52 liste projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
52 liste projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2017 Pazartesi

Liste 12: En çok beğendiğiniz özelliklerinizin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 12: En çok beğendiğiniz özelliklerinizin listesini yapın.

Hahaha😀  Tam da bu noktada "Come on boy!" diyecek bir ortam oluştu. Haksız mıyım ama? İnsan nasıl olur da kendinin en beğendiği özelliklerini yazar yahu? Biraz zor bir liste olacak benim için. Hani sevmediğiniz özellikleriniz denmiş olsaydı onları daha kolay toparlardım. Tamam, tamam lafı uzatmayıp başlıyorum yazmaya.

Çalışkanım. 


Sahiden çok çalışkanım. Çalışmaktan hiç kaçmam. Sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar çalışabilirim. Bir şeyi kafama koymayayım. Sanırım etrafımdaki herkes de bunu bildiğinden ne zaman, "Ben çalışmak istemiyorum artık!" desem, "Sen çalışmadan duramazsın." der. Çalışmadan durabileceğimi biliyorum çünkü yapmayı hayal edip de yapmak için fırsat bulamadığım öyle çok şey var ki hiç sıkılacağımı düşünmüyorum.

Öğrenmeye çok açığım. 

Öğrenmenin ilk yolunun dinlemekten, gözlemekten geçtiğine inanıyorum. Boş muhabbetlerden pek hoşlanmam. Vaktimin boş yere harcayacak kadar bol olmadığını bildiğimden, incir çekirdeğini doldurmayacak saçma sapan işlere zaman ayırmıyorum. Zaman zaman bu durumun ukalalık olarak adlandırıldığını biliyorum ama uzun zamandır en kıymet verdiğim kişi kendim olduğundan bunu pek umursamıyorum. İnsanın yaşı ne olursa olsun kendisini geliştirmekten vazgeçmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sebepten birisi başka biri hakkında, "Bu yaşa gelmiş, şunu yapıyor." gibi abuk bir yorumda bulunursa hemen sol kaşımı havaya kaldırırım. Böyle de topluma duyarlıyım işte 😁

Benim hayatım bana!

Başkalarının sahip olduklarını kendi sahip olduklarımla karşılaştırmam. İşte bu! Benim hayatım, benim mutluluğum, benim sahip olduklarım mottosuyla yürüyorum. Sahiden. Biri bir şey almış, öteki şunu yapmış, kocası da böyleymiş... Beni hiç ilgilendirmez. Zaman zaman kafam karışsa da, hemen kendimi dürtüyorum ve şöyle diyorum: Şişt! Kendine gel. 

Küçük mutluklar

Şükür ki hayalini kurduğum her şeye sahibim. Sağlık ve huzurdan başka bir şey dilemiyorum Yaradan'dan. Mutlu olmak için büyük mutluluklardan öte küçük mutlulukların peşine düşüyorum. Bahçede demli bir bardak çay içmek, Selçuk'la keyifli bir sohbet, Selçuk'un benim için kitapçı tavaf edip seveceğimi düşündüğü bir kitabı alması, Kuzey'in sarılması... Tabii küçük şeylerle mutlu olabilirim diyorsam da beni en çok mutlu eden şeyin her seferinde bir Paris seyahati olduğunu da şöylemem şart!

İşte böyle dostlar💖



14 Mart 2017 Salı

Liste 11: Yaşam alanlarınızı güzelleştirmenin yollarını listeleyin.

52 Liste Projesi

Liste 11: Yaşam alanlarınızı güzelleştirmenin yollarını listeleyin.

Malum iki tane yaşam alanım var: Biri ev, biri de iş. 
Zamanımın çoğunu iş yerimde geçiriyorum ve buranın kesinlikle ciddi bir tadilata ihtiyacı var. Sabahları işe gelirken ayaklarım geri geri gidiyor. "Ülkenin durumu belli değil, işte yaşanan sıkıntılar hiç bitmiyor, işler bir var bir yok, doların euronun ne olacağı belli değil" derken para harcamak istemediğimden, aslında çeki düzen vermem gereken onca şeyi bekletiyorum. Ama geçenlerde Selçuk'a şöyle derken buldum kendimi: Bana iş yerini nasıl yapmam gerektiğini planlayacak bir mimara ihtiyacım var. Sanırım şu gerçeği kabul ettim iç dünyamda: Benim işi bırakma şansım yok, o zaman vaktimin çok büyük bir kısmını geçirdiğim yeri seveceğim bir yer haline getirmeliyim. Bu konu ile ilgili bir gelişme olursa sizleri de haberdar ederim. 😀


Gelelim evime. Evimi çok seviyorum. Her gün bu evde yaşadığım, bahçesine çıkıp çimlerin üzerine çıplak ayak basabildiğim için şükrediyorum. Hafta sonları canım evden dışarı çıkmak istemiyor. Çayımı alıp, güneşin altında bir köşeye oturuyorum. Kitabım, hafiften esen rüzgarım, tatil planlarım ve nisan başından itibaren çiftleşme dönemi sebebiyle bar bar bağıran kurbağalarımızla çok mutluyum. İnsan tren sesine nasıl alışıyorsa kurbağa sesine de öyle alışıyormuş. 😀
Bu eve taşınırken içine bir şey yapmadan hızlıca yerleştik. Kışın ortasıydı ve biz Kuzey fark etmeden taşınmak ve yerleşmek istiyorduk. Daha sonra hallederiz diyerek ertelediğimiz bir dolu şey vardı. Ertelediğimiz birçok şey bu baharda yapılacak inşallah. Öyle karar verdik. 

Peki evimi nelerle güzelleştiriyorum? Elbette mini minnacık şeylerle. Huzur, küçük mutlulukların ucunda. Bundan kesinlikle eminim artık. 

Canlı çiçekler evimin olmazsa olmazı...


Yıllar yıllar önce, yeni evlendiğimiz zamanlarda Selçuk'un yaptıklarından çok yapmadıklarına odaklanırdım. Kendim gibi birkaç yeni evli arkadaşımla mutsuzluk oyunu oynardık sanki. Beni rahatsız etmeyen şeyleri arkadaşlarımın söylenmesi sebebiyle fark eder ve aslında farkında olmadığım bu şeylere sinir olmam gerektiğini düşünürdüm. Elbette bir hışımla gider ve Selçuk'a çatardım.

Mesela neden bütün tatil planlarını ben yapıyordum?


Sokakta bulduğum kırılmış çam dallarını da elbette eve getiriyorum.
Kolay mıydı tatil planı yapmak, gidilecek yeri bulmak, bunu karşı tarafa söylemek ve her seferinde "Olur tatlım" cevabını almak. Sahiden de olan buydu. Tamam ben plan yapıyordum ama adamcağız da ben ne dersem onu yapıyordu. Peki beni ne rahatsız ediyordu? Söylüyorum ve garanti veriyorum ki güleceksiniz: Selçuk, oturup da benim için bir tatil planlayacak kadar beni sevmiyordu. 
Ulan ben sürprizlerden hoşlanmam bir kere. Yani demek istediğim dedektif gibi araştırır dururum. Doğum günümden bir hafta önce dolapların içlerini kontrol etmeye başlar, kışlık botların içinde saklı bir hediye var mı diye bakınır dururum.
Bir de çiçek meselesi vardı. Selçuk bana çiçek almıyordu. Eeee, ben de kendime çiçek almıyordum. Niyeyse? Sonra şöyle düşündüm: Neden kendime çiçek almıyordum ki ben? Üstelik kendimi çiçek alacak kadar çok severken. 
...ve o günden beri tatil planlarını yapmaya devam ediyorum çünkü ben tatil planı yapmayı çok seviyorum. Bir de taze çiçekler alıyorum kendime. Evin her ferdi eve aldığım çiçeklerden çok memnun. Ortada hiç sorun yok. Çiçeklerimiz ve biz mutlu mesut yaşıyoruz.


