52 List Project etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
52 List Project etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Liste 32- Size enerji veren şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 32- Size enerji veren şeylerin listesini yapın.

Yeni başlangıçlar...


Eskiyen şeyler yoruyor beni. Kendime ait küçük rutinlerim hayata güvenle tutunmamı sağlarken hayatımın hep aynı eksen içinde akıp duruyor olması da bir süre sonra canımı sıkıyor. Akşamüstü eve gelip de bahçedeki minik ahşap masamın üstüne koyduğum demlenmiş bir bardak çay ve kitabım hayatımı anlamlı ve yaşanır kılarken; iş hayatında aynı insanlarla aynı konuları konuşmak, kendi hatalarımızdan kaynaklanan aynı sorunları tekrar tekrar yinelemek içimde kaçma, uzak yerlere ulaşma hissi uyandırıyor. Üstünde yığılmış kitaplar, kalemler, kağıtlarla dağınık duran masamı toparlamak bile yeni bir başlangıç benim için. İçimde hep alevlenmeyi bekleyen bir kor duruyor, bir köşede. Zaman zaman onu fark etmek, üstüne doğru hafifçe eğilip derin bir nefesle o közü alevlendirmem gerekiyor.

Yürümek, bir saatlik yalnızlık...


İşten eve geldiğim yorgun bir akşam üstü kıyafetlerimi değiştirip spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdiğimde ruh halim bir anda değişiyor. İlk adımı atmak elbette hiç kolay gelmiyor. Sonuçta koltuğun köşesine kıvrılıp dizlerimi de karnıma doğru çekip uzanmak işin en kolay kısmı. Ama kulaklıklarımdan sevdiğim bir ses bana doğru uzanınca ve bacaklarım benden habersiz ilerlemeye başlayınca kafamın içindeki bulutlar da dağılmaya başlıyor. Adım adım karanlık ruh halimden sıyrılıyor ve huzura kavuşuyorum. Eve geldiğimde terlemiş oluyorum. Sonrası ılık bir duş ve her seferinde ilk yudumuyla mutlu olduğum demli bir çay. Herkese tavsiye ederim yürümeyi. Ne zaman içim karanlığa dönse kendimi yürümeye veriyorum. Bedenimi hareket ettirmek ruhuma da iyi geliyor.

Kokusu tüm eve yayılan kahve...



Çayın anlamı benim için aile demek. Tek başına çayımı yudumlamaktan keyif alsam da birbirinin peşi sıra demlenen boşalan çaydanlıklar yüksek sesle atılan kahkahaları, heyecanla yapılan dedikoduları ve tüm gün yaşananları paylaşmak demek. Kahveninse başka bir anlamı var. Bizim evde kahveyi ben içiyorum mesela. kahve makinesinden yayılan koku eve yayıldıkça ben de mest oluyorum. Kuzey, geçtiğimiz yıllarda gittiğimiz bir İtalya seyahatinde latte sevdalısı oldu. Genellikle akşamları bir bardak kahve istiyor benden. Sütü köpürtüp fincanı eline verdiğimde yüzündeki ifade görülmeye değer. İkimiz de kahvelerimizi içtikten sonra yolumuza daha enerjik devam ediyoruz. İnsanın oğluyla kahve içmesinden daha güzel bir şey de dünyada yok. Onu da söylemiş olayım. 

Seyahat etmek...


Bu başlığı hepiniz bekliyordunuz değil mi? 😀
Seyahat etmek elbette bana enerji veriyor çünkü seyahat etmek demek buradaki rutinimden uzaklaşmak, kendimle bir arada olmak demek. Keşke kendimle baş başa kalmamın, iç sesimi duyabilecek mesafeden kendime sarılmamın ne kadar kıymetli olduğunu yıllar öncesinde fark etseydim. Sanırım yaş almanın en güzel yanı insanın kendisini sevmeye öğrenmesi ve ben bunu yollarda öğrendim. Klişe olacağını biliyorum ama İstanbul'da hayat zor. Stresle başa çıkabilmek de pek kolay değil. O yüzden herhangi bir faturayı ödemek zorunda olmadığım (kısacık zaman aralıkları da olsa) bir ülkede aylakça geziniyor olmak çok güzel bir his. 

Paris...


Kendimi ait hissettiğim yer. Dillerini bile konuşamadığım düşünülürse kendimi bu denli Paris'e ait hissediyor olmam tuhaf değil mi? Paris'teyken nasıl enerji dolu olduğumu anlatamam size. Her yer, her şey çok güzel. İçimde kelebekler uçuşuyor falan... Öyle mutluyum yani. Bir kafeden çıkıp, bir kitapçıya girmek, parklarda dolaşmak, marketten alışveriş yapıp bir köşede sandviçini yemek, defterini açıp içinden geçenleri karalamak.... Hayat bunlardan ibaret. Tüm problemler çözülmüş, basite indirgenmiş ve bize sadece yaşamak kalmış gibi. 

Yaşamak kolay mı yoksa zor bir uğraş mı bilmiyorum ama sanki biz Türkler yaşamı biraz kendimize zorlaştırmak için çalışıyoruz gibi geliyor. 

Bu sabah içimden geçenler bunlar. 
Geç kalmadan bu haftaya ait asıl listemi de oturup yazarsam daha önce yazıp taslaklarda sakladığım yazılarımı sizlerle paylaşabilirim. Ben yazıyorum siz de okuyun olur mu şekerler?

11 Ağustos 2017 Cuma

Liste 31- Kişiliğinizi tanımlayan kelimelerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 31- Kişiliğinizi tanımlayan kelimelerin listesini yapın.

Listeler, listeler... Benim gibi liste yapmayı seven birini bile her hafta liste yapmanın ne kadar zorlayacağını tahmin etmemişim. belki de yaptığım listelerin kişilik envanterine dönüşmüş olması beni bu kadar zorluyordur. Kendimi tekrar ediyormuşum gibi hissediyorum. Belki işi biraz daha eğlenceli bir hale dönüştürebilirim.

Buradan çıkan sonuç şu olabilir:

Bir şeylerin geleneksel hale gelmesinden hoşlanmıyorum.


Aile olarak böyle bir durumumuz var. Her hafta yinelenen bir organizasyonun içine giremiyoruz. En sevdiğimiz arkadaşlarımız bile olsa, "Her hafta buluşalım!" diye bir hal gelişince biz de bir gerilme durumu söz konusu oluyor. Canım isterse her gün birini arayabilirim ama benden her gün birini aramam bekleniyorsa bu işin altından kalkamıyorum. "Kendime ait alan" en ihtiyaç duyduğum şeylerden biri ve işin içinde zorunluluklar oluşunca sıkılıyorum, bunalıyorum ve bulunduğum yerden hızla kaçmaya başlıyorum. Hayır dediğim bir şey konusunda ısrar edilmesinden hiç hoşlanmıyorum. Herkesin neden aynı şeylerden zevk alması gerektiğini de bir türlü anlayamadım. İnsanlar farklılıklarıyla güzeller bence ve birilerini kendimize uydurma çabası bana çok itici geliyor. 

Telaşlıyım.

Bir türlü başa çıkamadığım, yıllardır törpülemeye çalıştığım bir telaş var içimde. Heves ve niyet ettiğim şeylerin bir an önce halledilmesini istiyorum. Uzun zamandır kendi çapımda yazmaya çalışıyorum. Yazarken de aynı telaş içimde zıplıyor duruyor. Yazmak istediğim konudan telaş içinde uzaklaşıyorum, telaş içinde öyle çok şey anlatmaya çalışıyorum ki yazdıklarım çorbaya dönüyor. Dönüyordu. Neyse ki bu konuda biraz başarı sağladım. Masanın başına geçince artık daha sakin olmayı başarıyorum. Korkuya kapılmadan yazdıklarıma geri dönebiliyorum, atılması gereken yerleri silebiliyorum, eklenecek yerlere düzenlemeler yapabiliyorum. Gel gör ki yazının dışındaki her yerde aynı telaşı yaşıyorum. Havaalanlarına, buluşmalarıma hep gitmem gerekenden önce gidiyorum. Bir ajandayla yaşamamın en önemli sebeplerinden biri de bu telaşa dur demek için. Aklımda unutmamak için çaba gösterdiğim her şeyi yazılı olarak bir yere dökünce zihnim rahatlıyor.

Olduğum gibiyim.


Oscar Wilde, "Kendin ol; diğerleri çoktan kapıldı." demiş vakti zamanında. Ne güzel söylemiş. Etrafta öyle çok kendini olduğundan farklı gösterme telaşında insan var ki. Bence toplum bilimciler bu konuyu bir incelemeli. Çocuklarımızın gittiği okul ya da okuldaki başarıları üzerinden kendimizi ifade edişimiz, arabamızın markası ile toplumda bir yer kazanma çabamız (Ne kadar pahalı araba, o kadar saygı), sosyal medyadan nasıl da mutlu bir aile olduğumuzu gösterme derdimiz, çayın yanına bir bireymiş gibi oturtup sergilediğimiz marka çantalarımızla ne kadar da şiriniz. O çantayı kendimiz için almıyoruz ve birilerine gösteremezsek sahip olmamızın hiçbir anlamı yok. Hepimizin her konuda bir fikri var. Kimseyi dinlemek istemiyor ve sadece konuşmak istiyoruz. Haksız mıyım?

Sanırım son yıllarında artık çalışmak istemiyorum diye vızıldanmamın en temel sebebi yukarıda anlattığım insan tipleri. Her gün bu tip insanlarla karşılaşmak ve tahammül etmek çok zor geliyor. Özal'la başlayan "Benim memurum işini bilir." günlerinden hızla evrilerek günümüze kadar geldik. Atladığımız aşamalarının haddi hududu yok. Etrafımız yolunu bulmak için dolaşan ve bunun için birilerini dolandırmaktan hiç çekinmeyen insanlarla çevrili. Konuyu uzatıp başka yerlere getirdim ama içinde bulunduğum koşullar beni buralara getiriyor. 
Keşke kendimiz gibi olsak. Kendimizle mutlu olsak. Sahip olduğumuz şeyleri başkalarının sahip olduğu şeylerle kıyaslamaktan vazgeçsek ve yaşadığımız anın tadını çıkarsak. 
Kendimiz olmak bir başkası olmaya çalışmaktan daha kolay ve hiç zahmetsiz. O yüzden ben otuz beş yaşımdan sonra daha çok kendim olmaya çalışıyorum. Sevdiğim şeylere sarılıyor, sevmediğim şeylere hayır diyorum. Gözlerimin içine bakarak yalan söyleyen insanlara da sırtımı dönüyorum. Hayat, sevmediğim insanlara dayanmama değmeyecek kadar kısa. 

25 Temmuz 2017 Salı

Liste 30- Başkalarında hayranlık duyduğunuz özelliklerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 30- Başkalarında hayranlık duyduğunuz özelliklerin listesini yapın.

Düzenli olarak spor yapıp bedenine gereken önemi veren insanlar.


