Amerika gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Her gidişin bir dönüşü var.

Eve döndük. 

Bir seyahat daha bitti.

Aslına bakılacak olursa bu benim bir şehirde yer değiştirmeden en uzun kalışım oldu ve her dakikasından çok keyif aldım. Şaşırtıcı bir şekilde devamlı fotoğraf çekip durmadım. Kendimi şehrin akışına teslim ettim. Saatlerce yürüdüm, bir yanıma gökdelenleri alıp şehri keşfettim. Central Park'ta ağaç gövdelerine sırtımı yasladım, çimlere yattım, uzun uzun gökyüzüne baktım, sabah erkenden kalkıp parkta koştum.


Müzelerde dolaştım. Guggenheim hariç, gitmeyi hedeflediğim tüm müzelere gittim. Guggenheim Müzesine gidecek, spiral merdivenlerini fotoğraflayacak vaktim de vardı ama şehirden kopamadım. New York'un beni sarıp sarmalamasına izin verdim. Coştum, kahkahalar attım, güneşe yüzümü verdim. 

Sokaklarda sosisli sandviç yedim. Gray's Papaya en çok sevdiğim oldu. Köşe başlarını mesken tutmuş Starbucks'lardan kahve aldım. Elimde kağıt bardaklarla dolaştım. Tam on beş gün boyunca telefonumu kapalı tuttum. En sevdiğim parkın hangisi olduğunu uzun uzun düşündüm. Bu şehirde yaşasaydım sabahları Central Park'ta koşacağıma ama akşamları mutlaka Bryant Park'ta bir kahve içip, kitap okuyacak kadar oturacağıma karar verdim. Girdiğimiz her mağazada, her kafede insanlar nasıl olduğumu sordu, hepsine gülümsedim, neşeyle cevap verdim. İnsanların birbirine nefretle değil de sevgiyle yaklaştığı bir yerde hayatın tadını çıkarmaya çalıştım.


''Homeless but not hopeless'' yazan bir evsize üstümdeki tüm bozuklukları verdim. İki sosisli bir kola ısmarladım. Şehrin tüm kitapçılarını tek tek gezdim. Bazılarını akşam rutinim haline getirdim. Günün akşama dönen kısmını Barnes and Noble'da geçirdim.Şehrin dört bir yanındaki ücretsiz interneti kullandım. Kiraladığımız eve gitmeden önce ''Whole Food Market''ten alışveriş yaptım. Akşam yemeklerini evde yedik. Sabahları götürdüğüm küçük çaydanlıkla çay demledim. 

Paul Auster'ın peşinden Brooklyn'e gittim. sabahları uğradığı kafelere uğradım. Belki Paul Auster'a denk gelirim diye içimdeki umudu besledim. Denk gelmesem de onunla aynı kafede bir kahve içtiğimizi bilerek, Brooklyn'deki Barnes and Noble'da oturdum. Daha önce gidip de beğenmediğim Brooklyn'i sevdim. Paul Auster'in gözleriyle etrafıma baktım. Sunset Park kitabını yazdıran Green-Wood Cemetery'de yürüdüm.


Alışveriş yaptım. Metroya bindim. Katz'de pastrami, Dean Deluca'da sushi, China Town'da çin yemeği yedim.
Hiç uyumayan bir şehirde uyudum ve sabahları New York'ta olduğumu bilerek uyandım.

Şimdi evdeyiz. Yeni yollar düşlüyoruz.

7 Mart 2015 Cumartesi

Miami ve ünlülerin evleri

Miami'ye kadar gelmişken yapılması gereken bir şey daha kalmıştı. O da tekne turu yaparak ünlü yıldızların yaşadığı Yıldızlar Adası'nın etrafında dolaşmaktı. Merak eden olursa diye söylüyorum Madonna'nın, Ricky Martin'in, Al Capone'un evlerini uzaktan görmüşlüğüm var.

Fazla lafa gerek yok. Hemen fotoğraflar paylaşıp, zihnimden silinmeden Miami'de yaşayan ünlülerin evlerinin fotoğraflarını paylaşıyorum.