Mumlar...



Loş ortamda yaşıyoruz. Köşede bir abajur yakıyorum. Yanında da bolca mum. Romantizm had safhada oluyor elbette. Ta ki Selçuk işten gelene dek. 
"Çok mu karanlık burası!" diyerek salonun ışıklarını yakıyor. Televizyonun kumandasını ele geçirip, Kuzey'le beraber ya ses yarışmalarından birini ya da Survivor'ı izliyorlar. Bu saat benim salonu terk edip başka bir odaya geçtiğim ana denk geliyor.😀  Elbette mumlarımı söndürerek.


Patlamış mısır zamanı...

Evde en sevdiğimiz saatler sinema saati. Bazen zilyonuncu kez Harry Potter serisini izliyoruz. Ya da Star Wars'u ya da Yüzüklerin Efendisi'ni ya da Marvel Kahramanlarını. Sorun bakalım neden diye? Çünkü Kuzey bu filmlerden çok hoşlanıyor. Ara ara Harry Potter'dan teste falan tabi tutuluyoruz. 😀 İşte bizim evi güzelleştirmenin en kolay yollarından biri bu: Bol tuzlu patlamış mısır yapmak. Aynı çay gibi patlamış mısır da evi yuva yapan en önemli şeylerden biri.


Müzik...

Günün müzikleri çalmıyor bizim evde. Çalıyorsa da sadece Kuzey'in kulaklıklarından ona özel yayın yapıyor. Arada işe giderken falan Spotify'den Global 50'yi açıp Kuzey'in müziklerine, dolayısıyla hayatına uyum sağlamaya çalışıyorum. Ben bu işi kotarıyorum da Selçuk her seferinde sınıfta kalıyor. Evdeki müzikse bambaşka. Daha çok arkadan gelen, dinlendirici bir ses.
Peki ben ne dinliyorum?
Caz elbette! En çok caz dinliyorum. Frank Sinatra, Ella Fitzgerald ve bildiğiniz diğerleri. Michael Buble vazgeçilmezim. Hem evde hem de yürürken yanı başımdaymış gibi hissediyorum genellikle. Norveçli bir solist var: Inger Marie Gundersen. Daha önce de bahsetmiştim. Onun sesi bana ilaç gib geliyor. Sesi odaya yayılır yayılmaz, tüm vücudum rahatlıyor, tüm içinde biriktirdiğim tüm negatif duygular uçup gidiyor. Sonra Stacey Kent, Diana Krall, Nina Simone, Norah Jones...

Yaşamı güzelleştirmenin tek yolu güzel anlar biriktirmek. Evimiz de mabedimiz elbette. Bugün etrafa saçılmış defterler, üst üste yığılmış kitaplar, okunmayı bekleyen dergiler, usul usul içine doğru eriyen mumlar ve demli bir çayla yaşadığım yeri güzelleştirdim ben. Ev, her zaman olduğu gibi dağınık yani.
😀


27 Şubat 2017 Pazartesi

Liste 9: En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 9- En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

Evet, evet anlatacak çok şeyim var.
Ne çok şeye değer verirdim eskiden. Vallahi öyle! Gençlik başımda duman halleri. Mesela biriyle tanıştım değil mi, hemencecik kocaman bir yüz verirdim kişinin kendine. Sonra her bir yanlışta, her bir umursamazlıkta başımın üstüne yerleştirdiğim kişinin aslında o yeri hak etmediğini görür, üzülür ve hayal kırıklığına uğrardım. Yukarıda anlattığım olaydaki en büyük suçlu bendim arkadaşlar. Çünkü bağlanmaya, hemen güvenmeye ve beklediklerimi bulamadığım zaman üzülmeye açık olan bendim. Kimse benim istediğim kişi olmak zorunda değildi.
Sonra şunu öğrendim. Herkese kafadan yüz vererek kimseye haksızlık yapmamalıydım. Şimdi yeni tanıştığım herkese elli puan veriyorum. Yukarı ve aşağı puanlar da o kişi ile aramdaki bağı ya güçlendiriyor ya da zayıflatıyor. 

Bu yazdığım paragraftan bir yerlere varacağım ama son paragrafta olacak varacağım nokta. 

Şimdi gelelim listenin şıklarına. 

Elbette ailem en başta geliyor. Başka yolu var mı? 

✅    Selçuk ve Kuzey  💖  💖  💖

Eşim en yakın arkadaşım. Öyle. Her şeyi anlattığım, paylaştığım, sohbet etmekten keyif aldığım insan. Yakınlarımda olması, yumurtayı nerdeyse çiğnemeden yutması, uykuculuğu ve çay arkadaşım olması çok hoşuma gidiyor. Rahatlığı, her şey olacağına varır tavrı beni çileden çıkartıyor. Doğuştan Buda kendisi, çalışmadan Nirvana'ya ermiş. Erteleme sanatında master yapmış kişi. Ama gel gör ki en iyi yol arkadaşı. Mızmızlanmaz, kendisinin sevmediği restoranlarda bile sırf ben istiyorum diye oturup patates kızartması kemirir. Bugünlerde Ulysses okumaya başlamış olması en büyük kavga sebebi. O okursa benim de okumam gerekecek çünkü okumazsam bu kitabı sırf kendi okuduğu için böbürlenir, kitaptan birkaç alıntıyı ezberleyip gözüme sokar, hatta bir kavga anında bana, "Sen önce Ulysses'i oku da sonra yanıma gel!" bile diyebilir. 
Hımm, bir de çarşamba sabahı Moskova'ya gidiyor. Hem de bensiz.

Kuzey'e gelince. Bu aralar üzülüyorum kendisine. Tüm hormonları atağa kalkmış vaziyette. Kızmaya hazır bir şekilde bekliyor. Bir şey mi söyledik, anında cevabını alıyoruz. Her şeye karşı olduğu bir dönemden geliyor. Okulda gördüğü tüm dersler anlamsız ve saçma, konuştuğumuz şeyler gereksiz, etrafındaki herkes geri zekalı. Benim onun karşısındaki durumum daha da acıklı. Her söylediğine haklısın diyorum. Bu yazdıklarımı okumayacağına inanıyorum. Yazışım ondan. 

Ne blog yazan bir anne mi? Iyyyy çok modası geçmiş! 
Ama seviyorum yahu 💖

✅   Kitaplarım ve cdlerim

Kitaplarım ve müzik cd'lerim gerçekten çok değerli. Evde en sevdiğim ve en rahat hissettiğim yer de çalışma odası. Kitaplarla dolu raflar, yazı masası, pencerenin kenarındaki rahat koltuk. Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibi diye düşünüyorum. Kitabımı alıyor, pencere yanına kuruluyor ve sevdiğim bir cd'yi alıp kendi dünyamda kayboluyorum. Kitaplar benim yerleştirdiğim şekilde duruyorlar rafta. Bir şey aradığım zaman bulmakta zorluk çekmiyorum. Ve itiraf ediyorum ki kitaplarımı ve cdlerimi ödünç vermekten hiç hoşlanmıyorum.
Eşyayla ilişkim bu sınırlardan ibaret.
Bunun dışında da sahiden değer verdiğim bir şey yok. Yanı kırılmasından, eskimesinden, yok olmasından korktuğum demek istiyorum. 

