2018 yılının en güzel kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2018 yılının en güzel kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2019 Pazartesi

2018 yılında okuduğum kitaplar

2018 kitap bilançosunu mecburen yapmak zorundayım çünkü fotoğraflarını çekerim diye ortalıkta bıraktığım kitapları toplama, yerlerine koyma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Yeni okunacak kitaplara, daha doğrusu yeni dağınıklığa yer açmak için bir an önce okunanları ortalıktan kaldırmam şart. Her sene olduğu gibi geçen sene 2018'in ilk sabahına Ernest Hemingway'in Paris Bir Şenliktir kitabını elime alarak başladım. Benim için yeni bir seneye bu kitapla girmek, bir de her Paris'e gittiğimde Shakespeare and Co. kitapçısından bir kitap almak bir sonraki sefer için Paris'e yeniden gidişin söze dökülmemiş totemi. 😎




1* Paris Bir Şenliktir- Ernest Hemingway
2* Montana Hastalığı- Enrique Vila-Matas
3* Never Any End to Paris- Enrique Vila-Matas

Enrique Vila-Matas, Dublinesk kitabıyla keşfettiğim ve karışık yazım tarzına karşın çok sevdiğim bir yazar oldu. Herkes sever mi bilmiyorum ama bizim enerjimiz birbirini tuttu. Hem Montana Hastalığı'nı hem de Never Any End to Paris'i çok severek okudum. Hatta Paris'te geçen kitabını dönüp dönüp ele alıyorum çünkü Paris'ten bahseden her kitapta çok sevdiğim Paris'ten bir iz arıyorum. Sanıyorum bu sene de Paris'i anlatan kitapları tekrar tekrar elime alacağım. 



4* The Lost Boy- Camilla Lackberg
5* The Bat- Jo Nesbo
6* A Year in the Merde- Stephen Clarke

İskandinav ülkelerinden çıkma yazarları ve kitapları çok sevdiğimi sık sık tekrarlıyorum. Polisiye de çok sevdiğim bir edebiyat türü. Hem İskandinav bir yazarın elinden çıkıp hem de polisiye olan kitaplarsa benim için tadından yenmiyor. Edebi olarak daha rahat okuyabileceğim kitapları da İngilice okumayı tercih ediyorum. Joe Nesbo, çok sevdiğim yazarlardan biri. Camila Lackberg'in ise daha farklı bir tadı var. Yazar, suç mahalline girip bir kanıt buluyor ama kitabın sonuna kadar onun ne olduğunu öğrenemiyorsunuz. Okuyucuya azıcık yuvardan bakan bu tarzını seviyorum. Saklı Çocuk ismiyle Türkçeye çevrilen bu kitabı sene başının en keyifli okumalarından biriydi. Geceleri uykuya dalmadan önce usul usul okudum bu kitabı. Yenileri bu seneye inşallah diyorum.

A Year in Merde, canım Çilek Suyu Sibel'in hediyesi. İstanbul'a geldiğinde buluşup beraber kahvaltı etmiş, saatlerce konuşmuştuk. Paris'te geçen bu kitabı görünce hiç düşünmeden benim için almış. Kitap en sevdiğim şehirde geçince hemencecik okundu. 
Fark edildiği üzere, geçen sene yine Paris özlemi ile yanan bir Özlem varmış.😍


7* 4321- Paul Auster
8* Bir Yeniyetmenin Günlüğü- Sue Townsend
9* Oswald Amcam- Roald Dahl
10* Denizin Altındaki Ada- Isabel Allende

Paul Auster ve 4321 tereddütsüz 2018'in en şahane, en güzel okumasıydı. Bu kitabın Paul Auster'ın başyapıtı olduğunu söyleyebilirim. Okurken bitmesin diye dua ettim. Bir de sıklıkla şu düşünce geçti aklımdan: "Kuzey ne zaman bu kitabı okuyabilir?" Öyle mutlu bir okumaydı uzun lafın kısası.