Kendimi pek de başarı sağlayamadığım bu spor yapma olayı ile ilgili yermeden önce sevdiğim bir yönümü söyleyeyim: Yıllardır fazla oynama göstermeyen bir kilodayım. Arada bir iki kilo alıp bunalıma girsem de biraz dikkat ederek aldığım kiloları veriyorum. Rejim denen şeye pek inanmıyorum. Elbette rejim yaparak insanlar kilo verirler ama benim demek istediğim diyet yapmak yerine diyetisyenlerin her zaman dediği gibi beslenme düzenimizi yaşam biçimimiz haline getirmek daha önemli. Yeri gelmişken bir dedikodu yapmadan da duramayacağım. Sosyal medyada sık sık fotoğraflarına denk geldiğimiz iki yumurta biraz salatadan oluşan yeme düzenine de inanamıyorum ben arkadaşlar. Amaç sıfır beden olmaksa tamam da bunun sağlıklı olduğuna beni kimse ikna edemez. Sebzeyi çok severim ama buna rağmen beş yemek kaşığı sebze yemeği ile doymuyorum. Yedikten bir saat sonra hemen acıkıyorum. Hâl böyle olunca internette gördüğüm öğünler bana pek de ikna edici gelmiyor. Paketlenmiş gıda tüketmemek, sağlıklı yağlar kullanmak, organik sebze ve meyve almaya çalışmak elbette iyi güzel de her şey bununla bitmiyor. İçinde yaşadığımız şehir, her gün yüksek dozda yaşadığımız stres, gazetelerde televizyonlarda birbirini takip eden onca kötü haber varken insan az yese de şişiyor yemese de!😀

Yukarıdaki fotoğraf benim mutluluk formülüm :) 

Eh, dedikodumu yaptığıma göre konuya döneyim ben. İki sene önce müthiş spor yapıyordum. Sabah Kuzey'i servise bindirdiğim gibi ben de sitenin içinde dönüp duruyordum. Kah yürüyerek, kah hafif tempo koşarak bir saati geçiriyor, eve döndüğümde de hafif bir kahvaltı yapıp işe gidiyordum. Haftada iki-iç gün de pilates vardı hayatımda. Öyle mutluydum ki ışıltım etrafa yansıyordu. Sonra kimsenin bir şey anlamadığı "malum saat uygulamasına" geçildi. Kuzey'le yine aynı saatte kalkmamıza rağmen 6.55'te onu servise bindirdiğimde hava zifiri karanlık oluyordu. Ben de tekrar yatağa dönüp bir saat daha uyuyordum. Bu alışkanlığımı bırakmayıp işe bir saat geç gidebilirdim belki ama olmadı işte. Tekrar uyuyup uyandıktan sonra hem yorgun oluyordum hem de canım spor yapmak istemiyordu. Nihayetinde geçen seneyi kendimi "kandırarak geçirdim. Ha bugün giderim spora ha yarın derken günler birbirini kovaladı ve tembellik iyice üstüme yapıştı. Kendi kendimi harekete geçirecek yegane kişi bendim ama spor yapmam gerektiğini bilmem ve yapmadığım için suçluluk duymam hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Kış soğuktu spor yapmak için, yazsa fazla sıcak. 

Geçenlerde oturdum. Önüme aldığım bir sayfaya neden spor yapmam gerektiğini yazdım. O günden beri pozitif anlamda bir adım atmış değilim ama düşünüyorum. Kendimi devamlı rahatsız edip dürtüyorum. Umuyorum ki yakın bir zamanda kendim için bir şeyler yapar, onu da buradan duyururum. 
Yazının başına yapıştırdığım başlığa gelecek olursak, cidden spor yapan insanlara bayılıyorum ve onlar gibi olmak istiyorum. Spor yapmanın dışardan göründüğü kadar kolay bir şey olmadığını biliyorum. O yüzden benim gibi akşam gelince koltuğa yığılmak yerine bereketi harekette arayan insanlara sevgim sonsuz. Gidip alınlarından öpesim var. 😍

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Liste 28- 29: Denemek istediğim çılgınlıklar ve çocukluk mesleklerim

52 Liste Projesi

Liste 28- Denemek istediğiniz en çılgın şeylerin listesini yapın.

Koca bir kış mevsimi ile ilkbaharı devirdiğim liste işinde 28. haftada denemek istediğim en çılgın şeylerin listesini yapmam istemiş. Baştan hayatımda çılgınlıkların olmadığını söyleyeyim o zaman. Herkesin gözlerini kocaman kocaman açarak, hayretle baktığı o çılgın insan ben değilim, hiçbir zaman olmadım ve muhtemelen hiçbir zaman da olamayacağım. Güney Afrika'da kafesli köpekbalığı dalışı ya da dünyanın en yüksek yerinden Bungee Jumping atlayışı benim işim değil. Bir fotoğraf çektireceğim diye yılana falan da sarılamam😀  Tayland'da denize girip kıyıya paralel yüzmüş insanım ben. O yüzden yapmak istediğim çılgınca şeyler kimsenin ağzını açıkta bırakacak ya da yazdıktan sonra beni korkutacak cinsten şeyler değil. 
Havaalanı tuvaletinde sigara içeceğim diyen arkadaşlarım bile korkudan terlememe sebep olur benim. Durumu çok net bir çerçeve içinde özetlediğimi, şu liste işine bulaşarak da içimi dışımı sizlere açtığımı fark ediyorsunuz değil mi? Her ne kadar her hafta bu yazıları yazmak azıcık beni zorlasa da nihayetinde bu iş sayesinde biraz ferahladığımı hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıyor, unuttuğum yerlerimi kendime hatırlatıyor, üstüme yakışmayan hallerimi keşfediyorum. Bir de yazı yazmaktan çok keyif alıyorum. Bu listeler bana içimden geçen şeyleri yazmak konusunda bir kapı açtı. 

Yürümek istediğim üç parkur var.

Başkalarına çılgın gelmese de bana çılgınca gelen üç yürüyüş parkuru var hayalimde. Bu parkurlar hakkında yazılmış tüm kitapları okuyor, sanki ben de yoldaymışım gibi yorulduğum yerlerde ara ara soluklanıyor ve bu yolları geçtikten sonra bir kitap yazdığımı hayal ediyorum. 

Foto: Buradan
Bunlardan biri Likya Yolu, diğeri Camino Yolu ve en nihayetinde hayal ettiğim yolsa İnka Yolu. En çılgın hayallerimi bu üç yol süslüyor. 

Bir gün çok param olursa lüks tren yolculuğuna çıkabilirim. 


Devamlı süsleyip püsleyip canlı tuttuğum, sık sık Selçuk'a hatırlattığım hayallerimden biri bu. Kendimizi lüks bir trenin suit odasında hayal ediyorum. Bavulumuzla gelip odaya yerleşiyoruz ve sonrasında bir daha bavul derdimiz olmuyor. Camın önüne yerleştirilmiş masada okuduğumuz kitaplar, ikimize ait birer defter, yakın gözlüklerimiz ve biz. Kah her türlü konforun olduğu kompartımanımızda kah trenin yemek salonundayız. Üzerimizde şık kıyafetlerimiz varken karşılıklı oturup birer çay içiyoruz. Çayın yanında minik ve çok lezzetli kurabiyeler.  "İyi ki seni dinlemişim de bu seyahate çıkmışız." diyor Selçuk. "İyi ki!" diyorum ben de. Biz böyle konuşurken hızla geçtiğimiz yollar camın öte yanından akıp gidiyor.


Benimle aynı hayallere dalmak için Belmond'un sitesini bir ziyaret edin lütfen. Neden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız. Fotoğrafların hepsi Belmod'un sitesinden.


52 Liste Projesi

Liste 29- Çocukluğunuzda ve şu anda hayalinizdeki mesleklerin listesini yapın.

Listenin sorusunun ikinci kısmının iş hayatına yeni atılan insanları hedef aldığını düşünüyorum çünkü artık hayallerimde çalışmayan günler sık sık yer almaya başladı. İstediğim şeylere çalışmadan kavuşabileceğim bir durum mümkün olsaydı bugün kendimi emekliye ayırırdım zaten. Yapmak istediğim, gönülden dilediğim, aylaklığın keyfini çıkarmak için özlemle beklediğim öyle çok gün var ki... Sizin de var biliyorum. Çalışmak insana istediği hayalleri kurmak için de fırsat veriyor bu arada. Bunu da belirtmeden geçmek istemem. Türkiye'de çalışmak demek özgür olmak demek, söz hakkının olması demek, istediğin şeyleri kimseye sormadan alabilmek demek, daha ferah nefesler alabilmek demek😀  (Son cümlem subliminal falan değil direk mesaj kaygısı ile yazılmıştır. Bir yerlere not ediniz.)

Şimdi bu çocukluk denen şey aslında çok önemli bir şey. Kuzey'in "Anne ben hâlâ ne olacağımı bilmiyorum." demesinden büyük keyif alıyorum. "Zamanı gelince bilirsin." diyerek gözlerim açık izliyorum onu. Çoğu erkek çocuk gibi futbolcu olma hayalini kurduğu zamanlar geride kaldı. Şimdilerde daha basit ama büyüdüğünün belirtisi olan istekleriyle karşımda. Beğenilmek istiyor, dinlenmek istiyor, sözünün geçmesini istiyor, popüler olmak istiyor. Bunların hiçbirinin meslek seçimi olmadığını biliyorum ama durumu bana çocukluk hallerimi anımsatıyor. Öyle normal geliyor ki bu halleri. Doktor, mühendis, avukat ya da adı her ne olacaksa olmadan önce bunları istemesi daha önemliymiş, daha insaniymiş gibi.

Bana gelecek olursak bir ara doktor olmak istemiştim. Kay O'Brien diye bir diziden öyle çok etkilenmiştim ki onun gibi beyaz bir önlük giymek ve hastane koridorlarında gezinmek en büyük hayalimdi. Hâlâ hastanelerde geçen diziler çok hoşuma gider. Bakınız: Grey's Anatomy.
Bu diziyle ilgili bir fotoğraf koyayım dedim, internette şöyle bir aratınca taş devrine gitmişim gibi hissettim. Doktorculuk hayalimin peşinden biraz daha büyüdüm. Tam da bu sırada Duygu Asena girdi hayatıma. Ne meslek yaptığım önemli değildi. Tam anlamıyla Duygu Asena olmak istiyordum. Onun kadar cesur, onun kadar akıllı, onun kadar korkusuz. Gerçek bir kadındı. Keşke tüm Türkiye Duygu Asena olsaydı. Ufkumu genişletirken aynı zamanda babamla aramı da açıyordu ama olsun. Tüm hayatım boyunca en sevdiğim kadınların başını çekti Duygu Asena. O dönem gazeteci olmak aklımın köşesinden geçmişti sanırım. Sonra bir dönem çevirmen olmak istedim. Gel zaman git zaman hayallerim gerçek hayatla karıştı.

Şimdilerde sorsalar ne olmak istersin diye kitapların dünyasında yaşayacağım bir şey olmak isterim diye cevap veririm. Bir kitabı çevirebilir, editörlük yapabilir ya da sırtı çantasıyla kendini yollara vurmuş bir seyyah olabilirim. 😀

Ailenizin blogger'ından iki listelik hayal dinlediniz.
Hayalleriniz yaşamınızdan eksik olmasın efenim.💝

9 Temmuz 2017 Pazar

Liste 27- Zihinsel, bedensel ve ruhsal mutluluk

52 Liste Projesi

Liste 27- Zihinsel, bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı hissetmenizi sağlayan şeylerin listesini yapın.



Arkadaşlarım, canlarım, olmazsa olmazlarım...

