Üç Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üç Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Liste 46- Biraz liste, biraz da kitap

52 Liste Projesi

Liste 46- En çok rahatlamanızı sağlayan şeylerin listesini yapın.

Kısa başlıklar altında beni en çok rahatlatan şeyleri yazacağım. Sonra da haftalık hayallerimi yazıya dökmeye çalışacağım. Sıcak suyun altında dakikalarca dikilmek, sonbahar yaprakları ayaklarımın altında çıtır çıtır sesler çıkarırken yürüyüş yapmak, yağmurlu bir günde battaniyenin altına gizlenip kitap okumak, uzaktan duyulan bir müziğin hayatımıza eşlik etmesi, mutfaktan yayılan kahve kokusu, annemin varlığı, annemin hazırladığı sofralar ve yemekler, masaj (bayılıyorum), Kuzey'in kokusu, Selçuk'un varlığı...

Üç Yaşam- Gertrude Stein

Onlarca sebep sayabilirim. Benim #hygge'lerim işte bunlar. (Kaç haftadır şu kelimeyi bir yerde kullanayım diye çıldırıyordum. Şükür bu fırsatı verenlere.) Seyahat demedim, Paris demedim. Ehh, hem oraları biliyorsunuz, hem de bu iki kelimenin altında huzurdan çok daha başka şeyler de var. Uzun lafın kısası, başımı ellerimin arasına alıp da düşününce en mutlu ve huzurlu olduğum yerin evim, yuvam olduğunu görüyorum. Muhtemelen hepimiz evimizin en huzurlu yer olduğunu düşünüyordur. Seyahati ne kadar çok seversem seveyim, evimde olmayı da o kadar çok seviyorum. Hatta evimin keyfini süremediğim için üzülüyorum da! Öyle ama. Sabahın köründe kalkıp akşamın bir vakti eve dönüyorum. Hava çoktan kararmış oluyor ve evde hep işte geçirdiğimden daha az vakit geçiriyorum. Umuyorum bir gün evimde daha fazla vakit geçirme şansım olur. (Milli Piyango bu sene 61 milyon lira verecekmiş. Bu sene alacağım şu bileti!)

Yazı yazmak da beni çok rahatlatıyor. Gel gör ki sinirli zamanlarımda yazı yazamıyorum. Deftere döktüklerim aynı şeylerin tekrarından ibaret oluyor. Yazarken saf gibi gözlerim sulanıyor; böylece sinirimi törpülemek yerine cilalamış oluyorum. Bu yazdıklarıma güldüğüm tek zaman geri dönüp de yazdıklarımı tekrar okuduğum zamanlar oluyor. 😀

Bugün kasım ayının son günü ve ben tam bir haftadır diyet yapıyorum. Sabah erkenden yine diyetisyene gittim. Durumumdan memnun kendisi. Ben bir haftada beş kilo vermeyi planlıyordum, olmadı. Bu hafta da diyetisyenin dediklerini uygulayacağım. Ondan sonraki hafta malum sıcak şarap içmeyi planlıyorum. 😀  Bu kararımda ciddiyim. Elimdeki listeye bakarak yemek yediğimde anladım ki aslında aç olmadan ve gereksiz yere yiyorum. An itibariyle yediklerimin miktar olarak az olduğunu biliyorum ama daha önce yediğim birçok şeyde de biraz kantarın topuzunu kaçırmışım. Gelsin kestaneler, gitsin incirler, kayısılar, hurmalar şeklinde olmuyormuş. Hayatımda ilk defa bunu anlamış oldum. Tabii, her konuda olduğu gibi bu konuda da hırslıyım. Diyet yaparken bile kendini kasan kaç kişi vardır buralarda bilmiyorum ama ben kalori değeri olmayan şeyleri içerken bile on kere düşünüyorum. Sanırım her şey ekmeklerin ve üzerine sürülen sıcak tereyağının suçu. İki haftalık diyetin sonundaki kısa seyahat süper gelecek bana. Umarım verdiklerimi kısacık üç günde geri almam ama hayatın da tadını çıkarırım. Mesela yarın öğleden sonra mango yiyeceğim. Kocam Çin'den buraya kadar mango getirmiş. Benim de onu yemem lazım. Diyet meselesini de hallettiğimize göre gelelim en son okuduğum kitaba: Gertrude Stein ve Üç Yaşam.