✅   Arkadaşlarım

Pek tabii kıymetliler. İnsanın hayatında güvenebileceği çok fazla kişi olmuyor. Sahip olduklarımın hepsinin kıymetini bilmeye, kırmamaya, kucaklamaya dikkat ediyorum. Yeni tanıştığım insanlar oluyor ama illa ki hayatıma girecekler, birlikte çok eğleneceğiz gibi bir kaygım yok. Kendimi yeni birilerine anlatmak, yeni tanıştığım biriyle güvene dayanan bir ilişki geliştirmek zor geliyor. Eski dostların sıcaklığında kaybolmak belki en kolayı ama sahip olduklarımla gerçekten mutluyum.

✅   Ben

Evet, öyle! Yıllardır kendime değer vermeyi öğrenmek için çabalıyorum. Yapmak istediklerimi yapıyor, yapmak istemediğim şeyleri sırf birileri mutlu olsun diye yapmıyorum. "Hayır!" demeyi öğrenmek için yoğun çaba sarf ediyorum ve bu yolda biraz ilerleme kaydettim. Sevdiğim insanlara bile şöyle diyorum: Benim biraz araya ihtiyacım var. Bir bardak çayımı ve kitabımı alıp biraz kenara çekiliyorum. Lütfen bir müddet görüşmeyelim. 😀  Sonra tazelenerek geri dönüyorum. Bencillik diye tanımlanan çoğu şeyin aslında seçme ve yaşama hakkım olduğunu anladığımdan beri daha bilinçli yaklaşıyorum isteklerime. İşte böyle. 

İlk paragrafla son paragraf arasındaki bağlantıyı kurmam gerekirse, değer verilecek yegane şeyin kendim olduğunu düşünüyorum. Hayatımı keyif aldığım şeyler üstüne kurmaya çalışıyorum. Eh, ben mutluysam herkes mutlu bizim evde. Siz de bir düşünün bakalım. Sizde durumlar ne?

20 Şubat 2017 Pazartesi

Liste 8- En sevdiğiniz özlü sözlerin listesini yapın

52 Liste Projesi

#Liste 8- En sevdiğiniz özlü sözlerin listesini yapın 😂 😂 😂

Benim liste beni bu hafta çok şaşırttı. Deyimler hadi neyse de atasözleri ile aram muhteşemdir. Yani hiç akıl almaz bir şekilde yıllardır süre gelmiş, milletin diline pelesenk olmuş atasözlerini bile kullanırken öyle bir hale getiririm ki yıllardır kullandığınız atasözünü tanımaz olursunuz. Ama elbette benim de sevdiğim sözler vardır. Özlü müdür orasını bilemem.



👉 "Paris her zaman iyi fikirdir." Audrey Hepburn

En sevdiğim özlü söz tam anlamıyla yukarıdaki cümleden ibarettir. Evde sık sık tekrarlarım. Duymayanlar olursa paraya kıyar mesaj olarak atarım. Çalışma odasındaki koltuğun üzerinde bu cümlenin yazdığı bir yastık da öylece durur. Kirlenince yıkar, akşam olmadan eski yerine koyarım. Canım Paris'e gitmek istediğinde elimde bu yastıkla evin içinde gezinir dururum. Öyle severim hem yastığımı, hem Paris'i, hem de söyleyeni.

👉  "Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." John Lennon 

Benim hep planlarım vardır. Bana yapılacak bir doğum günü sürprizinin dışında sürprizlerden de pek hoşlanmam. Bir yere gideceksem önceden bilmek isterim mesela. Devamlı listeler yaparım: Marketten alınacak listesi, okunacak kitaplar listesi, evde yapılması gerekenler listesi, hafta içinde yapılacak listesi, yapmak istediğim  şeylerin listesi.... Ama bu liste kadını da aslında hayatın kendi istediğini yapacağını bilir. Sık sık kendine akıntıya kürek çekmektense, akıntıyla birlikte akması gerektiğini hatırlatır durur. Hayat, ben hep planlar yaparken de ummadığım şeyleri karşıma çıkarır. Önüme sunduğu her güzel şey için de bana sunulan hayata minnettarım.

👉  "Hayat seni güldürmüyorsa, espriyi anlamadın demektir." Anton Çehov

Dünya üzerindeki mini minnacık yaratıklar olduğumuzu kabul ettiğimden beri hayat daha eğlenceli geliyor bana. Hep kendime şunu soruyorum: Kendimizi bu kadar önemli zannetmemizin sebebi ne acaba? Kitleler halinde bir ormanın kenarına yerleşip ağaçları yok ediyoruz mesela. Sonra yerleştiğimiz, yıktığımız bu yerde yaşayan hayvanların neden bizim yerleşim yerlerinde olduğunu soruyoruz. Dahası kendimizden başka hiçbir canlıyı istemiyoruz. Oysa hayat kendimizi bu kadar önemli hissedeceğimiz kadar uzun değil. Son zamanlarda bu teorimi daha da geliştirdim. Kendime şöyle sorular sorarken kendi sesimi duyuyorum: Hayat sabah kalkıp işe gidecek, akşamdan çocuğundan sonra gelecek kadar uzun mu sahiden?
Kendi sesimi duyduktan sonra ne yaptığımı merak eden varsa: Hemen sarsılıp kendime geliyorum. Gülüyorum. Espriyi anladım ya hani 😀 İşe de gitmek zorundayız tabii. Hayat böyle bir şey. Biraz mutlu olmak, biraz mızıldanmak, çocuğundan ayrı seyahatteyken özleminden ölürken geldiğinin ertesi akşamında kavga etmek demek. Biraz karışık yani, çokça da basit. Yuvarlanıp gideceğiz. Başka çare yok.

👉  "Kendin ol. Diğer herkes çoktan kapıldı." Oscar Wilde

Kendin ol. Canımı ye! Oscar Wilde ne güzel demiş değil mi? Birilerine benzemeye çalışmasak, kendimizi kendimiz olarak sevsek ne fıstık olur. Özgün oluruz, tek oluruz.  😀

Bu haftanın listesi bu kadar. Bir de seyahat yazılarına geçebilsem ayna karşısına geçip kendimi öpeceğim. O kadar yani 😍


15 Şubat 2017 Çarşamba

Liste 7- Gününüzü aydınlatan kişilerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 7- Gününüzü aydınlatan kişilerin listesini yapın.

Devamlı çoluğundan çocuğundan bahseden ve ne süper anne olduğunu sık sık dile getiren tiplerden pek haz etmiyorum. Gözüne soka soka annelik, süper kadınlık, her şeyi ben bilirimcilik beni gıcık ediyor. Olan var, olmayan var neticede 😂 Bir de her şeyin en mükemmeli olmaya çalışmak ve bunun için takdir beklemek niye?


Bu sinir girişi niye yaptım peki ben?
Şu sebepten: Günümü en aydınlatan kişi Kuzey çünkü. Vallahi öyle. Eve sinir harbi bir şekilde gelsem bile onu görünce tüm derdim tasam bitiyor. Aman sağlığı yerinde yaa, gerisinden bana ne diyorum. Öyle hızlı etki ediyor bünyeme. İyileştirme etkisi süper hızlı ve hemen kana karışıyor. 
Ekibin diğer üyesine gelecek olursak yuvarlanıp gidiyoruz işte 😀

Sonra kardeşim geliyor. Her türlü salaklığı yapma kapasitesi mevcut onda. Bize geliyor, ortalığı birbirine katıyor ve sonra çekip gidiyor. Geldiğinde mutlaka eksik bir şeyleri oluyor. Benden lazım olan şeyi alıyor ve asla geri getirmiyor. Mesela evde bir şeyim eksikse ve bulamıyorsam Selçuk, Yağmur'dadır diyor. Zavallının adı çıkmış bir kere. Umarım tüm hayatımız boyunca yaptığı saçmalıklar çoğalarak bizi güldürmeye devam eder. 