Bu listenin cevabını çok iyi biliyorum. Belki sizler de beni okuduğunuz için nasıl bir tip olduğumu iyi kötü tahmin ediyorsunuzdur. Mesela kavgacı değilim ama zaman zaman çabuk parlayabiliyorum. Etrafıma karşı iyi olmam için benim kendimi iyi hissetmem gerek. Uzun zaman önce değiştirme şansı olan hayatını değiştirmeyip de bunun yerine dır dır etmeyi tercih eden insanları hayatımdan çıkardım. Kolay bir şey değil bu dediğim ama başardığımı sanıyorum. Onlar hayatımdan eksildikçe de yerine pırlanta gibi her döndüğünde ışıl ışıl parlayan insanlar girdi. İlkokuldan beri arkadaşım olan Berfu hayatımın ışığı. Hep aydınlık, hep iyi kalpli, her vermeyi seven. Çocuğumu emanet edebileceğim yegane insanlardan biri. Sonra Duycu'cum. Canım arkadaşım, dert ortağım. Kendisi ne zaman raydan çıkmaya cüret etsem hemen beni doğru yola sokar. Sakinleştirir, açımı değiştirir, anne olduğumu anımsatır. Onunla konuştuktan sonra hayat daha kolay gelir insana. Nilüfer, nice büyük işler başarmasına rağmen bunların hiçbirini gözünüze sokmaz. Hep eğlenceli şeyler anlatır, olayların ciddiyetinin altını bir güzel çizerken bir şeylerin ağırlığını da hafifletir. İnsana ilham veren bir yanı vardır. Motivasyon vermeyi bilir, onunla sohbetten sonra her şeyi yapabilirmişsiniz gibi hissedersiniz. Seyahate renk katar, bilmediğiniz bir sürü şey anlatır, bir de yeni şeyler deneyimler. 
Yan komşum Figen'e gelince. Onunlar konuşurken kalkıp spor yapasım geliyor. Yediği yemekten de yaptığı spordan da sonuna kadar keyif alır. 

Tüm arkadaşlarımı burada yazmam mümkün değil. Yazı Evi'ndeki eğitmenlerim artık dostlarım mesela. Yazı yazdığım masanın etrafında toplandığım arkadaşlarım içimi döktüklerim. Ve bugünlerde onlarla birlikte Datça'dayım. Onlar da hayatımı güzelleştiren, az kelime ile çok şey anlatabildiğim güzel insanlar. Simla, en zor zamanımda hiç tereddüt etmeden yanıma koşan can arkadaşım. Oğlumun manevi annesi kendisi. Yazamadığım nice insan var daha etrafımda. Hepsiyle neşeli sofraları paylaşıyoruz. Sevinç ve Çağlar her iki haftada bir görmezsem çıldırdıklarım. Beraber seyahatlere çıkıyor, şarap kadehlerini havaya kaldırıyor, bol bol gülüyoruz. 

Demem o ki arkadaşlarım ruh sağlığımın olmazsa olmazı. Onlarla hayat her türlü güzel. Onlar benim yaşamımın yol arkadaşları. Sıkı sıkı sarıldığım, kavga ettiğim, sonra da yaptığımız salaklıklara güldüğüm dostlarım. İyi ki varlar. Ruhum onlarla daha sakin, daha dingin.

Okumak ve yazmak....

Her gün okumam şart. Kitapları birbiri ardına bitirmem, bir kitaptan diğerine yolculuk yapmam şart değil ama okumalıyım mutlaka. Yoksa bir şeyler eksik hayatımsa. Ne zaman yoğunluğun içinde okumaya fırsat yaratamasam mutsuzluk kaplıyor içimi. Sinirli oluyorum. Tüm gün başkaları için yaşamışım da kendim için hiçbir şey yapmamışım hissi sarıyor içimi. Kuzey'in bebekliğinin ilk zamanlarında b duyguyu çok derinden yaşamıştım. Bebeğimi beklerken beni nelerin beklediğini okumuştum da bir bebeğin insanın tüm yaşamını kaplayacağını anlayamamıştım. Size ait olan ve sizi siz yapan her şeyi bir süreliğine bir rafa kaldırıyorsunuz ve kendinizi bir başka yaşamın eline teslim ediyorsunuz. Onunla birlikte gülmek, onunla birlikte ağlamak, ağladında ne için ağladığını keşfetmeye çalışıp tüm cevapların sizin içinizde olduğunu düşünmek. Benim için zor bir dönemdi. O zamanlar da beni en çok rahatlatan şey Kuzey için bir günlük tutmak olmuştu. Ne zaman onu uyutup defterimin başına otursam mutlu oluyordum. 
Okumak ve yazmak ( konu ne olursa olsun) bana hep iyi geliyor. 

Yürümek, spor yapmak...

Sporu bedenim yerine ruhum için yapıyorum. Elimden geldiği kadar elbette. Geçen sene Kuzey'i servise bindirdikten sonra her sabah bir saat yürüyordum ve işe gittiğim zaman pamuk gibi oluyordum. Terlemek, toksinlerden kurtulmak ve kendi düşüncelerimle baş başa olmak bana çok iyi geliyor. Dün de yarım saat yatıp kalkıp egzersiz yaptım mesela. Nasıl bir iç huzuru anlatamam. Keşke buraya yazdığım gibi bana kendimi iyi hissettiren bu şeyleri her daim hatırlasam. Keşke günde en azından kırk beş dakika spor yapmak vazgeçemediğim bir alışkanlığım olsa. Ne güzel olur.

Seyahat etmek, Paris'i düşlemek, tren yolculukları yapmak...

Tatildeyken bir mutluyum ki sormayın. Ne zaman bir kafeye otursam hemen defterimi açıp yeni aldığım kararlarımı yazıyorum. Dönünce günde iki litre su içeceğim, her gün bir saat yürüyeceğim, daha sakin bir insan olacağım, geceleri geç yatıp mutlaka iki saat yazı yazacağım, çok erken kalkacağım.... Bunların hepsini yapabilceğime dair inanılmaz bir güç oluyor içimde. Yazmasam patlayacağım o denli kuvvetli bir inanç. Seyahat tüm ruhuma iyi geliyor. Tüm hayatımı havaalanlarında, kafelerde, sokaklarda geçirebilirmişim gibi. Tazeleniyorum, dinçleşiyorum, mutlu oluyorum. Dünyanın büyün sokakları çok muhteşem. Yaşamak da sahiden çok güzel bir uğraş. 

4 Temmuz 2017 Salı

Liste 26: Geçmişe gitseydim neleri değiştirirdim?

52 Liste Projesi

Liste 26- İmkanınız olsaydı, şu anda yaşamınızda değiştirebileceğiniz şeylerin listesini yapın.

Seyahate gidince ve buradaki yaşamımıza kısa süreliğine ara verince Liste Projemde bir hafta geride kaldım. Yarın Yazı Kampı için dört günlüğüne Datça'ya gidiyorum. O yüzden bugün liste işini halletmek ve iç huzurumu da yanıma alarak yola düşmek istiyorum. 

Elimde olsaydı minik ailem dışında yaşamımda değiştirmek istediğim çok şey olurdu. 

Masal bu ya! Hayaller, ah geçmişte şöyle yapsaydım demeler....

🎈  Taaa lise yıllarına kadar gitmek isterdim mesela. Kendimi daha iyi tanımak için kendimle konuşur, başkalarının kafamda yankılanıp duran seslerine kulaklarımı tıkar, edebiyat bölümünün yolunu tutardım. Hayatta en sevdiğim şey başka bir kültürün dilini konuşmak ve kitapların dünyasında kaybolmakken başka seçeneklerin peşinde uyurgezer gibi dolaşmazdım. Mesela şimdi düşündüğümde İngiliz Dili ve Edebiyatı okumak isterdim. 
Şimdilerde bile akşamları gidip okuyabileceğim böyle bir üniversite olsa bu düşüncenin ortasına balıklama atlayabilirim.

🎈  Sonraki yılları düşünüyorum. Hayatımın babamın ani ölümüyle gerçekleşen yol ayrımları. İstediğim yolda değil de yapmam gerektiğini düşündüğüm yolda ilerlemem. Peşinden beni takip eden bir dolu sıkıntı, üzüntü ve ben ne yapıyorum düşüncesi. Sabahın köründe başlayan, koşuşturma ve mücadele ile geçen çalışma yılları. Şimdi olsa bana sunulan işi değil de kendi istediğim işi yapardım. Şimdiki hayatımı, yaşadığım konforu hem çalıştığım işe hem de çok çalışmama borçluyum. Peki ama hayallerim nerede? İstanbul'a tıkılıp kalmamın, hiçbir yere kök salmak istemememe rağmen buraya yapışıp kalmamın sebebi işim. Oysa gençliğimin baharındaki o rüzgârlı günlerde kendi rüzgârımı da yanıma katıp başka hayatları, başka yaşamları deneyimleyebileceğim, hayatımın bir döneminde bile olsa yalnız kalabileceğim, tek başına kararlar verebileceğim dünyanın başka bir köşesinde olmak isterdim. Benim yarattığım, içine arkadaşlarımı, gezindiğim sokakları, geçmişe baktığım zaman özlemle hatırlayıp, yüzüme kimselerin tanımadığı bir gülümsemeyi yerleştirebildiğim tek başına bir hayatın düşüncesi. İnsan bazen kendi hayatını kendi kurgulamak istiyor. O zaman belki de şöyle demek isterdim: Keşke geçmişte istemediğim şeylere hayır diyebilecek gücüm olsaymış ve gönlümde dolaşan hayallerin peşine takılsaymışım.

🎈   Yapamadım ama yapmayı çok isterdim: Interrail ile Avrupa. 
Sahiden bunu çok isterdim. Hâlâ interrail ile yolculuk yapanların yazdıklarını okur, o yaşlardaki Özlem'i gözlerimin önüne getirir ve derinden bir "Ahhhh!" çekerim. Şimdiden Kuzey'i işlemeye başladım.  Yakın arkadaşlarıyla interrail yapmaları gerektiğine inandırıyorum. (Tek başına giderse aklım onda kalacağı için. Kutsal annelik işte!)
Hayal bile olsa kendimi bir trenin içinde düşününce içim mutlulukla doldu. Gençliğimde yapamadığım şeyi gün gelir yaşlılığımda yaparım belki de. Kim bilir?



25 Haziran 2017 Pazar

Liste 25-Güçlü hissetmenizi sağlayan şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 25- Güçlü hissetmenizi sağlayan şeylerin listesini yapın.

Doğrudan konuya giriyorum arkadaşlar.


Çalışmak. 

Geriye dönüp baktığımda çok uzun zamandır çalıştığımı görüyorum. Bugün iş hayatımda sahip olduğum kolaylıklara işe ilk başladığım yıllarda elbette sahip değildim. Şükür ki kendi hayatımı idame ettirecek parayı kazanıyorum. Hâl böyle olduğu için de çekirdek ailemde her şey için benim de eşit söz hakkım var. Selçuk gibi sakin, dinleyen, hak veren, kısıtlamayan biriyle evlendiğim için çok şanslıyım. Çok harika bir eşiniz olabilir ama bu demek değildir ki yaşam her zaman çok iyi gidecek. İnsanın başına her şey gelebilir. O yüzden özellikle bizim gibi ülkelerde kadınların çalışması şart. Ha, diyorsanız ki ben hayatımı her koşulda idame ettiririm o zaman sorun yok. Kendi adıma kendi kredi kartımı ödeyebildiğim, çocuğumun okul masraflarına destek olabildiğim ve sevdiğim insanlara gönlümden geçenleri alıp hediye edecek parayı kazanabildiğim için hem kendimi çok şanslı hem de çok güçlü hissediyorum. 

Seyahat.

Bu konuyu azıcık açayım. Seyahat fikri elbette kendimi güçlü hissetmemi sağlamıyor ama seyahatteyken kendimi çok güçlü hissediyorum. Tıpkı ormanda on kaplan gücündeymişim gibi. 😀İstanbul'a dönünce her sabah kalkıp bir saat koşarmışım, sabahın köründe kalkıp gecenin bir yarısında yatarmışım, günde bir öğün yiyerek akşama kadar dayanırmışım, karşıma gelen her sorunun altından kalkabilirmişim gibi geliyor. Günlük hayatımın dışına çıktığımda ve sorumluluklarımı birkaç günlüğüne rafa kaldırdığımda bana yorgunluk veren çoğu şey bir sis bulutunun ardına gizleniyor. Belki de belimizi büken şeylere zaman zaman biraz uzaktan bakmak gerekiyor.

