Bu hafta ne yaptım? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bu hafta ne yaptım? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2019 Cumartesi

Hayat akıp giderken-1

#1

Yeni yıla alışamadım daha. Çam ağacını geç kurmuştum. Evdekileri keyiflendirmekten çok kendimi gaza getirmek için yaptığım bir şeydi. Kutudaki süsleri çıkarıp üzerini ışıklarla süslemiştim. Yarım saatimi almıştı tüm bu hazırlıklar. Oysa aralık ayının başından beri erteleyip duruyordum. Keşke daha önce yapsaymışım. Nasıl ağacı yerinden çıkarıp süslemeye üşendiysem şimdi de süsleri yerinden çıkarıp kutuya kaldırmaya üşeniyorum. Bir de akşam oldu mu ağaca sarılı ışığın fişini elektriğe takıp bir yanıp bir sönen ışıkları seyretmek hoşuma gidiyor. Yatağa yatmadan önce Adile Teyze'den masal dinlemek gibi bir his bu. 


2019'a çok şey yüklemedim bu sene. Benim gibi listesiz yaşayamayan bir insan için büyük bir olay. Listesizlik bünyemde sıkıntı yaratabilir, yer yer kaşıntı ve döküntüler olabilir diye endişeleniyorum. Birkaç gün öncesinin şimdiden bir senelik tbt olması komik değil mi sizce de? 😀 Aralık ayının son günlerini Budapeşte'de geçirdik. Noel pazarlarını gezmekti niyetimiz. Noel pazarlarını gezmek isteyenler Almanya, Avusturya, Fransa üçgeninden ayrılmasınlar. Benden tavsiye. Avrupa'nın en iyi pazarları listesindeki yüksek bir tepeden çekilmiş gibi görüntüler illüzyondan ibaret. Doğu Bloğu Ülkelerinde de pek bir Noel ruhu yok üstelik. Üzülerek söylüyorum ki insanları, özellikle de kadınları kaba😞Yemek tezgahlarından birinde somon balığının yanına pirinç alıp alamayacağını soran yaşlı bir adama, tezgahta çalışan genç kadın, "Burası Macaristan! Balığının yanına ya patates alırsın ya da lahana" diye çıkıştı. Yumuşak bir tonda söylese sevimli olabilecek bu cümle aralık ayında tezgahın üstünde buz gibi asılı kaldı. Kuzey, ben ve adamcağız ağzımız açık kalakaldık. Üstelik önceden pişmiş balığı ısıtmak için bir kez daha yağa atıp çevirmek de pek gastronomik gelmedi bana. Balık için istenen 13 Euro da cabası. Almanya'da ve Fransa'da yediğim yemeklerle karşılaştırıldığında yemek kalitesi çok düşüktü.  Fazlaca beklentiyle gelen turistler çaresizlikle kendi Noel ruhlarını yaratmaya çalışıyorlardı. (Biz de bu gruba dahildik elbette) 😀 Olmayınca olmuyor tabii.


Yine de kaldığımız otel şehrin merkezine biraz yürüme mesafesinde olmasına rağmen çok güzeldi. Kahvaltısı dillere destandı. Kahvaltı sofrasında şampanya falan vardı, o derece! Sırf havalı görüneyim diye bir bardağın dibine azıcık şampanya doldurup eşe dosta fotoğrafını attım. Yoksa sabah kahvaltısında şampanya içmek kim, ben kim? Demleme çaydan asla vazgeçmem. Eee, çayın peşinden şampanya da olmuyor pek. Noel ruhunu yakalayamadım Budapeşte'yi yerden yere vurduktan sonra şunu da söylemeliyim elbette. Yemekleri ve insanları kaba olsa da Budapeşte çok ama çok güzel bir şehir. Keyif almak için bahar aylarında gitmek şart. Kaplıca keyfimi ayrı bir güzellik olarak anılarıma ekledim. Açık bir alanda kaplıca keyfi yaşamak ancak ve ancak soğuk bir kış akşamına yakışırmış. Bunu yaşadığımız için çok mutluyum.


2018 yılında aldığım dersi bir kere daha yüksek sesle tekrar ediyorum o zaman: Noel Pazarları için bir daha abuk sabuk yerlere gidilmeyecek. 


Dün akşam bu senenin ilk filmini seyrettik hep beraber: Sherlock Holmes, Belgravia'da bir Skandal.  Hepimize iyi geldi. Evde esen ders-sınav rüzgarlarından dolayı ailece bir şey yapmayı unutmuşuz. Gaza gelince Netflix'in dizilerinden birine başlayalım dedik. Black Mirror'ı seçtik kendimize. İki bölüm seyrettik. Teknolojinin, internet kullanımının hayatımıza etkilerini ayrı ayrı bölümlerde sorgulayan bu diziyi beğenmedim. Sanal dünyanın fazlaca kullanımından ve bunun insanı yanlarımızı öldürdüğünden zaten şikayetçi bir insan olarak, güzel noktalara parmak basılmış olsa da, içim karardı. Bildiğim şeylerin abartılmış yanlarını bir kez daha görmek istemedim. Sanırım, ev ahalisinden seyredelim diye ısrar gelmezse tabii, Black Mirror'ı bir köşeye kaldırdım ben.