Gelelim blog dostlarına. Yazdıklarını merak ettiklerim ve bilgisayar başında gevrek gevrek güldüğüm nice blogger var. Bayılıyorum onlara. Bazılarının yazılarını bekletip, bir koşu gidip kahve yapıp öyle oturuyorum masa başına. Yüreklendirici, sevgi dolu mesajlarını eksik etmeyen  takipçilere ne demeli? İnsan güzel yorumlar okuyunca ve yüzünde kocaman bir gülümseme oluşunca iyiliğin gücüne inanıyor. Sırası gelmişken beni okuyan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Tanımadığım nice dost edindim burada. Hayatımı güzelleştiren en güzel şeylerden biri de blog. İyi ki varsınız. 

....ve arkadaşlarım!
Çok komikler. Çok içtenler. Çok iyi kalpliler. Artık kalben bağ kuramadığım insanları hayatımın içine almıyorum. Yoruluyorum çünkü. Hemen hemen haftada bir kez birer kadeh şarapla aynı masaya oturduğum dostlarımı, Yazı Evi'nin odalarını dolduran kalemdaşlarımı ve canım Duygu'yu çok seviyorum. 

Daha ne isterim hayattan diye düşünüyorum çoğu zaman? 

Sağlığımız olsun da gerisi halledilir, değil mi arkadaşlar?

5 Şubat 2017 Pazar

Liste 6- Nasıl eğlendiğimle ilgili acı gerçekler

52 Liste Projesi

#Liste 6- Eğlence yollarınızın listesini yapın. 

Kendimle ilgili tuhaf gerçekler  💣

Bu liste beni birazcık korkuttu çünkü yazacaklarımdan sonra aslında ne kadar asosyal bir tip olduğum iyice ortaya dökülecek. Klasik anlamda bir eğlence anlayışım yok sanırım. Zaman ilerledikçe de daha çok içime kapandığım, kabuğumun içinde genişledikçe genişlediğim bir evreye geçiyorum. Mesela diyelim ki tatildeyim ve bilmediğim bir şehrin keyfini çıkarmaktayım. Bana, "Gece eğlenmek için bir diskoya, gece kulübüne ya da bara gidelim?" dediğinizde yüzüne ışık tutulmuş tilki gibi kalıveriyorum. Çünkü bu çok gürültülü, milletin alkol sınırını aşıp da saçmaladığı mekanlardan hiç hoşlanmıyorum. Bir şehrin gece eğlencesini sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğim ve popüler mekanlar hakkından konuşamayacağım. 

Gece, benim için sessizlik demek.  Ya ev sıcağında ya bir kafenin geceyi bitirme telaşında sütlü bir kahveyi içmekten daha güzel bir şey bilmiyorum şu hayatta.

Macera Kitabım nasıl eğleniyor? 


💣  Öncelikle hayal kurarak...


Hakkını teslim etmem gerekir ki bizim evde bu işin kompetanı Selçuk. Kendisi hayal kurmayı yıllar içinde geliştirmiş ve bu mirası nesilden nesile taşıyarak bugünlere kadar gelmiş bir ailenin ferdi. Yemin ederim oturup patlamış mısır yerken bu ailenin hep birlikte hayal kurduğuna tanık oldum ben. Benim gibi duygularından çok mantığıyla yaşayan bir insan için bu duruma alışmak hiç de kolay olmadı. Sonra Kuzey doğdu. Babasının onun için her gece uydurarak anlattığı bir masalın kahramanı oldu: Kaku (Kahraman Kuzey'in kısaltılmışı) Bu çocuk annesinden aldığı genlerle, babasına uyum sağlamak için çok uğraştı. Bu arada anne de yaşamının bir evresinde daha dingin, daha spiritüel olabilmek için o yoga salonu senin, bu meditasyon kursu benim geziniyordu. Baktı ki inanmadan bir şey olmuyor, yaşamın kısa olduğuna ve anın sadece yaşadığımız an olduğuna inandı. Gezmeyi seven bu kadını hayallerin parçası olmaya en çok Kuzey'e okuduğu masallar inandırdı. Şimdi ailecek hayal kuruyoruz. Elbette patlamış mısır eşliğinde. 

💣 Yollarda...


Yoldaysam mutluyum, yoldaysam suratımda kocaman bir gülümseme var, yoldaysam dünya daha yavaş dönüyor. Yaşadığım her an içime siniyor, Selçuk ve Kuzey ruhuma temas ediyor. Yollar sohbet etmek, konuşmak, yaşamın günlük sıkıntılarından kurtulmak için en güzel yerler. Her köşesinde bir maceranın saklı beklediği, öğrenilecek, tecrübe edecek onlarca şeyin olduğu bir patikada insan nasıl olur da mutlu olmaz, eğlenmez? 
Evet, yollar benim için eğlenmenin bir diğer şekli. İçimdeki beni duyabildiğim, kendi sesimi susturmak zorunda olmadığım büyülü bir deneyim. Yaşadığım hayatın dışında verdiğimiz her ara benim mutlu olmamı sağlıyor. 

💣 Kitapların büyülü dünyasında...


Ben kitap okumayarak kendisini böyle bir zevkten mahrum bırakan insanlara acıyorum. Bu düşüncem kulağa biraz küstahça gelebilir ama öyle hissediyorum! İnsanın bilmediği ya da hiçbir zaman ulaşamayacağı dünyalara girmesinin tek yolu kitaplardan geçiyor. Ursula K. LeGuin'in yarattığı dünyalara adım atmadan bir ömrü tüketmek bence bir şeyleri eksik kılıyor. Sadece var olmayan dünyalar da değil tabii. Kürk Mantolu Madonna'yla hiç tanışmamak, Kumral Ada Mavi Tuna'da insanı derinden etkileyen Ada ve Tuna ile konuşamamak, Afacan Beşler'in macera dolu yolculuklarında ekibin görünmez altıncısı olamamak... Ben bu dünyanın parçası olamasaydım hayatım boyunca eğlenemezdim.

💣 Filmler neler anlatıyor bana bir bilseniz!


İşte övünerek söyleyeceğim bir şey: Televizyonun karşısında hiç vakit harcamıyorum.
Film seyretmeyi evde herkes çok seviyor. Sinemada her filme gidemiyoruz ne yazık ki. Bunun için yeterli vaktimiz olmuyor. Kuzey'in okulu, spor aktiviteleri, benim işim, Selçuk'un işi, seyahatler, arkadaşlarla görüşmeler derken sinemaya istediğimiz kadar vakit ayıramıyoruz. O yüzden filmleri genellikle DVD'lerden ya da internetten seyrediyoruz. Reklamsız, fazla zaman kaybetmeden. Hımm, aklıma gelmişken romantik komedilere de bayılıyorum. Evdekiler filmin sonundaki öpüşme sahnesi için bu filmleri seyrettiğimi iddia ediyorlar çünkü dediklerine göre tam da öpüşme sahnesinde yüzüm sessiz kahkahalar atıyormuş.

💣 Arkadaşlarla yenilen yemekler, birer kadeh şarap gibisi var mı?

Uzun zamandır sadece sevdiğim insanlara vakit ayırıyorum. Hayata bakış açılarımızın uyuşmadığı, pozitif olmak yerine negatif şeylere odaklanan insanlardan uzak duruyorum. Bir kere ben yapı gereği karanlık yanımın kenarlarında gezinen bir insanım ama kendimi tanıyorum ve şu hayatta kendi adıma seçtiğim şey mutlu olmak. Kuzey zaman zaman beni uyarıyor: Hadi olaylara biraz daha pozitif bakalım anne! İşte bu yüzden sevdiğim insanlarla birlikte yemek yiyor, onlarla şarap içiyor, kendimizde dalga geçiyoruz. Kendiyle dalga geçebilen insandan zarar gelmez arkadaşlar...