Gün ışığı ☀

"Babam her gecenin bir sabahı vardır." derdi. Herkesin bildiği bir şeyi tekrar edip duruyordu aslında. Her ne kadar gecenin sessizliğini sevsem de sabahları hep daha güçlü hissederim kendimi. Sağlığımız yerindeyse bir bardak çay ile aydınlık bir günün düzeltemeyeceği ne var şu hayatta?  Sahiden ne kadar uzakta olursam olayım eve girer girmez yaptığım ilk şey mutfağa koşmak ve demliği ocağın üstüne yerleştirmek olur. Ateşin üstünde kaynayan çaydanlık zihnimde hep huzur imgesini doğurur. Huzurlu bir insan da güçlü olur değil mi?

Motivasyon kaynağım okumak ve yazmak

Güçlü olmak hoşuma gidiyor. Selçuk'la çıkmaya başladığımız ilk zamanlarda da hiç zayıf kız rolünü oynamadım. Arabamın kapısını da kendim açardım, Taksim'den dolmuşa atlayıp evime kadar da kendim gelirdim. Seni eve bırakayım dediği ilk günlerden birinde, "Neden ben evime kendim gidemiyor muyum?" diye tuhaf bir çıkış yapmıştım kendisine. 😀  Vallahi ayıptır söylemesi Kadınca Dergisi ve Duygu Asena okuyarak büyüdüm ben. Ayaklarımın üstünde durmak için elimden ne geliyorsa yaptım. Hatta zaman zaman bu sertliğimden, yardım istemeyi ayıp sayan iç sesimden yoruldum. Kırılgan olmayı ve bir erkeğin kanatları arasında yaşamayı tercih eden kızların erkeklerin gözünde daha kıymetli olduğunu düşündüm çoğu zaman. Hayat onlar için daha kolaydı sanki. Eşleri ya da sevgilileri tarafından gittikleri yere götürülecek kadar zayıf, denizin üstünden esen meltemlerden korunacak kadar narindiler. "Ah!" dedim bazen. Sahi bu kadar güçlü müydüm? Sanırım. Bildiğim ve içimde yaşayan tek Özlem vardı. Başkası olamazdım. Kendimi zayıf hissettiğimde kitapların içindeki dünyalara sığındım. Orada bana benzeyen çok karakter vardı. Üzgünsem, mutluysam, içimdeki ses yapmamı söylüyorsa okudum, yazdım. Hepimiz için başka başka yollar var. Yapmamız gereken tek şey o yolu bulmak.

Kuzey, benim küçük gün ışığım!

Kendimi en güçlü ve en zayıf hissettiğim anlar Kuzey'e dair. Onun için yapmayacağım bir şey yok. En çok kızdığım, en çok güldüğüm, telefonuma düşen bir mesajla bir toplantıyı yarıda kesip unuttuğu spor çantasını söylene söylene okula götürdüğüm. 😀
Hee, yanlış olduğunu bile bile götürüyorum. Bir tane oğlum var. Sahip olduğum tek zenginliğim, kokusunu hiçbir çiçekte bulamadığım. O yüzden onun için dağları deviririm. En sıkıntılı anımda bile yüzünde içime çektiğim derin nefesler buluyorum. Kendimi en güçlü hissettiğim zamanlar oğlumun yanında olduğum anlar.

İşte benim en güçlü hissettiğim zamanların listesi.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Liste 23- Sizi güldüren şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 23- Sizi güldüren şeylerin listesini yapın.


Listeler peşi sıra yapılıyor, günler birbirini takip ediyor. Bu sene yaz geç gelecek besbelli. Olsun. Ben bu serin havalardan, ağaçların, çiçeklerin yağmura doymasından çok memnunum. Çoğunlukla hafta sonları, -insan çalışınca evinin konforunun hafta içi yaşayamıyor ne yazık ki-, mutfağın önündeki korunaklı açıklığa yerleşip bahçeyi seyrediyorum. Klasik şeyler oluyor günümü güzelleştiren, bildiğiniz şeyler: Çay, kahve, yine çay, yine kahve, kitap okumak, bloga bir şeyler yazmak, olmadı hayal kurmak. Okullar kapanmaya yakın. Şimdilik iki hafta var Kuzey'in okulunun kapanmasına ya, sınavlar bitti. Böyle olunca ne yaptığı ile zerre kadar ilgilenmiyorum. Ne yazık ki tüm yaşıtları gibi internet ile besleniyor, olur da internet bağlantımızda bir sıkıntı olursa nefse alamıyor, telaşla yanıma koşturuyor. Umuyoruz ki bir şekilde internetsiz hayatın tadına varabilir. Bunlar bizden kısa kısa haberler. Bu yazdıklarımı okuyan nice insan gibi günlük telaşların içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Vallahi dünyada en çok anneme gülüyorum ben.

Annem çok alem bir kadındır benim. Öfleyip, pöflemeyi çok sever. Ben de her öflediğinde kızarım ona. Her telefon konuşmamız bir şekilde annemin sistemi eleştiren cümleleriyle süslenir. "Bunları oturduğumuzda çay içerken konuşuruz." derim ona. Elbette susmaz.😀  Tüm bunlara rağmen en çok onunla gülerim. Çünkü annemin espri anlayışında traji komik bir yan vardır. Hani şu düşene gülen insanlar vardır ya; annem onlardandır işte. Düşene yardım etmeye koşar; lakin elini uzatıp düşeni kaldırırken de güler. Kendi düştüğünde de düşer. Çocukluğumun tüm kış aylarında camın önüne oturup, karda yürürken düşenleri seyretmek için beklerdik. 😀  Onunla ve özellikle küçük kardeşimle bir şeylerden bahsederken krize gireriz. Ağzımızdaki çayı falan püskürtürüz. Annemin anlattığı şeyler dünyanın en komik şeyiymiş gibi gelir bana.
Rutin yaptığı şeyler vardır. Mesela düzenli olarak babamın mezarına gider. Düzenli aralıklarla gitmeyeni eleştirir, seni vicdan azabından öldürür. Onun mezarlığa gidişindeki madenci cüce halini çok severim. İçinde kazmasının ve küreğinin olduğu sırt çantası ve annem. Babama yaşadığı komik şeyleri anlatır, mezarın üstüne çıkar, otları temizler, çiçekleri yeniler, mermerleri ovar. Torunları (üç torunu var) babamın mezarını park zannediyor.
"Hadi oğlum dedeni sulayalım." der onlara. Hep beraber dedelerini sular bizim çocuklar.
Amerikan filmlerindeki kara mizahtan hallicedir annemin hali.
O ağırbaşlı görünüşünün altında kendi arkadaşları ile içine girdikleri maceraları ne zaman anlatsa tüylerim diken diken olur. "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sorarım. "Yoooo!" der anlattığı şey çok doğalmış gibi. Sanırım annemden geçme grotesk bir mizah anlayışım var benim de. Geçenlerde evinde yılan besleyen Norveçli bir kadınla ilgili çok komik bir hikâye anlattım Selçuk'la Kuzey'e. İkisinin de tüyleri diken diken oldu. Hatta Kuzey, "Bu şimdi komik mi anne?" diye çıkıştı bana. Anneannemize anlatsaydım o beni anlardı dedim bizimkilere biraz da kırılarak. Ve anneme anlattığımda gülmekten yerlere yattık.

Romantik bir kadın elbette romantik komedilere güler.

Survivor, Evlilik Programları, Yetenek Sizsiniz, BKM bilmem ne.... Bunların hiçbirine gülmüyorum öncelikle. Selçuk'la Kuzey, Recep İvedik'e gidip stres atıyorlar; ben sinir oluyorum. Yoga yaparken gaz çıkarmak, sushi yerken kusmak, şişman bir kadına ayı demek benim espri anlayışımın içinde yok. Zeki Alasya- Metin Akpınar filmlerine gülebilir, Adile Naşit'li Münir Özkul'lu filmlerde mutlu olabilirim. Sonunda aşk, naiflik olan romantik komedilerse en sevdiklerim. Yüzümde kocaman ama sahiden kocaman bir gülümseme oluyor seyrederken. Bizimkiler de ben bu filmleri seyredip gülerken, beni seyredip gülüyorlar. Meg Ryan, Tom Hanks filmleri, Meryl Streep'in canlandırdığı her rol benim gülümsemem için yeterlidir. Mutsuzsam Juliette Binoche'un Çikolata filmini açar, kırmızı pelerinli o nefis kadının peşinden rüzgârlarla birlikte savrulurum. İçinden şehir geçen filmleri severim. Yabancı dizileri izlerim. Hâlâ Friends'in gelmiş geçmiş en güzel dizilerden biri olduğunu iddia ederim. Alf aklıma gelince Kuzey'e, "Bir zamanlar Alf diye bir dizi vardı." derim. Kuzen Larry'yi kendi kuzenim kadar severim. Sarah Jessica Parker'ın yamuk bacaklarına rağmen çok güzel bir kadın olduğunu düşünürüm. Öyle işte. 😀

İçki içince gülerim.

İçince hüzünlenmem. Hüzünlüysem de içmem. (Geçen seneki 15 Temmuz bunalımımı ayrı bir kefeye koyuyorum.) Keyifliysem, dostlarım yanımdaysa, hava güzelse, hava yağmurluysa, canım isterse içerim. Yaz aylarında en sevdiğim şeylerden biri buz gibi bir bira içmektir. Ve içince gülerim. Hayat, toz pembe gelir. Otu, böceği, yanımdakileri daha çok severim. Seni tavandan sekip geri gelen kahkahalar atarım. Gezmeye, gülmeye, dostluğa, yaşama kadeh kaldırırım. Hahaha, öperim bir de ya!

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Liste 21-Yapmak istediklerinizin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 21-Yapmak istediklerinizin listesini yapın.

Hayatta yapmak istediğim öylesine çok şey var ki. Eminim sizlerin de vardır. Bazen kafamın içinde dolaşıp duran bu düşüncelerden yoruluyor, bazen de aklımdan geçen yapılacaklar listesiyle coşup duruyorum. Evin içinde yapmayı hayal ettiğim şeyler bile bir liste sebebi benim için. Daha önce birçok kez her şeyi listelememin beni yormadığını, aksine kafamı dinginleştirip beni rahatlattığını söylemiştim. Kafamı kurcalayan herhangi bir şeyi bir kağıdın üstüne geçirdiğim zaman, işin yarısından çoğunu halletmiş gibi hafifliyorum. 

Türkiye içinde yapmak istediklerimin listesi üç aşağı beş yukarı aklımda. Genellikle Türkiye'de tatil yapmayı tercih etmiyorum. Nedeni ise kesinlikle hesaplı olmaması. Şu sıralar yabancı paranın Türk lirası karşısında ne kadar değer kazandığını biliyoruz. Yurtdışında seyahat de bu durumda pahalıya çıkıyor olsa da Türk turizmciler de, "Dolar çok pahalandı, işlerimiz bu sene açılır" demeyip, otel fiyatlarını arttırmaktan geri kalmıyor. Temmuz ayında üç geceliğine Datça'da olacağım. Dört kız aynı odada kalacağız. Mütevazi bir yerden bahsediyorum arkadaşlar ve odanın fiyatı ne kadar biliyor musunuz? Tam 780 TL. 
Ağzım açık vaziyette dinliyorum sadece. 

Gelelim yapmak istediklerime. Saymakla yapmak istediklerimi bitiremem ama yine de bir ucundan başlayayım değil mi? 

Ah be Kars! Nereden düştün aklıma?