İlk haftanın içini dışına çıkardığım bu yazıda Şermin Yaşar'ın yeni yılın ilk kitabı olduğunu da belirteyim de bu sayfadaki yerini alsın. Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu'nu çok severek okudum. Sizlere de tavsiye ederim. İnsan olmayı tekrar tekrar hatırlatan nice öykü var içinde. Aslında düşündüğümüz kadar da umutsuz olmadığımızı düşündüm birçok satırda. Kendimizi sarıp sarmalasak keşke her sabah en azından bir kez, keşke...
Şimdilerde Caner Alper'in Temiz Aile Çocuğu elimde.

Ne dinliyorsun derseniz, Norveçli Piyanist Ketil Bjornstadt'ın çaldığı Anneli Drecker'in seslendirdiği A Suite of Poems albümü favorim. Benden haberler bu haftalık bu kadar....

25 Nisan 2016 Pazartesi

Teşekkür pazartesisi #3: Hayat, geçen hafta...

İşlerin peşinde koşarken haftanın nasıl geçtiğini anlamadım. Cumartesi bütün günüm de bahçede ot yolarak, toprağı eşeleyerek geçti, gitti. Güneş ara ara yüzünü gösterdi. Pazar sabahı erkenden kalktım, akşamdan yoğurduğum ekmeğimi fırına atayım dedim. Bir şeyler ters gitti. Hamur ne koyduğum kaptan, ne de ellerimden ayrılmak istemedi. Nereye bıraktıysam oraya yapıştı, bana ''Bugün değil! O güzel ekmeğin günü bugün değil!'' diya bas bas bağırdı.

Keşke fotoğraflarını çekmiş olsaydım diyerek şöyle diyorum sizlere.
Bakırköy'den kalkıp yeğenine ders çalıştırmak için gelen görümce candır. Dün ben ot yolup, bahçede gezip dolaşırken Kuzey'e ders çalıştırdığı için hafta sonumu bana hediye etmiş oldu. İlk teşekkür ona gelsin. Umarım bu seferki Türkçe sınavından daha yüksek bir not alarak hem Kuzey hem de halası mutlu olur.

Hafta içi günlerini ne yaptığımın farkında olmadan geçirdiğimi söylemiştim. Yine de iki şey beni çok mutlu etti. Salı ve perşembe akşamları pilates dersime gittim mesela. Ne zamandır kendimi sokaklara atıp yürüyemiyorum. İki güncük de olsa spor yapabildiğim için yine de mutluyum. 
Beni çok mutlu eden ikinci olaysa cuma günü işi asmam oldu. Hayırlı bir iş için işe gitmedim. Kendimi eğittim. Eğitimin şart olduğunu artık hepimiz biliyoruz, değil mi? 
Yazı Evi'ne gittim ve Yeşim Cimcoz'un Arketipler çalışmasına katıldım. Hayatım boyunca katıldığım eğitimler içinde en güzellerinden biriydi. Takip eden iki eğitim daha var. Onlara da kesinlikle katılacağım. Birkaç gün önce Kuzey'e söylediğim bir cümlenin ne kadar yanlış bir cümle olduğunu fark ettim. Bundan daha da önemlisi bunu neden söylediğimi anlamam oldu. O yüzden geçen cuma günü benim için bir aydınlanma günüydü. Yaşadığım bu eğitime şükretmemem mümkün değil. 

Şimdi gelelim bahçemize yeni taşınan güzelliklere:


Artık üstünde bir sürü meyvesi olan bir limon ağacımız var. Daha önce bahçeye diktirdiğim bütün turuçgiller kış mevsiminde öldükleri için bu sefer koca ağacı saksıya diktirdim. Kış geldi mi eve alacağım ağacımı. 


Bu sarı ağacın ismi de laburnum. Şimdilik çok büyük sayılmaz ama kendisinden çok şey bekliyorum. Lütfen büyüsün, serpilsin, köklerini toprağa iyice geçirsin.


Geçen yaz sadece beş vişne vermekle yetinen vişnemiz bu sene daha büyük başarılara imza atacak gibi görünüyor. Zeytin ağacımız merak edenlereyse şu bilgiyi verebilirim. Bir süredir kendisinin sağlık durumundan çok memnun değildim. Rengi, yaprakları, üstünde hiç meyve olmaması beni endişelendiriyordu. Biz de doktor çağırdık. Güvelenmiş ne yazık ki. Aldığımız en güzel haber zeytinimizin yaşayacağı oldu. Bu sene meyve vermeyecekmiş. ''Olsun!'' dedik. ''Buna da şükür.''


Sardunyalarım da yerini buldu. Saksılarına yerleştiler. Bir tek baharın gelmesi kaldı. Ailece onu bekliyoruz, haberi ola.


Dayanamayıp bahçedeki galalardan bir tane kestim. Her daim bahçede yaşayamıyoruz ki. Dışarıda çok rüzgar var. Şimdilik salondaki tek gala ile idare edeceğiz artık.


Sonunda bu ayın okuduğum tek kitabını bitirdim. 


Kitap Kulubü için okumam gereken Selçuk Altun'un ''Senelerce Senelerce Evveldi'' isimli kitabını da bitirirsem değmeyin keyfime.