💣 Yazmak benim için eğlenmenin bir diğer adı...


Ne sıkıcıyım değil mi? Ama yazmak beni çok eğlendiriyor. Gerçek anlamda bir eğlenceden bahsetmiyorum elbet; lakin yazının başına oturduysam ve birkaç saat sonra o masadan yazmak istediğim şeyi yapmış olarak kalkmışsam değmeyin keyfime. Yüzümde nasıl bir gülümseme. Sanki bir şişe şarabı kendi başıma bitirmişim de hayat çok ama çok komik geliyormuş gibi. Öyle bir tatmin ve huzur duygusu. 

💣 Kulaklarımda kulaklık ve yürüyorum...

Geçen sene Kuzey'i servise bindirdikten sonra onun peşinden sitenin içinde yürürdüm. Kendime ayırdığım sessiz saatlerdi bu saatler. Bazen hafif bir müzik eşlik ederdi bana. Bazen de kulaklığı çıkarır sadece kuşların ya da adımlarımın sesini dinleyerek yürürdüm. Evin dışına doğru ilk adımı atmak bana da her zaman zor gelmiştir. Ama o ilk adımdan sonra her şey kolaylaşıyor. Yüzünüze vuran hava, hiç fark etmeyeceğiniz kuş cıvıltıları, çam ağaçlarının kokusu, hafif hafif açılan sis... Bu sene hava bir türlü aymadığı için sabah yürüyüşlerimi yapamadım. Yine de kendime ayırmayı başarabildiğim bu sessizlik saatlerinin mutluluğum kaynağı olduğunu biliyorum.

İşte ben kendimi böyle eğlendiriyorum. Hayatımızdan iyi insanlar ve atılan samimi kahkahalar eksik olmasın.
Sizi neler eğlendiriyor peki?

29 Ocak 2017 Pazar

Liste 5- On yıl sonra nerelerde olacağız a dostlar!

52 Liste Projesi

#Liste 5- On yıl sonra hayatınızda olmasını istediklerinizin listesini yapın.


Klasik olacak ama bunu söylemeden geçmem mümkün değil. O yüzden önce sağlık diliyorum. Şimdi hayatımda olan herkesin de on yıl sonra da hayatımda olmasını tabii ki. Geleceğe umutla bakmak ve önümüzde uzayıp giden hayatla ilgili planlar yapmak da güzel ama on yıl sonrası?
On yıl daha yaşlanacağız yani? İşin en kötü yanı ne biliyor musunuz? On yıl sonrasının on dakika kadar çabuk geleceğini ve bunu bizim hiç fark etmeyeceğimizi biliyorum. Umuyorum ki o yılları hep neşe içinde, gülerek ve birbirimizin kıymetini bilerek geçirelim.

👪   Kuzey nereye, biz oraya !


Basit bir hesap yaparsak şimdi on ikisini bitirmekte olan Kuzey, on yıl sonra yirmi iki yaşını bitirmek üzere olacak. İstesek de istemesek de çocuğumuzun geleceği ile ilgili tohumlar ekiyoruz. Selçuk'la devamlı konuştuğumuz konu bu aslında. Sağlığımız yerinde olursa ve madden de buna imkanımız olursa, oğlumuz on yıl sonra nerede olursa biz de onun yanında olacağız. Niyetimiz bu. Tek çocuk olmanın kaderinde böyle bir şey var sanırım. Askıntı olacak başka yavrumuz yok.😀
(Ay çok büyük şeylerden bahsediyormuşum gibi geldi ve ilk kez sanki büyük konuşuyormuşum hissine kapıldım. O yüzden yine umarım sağlığımız, neşemiz yerinde olur diyorum.)


Selçuk ve ben, Kuzey'i yurt dışında okuması konusunda destekliyoruz ve hatta etkilemeye çalışıyoruz. En büyük korkumuz bu işi fazla dikkat çekici yapıp, ondan tepki görmek. O yüzden tıpkı televizyonlardaki subliminal mesajlar gibi mesajlarımızı suyun içinde eritip azar azar yedirmeye çalışıyoruz. Benim dayanamadığım ve kendimi açığa çıkardığım zamanlar oluyor elbette. Böyle zamanlarda Selçuk kendini çok belli ediyorsun diye söyleniyor vallahi. 

Paris'e gitsin, orada okusun, biz de orada bir ev falan kiralayalım, mutlu mesut yaşayalım istiyorum. 

Elimizden geldiğince oğlanı alıp Paris'e götürüyorum. Seine Nehri kenarında geziniyoruz. Sıcak çikolata içiyoruz. Şehri sevsin diye gitmeden günlerce uğraşıp mezarlık oyunları falan hazırlıyorum. Elimden gelen her şeyi yapıyorum. 
"Sevdin mi oğlum Paris'i diyorum?" her gidişimizin ertesinde.
"Sevdim ama New York daha güzel!" diyor bana. 
Başka bir gidişimizde," Ah ne çok eğlendik değil mi oğlum Paris'te diyorum?"
"İyiydi ama Londra daha güzel" diyor.


Şimdiye kadar umutla beklediğim cevabın yakınına bile yaklaşamamış durumdayım. Her seferinde şöyle diyorum Selçuk'a: Çocuğun göbek bağı alıp Amerika'da bir üniversitenin bahçesine gömen kafama edeyim ben!

🇫🇷   Hayatımın bir döneminde Paris !


Bu dileğimi  evde devamlı tekrar ediyorum. Sanırım bir müddet sonra bunu duymaktan sıkılıp beni tek başıma Paris'e yollayabilirler. 😀


Hemencecik dönmeyeceğimi bilerek Paris'te zaman geçirmek çok güzel olurdu gibi geliyor bana. Kiraladığımız bir eve gerçekten yerleşmek, çaydanlığı küçücük mutfaktaki ocağın üstüne yerleştirmek, oturduğun yere en yakın organik marketten alışveriş yapmak, her gün en sevdiğim kafeye gidip orada tanınır olmak... Ne güzel düşler değil mi? Sanki bana olurmuş gibi geliyor. 

💃  Bir de bakmışım artık çalışmıyorum !


"Artık çalışmak istemiyorum." diye sık sık dile getiriyorum. Sahiden de istemiyorum. Yapmak istediğim şeyleri yapabilmem içindeki önümdeki zaman azalıyormuş gibi geliyor bana. Hayalini kurduğum onca şeyi ne zaman yapacağım ben? "Sıkılırsın sen evde oturunca!" diyenlere de verecek cevabım hazır. 
"Yemezler!" 
Bunca insanın canı sıkılmıyor da bir benimki sıkılacak değil mi? 
Uzun sabah kahvaltıları yaparım, yogaya giderim, yürüyüş yaparım. İnsanların işe gittiği saatlerde şehri gezerim. Remzi Kitabevi'ne giderim. Yazı yazarım, kitap okurum. Ooooo! Yapacak o kadar çok şeyim var ki?


Öte yandan bunca emek verdiğim işimi nasıl bırakırım? Onca yılın emeğini? Sıkılmak değil benim sorunum. Vicdanımda beni rahatsız eden başka bir şey var.😟

🚂   Sırtımızda çantalarımızla nereye gidiyoruz?