Foto: Şuradan
Bir kere Kars'a gitmek istiyorum. Kışın puslu günlerinden birinde sırt çantama trende okuyacağım kitabı, içine bir şeyler karalayacağım defterimi ve mini fotoğraf makinemi alarak yola düşmek uzun zamandır demlediğim hayallerimden biri. Düşlemek de yetiyor bana. Zaman geçip de biraz daha olgunlaşınca insan sahip olduklarına şükrederek bile mutlu oluyor. O yüzden gidebilirsek ne âlâ. Ama karşıma Kuzey'i de alıp, bir trenin içinde çocukluğuma doğru yola çıkmak çok güzel olurdu. Böyle bir haftasonunu her birimizin dolu hafta sonlarının arasına sıkıştırabilirsem mutlu olacağım. Sonra da gelir blogun bu sayfasında bu notun üstünü çizerim. Söz!

Karadeniz'e gidebilmek bu kadar zor olmamalı!

Foto: Şuradan

Karadeniz turu. Yine Kuzey, yine Selçuk, yine sırt çantalarımız var bu hayalin içinde. Dağların ucunun bulutlara değdiği bu coğrafyada patikalarda yürümek, yaylalarda bulutlarla dans etmek, derme çatma evlerde akşam serinliğinde üşümek, ellerimi demli bir bardak çayın sıcaklığında ısıtmak istiyorum. İnsanın çok olmadığı, kalabalıklardan uzak olabileceğimiz Karadeniz yaylası hangisidir, istediğim bu sakinliği nerede bulabilirim bilmiyorum. Aranızda üç günlük bir Karadeniz rotası bilen varsa, hemencecik fikrini belirtsin olur mu? Kars ve Karadeniz hayalim gerçekleşmesi pek de zor olmayan hayaller. 2017 bitmeden gerçekleşse ne güzel olur. 

Köpekbalığı dalışı yapmak. 

Foto: Şuradan

Şaka yapıyorum, şaka! Ben kim köpekbalıklarıyla dalmak kim? Okyanuslarda önlem olsun diye kıyıya dik değil, paralel yüzerim ben. O kadar korkarım köpekbalığından, balinadan falan. Yani seyahat deyince olayı sonuna kadar götüren, dağların zirvesinden yamaç paraşütü yapan, balta girmemiş ormanlarda gezinen, köpek balıklarına nanik yapan gezginlerden değilim. Benimki bir kafede oturayım, elimde çayımla önümden akan hayatı seyre dalayım şeklinde bir gezi türü. Ama her ne kadar köpek balıklarıyla dalamasam da Güney Afrika'ya gitmek istiyorum. (Çok güzel kafeler varmış.) 


Yine mi Peru? Biri Peru mu dedi?

Foto: Şuradan

Kendisi bitmeyen hayalimdir. ne zaman canım sıkılsa buzdolabını açar bu hayalimi çıkarırım. Isıtıp ısıtıp önüme koyduğum bu düş hiç mi hiç sıkmaz beni. Her bir yapılacaklar listesinin üstünden geçer, kontrol ederim. İnka Yolu'nu yürüdüğümüzü, dağların zirvesinde soluklandığımızı düşünürüm. Çok sıkıcı olsa da yol boyunca sızlanacağım fikri de aklımdan geçer. Olsun. Machu Picchu bir hayal işte. Sanırım pek çok kişinin aklında bir rota. Bu sene olmasa da belki 2018'de. Kim bilir?


Tak artık şu çerçeveleri duvara!

Benim kadar gezmeyi seven birinin evini de bu kadar sevmesi normal mi? Çok seviyorum evimi. Her sabah uyandığımda bu sevde uyandığım için şükrediyorum. Taşınalı neredeyse üç sene olmasına rağmen bir sürü eksiğimiz var ama. Nice zamandır gözümde büyüyen evi boyatma işini hallettik. İlk defa çok memnun kaldığımız bir boya firması ile karşılaştık. İki günde evimizi boyayıp gittiler. Peşinden de baklava yolladılar güle güle oturun diye. Tabii, hâlâ eksiklerimiz çok fazla. Mesela kimi duvarlara kendi fotoğraflarımı asmak istiyoruz. O fotoğrafları bir türlü seçemiyor, bir türlü fotoğrafçıya gidemiyor ve topu topu on fotoğrafı bastırıp çerçeveleri duvardaki yerlerine asamıyorum. Bu sene içinde halledebilirsem kendimi başarılı sayacağım. Bu arada yatak odasını duvar kağıdı ile kaplamamız ve halı işini halletmemiz lazım. Güney Afrika'ya gitmek bu işleri yapmaktan daha kolay geliyor bana.


Kuzey 8. sınıf öğrencisi oluyor.

Seneye TEOG var. Kuzey'i kasmamak yapmak istediğim en kıymetli şey. Devamlı kendime bunu hatırlatıp duruyorum. hali hazırda çok mutlu olduğu bir okula gittiği için bunu kendime sık sık hatırlatmalı, oğlumu gereksiz streslere maruz bırakmamalıyım. (Sanki bu madde bana Afrika'ya gitmekten de, yatak odasını halı kaplatmaktan da daha zor geldi. En çok çaba gerektiren bu madde.)


14 Mayıs 2017 Pazar

Liste 20- Ruhunuzu özgürleştiren şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 20- Ruhunuzu özgürleştiren şeylerin listesini yapın.

Bazı sorular kendini tekrarlıyormuş gibi hissetmeye başladım. Ya da ben kendimi tekrarlıyorum. 

Çok uzun zamandır çalışıyorum. Herkes kendi işinin ne kadar zor olduğunu söyleyecektir. O yüzden ben de kendi işimin çok zor olduğunu iddia edeceğim. Boyaların, tabakların, kimyasal kokularının, her daim hataya açık zorlu imalatların içinde yıllarım geçti. Bir de bunların üstüne eklenen işin ticari kısmı ve insan ilişkileri meselesi var. Belki işin sadece imalat kısmını üstlenmiş olsaydım iş hayatım bu kadar zor gelmezdi ama sırtımda yük olan bir de para kısmı var ki bu kısım canımı çok sıkıyor. Para ve insan ilişkileri son senelerde beni iyice yordu. 
Uzunca zamandır artık çalışmama fikri aklımda dolaşıp duruyor. Önüme koyduğum, bu kadar daha çalışacağım dediğim beş sene var. Muhtemelen zaman ilerleyip de beş sene geçince ben hâlâ çalışıyor olacağım. İnsanın kendi işinin olmasının güzel yanları olduğu gibi zor yanları da var. Öyle ceketini alıp gidemiyorsun. An itibariyle firmada çalışan herkesin yaşamında bir değişiklik yapma şansı var ama benim yok.😀
Önceleri hayalini kurduğum emeklilik hayali ulaşılamaz geliyordu. Bu da beni mutsuz ediyordu. Onca yatırım, kocaman makineler, yıllardır birlikte çalıştığımız ve bu firmadan emekli olmayı hayal eden arkadaşlarım... Öyle evde keyif yapayım demekle olmuyor yani. Sonuçta şunu kabul ettim ki dilediğim günde, dilediğim şekilde işi bırakamayacağım ben. Bunu kabul ettikten sonra başka bir şey yapmaya karar verdim. İşten vakit çalmamın ve yapmak istediğim şeylere küçük de olsa yer açma şansım var mı?

Cuma sabahlarımı kendime ayırdım.


Her cuma çok ciddi bir şey çıkmazsa sabah erkenden kalkıyorum. Basit bir kahvaltı yapıyorum ve arabama atladığım gibi Kadıköy'e gidiyorum. Trafik olmazsa ve umut ettiğim gibi bir saatte Kadıköy'e varmışsam benden mutlusu yok. Yürüyerek KEV Kafe'ye gidiyorum. Çayımı söylüyorum ve kitabımı okuyorum. Diğer arkadaşlarım da erkenden gelebilmişlerse, onlarla da çay içiyorum. Sonrasında Yazı Evi ve canım Duygu ile yazı alıştırmaları. Ruhuma iyi gelen şey yazı yazmak. Yazınca özgürleşiyorum. Yazdıklarımı benden başka kimse okur mu bilmiyorum. Okusa okusa ya Selçuk okur ya da Kuzey. Okudukları zaman belki onlarda kendilerine dair pek bir şey bulamayıp mutlu olmazlar.😀  Çünkü yazmak benim alanım ve kelimeleri yan yana getirmeye çalışmamın tek sebebi de benim. 

Kendimi sevmeyi başarabilecek miyim?



Yok canım, öyle kendimden nefret eder bir halim yok. Ama kendimi yargılamamaya çalışıyorum. Benim için hep bir "ileri aşaması" vardır. Önümde uzanan ve yapmayı istediğim bir şey varsa onu yapana kadar durmam. Yaptığım anda da yaptığımla mutlu olup, kendime kocaman bir aferin ısmarlamak yerine ikinci bir hedef koyarım. Hedef koymak güzel şey ama asil olan yaptığın tek bir güzel şeyle bile mutlu olmayı bilmek ve kendini tebrik edebilmek.

Diyeceksiniz ki bu anlattığının hangi kısmı seni özgürleştiriyor? 
Bu soruyu sormakta haklısınız. Kendimi özgür kılmanın tek yolunun, kendime bunun için izin vermek olduğunu anladıktan sonra daha özgür olduğumu hissediyorum. Bir de kontrol manyağı olduğumun farkına vardım. Üstünde çalışıyorum. Mesela dün Kuzey'in, "Anne, sadece on dakika yatakta bir dinleneyim, sonra banyoya gireceğim." sözüne itiraz etmeyip, bile bile uyuya kalmasına izin verdim. Bu benim için nasıl büyük bir aşama bilemezsiniz. 😀

Gezmek yahu!

Klişe olsun olmasın söyleyeceğim. 
Dünyada insanı gezmekten daha fazla özgürleştiren başka bir şey olamaz. Çok mu iddialı oldu? Peki, çark ediyorum. Şu dünyada beni seyahatten daha fazla özgürleştiren başka bir şey olamaz. Sahiden yollara düşmek istiyorum. Kuzey'i de yanımıza alıp, sırt çantalarıyla bir trenden inip diğerine binerek aylarca seyahat etsek döndüğümüzde bambaşka insanlar oluruz. Yıllar önce gittiğimiz İskandinavya seyahatinin tadı hâlâ damağımda. Yolların biri diğerine bağlanıyordu ve beni dünya döndükçe biz de onunla beraber dönüyormuşuz hissi sarıp sarmalamıştı. Bindiğimiz trenler dağların arasından ilerliyor, sonra geniş bir su birikintisinin kenarına bırakıyordu bizi. Issız kasabalar çıkıyordu karşımıza. Keşke bu sessizliğin içinde bir gece yıldızlara bakabilsek diye düşünüyor, sonra sırt çantalarımızı yüklendiğimiz gibi o durgun suyun içinde hareket eden bir tekneye biniyorduk. Ne zaman o seyahati düşünsem içim titriyor ve tekrar aynı yolu aşmak istiyorum.



8 Mayıs 2017 Pazartesi

Liste 19- En çok benzemek istediğiniz kişilerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 19- En çok benzemek istediğiniz kişilerin listesini yapın.


Sizin de bazen kendinizi başka birinin yerinde düşlediğiniz zamanlar olmuş mudur? Çok tuhaftır ki ne zaman böyle bir şey aklıma gelse bu fikirden hemen vazgeçerim. Bu düşünce utanç verdiğinden falan değil ama düşününce o vücutta, o yüzde beğenmediğim bir şeyleri bulup çıkarırım. Oysa kendi vücudumda beğenmediğim, devamlı hayıflanıp durduğum bir sürü yerim var. Mesela göbeğim. Benim göbeğimin derdi yıllardır bitmedi. Dile gelme şansı olsa eminim hakkında söylediklerimden şikayetçi olur. Kendisiyle kavgam hiç bitmedi. Hiç şöyle dümdüz bir karına sahip olmadım ben.😀
Kendimde beğenmediğim tüm fiziksel özelliklerim için annemi suçluyorum. Erkenden beyazlayan saçlar, ellerimde oluşan kahverengi lekeler, midemdeki hassasiyet hep onun yüzünden. 