Bir yeniyetmenin Günlüğü ise D&R'da Can Yayınları'nın indirimde satılan kitaplarından denk geldiğim bir kitap. İngilizcesinden okumayı tercih ederdim. Sue Townsend, birazdan buraya adresini bırakacağım blog yazısında da okuyacağınız gibi Türkiyede pek hak ettiği değeri bulamamış bir yazar. Evde bir ergenl yaşamaya başlamasaydık belki benim de ilgimi çekmeyecek bir kitaptı. Çok keyif aldım ben bu kitabı okurken. Yazar hakkında blog yazısı için BURAYA bir tık lütfen!
Gelelim Roald Dahl ve Oswald Amcam'a. Şimdiye kadar çocuk kitaplarını okuduğum Roald Dahl'ın bu sefer büyükler için yazmış olduğu bir kitabını okudum. Okurken yer yer yüzümün kızardığını itiraf etmem gerek.  Isabel Allende, malum canımız ciğerimiz. Denizin Atındaki Ada'yı büyük bir keyifle elime aldım fakat itiraf etmem gerekir ki kitap okudukça lastik gibi uzadı. Bitmek bilmedi. Bir ara sıkıntıdan patlayacağım, orta yerimden yarılacağım zannettim. Yazar neden konuyu bu kadar uzatmış, okuyucuyu bunaltmış bilemedim. İtiraf etmem gerekirse bu kitap Allende kitapları içinde sevmediğim tek kitep oldu. Okumasam da olurmuş. Fikrim budur.😡


11* Güzel bir Hayat- J.K. Rowling
12* Mezbaha 5- Kurt Vonnegut
13* Yaşlanıyor Muyum Ne?- Nora Ephron
14* Kafka'nın Kedileri- Gabor T. Szanto
15* Picasso ve Aşçısı- Camilla Aubrey

2018 senesinde sonun hiç beğenmesem de çok güzel bir dizi seyrettim: Gilmore Girls. Rory Gilmore ve annesinin üzerine kurulmuş bir Amerikan dizisiydi. Bekar bir annenin ve kitap okumayı çok seven Rory'in uzun sezonlar boyunca devam eden hikâyesiydi izlediğim dizi. Rory'nin çocukluğundan başlayan yolculuğu, liseye gitmesi, oradan hayalini kurduğu Yale Üniversite'sine devam etmesi, sevgilileri, hataları üzerine kurulu bu diziyi hiç sıkılmadan izledim desem yalan olmaz. Genç anne ara ara canımı sıktı ama yine de Rory öyle akıllı bir kızdı ki kendimi diziden bir türlü koparamadım. Okuduğu kitapları takip ettim, dertlerini içimde yaşadım. Ne yazık ki her güzel şey gibi yerinde bitirilmemişti. Dizinin yıllar sonra çekilen dört bölümünde tüm o sezonlar boyunca izlediğim Rory'nin yerinde yeller esiyordu. Başarısızdı, hayal ettiği hayata kavuşamamıştı, bir erkek arkadaşı varken hayatının en büyük aşkıyla da gizli bir ilişki yaşıyordu. Üstelik hamile kalmıştı. Bu bölümleri izleyince hayal kırıklığı yaşadım ama Rory'nin Yale Üniversite'sindeki yaşamı hep aklımda kaldı. 

Niye anlattın sen şimdi bize bunları diyebilirsiniz. 😀 Vallahi içimden geldi.  Ne zamandır anlatmak istiyordum. Bir de J. K. Rowling'in kitabının içeriğinin Harvard Mezunları'na yaptığı konuşmayı içerdiğini söylemek için. Kuzey için aldım kitabı. Okusun, gaza gelsin, bir de hayatta her şeyin ders notları ile alakalı olmadığını öğrensin diye. Kafka'nın Kedileri ve Picasso ve Aşçısı, yaz kitaplarıydı benim için. Mezbaha 5, KurtVonnegut'un okuduğum ilk kitabı ama sanırım kendisini anlamak için biraz daha çaba sarf etmem gerekecek. Çünkü bu kitaptan da geriye bir şey kalmadı ben de.