Yanımda Selçuk olursa her yere giderim ben. Çünkü o hem benim en iyi arkadaşım, hem de çok iyi bir yol arkadaşı. Sırtımıza taktığımız çantalarımızla uzun tren yolculukları yapacağımız, dönüş zamanını bilmeden yola düşeceğimiz bir zamanı hayal ediyorum. Sırf bu hayalim yüzünden evcil bir hayvan almıyorum vallahi. Sanırım evdeki çiçeklere su versin diye bir de komşu edinmeliyim 8-9 sene sonra. 
Ah! Hayali bile güzelmiş on yıl sonrasının.
Sadece siz de Kuzey'in çok çabuk büyüdüğünü düşünmüyor musunuz? 
Biraz yavaş ilerlesin zaman. Ben daha ne Kuzey'in büyümesine, ne bizi bırakıp bir yerlere gitmesine, ne de emekli olmaya hazırım.
💔

22 Ocak 2017 Pazar

Liste 4- Yaşamakta olduğunuz hayata uygun film müzikleri yapın

52 Liste Projesi

#Liste 4- Şu anda yaşamakta olduğunuz hayata uygun film müziklerinden oluşan bir liste yapınız.

Bu haftanın listesini görünce öyle ekrana bakakaldım. Bir kere şu an itibariyle yaşadığım hayata uygun film müzikleri nasıl olur diye düşündüm. Ayrıca nasıl bir hayat yaşıyordum ki. Sabahları Kuzey'le birlikte kalkıp, onu servise bindirdikten sonra tekrar uyumamak için dirensem de genellikle tekrar yatağa dönüyorum. Hava öyle karanlık ki insanı depresyona sürüklüyor. Bu kısım için belki insanı depresyona sürükleyen bir film müziği bulabilirim. 

Sonra basit bir kahvaltı ve illa ki demlenmiş çay içiyorum. Günün en güzel kısmı burası. Demlenmiş çayın yerini hiçbir şey tutmuyor çünkü. Sonra da gün başlıyor. Ne kadar stres yapmayacağım desem de iş yerinde stressiz gün geçmiyor. 

Günün en keyifli zamanı eve dönüşümle başlıyor. Kuzey'i göreceğim için seviniyorum. Pijamalarımı giyiyorum, akşam yemeği hazırlanıyor, Selçuk geliyor. Sohbet ediyoruz. Kuzey ödevi varsa onu yapıyor.  (Genellikle pek ödevi olmuyor.) Bazen film seyrediyoruz. Bazen kitap okuyoruz. 

Benim müzik listem burada başlıyor olabilir. Hafta içi günlerde akşamları, bir de uzun hafta sonlarında. Şimdi size sevdiğim filmlerin listelerini yapacağım ama bunun sebebi yaşadığım hayata denk düşmesinden ziyade severek dinlemem olacak. 

Midnight in Paris Movie Soundtrack

Si tu vois ma mére:  Bu şarkıyla birlikte ekran kayıp giden Paris görüntüleriyle dolar ya, işte ona bayılırım. Telefonumda kayıtlı şarkılardan biridir bu şarkı ve bu filmin tüm diğer parçaları. Woody Allen ve filmlerini sevenler için Spotify'daki hazır iki listeyi kaydetmelerini şiddetle tavsiye ederim.




Closer

The Blower's Daughter: Bu filmi seyredeli ne kadar oldu bilmiyorum. Filmin birçok sahnesini de hatırlamıyor olabilirim. Ama Naomi Watts ve o ışıl ışıl hali gözlerimin önünde. Oynadığı her filme bu kadar çok yakışan az sanatçı vardır herhalde. (Meryl Street'i her listenin, her sanatçının, her şeyin üstünde tuttuğumu burada belirteyim. O benim için listeler üstü bir kadın çünkü.) Gelelim bu filmin benim için unutulmaz şarkısına: Damien Rice ve The Blower's Daughter. Bu şarkı bağıra bağıra söylediğim şarkılarımın içindedir. Ve şarkının sonu, son sözleri her zaman içimi acıtır.




Dirty Dancing

She is Like the Wind: arabada giderken bu şarkı çalınca siz de benim gibi radyonun sesini yükseltiyor musunuz hemen? Ben öyle yapıyorum. Lise yıllarıma dönüyorum ve farkında bile olmadan şarkının sözleri dökülüyor dudaklarımdan. Bu filmden bir şarkı daha var elbette.
O da "The Time Of My Life"




P.S I Love You

Same Mistake: Bu film için bir istisna yapamaz mıyız peki? Ben bu filmin bütün şarkılarını seviyorum çünkü. Öncelikle en sevdiğim şarkının Same Mistake olduğunu söyleyeyim. James Blunt hiç susmadan şarkı söylemeye devam etsin. Belki kısmet olur, bir gün ben de onu dinleme şansına sahip olurum. Geçen yıl kendisi buradayken ben burada yoktum. Kadere teslim ettim kendimi. Bir gün buluşacağımızı ve onu dinlerken bağıra bağıra şarkılarına eşlik edeceğimi biliyorum. 💖 Evet, onu çok seviyorum.



Goodbye My Lover: Allahım, bu nasıl bir şarkıdır böyle? Filmi seyrederken ağlamamak mümkün değil. Tüm şarkılar insanın içine işliyor. Sanırım bu film yüzünden yollara düşeceğim bir gün gelecek.



Amelie

La Valse d'Amélie: Fransa ve Paris aşkımın bir göstergesi daha. Seyrettiğim en güzel filmlerden biri Amelie. Audrey Tautou her aklıma geldiğinden yüzümde güller açar benim. Sanki iyiliğin sembolü bu incecik kadınmış gibi hissederim. O yüzden bu şarkı da sevdiğim film müzikleri arasında dursun.


Comptine d'un autre été, l'aprés-midi:


Grease 💖

Hopelessly devoted to You: Söylenecek sözlerin hepsi burada söylenmiş sanki. Ama yazarken ve sevdiğim bu müzikleri dinlerken anlıyorum ki ben bugünde değil dünde yaşıyorum. Sevdiğim her şarkı bana geçmiş güzel günleri, unutulmaya yüz tutanların ne kıymetli olduğunu ve ne çok özlemin kalbimizde saklı olduğunu hatırlatıyor.




Mamma Mia

Winner Takes it All:  Ancak ve ancak Meryl Streep'e saygı ve gerçekten çok sahici bir sevgi ile diyorum. Bu şarkıyı Abba elbette Meryl'den daha güzel söylüyor ama Meryl işte 💖  Birazcık iltimas geçtiğim doğru! Ne yapayım? Seviyorum.



Bir sonraki listede buluşmak üzere...

16 Ocak 2017 Pazartesi

Liste 3- Yaşadığınız en güzel anların listesini yapın

52 Liste Projesi

#Liste 3- Şimdiye kadar yaşadığınız en güzel anların listesini yapın.

Yaşadığımız en mutlu anların listesini yapmak pek de öyle kolay değilmiş. Ne tuhaftır ki insan böyle bir soru ile karşı karşıya kalınca aklına ilk önce yaşadığı en kötü zamanlar geliyor. İyiye uyum sağlayıp, hemen adapte olsak da kötü şeyler ne çok iz bırakıyor üstümüzde. Tabii, üç haftadır yapmaya çalıştığım bu listeme işinin temel amacı hayatın pozitif yanında kalmaya çalışmak. 

Peki benim hayatta yaşadığım en güzel anlarım neydi?