Sevdiğim kadınlar var bu hayatta. Çoğu tanımadığım insanlar. Muhtemelen tanısam sevmem. Geçenlerde yazdığım bir yazıda bahsetmiştim. Emma Watson mesela. Hayata bakışı, duruşu, kitaplarla olan ilişkisi çok hoşuma gidiyor. Sonra spor yapan insanları çok seviyorum. Düzenli olarak spor yapabilmeyi ve bundan da keyif alabilmeyi çok isterdim. Sosyal medyadan takip ettiğim çoğu çok izleyicili hesabı yavaş yavaş bıraktığımı fark ettim. Nedense bizlerde böyle bir durum var. Bir şeyi amatör olarak yaparken çok keyifli çok hoş insanlarız da biraz ilgi görünce popomuz kalkıyor. Bir insan her şeye yetemiyor elbette. Mesela ben boş br anımda buraya yazı mı yazayım, elimdeki kitabı mı okuyayım, yoksa internetten dizi mi izleyeyim bilemiyorum. Bunların yanında daha bir sürü şeyi de yapmak istiyorum: Yürüyüş yapmak, yogaya gitmek, arkadaşlarımla sohbet etmek... Hadi çık bakalım çıkabiliyorsan işin içinden. 

Benzemek istediğim kişilerin ötesinde, özel bir yeteneğim olsun isterdim. Zamanda yolculuk edebilseydim ya da zamanı yavaşlatabilseydim. Varsa böyle bir tip, olmak istediğim kişi o. Ama yine de bir ismin altında toplamadan genel anlamda benzemek istediğim kişilerin listesini yapabilirim. 

  • Etrafına varlıklarıyla huzur katan insanlar
  • Sabah erkenden hayıflanmadan kalkıp, sessizliğin keyfini çıkartıp zamanı arttıran insanlar
  • Ağaçlara fısıldayanlar
  • Eliyle şifa dağıtanlar
  • Sabretmeyi bilenler
  • Bir bardak çayın hakkını verenler
  • Yaşama gülümseyerek bakanlar
  • Yaptıkları yemeklere sevgisini katanlar
  • Affetmeyi bilenler
  • ve elbette kendisini sevenler 💖

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Liste 18- Sizi motive eden şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 18- Sizi motive eden şeylerin listesini yapın.

Sağ olsun, google unutmamış beni 💋

Baştan söyleyeyim bugün biraz duygusalım. Yıllar ilerledikçe ve her sene Mayıs'ın 3.günü geldikçe bir yaş daha alıyorum diye önüne geçemediğim bir korku sarıyor içimi. Yılların hızla ilerlemesinden olsa gerek yapmak istediğim nice şey geliyor aklıma. Hayalini kurduğumuz onca şeyi yapacak zamanımız olacak mı diye düşünüyorum. Okunacak onca kitap, tutulacak onca günlük, yaşanması gereken onca şey, düşülmesi gereken onca yol varken neden zaman böyle hızla ilerliyor diye kafam karışıyor. Doğum günüm yaklaştıkça çaktırmaya çalışmasam da bocuk boncuk göz yaşları birikiyor gözlerimde. Evet, Zannımca bir ruh hastasının yazılarını okumaktasınız. 😀
Zamanın böyle koşturmasından sebep ben de peşinden koşuyorum. Çoğu zaman nefes nefese kalıyorum, yol kenarında bir taşın üstüne oturup dinleniyorum. Sevdiğim her şeyi yapmak, zamanımı yaptığımda içimi coşturan şeylerle doldurmak istiyorum. Niyetim anlamı olan, her birimizin yüzünde silinmeyecek gülüş kırıntıları bırakacak anları yaşamımızın olabildiğince çok köşesine doldurmak.

Peki motive eden nice şey var bu hayatta. Çocukluğumdan beri de imrendiğim insanlar hep olmuştur. İmrenmek diyorum çünkü kim ne derse desin örnek vereceğim nice insanı kıskanmam değil olsa olsa imrenerek izlemem mümkün. 

Kafan mı karışık? Çık bi' yürü! 

Mesela spor yapan insanlar beni inanılmaz motive ediyor. Yan komşum hafta sonları üşenmeden sıcak yatağından kalkıyor ve kimseler uyanmadan koşmaya gidiyor. Beni de yanına katıyor zaman zaman. Bir müddet sahil yolunda yürüyor, sonra belirlediğimiz saatte buluşmak üzere ayrılıyoruz birbirimizden. Her birimiz kendi hızımızla, kendi hoş yalnızlığımızla baş başa kalıyoruz. Ya da bazı pazar sabahlarını yoga ile şenlendiriyoruz. Bahçemizin açıldığı bu aydınlık kadın bu yaşımın en güzel hediyelerinden biri bana. Sakinliği bana da nüfuz ediyor.


Seyahate çıkabilmek için çalışıyorum.

Seyahatler en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri. Kimileri seyahat etmeyi sevmez. Yol hazırlıkları içine düşmek, bavul hazırlamak, birkaç günlük seyahat boyunca arkada bıraktıklarının düzenlerini korumak için gösterdikleri çaba yorucu gelir. Aslında bu gerekçelerin hepsinde bir haklılık payı da var. Ama kabul etmek gerek ki gitmenin dönmeye dair güzel bir yanı da mevcut. Sahip olduklarını, içindeyken fark edemediğin güzellikleri görmek için zaman zaman bulunduğun ortamdan uzaklaşman gerekir. Benim için de seyahat böyle bir şey. Günlük yaşantımın içindeki sorumluluklardan, bana biçilmiş görevlerden sıkıldığım çok zaman oluyor. "Yoruldum!" diyorum buradan da ara ara. Ya da "Çok yoğunum, yazamadım." Böyle anlar beni ben yapan şeylerden uzak tutan günlük uğraşmak, yaşam zorunlulukları. İçinde bulunduğum zamanın kıymetini bilemediğim günler seyahat etmek istiyorum.Yol boyunca kafamı dinlemek, iç sesimi duymak, çabalamadan yaşamanın keyfini çıkarmak. Dönüşümde hayat daha kolay geliyor. Kendimi ormanda on kaplan gücünde hissediyorum. 

Onca güzel insan! İyi ki varsınız!

Yaşamıma güzellikler, incelikler katan nice insan. 
Ah var böyle dostlar. Hep hayatımda olsunlar ve hep sevgi dolu bakışlarını, ruhuma temas eden güzel varlıkları yanımda olsun istiyorum. Bu blogdan bir yazı yazıyorum mesela ve sonrasında öyle güzel yorumlar okuyorum ki yeniden yazmak istiyorum. Yazmak için bundan güzel bir motivasyon olabilir mi? Beni benden iyi tanıyan onlarca güzel arkadaşım var. Hangi birini saysam bilemiyorum. Yıllardır gittiğim Yazı Evi'nde aynı masanın etrafından toplandığımız dostlarım mesela. Farkında olmadığım kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı, hüzünlerimi onlar sayesinde keşfettim. Cuma sabahları oturduğumuz o masadan kalkarken yazma hissiyle dolu olarak kalkıyorum. Hemen bir köşeye çekilip aklımdakileri kağıda dökesim geliyor. 

Blogum, dert ortağım.

Blogum, iç döküntülerim, sayıklamalarım....
Hepsi hayata karşı silahlarım benim. Yanında kimi zaman çay oluyor, kimi zaman kahve. Kitapların arasında kayboluyorum zaman zaman, kimi zaman bahçedeki bir ağacın yaprağında. Sakinlik ruhumu huzura kavuşturuyor. Durmak, iyi geliyor bana. Telaşsız yaşamak için çaba sarf ediyorum. Oluruna bırakıyorum bazı şeyleri. Öğrenmeye çalışıyorum. Ergenliğe adım atan Kuzey'le birlikte susmayı, konuşmadan önce düşünmeyi deneyimliyorum. Parçam dediğim oğlumun bir birey olmak için nasıl da benden yavaş yavaş kopmaya çalıştığını izliyorum; biraz heyecan, biraz hüzün, çokça kalp sızısı. Yıllar önce geçtiğim yolları şimdi onun sayesinde yeniden keşfediyorum. Onun büyümesi benim yaşlanmama anlam katıyor.

Bu seneki doğum günü hediyeme gelince, dün akşam dileğimi diledim. Sesli bir şekilde evdekilere dile getirdim. Yoga Eğitmenlik kursuna gitmek istiyorum. Sabahları öğrendiklerimle birlikte kendi içimde kaybolmak bu seneki incelikli dileğim. 😍

25 Nisan 2017 Salı

Liste 17- Kişisel Gelişim ve Kafama Takılan Onca Şey

52 Liste Projesi

Liste 17- Kişisel Gelişiminize katkı sağlayan geçmişte yaşadığınız zor anların listesini yapın.

Kabul edelim ki bu zor bir soru! Geçmişte yaşadığım nice zor anlar oldu. Bunların bazılarını ucundan zaman zaman ifşa da ettim. Ne yazık ki her şeyi buraya yazmam mümkün değil. Ne sizin canınızı sıkmaya değer, ne de bazı şeyleri tekrar hatırlamaya.
Geçmişte yaşanan zor anlar hayatımıza anlam katıyor mu onu da bilmiyorum açıkçası. Hiçbir zaman şu her şeyi bilen, her konuda söyleyecek onlarca şeyi olan insanlardan olmadım. Belki de sırf bu sebepten buraya yazıyorum. Konuşmak isteyip de konuşamadığım, arkadaşlarımı sıkarım endişesiyle devamlı tekrar edemediğim tüm sayıklamalarım burada, bu blogun içinde.

Kişisel gelişimimi kitaplara ve ıhlamura borçluyum :)

Özlem'in ilerleme kaydedemeyen kişisel gelişimi


Şimdi düşündüm de ara ara kişisel gelişim kitapları okusam da genellikle bunda çok başarı elde edemiyorum. Sonuçta eksiklerimin ne olduğunu biliyorum ama gel de bunu benim bir anda hiddetlenen, yağan gürleyen ve tüm o kişisel gelişim safsatalarını bu işler bittikten sonra hatırlayan bünyeme anlat. Başta hatırlamam gereken şeyleri her şeyi yıkıp kırdıktan sonra hatırlıyorum. Sonra mı ne yapıyorum? Bir bardak çay alıp keyfime bakıyorum. Öyle! Söylemiştim daha önce de: Artık kendime takılmayı bıraktım. (İşte bu kendime sağladığım kişisel gelişim çıkarımlarımdan en güzeli. Kendimi üzmemeyi öğrenmek)

Kişisel gelişimime katkı sağlayan şeyler kitaplar, seyahatler, evimin huzuru, yazmak ve yakın dostlarım. Bu saydığım şeylerin hepsi bana huzur verdiğine göre demek ki benim mutluluğum bunlardan geliyor. Hatalar geçmişte yapılır zaten. Haksız mıyım? Ben de bu hatalardan bir dolu yaptım. Kendime yaptığım en büyük haksızlık bu hataları kendime sık sık hatırlatarak eziyet etmem oldu. Sonra bir gece bir arkadaşımla rakı bardaklarını birbirine çarparken ve eski günleri yad ederken şöyle dedi bana: Kendimi hatalarımla sevmeyi öğrendim. Onlar, beni ben yapan şeyler. Sen de kendini sevmeyi dene. 
Vallahi ister inanın ister inanmayın böyle cümleler bir tek eski arkadaşların dudaklarından dökülüyor. Ya da onlar söylediği için akılda kalıyor.

