebep yıllar öncesinin sandığını tekrar anımsadık. O sırada sorduğum herkes başka bir sandık hikayesi anlattı bana. Hırsızların ortaya döktüğü sandıklardan, anneannemin elini kesen eski sandığa, oradan antika aynaya, iki kapılı ahşap dolaba uzandık. Geçen hafta anılarımızı unuttuğumuzu düşündüğümüz eşyalarımızın arasında aradık.
Sararmış bir tülbentle, babaannemin kulaklarını süsleyen minik bir küpe kalmış geriye. Anılarımız, ailelerimizin en büyüklerinin yitip gitmesinden sonra babamın ya da amcamın gitmesiyle daha da eksilmiş. Yiten sevdiklerimizi daha az konuşur oldukça aklımızda kalan görüntüleri netliğini yitirmiş, güzel hatıralar geçmişin puslu anlarında öylece kalıvermiş. 
Oysa ne çok sandık var içine bakacağımız.