📌   Babamla yaptığımız seyahatler

Mutluluktan gözümden yaşlar geldiği anlar olduğunu iddia etsem de çocukluğumda babamla beraber aldığımız uzun yollar bu sorunun benim için vereceğim ilk cevabı olacaktır. Kardeşim ve ben arabanın arka koltuğuna oturur, babam önünde uzanan dümdüz yol boyunca hızla ilerlerken, arabanın açık camından az önce çiğnediğimiz sakızın küçük naylon ambalajını rüzgara karşı tutardık. Kağıt bir ileri bir geri parmaklarımın arasında pır pır ederek ilerler dururdu. Kağıdın kulağımda bıraktığı ses bugün bile kulaklarımdadır. Şimdi düşündüğümde de o görüntüyü gözlerimin önüne getiririm. Hatta bu sahne yol üzerine bir filmin girişi bile olabilir bence. Keşke ailece yolda olduğumuz o mutlu günlere tekrar dönebilsek.

Fotoğraf: Buradan
Bu seyahatlerimizden birinde İbrahim Tatlıses yeni bir albüm çıkarmıştı. Sene 1984. Tüm yol boyunca evir çevir kaseti dinlemekten içimin ezildiğini çok net hatırlıyorum. Yolculuğumuzun sonunda kardeşim de ben de Dom dom Kurşununu ezberlemiştik. Keşke şimdi yine babam olsa da yine dom dom kurşununu dinlesek diye geçiriyorum içimden.

📌   Kuzey  💖

Kuzey'in aramıza katılması ile ilgili "özel tek bir spesifik anı" bulup seçemiyorum. Kucağıma aldığım ilk anın dışında bir şey onunla aramdaki. Benim bünyemde her şey garip gelişiyor zaten. Oğlumla gerçek anlamda tanışmam için de kalabalıkların aramızdan çekilmesi ve yalnız kalmamız gerekti. Her düşündüğümde onunla yaşadığım her anın hayatımdaki en güzel anlar olduğunda karar kılıyorum. Kavga ettiğimiz anlar da dahil😉



📌   Gordes'da güzel bir haber!

Provence'da çevre köyleri gezdiğimiz yaz. Oradan kiraladığımız bir arabayla dağ bayır geziyoruz. En lezzetli yemekleri yiyip, her gördüğümüz yerde dondurma alıyoruz. Tatilse ve yazsa istediğimiz kadar dondurma yemek serbest. Russell Crowe ile Marion Cotillard'ın oynadıkları "İyi Bir Yıl" (A Good Year) filminin çekildiği minik kasaba Gordes'dayız. Kasabanın meydanında kurulu pazar yerinde geziniyor, lavanta kokan sabunları koklayıp, el işi peçetelere bakıyoruz. Sonra telefonum çalıyor. Telefonun ucundaki ses şöyle diyor bana: Hayırlı olsun Özlem'cim. Kuzey giriş sınavını kazandı.

O telefon Kuzey'in okul hayatındaki bir perdeyi kapatıp, yeni ve başka bir perdenin açılmasına sebep oluyor. Ve benim Kuzey'in okul hayatı için hayal ettiğim şey gerçekleşmiş oluyor. Bu haber hayatımda aldığım en güzel haberlerden biridir. 😍

📌   Fiyordların sessizliğinde

Selçuk'la birlikte olduğumuz bir an. Kendimize ayırdığımız, sırtımıza sırt çantalarını atıp yola düştüğümüz bir zaman. Dünyanın en güzel tren yolculuklarından biri kabul edilen Flam Treni ile (Flamsbana) Flam kasabasına varıyoruz. Oradan da bir fiyord teknesine binerek fiyordların içinde bir yolculuğa çıkıyoruz.


O derin sessizliğin içinde öyle bir an geliyor ki kalp atışlarımı bile duyabiliyorum. Kapkara sulara bakarken tarif edemeyeceğim bir mutluluk içimi kaplıyor. Saçlarımı havalandıran bir rüzgâr esiyor. O anı tüm hayatım boyunca saklayacağıma kendi kendime söz veriyorum.



2 Ocak 2017 Pazartesi

Liste 1- Hedeflerinizin ve hayallerinizin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 1: Bu yıl için hedeflerinizin ve hayallerinizin listesini yapın.


52 Liste Projesi'ni yapmaya niyet ettiğim hafta sonuydu. Akşam olmak üzereydi, hava kararmaya başlamıştı. Evde olduğum bu saatleri çok severim. Selçuk her zamanki akşamüstü şekerlemesini yapıyordu, Kuzey ile ben de karşılıklı koltuklarda oturuyorduk. Canım birlikte bir şeyler yapmak istedi ve o yapmak istediğim şey de sevgi dolu, aile aktivitelerinden biri olsun istiyordum. DVD'de film seyretmek benim için yukarıda anlattığım sevgi dolu olaylardan bir tanesi.


Julie & Julia'yı seyredelim dedim. 
"Güzel bir film mi?" diye soru Kuzey.
"Nefis!" dedim. 
Ona bir sıcak çikolata hazırladım. Kendime bir bardak çay aldım. Filmi DVD'ye yeni yerleştirmiştik ki Selçuk da aramıza katıldı. Birkaç seneden beri seyretmemiştim bu filmi ama kendisi benim mutluluk filmlerimden biridir. Nora Ephron'u çok severim. Meryl Streep'e bayılırım. Amy Adams da sevimliliği ile çoktan gönlümü kazanmış aktristlerden biri. Filmin Paris'te geçtiğini söylememe gerek yok herhalde. Bir de işin içine yemek ve blog olayı karışınca bu film benim için biçilmiş kaftan. 

Kuzey filme bayıldı. İçinde yemek olan filmleri daha çok seyretmek istediğini söyledi. Ben daha çok blog yazmam gerektiğine ve bunun için emek harcamam gerektiğine karar verdim. Tam da 52 listeden, yani 52 haftalık bir çabadan oluşacak bir olaya girişmenin arifesinde doğru filmi seyretmiş olduk. 

Artık eskisi gibi havalarda uçuşan hedeflerim yok. Hayallerimde ise hâlâ sınır tanımıyorum. Şimdi ilk haftanın listesiyle karşınızdayım. 

📌 Spor yapmak hedeflerimin arasında ama eskisi gibi yapamadığım günler için kendimi yakıp yıkmayacağım. "Bir sıfırdan iyidir" bu senenin mottosu. Elimden geleni yapacağım ve kendimi de çok yargılamayacağım. 

📌   Bol su içmeye gayret edeceğim. Basit gibi görünen bir hedef olabilir ama benim için değil. Öyle çok çay kahve içiyorum ki su içmek aklıma bile gelmiyor. Gözüm ulaşamayacağım iki litrelerde değil, burada su içmek konusunda çok fazlasıyla çaba sarf edeceğime söz veriyorum. Tabii aynı oranda tuvalete gideceğime de. 

📌  52 Liste Projesi'ni tamamlamak. Çocukluğumdan beri annem çok maymun iştahlı olduğumu söyleyip durur. Umarım bu sefer onu yanıltmayı başarırım. Başaramazsam yüzüme vurun, siz de utandırın beni. (An itibariyle burada her şeyden vazgeçmek istiyorum)

📌   Daha çok İngilizce kitap okumak. Evet yaaaa! Bunun için şöyle bir karar aldım. Çok sevdiğim polisiyeleri kindle'dan okuyacağım. Camilla Lackberg benim için bu anlamda bir fırsat. Yani hedeflerimden biri İskandinav Polisiyelerini İngilizce olarak okumak.

📌  Jo Nesbo da bu senenin tanışmak ve okumak istediğim yazarlarından. Böylece daha önce hiç okumamış olduğum bir yazarla da tanışmış olacağım. 

📌  Şu kadar kitap okurum diye bir hedef koymuyorum. Ama çok kitap okumaya, daha çok içime kapanmaya, sosyal ortamlardan uzak durmaya, insanlarla ilişkimi sanal dünya üzerinden kuracağıma ve kalabalık ortamlardan uzak durmak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.