Ben de en büyük hatayı burada yapıyordum: Kendimi sevmeyi ve hırpalamamayı bir türlü öğrenemiyordum. Türkiye'de çocuk olmak zor tabii. Sistem, eleştirmek, birilerinin üstüne basarak yükselmek üzerine kurulu. Hani sınıfın en yüksek not alanının sınavlara hep çalışmadan gelip sonra da en yüksek notu alması gibi bir durum etrafımızda olanlar. (Yok muydu yani sınıfınızda bu tiplerden?) Yalana başvuran, olduğundan farklı biriymiş gibi davranan onlarca insanın içinde hata yapmak kolay. Çünkü sen de yalan söylemek, birilerinin üstüne basmak ve niyeyse en akıllı, en güzel, en her şeyi bilen olmak zorundasın. 

Benim en büyük şansım evlendiğim adam. Nirvana'ya ermiş bir tipten bahsediyorum sizlere. Ne parayı, ne başkalarının hayallerini, ne de saçma sapan insanların yaratıp piyasaya sürdüğü yaşam standartlarını kendine örnek alır o. Benim hayatım, benim küçük mutluluklarım, benim huzurum der. Yanında kendi kendime sinirlenir, kendi kendime söylenirim; umursamaz beni, güler geçer. (Zaman zaman durum sahiden sıkıcı hal alabiliyor. Kabul ediyorum.)

Bir de annelik mevzusu. Selçuk'un güzellikle yapamadığını Kuzey yaptı. Dinlemeyi, kabul etmeyi, zaman zaman susmayı, yetişkin olmanın ne demek olduğunu öğrendim. Doğduğu günden itibaren bana hayatın hep planladığım gibi gitmeyeceğini, önceliklerin yer değiştirebileceğini, bazen sadece sahip olabildiklerimle yetinip, onlardan mutluluk payı çıkarmam gerektiğini minik bedeniyle, o minik bedenden çıkan kocaman çığlıklarıyla ezberletti. Şimdilerde de bir ergenle baş etmeye çalışıyorum. Benim sivri köşelerim onun hiç beklemediğim ataklarıyla karşılaşıyor. "Sakın sinirlenme!" diyorum kendime. "Sus, yorum yapma." Sonra oturup o sivri köşelerimin her birini törpülüyorum. Büyümenin, başa çıkmakta zorlandığı o hormonların nasıl da yıpratıcı olduğunu anımsamaya çalışıyorum. 

Kendi gençliğimde, ergenliğimde alamadığım o derslerin hepsini yetişkinliğimde alıp daha sakin, daha yumuşak olmaya çalışıyorum. 

Başarıyor muyum peki? 

Çok çaba sarf ediyorum ve hata yapmamak için daha yavaş hareket ediyorum.      

İşte benim kişisel gelişimimin bundan ibaret.😀

19 Nisan 2017 Çarşamba

Liste 16- Temel Gereksinimlerinizin Listesini Yapın

52 Liste Projesi

Liste 16- Temel Gereksinimlerinizin Listesini Yapın.

Bugünlerde benim kafam da ülke gündemi gibi karışık. Biraz daha huzurlu bir ülkede yaşayıp sadece temel gereksinimlerimi düşünerek, üstüme düşen görevleri yaptıktan sonra keyfime bakmayı çok isterdim. Olmuyor elbette. Birazcık huzuru bizlere çok görüyorlar. Ne kadar pozitif olmaya çalışırsak çalışalım, enerjimizi emip bitiriyorlar. Uzun lafın kısası bu coğrafyada yaşamanın belli bedelleri var. 
İnsanı öldürmeyen şey güçlendirirmiş diyerek kendime bir gaz verip şimdi yazıya doğru ilerliyorum. 

Temel gereksinimlerime gelecek olursak: Sahi ne cevap vereyim ben bu soruya şimdi?

Çay tabii ki abicim!

Çay, her derde deva ❤

Şimdi bu sonuca varmak için nereden yola çıktım ben? Elbette ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey sorusundan. Anladınız! Yanıma çay alırım. Çay içmeden duramam ben. Gözümü açar açmaz aklıma ince belli bir çay bardağından çay içmek gelir. Annemi düşünürken mutfakta evyenin başında bir sağa bir sola hareket eden bedenini ve ocağın üstünde kaynayan çaydanlık gelir gözümün önüne. Sohbetin baş kahramanı çaydır bizim evde; ailenin bir üyesi gibidir. Sevdiğim kimi düşünsem anılarımın bir köşesinden çay buğusu yükselir. O yüzden eve girer girmez yaptığım ilk şey demliği ocağı koyar, çayımı demlerim. Bu mucizeyi bitki kesinlikle her derde devadır. Mutluluk, huzur ve yuva demektir çay. 
O yüzden çay benim için temel gereksinimlerden biridir. Geçen sene gittiğimiz Amerika seyahatinde yanıma bir demlik aldığım da doğrudur. Gelirken de kiraladığımız evin mutfağında bıraktım ki evin sahibi İsveçli şöyle adam gibi bir çay içsin.😀

Kitaplarım, hayallerim ve ben...


Çantamda kitap yoksa huzursuzlanıyorum.Ya gün içinde bir fırsat olur da kitap okuma şansım olursa? Ya o an benim yanımda kitap yoksa?  Düşünsenize bir bankaya gitmişim ve önümde bekleyen otuz kişi var ve benim çantamda bir kitap yok. O düşük ihtimale karşı yanımda kitap, defter ve kalem taşıyorum. Hayır! Islak mendil taşımıyorum ve umrumda bile değil. Yanında devamlı ıslak mendil taşıyan kadınlardan olmaya çalıştım ama Kuzey bezden çıktığından beri bunu başaramadım. 
Durum şu ki gereksiz muhabbetlerin ve gereksiz insanların yanında olmaktansa kitapların dünyasında olmak beni daha mutlu ediyor. Okumak, defterime notlar almak, yazı aracılığıyla kendimle sohbet etmek iyi geliyor bana. İyileştiriyor, şifa veriyor. 

Kendimle baş başa kalmak...


Kendime ayıracak vaktim olmazsa ve düşüncelerimle baş başa kalmazsam mutsuz oluyorum. Kafam karışıyor, düşüncelerimi toparlayamıyorum ve iç huzurumu kaybediyorum. Evet, evet! Yürümek iyi geliyor mesela. Kimi zaman kulağımda kulaklığımla, kimi zaman da adımlarımın yerde oluşturduğu sesi dinleyerek yürüyorum. Kafamdaki tüm karışıklık bulutu dağılıyor, düşüncelerimin netleşiyor. Bitkilere dokunuyorum. Bazen bir lavantaya, bazen bir çay ağacının dikenli dallarına. Sonra elimi burnuma götürüyor, bitkilerin parmaklarımda bıraktığı izleri kokluyorum. Okuduğum kitapları düşünüyorum. Kitap kahramanlarını, kitap boyunca yaptıklarını aklımdan bir bir geçiriyor; kimi zaman olayların gidişinden memnun oluyor, kimi zaman da yeni sonlar yazmak istiyorum bu kahramanlara. Bazı insanlar kalabalıklardan hoşlanır ve yalnız kalmaz. Benim içinse yalnız kalmak temel bir gereksinim. Geçen gün Kuzey de yanıma yaklaşıp şöyle dedi: Anne ben arkadaşlarımla olmaktan mutlu olduğum kadar yalnız olmaktan da çok mutlu oluyorum. Kendi kendime oyun oynamaktan çok keyif alıyorum. Belki tek çocuk olduğum içindir bu. Sadece bu normal mi diye merak ediyorum.

"Normal Kuzey'cim!" dedim. "İnsanın yalnız kalmaya da ihtiyacı var."

Seyahat etmek...


Umarım aynı şeyleri tekrar etmemden sıkılmıyorsunuzdur. Hep aynı şeyleri yazıyor gibiyim. Fakat bu listeleri yaparken şunu fark ettim ki ben gerçekten yaşamak istediğim hayatı yaşıyorum. Yani şükür ki o hayatı inşa edebilmişim kendi kendime. Benim bu yalnız kalma hallerimden kimse şikayetçi değil evde. Kuzey çok küçükken bile bu istediğimi (O zamanlar bunu ifade ettiğim için kötü bir anne olduğumu düşünüyordum.) dile getirirdim. Mesela anneme ya da Selçuk'un annesine Kuzey'i teslim eder ve çay içmek için dışarı çıkacağımı söylerdim. Kuzey biraz büyüdükçe ona da söylemeye başladım. "Şimdi ben biraz yalnız kalmak istiyorum Kuzey'cim." derdim. Kitabımı alıp bir köşede kendime tanıdığım zamanı yaşarken, o da kendi dünyasında bir oyuna dalardı. Bunun adı bencillik mi bilmiyorum ama yalnız kalma anlarını yaşayamadığımda üstümde bir baskı oluşur ve patlardım. 

Gelelim seyahat meselesine. Evimi ve kurulu düzenimi ne kadar çok sevsem de hareket halinde olmayı ve seyahat etmeyi de çok seviyorum. Annem zaman zaman "Kurtlandın sen yine!" diye takılıyor bana. Haklı da! Kurtlanıyorum. Yola çıkmak, başka bir şehre gitmek istiyorum. Yaşamımın anlamı buymuş gibi geliyor. Neden çalışıyoruz ki diye soruyorum kendime. Kuzey iyi bir okulda okusun ve biz de seyahat edebilelim yeter. 

11 Nisan 2017 Salı

Liste 15- Hayalinizdeki Seyahatlerin Listesini Yapın

52 Liste Projesi

Liste 15- Hayalinizdeki Seyahatlerin Listesini Yapın.

Bu listeyi yapmakta pek sıkıntı çekmeyeceğimi tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum; zira günlerim "Nereye gideyim?" hayalleri ile geçiyor. Ne zaman kendimle baş başa kalsam, biraz dinlenmek için vakit bulsam gideceğim yerleri düşünüyorum. Aslına bakılacak olursa tatile gitmek ve seyahat etmek için çalışıyorum. İşin özü bu.


Karadeniz Yaylaları ve Kars

Hayallerime, aslında gitmenin çok da zor olmadığı ama bir türlü gitmeyi başaramadığım iki destinasyonla başlamak istiyorum. Biri Karadeniz, diğeri de tren ile Kars.
Karadeniz yaylarına gitmek istiyorum ama sevdiğim arkadaşlarımla. Sabah erkenden kalkmak, bulutların altındaki yaylarının kokusunu içime çekmek, kahvaltıda demli bir çay içmek ve ağaçların kuytusunda usul usul yürümek. Nedense bir türlü ne gideceğimiz boş zaman aralığını denk getirebiliyorum, ne mevsimi... 
Kars'a gelince. Ben kış gidelim diyorum, illa ki trenle gidelim diyorum. Kimse beni dinlemiyor. Bu sene sonu itibariyle Kars'a giden tren seferi de artık kaldırılıyormuş. Bu durumda bir sonraki kışı beklemeden o trene atlamam gerekiyor. 

Dublin

Ben de hayal çok tabii. 
Şu aralar aklıma sık sık Dublin düşüyor. Vize işi düşündürmese hemen uçağa atlayıp gideceğim ama sanırım bu düşün biraz daha olgunlaşması gerekiyor. Usul usul İrlanda seyahatlerine, oradan Dublin'de gezilecek yerlere bakıyorum. Maeve Binchy sanki gelip yanıbaşıma oturuyor. Okuduğum ilk kitaplarını, o kitapların lezzetini anımsıyorum. Farkında olmasa da bizimkiler İrlanda yolculuğuna doğru adım adım ilerliyorlar.


İnkaların Memleketi, Peru.