Gökdelenlerin hemen solunda gözüken beyaz yuvarlak bina, American Airlines Arena. Basketbolla ilgilenenler mutlaka duymuşlarıdır: Miami Heats maçlarını bu stadta oynuyor.
Bu fotoğrafta stadı daha yakından görüyoruz.
Bu tur çok turistik olmakla beraber bence oraya kadar gidilmişken yapılması gereken turlardan biri. Okyanusun üzerinde keyifli bir yolculuk oluyor.

Bizimkinin keyfi görüldüğü üzere yerinde. Bu tatilden çok keyif almasına rağmen, dönünce ''Kuzey, oyun parklarında amcan da olsa çok eğlenirdiniz.'' demem üzere, ''Amca, mümkünse yakın bir yere gidelim seninle, Amerika çok uzak.'' diye cevap verdi. 

Kısa bir turun ardından Yıldızlar Adası'na doğru ilerliyoruz.
İlk ev, Ricky Martin'e ait. Ben de kayboldu gitti çocukcağız diye üzülüp duruyordum. Oysa görüldüğü üzere keyfi gayet yerinde.
Bu evi de bir ara Shakira kiralamış. Artık sezonluk mu kiraladı yoksa daha uzun bir süre mi oturdu bilmiyorum. İlgilenenler varsa evi kiralamak mümkünmüş, haberiniz olsun :)
Önü palmiyelerle kaplı bu evde ünlü mafya babası Al Capone yaşamış. Bahçenin önündeki beyaz müştemilatta Al Capone'un koruması yaşarmış.
Şu ortadaki kırmızı ev, Amerikan rüyasını gerçekleştiren birine ait. Thomas Kramer, Yıldızlar Adası'ndaki mülkleri satan bir emlakçı. Ünlülere ev satmaktan, kiralamaktan zengin olmuş ve kendine de buradan bir ev almış. Gayet bir playboy olarak hayatını denize karşı geçiriyor.
Bu geniş beyaz ev Julio Iglesias'a aitmiş. Annem kendisini çok beğenir :)
Sylvester Stallone ile Sharon Stone'un oynadığı Uzman (Specialist)  filmini hatırlar mısınız? İşte bu ev, o filme kullanılmış.
Biz buraya kadar gelmişken görelim dedik.
Elizabeth Taylor'un evini görmektesiniz. Evin bahçesindeki heykel, Michael Jackson'un hediyesiymiş.

Bu ev bir basketbol oyuncusuna ait: Shaquille O'Neil.
Bu sevimli ev de Gloria Estefan'a aitmiş :)
Burada evi olan diğer ünlü isimler arasında Madonna, Will Smith ve Sylvester Stallone var. Zenginin malı, züğürdün çenesini yorarmış diyerek Miami dosyasını kapatıyorum. :)



9 Şubat 2015 Pazartesi

Key West'te güneşi Küba'ya uğurladım


Tatilin başını bir kenara bırakıp, ortasından içine daldığım bir güneş hikâyesini anlatayım iyisi mi gecenin bu saatinde.


Güneşi hayatımı geçirdiğim bu kalabalık şehirden tanısam da, hayatın telaşı içinde çoğu zaman kafamı kaldırıp bakmayı unutsam da başka bir açıdan gördüm ben.

Yine onun olduğu koca evrenin altındaydım. O, uzak bir köşede -batı diyorlar o yöne- gökyüzünü renklere boyamakla meşguldü. Dünyanın başka bir ucunda selam verdik birbirimize.

...ve üstünden çok uzun yıllar geçse de, bu hikâyenin kahramanlarından birinin şu yaşadığımız hayatta dünya üzerinde öyle bir iz bırakma imkanı olmasa da, hikâyenin diğer ucuyla bir zamanlar aynı yerde durmuş olabilceğimizi hatırlattım kendime.

Ben, yanımdaki birçok insan gibi Hemingway'le aynı köşede durup güneşi hep uzaklaştığı yerden uğurladım.

Dünyayı bazen sırf kendin için durdurmak güzel bir his!