Kitabı kitapçının rafında görür görmez aldığımı herkes tahmin ediyordur. Paris, Kayıp Jenerasyon, Hemingway'in sık sık evine gittiği Gertrude Stein ve Rue de Flerus'taki ev... Bunların hepsi sevdiğim zamana, sevdiğim yere, Paris'te yaşayan Amerikalı expat yazarlara işaret ediyor. Paris'te yazmaya ve yaşamaya çalışan yazarların da hem sıcak bir ev, hem yemek ve içki, hem de Stein'ın eserleri hakkında yapacağı eleştirileri duymak için bu evin kapısını sık sık çaldığını biliyoruz. Şimdiye kadar Gertrude Stein'ın Türkçeye çevrilmiş herhangi bir eserinin olup olmadığından haberdar değilim; ben denk gelmedim. O yüzden Gertrude Stein'ı okumayı çok istiyordum. Kendisine akıl danışan tüm yazarları ya da sanatçıları sıkı eleştirilerle küstüren bu kadın acaba kendi nasıl yazıyordu? Kendisinin edebi dili nasıldı?

Bir paragraf önce bahsettiğim gibi nihayet Delidolu Yayınları Gertrude Stein'ın Üç Yaşam isimli kitabını yayımladı. Üç yaşam, üç kadın, üç öykü... Okuduğum ilk hikâye Stein'la tanışmam için bir vesile oldu. Yinelenen cümleler, tekrar tekrar okuyucuya anımsatılan kişilik özellikleri, günlük hava durumunun aynı cümle içinde sıklıkla kullanılmasıyla bence anlatılmak istenen bir şey vardı. Ben anlamamıştım. Yazarın bildiği bir şeydi sanırım. Kafam karıştığından kitabın arkasını çevirdim, ne yazılmış diye şöyle bir baktım, yayınevinin internet sitesindeki kitap tanıtımından da kitabın, "Kültleşmiş bir ilk eser" olduğunu öğrendim. Denildiğine göre Stein, deneysel yazılarıyla Kübizmin resimde gerçekleştirdiğini edebiyatta gerçekleştirmek istemiş. Bu konuda ahkam kesemeyeceğim çünkü anlamam. Sadece hislerimi size aktarabilirim. İlk öyküde biraz şaşırmış olsam da ikincisini okumaya devam ettim. Aman Allahım! Hayatımda hiç bir öyküyü okurken bu kadar sıkıldığımı, içimden çığlıklar attığımı hatırlamıyorum. Anlam veremediğim diyaloglar sayfalar boyunca devam etti. Sanki ağzımda yutamadığım bir lokma vardı da durmadan aynı şeyi çiğneyip öğütmeye çalışıyordum. Ömrümde edebiyat alanında maruz kaldığım en büyük işkencelerden biriydi dile gelen ikinci yaşam. Bir ara şöyle düşündüğümü anımsıyor: Yazar karşısındaki okuyucunun aptal olduğunu ve yazılanı bir kere de anlayamayacağını mı düşünüyor? Karakterler kendilerini ve konuşmalarını her bir okuyucuya tek tek ezberletmek istermiş gibi soruyordu: Beni tanıdınız değil mi? Ben bilmem kim ve sarı benizli bir zenciyim.

Üçüncü öykü neyse ki biraz daha hafif bir tonda yazılmıştı. Sıkılmış mıydı acaba Stein? Bilmiyorum. "Acaba?" diye düşündüm. "Stein sırf etrafına topladığı edebiyatçılara kol kanat gerdiği için mi böyle bir övgüye layık görülmüştü?" 

Gelelim çevirmen meselesine. Öykülerin benim tarafımdan sıkıcı bulunması çevirmenin başarısız olduğunun göstergesi değil. Tam tersi! Çevirmen Gökçe Yavaş kesinlikle zor bir işin altından hem de büyük bir başarı ile kalkmış. Metnin İngilizcesinin ne kadar zor olduğunu tahmin etmek zor değil. O yüzden çevirmeni tebrik etmek lazım. Pek tabii Delidolu Yayınları'na da öyle ya da böyle Gertrude Stein'ı Türkçe'ye kazandırdığı için kocaman bir alkış. Sonunda Stein okuyup merakımı giderdiğim için çok teşekkürler.