Gelelim bu kitapların içinde belki de en sabun köpüğü görünebilecek olanına: Yaşlanıyor muyum ne? Baştan söyleyeyim; evet, yaşlanmak ile ilgili korkularım var ve evet, Norah Ephron'u çok ama çok seviyorum. Onun hakkında daha önce blogda yazı yazdığımı anımsıyorum.  BURADA

Romantik komedi filmleri deyince benim aklıma hemen Norah Ephron, Meg Ryan ve Tom Hanks gelir. Kısa kısa yazılarından oluşan bu kitapsa benim için çok kıymetli bir hazine gibiydi. Yaşam hakkında gerçek ve samimi notlar. Bir yerde kitaba denk gelirseniz alın, okuyun derim. Keşke daha çok kitabı Türkçeye çevrilse ama sanırım biz de bu tarz kitaplar pek satmıyor.


16* Genç Yazarlar için Hikaye Anlatıcılığı Kılavuzu- Celil Oker
17* Bir Kuştan Öbürüne- Anne Lamott
18* Bir Çift Yürek- Marlo Morgan
19* Mavi Çiçek- Penelope Fitzgerald
20* Sevilen- Toni Morrison
21* Anna Karenina- Tolstoy

Eyvah! Ben böyle uzun uzun yazarsam kimse bu yazıyı okumayacak ve sanırım bu yazı bitmeyecek. O yüzden hemen toparlayayım. İlk iki kitap isimlerinden de anlaşılacağı üzere yazmak üzerine. Hâlâ bir şey yazamamama rağmen, yazmak ile ilgili ne var ne yoksa okuyorum. 
Bir Çift Yürek bana Avustralya kapısını açan kitap. Ocak ortalarından sonra hayatımın en uzun yolculuğunu yapacağım. O yüzden heyecanlıyım. Penelope Fitzgerald, pek çoğumuzun çok beğenerek izlediği The Bookshop filminin uyarlandığı kitabın yazarı. Ben bu kitabından pek keyif almadım ne yazık ki. Toni Morrison, elbette güzeldi ama keşke anılarını kaleme alsa diye düşündüm. Anna ise herkesin Annası işte.😀


22*- Öğlen Paris'te Sekizde Chicago'da- Douglas Cowe
23*- Bülbül Korusunun Gizemi- Lucy Strange
24*- Şansa Bak- Cammi McGovern
25*- Naif.Süper- Erlend Loe
26*- İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden- Grace Paley
27*- Kırmızı Defterli Kadın- Antoine Laurain

Çocuk kitapları okuduğum zamanlar genellikle kendimi sarmalama hissinde olduğum zamanlar oluyor. Biraz umut, biraz iyi düşünce, biraz gülümseme ihtiyacında oluyorum ve bana iyi geliyor. Douglas Cowe'ın kitabı bir kurgu ve Simone de Beauvoir ile Nelson Algren'in aşklarını anlatıyor. Simone de Beauvoir'i çok sevdiğim için kitabı merakla okudum. Beklediğim Beauvoir'dan biraz farklı bir kadın çıktı karşıma. Naif.Süper, adı gibi bir kitaptı. Hem süperdi, hem de çok naifti. Grace Paley öyküleri ise tadından yenmez güzellikteydi.


28*- Yirminci Yüzyıl Filmini İzlediğim Akşam ve Başka Küçük Keşifler- Kazuo Ishiguro
29*- Bay Jules ile Bir Gün- Diane Broekhoven
30*- Kedilerin Dili-Spencer Holst
31*- Anlam Arama- Hazal Yılmaz
32*- Hayvan Çiftliği- George Orwell
33*- Fahrenheit 451- Ray Bradbury
34*- Şişhane'ye yağmur Yağıyordu- Haldun Taner
35*- Thomas Mann'ın Oğlu Olmak- Rinder Kromhout
36*- Angele'nın Külleri- Frank McCourt