Gelelim uzak hayallerimden birine; belki de en kıymetli olanına. Özenle büyüttüğüm, sevgiyle uyuttuğum, saçlarını okşadığım yılların hayaline. Bu sene bu hayalin artık gerçeğe dönüşme zamanıydı. Ben ve yol arkadaşlarım (Saz arkadaşlarım gibi oldu biliyorum ama sanırım aynı zamanda saz arkadaşıyız da!) ciddi anlamda niyet ettik. Hesapları, kitapları ortaya döktük. Uçak biletlerine baktık. Bilin bakalım, kim su koyverdi? Selçuk ve ben. İşler çok da umduğumuz gibi değildi, paramızın dolar ve euro karşısındaki durumu ortadaydı ve biz pek de hep hayalini kurduğumuz bu coğrafyaya gidecek kadar mutlu değildik. Üstelik ben İnka Yolu Yürüyüşü yapmak istiyordum ve Kuzey'i götüreceğime dair ona söz vermiştim. Arkadaşlarımla nefis şaraplar eşliğinde yediğimiz yemeklerde, "Yahu Kuzey de büyüyünce sevgilisiyle gitsin oraya!" gazlarına gelmedim. Kuzey gelmediği takdirde Peru'ya gidiş masrafımız daha makul bir rakamda kalacaktı. Yine de "Olmaz!" dedim ısrarla. "Ben Kuzey'e söz verdim." 
Sözümden dönseydim Kuzey için bir şey demezdi. İlerde kız arkadaşıyla ya da arkadaşlarıyla da gidebilir Peru'ya. Benim vazgeçemedim düşüm, Peru dağlarında Kuzey'le birlikte yürümek, sabahın ilk ışıklarıyla Machu Picchu'yu görmekti. Kuzey'le birlikte Peru hayalimi bırakamadım. Nihayetinde arkadaşlarımız da gitmekten vazgeçtiler. Seneye diyoruz şimdi. Seneye inşallah. 


Bali 


Bu sene (şu tarihten itibaren bir sene içinde) Bali'ye gitmeye kararlıyım. Soğuk kıştan mı, yoksa internette dolaşan sıcak Bali fotoğraflarından mı bilinmez Bali'ye gitmeyi çok istiyorum. Pirinç tarlalarının arasında bisikletle dolaşıp, ılık sulara kendimi bırakıp, masaj yaptıracağım. Bundan daha alâ hayal mi olur?

Gelelim daha önce deneyimlediğim ama beni bir türlü kesmeyen hayalime: New York. 

Geçen sene okullar kapanır kapanmaz New York'a gitmiş, Manhattan'da kiraladığımız Town House (Burada blog yazarı şu blog yazarına gönderme yapıyor) tarzı bir evde iki hafta kalmıştık. Şehrin altını üstüne getirmiştik. Sabahları erkenden kalkıp Central Park'ta koşmuş, Barnes and Noble'da kahve içmiş, kitapların arasında dolaşmış, sokak aralarında aylaklığın keyfini çıkarmıştık. Hiç acele etmeden iki günde bir müzeye gitmiştik. Yaşadıklarım o an bile masal gibiydi benim için. Eve döndüğümüzde her birimiz yaşadığımız iki haftalık hayattan çok memnun kalmıştık. Şimdilerde sık sık evde oturup, "Ne güzeldi o New York günleri.." diyerek iç geçiriyoruz. Bu cümlenin peşinden Kuzey'le ben Selçuk'un gözlerinin içine bakıp yine gitme isteğimizi dile getiriyoruz. Ne mi diyor Selçuk?
"Paranız varsa gidelim! Ben de çok beğendim."
Ardından da bir yaz önce on beş günlüğüne New York'a gitmiş birinin tecrübelerinden yola çıkarak özlü bir söz söylüyor. "Amerika seyahati için araya mutlaka birkaç sene konulmalı." 

3 Nisan 2017 Pazartesi

Liste 14- Hayatınızda bahar temizliği yapmanın yollarını listeleyin.

52 Liste Projesi

Liste 14- Hayatınızda bahar temizliği yapmanın yollarını listeleyin.



Bahar temizliği yapmaya hayatımın karmaşık bir döneminde başladım. Herkesin yaşamında karmaşık dönemler vardır. Garanti veririm. Kendini sorguladığı, yaşamının anlamlı olup olmadığını kendisini umutsuzluğa sürükleyecek sıklıkla sorup durduğu, acı çektiği, daha yapmayı hayal ettiği bir sürü şeyin olup da zamanının azaldığını düşündüğü zamanlar.
Ben böyle bir evreden geçtim. Etrafımdaki her şey yerinden oynadı. Önce içime dönüp orada ne varsa her şeyi kaldırdım, havalandırdım ve sonra tekrar yerine koydum. Etraftan gelecek tavsiyelere kapalı olduğum, sorduğum soruların cevaplarını içimde aradığım bir süreçti. Kafamın içinde, yüreğimin derinlerinde fırtınalar koptu. Bu dönemde acı çekerek sustum. Bir cevabın olduğunu biliyordum ve o sesi duymak için sessiz olmam gerekiyordu.
Diğer yandan kendimi bu kadar yıprattığım bu dönemin sonunda istemediğim cevaplara ulaşacak olsam da bunu da kabul etmem gerektiğini sık sık hatırlattım kendime.

İçimdeki beni sabote eden sesi hayatımdan uzaklaştırdım.


Evet! Sanki tüm zamanım benden başkalarına aitti. VE bana bir şey kalmıyordu. Sabahları kalkıp işe gidiyor, günün sonuna doğru eve gelip Kuzey'le sohbet edip sonra da ödevlerine bakıyorduk. Saatler ilerleyip de Selçuk eve geldiğinde akşam yemeği yenilip, çaylar içiliyordu. Kitap okumak, kendimle baş başa kalmak istediğim zamanlara sıra bir türlü gelmiyordu. Öyle bir zaman olsa da ben yorgunluktan bitmiş oluyordum.
Mutsuz olmak için ne çok sebep değil mi? Ama mutlu olmak için de bir dolu sebep var yukarıda yazdığım paragrafın içinde.

Bir kere şunu anladım ki çok stres altında olsam da şükretmem gereken bir işim vardı. Kim işinden memnun ki? Hele ki bu ülkede? İşimin kendi işim olmasından kaynaklanan nice zorluğu vardı ama aynı zamanda çok da avantajı vardı. Kahvemi, çayımı içip rahatsız edilmeden oturabildiğim bir saatim bile oluyordu zaman zaman. Sonra çok bunaldığımda çantamı alıp yakınlardaki bir Starbucks'a gidip kendime keyif anları hediye edebiliyordum. Tatiller de öyle. Bayram tatilinin dışındaki zamanlarda da seyahate gidebilme özgürlüğü🙋  Ailemle harcadığım vakte gelince. Fazlasını veren bendim aslına bakılacak olursa. Çünkü onlarla olmaktan, zamanımın çoğunu onlara adamaktan mutlu olan bendim. Şunu düşündüm: Onlarla daha az vakit geçirip kendime daha fazla vakit ayırırsam daha mı mutlu olacaktım? Dürüst olmam gerekirse onlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyordum.

İçimdeki o zor kadın ara ara sesini çıkarıyor. Yaşlandığımı, vaktimin daraldığını, yapmak istediklerim için çok zamanımın kalmadığını söylüyor. Hadi be, diyorum ona. Sus. Beni mutsuz edemezsin. Siz de sizi mutsuz eden sesleri dinlemeyin. Kafa karışıklığından ve huzursuzluğundan başka işe yaramıyorlar.

Hep almayı isteyip hiç vermeyen arkadaşlar: Artık ayrılmalıyız.

Şimdi baştan söyleyeyim: Arkadaşlık, akrabalığın tersine zorunlu devam ettirilmesi gereken bir bağ değil. Birbirimizi sevmesek de saygı göstermek zorunda olduğumuz, hayatımız boyunca ortak anıların içinde kaybolacağımız akrabalığın aksine arkadaşlıkta başka şeyler ararım ben. Arkadaşlarımı severim, dertlerini dinlerim, hem iyi hem de kötü zamanlarını paylaşmak için de elimden geleni yaparım. Ama arayan hep bensem, buluşmak için her zaman benim ayarlamalar yapmam bekleniyorsa, ilişkimiz arkadaşımın masal hayatını anlatma seanslarına döndüyse, arkadaşlığımızın uydusu olduğunu düşünüyorsa benim için bu arkadaşlığın sona erme zamanı gelmiştir.

Hani her aradığınızda sitem eden akrabalar vardır. Telefon numarasını korkuyla tuşlarsınız çünkü karşınızdakinin telefonu açar açmaz kuracağı ilk cümlenin sitemle dolu olacağını önceki tecrübelerinizden biliyorsunuzdur. "Hayırsız!" der karşıdaki. "Hangi dağda kuş öldü de aradın?"
Oysa sizi aramaktan uzak tutan bu söylemlerdir. Sevinçli bir sesle değil de sonu gelmez lüzumsuz sitemlerle karşılaşacağınızı bildiğinizden aramak istemiyorsunuzdur. Tıpkı bu anlattığım gibi, arkadaşımla olan ilişkim de yanlış anlamalarla, anlaşılmaz kıskançlıklarla, öküz altında buzağı arama seviyesine gelmişse o arkadaşlık sürmesi gereken zamanı tamamlamıştır. Eskiden yaşanmış uzun bir geçmişe, dönüp baktığımda hafızamda beliriveren güzel anıların yüzü suyu hürmetine artık hiç keyif almadığım arkadaşlığımı devam ettirmeye çalışırdım. Yaptığım büyük hatalardan biriymiş bu. Çünkü yaşanmışlıklar hiçbir yere gitmiyor. Güzel anılar yine oldukları yerde kalıyor. Sırf uzun geçmişe inat sürdürülmeye çalışılan arkadaşlıklar daha fazla zarar veriyor.

O yüzden bahar temizliğimin en büyüğünü artık keyif almadığım ve sevgisini hissedemediğim arkadaşlıklarımı bitirerek yaptım ben. Şimdilerde hayatım daha sade. Kendime kalan vakit daha fazla. Sevdiğim insanlar yine etrafımda ve en önemlisi hem çok sevdiğim hem de çok sevildiğim insanlarla geçiriyorum vaktimi.

Eskisi kadar çok alışveriş yapmıyorum.

Aslına bakılacak olursa şimdiye kadar almış olduğum kıyafetler bir ömür boyu idare eder beni. Yeni bir şey almanın biraz doyumsuzluktan, çoğunlukla da alışkanlıktan olduğunu düşünüyorum. Türk toplumunun hepimizin üstüne yüklediği lüzumsuz kompleksleri de eklemem şart. Her birimiz güzel ve yeni kıyafetler içinde kendimizi daha güvenli hissediyoruz. Yurt dışındaki fuarlara gidince insanların nasıl fuar gezdiğine tanık oldum: Kalın tabanlı ayakkabılarla. Sadece bizim gibi az gelişmiş toplumlar kişiliklerinden ve iş tecrübelerinden öte kıyafetleriyle öne çıkmaya çalışıyor. İncecik topuklu ayakkabılarla fuar gezen ya da ilk defa gittiği bir şehri adımlayan bir bizler varız, bir de Ruslar. Kimse kusura bakmasın! Sacre Coeur Katedrali'nin önünde sırt çantasından yüksek topuklu ayakkabılarını çıkarıp, bir de üzerine dekoltesi bol bir elbise geçirip sevgilisine fotoğrafını çektiren bir Türk kızı gördüm bir gidişimde. Oscar Wilde'ın dediği gibi, -elbette sadece kıyafet konusu değil bahsettiğim-, diğer kişiliklerinin hepsinin önceden sahiplenilmiş olduğunu bilerek, kendimiz olsak. Nasıl olur?
Bence daha mutlu ve daha normal oluruz.😀

Bahara gelecek olursak: Bahar içimizde arkadaşlar. Biraz özen gösterir, azıcık sularsak yeşillenen dalları görürüz.