📌 Yazı Yazmak: Bloga daha çok yazı yazmaya çalışacağım. Yazı Evi'nde katıldığım derslere mümkün olduğunca elim boş gitmemeye çalışacağım. Paris ile ilgili yazdığım yazıları sene sonuna kadar çoğaltmak için elimden gelen azami gayreti göstereceğim. 

📌  Daha çok gezeceğim.  Şimdi burada bir duralım. Daha çok gezmek bu sene için koyduğum bir hedeften ziyade benim en büyük hayalim. Ülkenin durumu malum. İşler karışık, keyifsiz. Gezmekten çok keyif almamıza rağmen uzun zamandır hayalini kurduğumuz ve bu sene yapacağımızı düşündüğümüz Peru gezisini başka bir bahara erteledik. Elbette bir yerlere gideceğiz ama çok uzaklara uçacak gibi gözükmüyoruz. 

📌 İki hayalin etrafında dolanıp duruyoruz. Bir tarafımız bir arabaya atlayıp Fransa'nın kuzey kıyılarına gitmeyi istiyor. Oradan Loire Vadisi boyunca o şato senin, bu şato benim misali gezmek mi acaba diye düşünüyoruz. Diğer tarafımız da şöyle diyor: İngiltere'den girip Dublin'e mi uzansak? Oradan kırsala, yeşile, serinliğe doğru mu yol alsak? Kararsızız. Hayalimizi gerçeğe dönüştürmek için bir sağa, bir sola dönüp duruyoruz. 

📌  Nora Ephron filmlerini izlemek ve Kuzey'e izlettirmek. 

📌 Paris'e yeniden kavuşmak. Shakespeare and Co.'da çay içip, Lüksemburg Bahçeleri'nde gezinmek, Musee Rodin'in bahçesinde aylaklık etmek...

📌   Sağlık... Gerisi boş zaten.

Şimdilik benim hedefler ve hayaller bunlar. Aklıma geldikçe geriye dönüp bu listeye eklemeler yapmak istiyorum. Bilirsiniz liste yapmak öyle kolay bir iş değildir. :) 

Siz de benimle birlikte 52 Haftayı tamamlamak isterseniz nefis olur. Bayılırım👊


Şimdi gelelim oğlumun listesine. Birlikte bir şey yapmak ya da yaptığım bir şeye onu dahil etmek benim için çok kıymetli. Ne kadar dayanır, nerede pes eder bilmiyorum ama denemeye değer geliyor bana. 

Kuzey'in Listesi

📌  Meksika'ya gitmek. 
📌  Budapeşte'ye gitmek. 
📌  Vodafone Arena'da Beşiktaş'ın bir maçına gitmek. 
📌  Beşiktaş'ın bu senenin şampiyonu olması.
📌  Sene sonu ders sonu ortalamasının 93 üstü olması.
📌  Star Wars'un son filmine gitmek.

25 Aralık 2016 Pazar

Eski yılın son pazarı...

Yeni bir yıla girmeden önceki son pazara geldik nihayet. Bildik hafta sonu halindeyiz biz. Koltukların yastıkları başka taraflara kaymış, kitapları dergileri sağa sola fırlatmışız, sehpanın üstü kullanılmış bardaklarla dolu. Pek steril bir ev ortamı olduğunu söyleyemeyeceğim yani. Bizim ev hafta sonu geldi mi hep dağınık. Etraftaki tüm kitapları okuyor muyuz? Hayır. Yine de çevremizi okunan okunmayan kitaplarla dolduruyor. Tüm defterlerimizi ortaya çıkarıyor, renkli renkli kalemleri elimizin altında bulunduruyoruz. Kalem, defter kısmı bana ait daha çok. Ev böyle olunca, tüm kaygılarımı pencerenin ardındaki dünyada bırakınca rahatlıyorum. Çayı demliyorum ve bir köşeye çekiliyorum. 



Bu pazar sabahı erkenden kalktık. Saati kurmuştum zaten. Selçuk'la giyindiğimiz gibi Kartal'daki Organik Pazar'ın yolunu tuttuk. Pazar hali, insanların birbirine günaydın demesi, yüzlerdeki gülümseme sevdiğim şeyler listesinin başında. Pazarın girişindeki güler yüzlü teyze mini minnacık ıspanaklar getiriyor ve getirdiği gibi bitiyor ıspanaklar. Bu sabah hem koşup ıspanağımı aldım, hem de söylendim teyzeye. 
'' Senin ıspanakların yüzünden bu kadar erken geliyoruz. Saat 10.00'dan önce çıkartma şunları tezgaha."

Alışveriş bitip de eve gelince o ıspanakları yıkama faslı oldu tabii ki. Yıkarken uzun uzun bu kadar ıspanakla ne yapacağım düşüncesi kafamı kurcaladı. Allah'tan bilgisayardan Michael Bublé'nin "Christmas, christmas..."diye neşeli neşeli şarkıları geliyordu da ıspanakların yarısını çöpe atma fikrini kafamdan def ettim. "Mutfak benim mabedim!" diyeceğim şimdi, kimse bana inanmayacak.😆
Şaka bir yana, yemek falan yapmıyorum ama mutfaktan da bir türlü çıkmıyorum. Evde olduğum vakitler hayatım mutfak masasının etrafında geçiyor. Bloga yazı yazacaksam oturup burada yazıyorum. Kuzey ders çalışacaksa yine bu masada oturuyoruz. Eve gelen misafirleri de burada ağırlıyoruz. Yemek bitince çay için salona geçelim diyorum, kimse tınlamıyor. Biz mutfağın orta yerinde duran masanın etrafında toplanmışken, sebzeler yıkanıyor, çay demleniyor, birisi kalkıp buzdolabından bir şey alıyor. En çok evdeki ufaklıkların (komşunun çocukları, yeğenlerim, Kuzey'in arkadaşları...) bulundukları odadan koşarak gelip su içmelerini, çikolata ve bilimum zararlı şeylerin durduğu dolaptan canlarının istediği şeyi alıp yemelerini seviyorum. Buzdolabına çocukların teklifsizce dokunabildiği evler başka bir samimiyet taşıyor bence. (Buzdolabını açma sebepleri kesinlikle içecek için oluyor ya da dondurma)

Biz bu sene Kuzey'le yapabilirsek bir şey yapmaya niyet ettik. Belki kitapçılarda gezinirken dikkatinizi çekmiş olabilir. "52 Liste Projesi" adında bir ajanda var. Her hafta için bir ödev var; liste yapmak. Aktivite olsun diye, "Yapar mıyız?" dedim Kuzey'e. Yaparız dedi. Düzen insanı değiliz ikimiz de ama ne yapacağımızı bu sefer ikimiz de görmek istiyoruz. Bu konuda bir başarı elde edersek listemizi burada yayınlayacağız. Bu blog nasıl bir başarı grafiği yakaladı böyle yahu?😂

Yeni bir şeyler yapmak istiyorum. Ondan böyle sağa sola saldırıyor olabilirim. Her yeni yıl taze bir şeylere başlamak için fırsat. Bu durumun gerçek olup olmaması da pek mühim değil aslında; ruhumuz nasıl rahat hissediyorsa öyle olsun. Bir şeylere başlamak için pazartesi de uygun benim için cuma da. Keşke Kuzey de ödevlerine birkaç satırdır anlatmaya çalıştığım gibi çabucak başlasa. (Bu kısım blog yazarının sabrının tükendiği yer. Bizim evde birileri ertelemenin kitabını yazabilir.)

Şimdilik durumlar böyle. 
Posta kutumuz ve gönlümüz yeni yıl için gelen kartlarla ve güzel dileklerle şenlendi. Bir çay demleyip hayallerime kaldığım yerden devam edeceğim.