Angela'nın Külleri'nin hayatım boyunca unutmayacağım kitaplardan biri olduğunu söyleyeyim öncelikle. Hayvan Çiftliği'nden çok etkilendiğimi de belirteyim. Onun dışında bu okumalar içinde kafamı karıştıran bir şey olduğunu söyleyeyim. Haldun Taner öykülerinin birkaç tanesini okumuştum. Bu öykü kitabı ise onun öykülerini peş peşe okuduğum ilk öykü kitabı oldu. Hepsi çok güzel yazılmış hikâyeler. İçinde ironik bir dil barındırıyor. Türkiyenin karışık etnik kimlikleri öykülerin içinden kendilerini belli ediyor. Elbette öykülerin hepsi kurmaca ama yine de öykü kişilerinde kötü kişilerin hep azınlıklara ya da etnik kimliklere verilmiş olması biraz canımı sıktı. Haldun Taner, böyle bir şeyi bilerek yapmış olabilir mi diye de evde uzun uzun konuştuk. Elbette bir sonuç yok. Bilen varsa beni bir aydınlatsın lütfen.


37*- Adanmışlık- Patti Smith
38*- Mavi Geceler- Joan Didion

Patti'nin fotoğraftaki diğer kitaplarını bu senenin okuma listesine almasam da onları da tekrar okuduğumu belirteyim çünkü Patti benim ilacım, yaralarıma sürdüğüm merhemim, en yumuşak anne ninnim. Bu kitaplar gerçek anlamıyla benim başucu kitaplarım. Yatağımın başucunda duruyorlar. Adanmışlık'ı baştan sona kaç kez okuduğumu bilmiyorum. 
Joan Didion ve Mavi Geceler ise benim için başka bir Patti. Okuyun, okutun! Ve lütfen kendilerini sevin. ❤️


39*- Anlat Anneanne- İpek Ongun
40*-Tearling Kraliçesi- Erika Johansen
41*-My Salinger Year- Joanna Rakoff
42*- Genç Kızlar- Nihal Yeğinovalı

My Salinger Year'ı Dublin'de bir kitapçıdan aldım. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir kadının Salinger'ın ajanslığını yapan bir ajansta bir yıl süreyle çalışmasını ve Salinger'la arada sırada yaptığı telefon görüşmeleriyle kurulan bir kurguyla ilerliyor. 
Genç Kızlar'ı anımsamayan yoktur herhalde?😀 Kitabın adını ve çok eskilerde kalan kitap kapağını anımsasam da içeriği pek de aklımda değildi. Bu kitabı tekrar okuyunca kitabı okuduğum gençlik günlerime geri gittim. Bir kitabın yaprakları arasında unuttuğunu düşündüğün bir zamana gitmek gençlik aşısı yaptırmak gibiydi. Anlat Anneanne'ye gelecek olursam, keyifle okudum ama bir şey eksikti. Ne bilmiyorum. Yavan bir okuam oldu. 
Bir diğer kitabın, Tearling Kraliçesininse Emma Watson'un başrolünde oynadığı bir film olarak yakınlarda sinemelarda olacağının haberini vereyim. Benim gibi bir Emma Watson severseniz, müjde olsun bu haber benden size.


43*- Harry Potter ve Felsefe Taşı
44*- Harry Potter ve Sırlar Odası
45*-Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
46*-Harry Potter ve Ateş Kadehi
47*-Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Bu sene Kuzey'e verdiğim sözü kısmen tuttuğum bir sene oldu. Harry Potter kitaplarını okuyacağıma söz vermiştim ve ilk beş kitabı okuyup bitirdim. Yuppi!


48*- Karanlıkta Dans- Karl Ove Knaussgard
49*- Buda'yla Kahvaltı- Roland Merullo
50*- Sonbahar- Karl Ove Knaussgard
51*- Müzik Uğruna- Ketil Bjornstad

Son kitapları da toparlayıp 2018 kitaplarını bloga not düşümüş oluyorum. Müzik Uğruna kitabına bayıldığımı not düşeyim. Harikaydı. Bu senenin değerlendirmesini yapacak olursam, elli kitabı geçtiğim için mutluyum ama yine de düşlediğim rakamın yanına pek yaklaşamamışım. 

2019 umarım hep keyifli okumalarla geçer.