Hınzır Kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hınzır Kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2016 Cumartesi

Mario Vargas Llosa: Hınzır Kız

     Bir yazıya başlamanın en zor kısmı, başı; yani ilk paragraf. Burası, benim en çok zorlandığım yer. Nedense ilk paragrafta oyalanıyor, konunun dışında bir yerlerde geziniyorum. Daha iyi yazmaya karar verdiğim ilk yıllarda, -ilk yazıya giriş hikâyem Mario Levi ile oldu-, ödevlerimi günlerce düşünür, dururdum. Bu uğraş günlerimi alırdı. Düşündüklerimi yazıya döktüğümdeyse, okuyanın hemen gözüne çarpan bir telaş satırların arasından sızardı. Girişte lafa nereden başlayacağımı bilememin sancıları hemen kendini belli ederdi. Mario Bey'e yazdıklarımı okuduğumda bu kaygımı dile getirirdim. ''Bana sorarsan ilk iki paragrafı at, gitsin,'' derdi. 
     O zamanlar o ilk paragrafları atmak bile zor gelirdi bana. Acı çekerdim. Sanki sahip olduğum tüm kelimeleri çöpe atıyormuş ve bir daha yazdığım o cümleleri yazamayacakmış gibi hissederdim. Gerçek şuydu aslında: O cümleler bir şeye benzemiyordu. Benim inanmam gereken tek şey, yazmak istediklerimin dilini bulmak için uğraşırsam, aradığımı mutlaka bulacağıma dair inancımı korumaktı.

Mario Vargas Llosa, ilk kez okuduğum bir yazar. 


    Yukarıdaki fotoğraftaki kitaplar, yıllar önce Beyoğlu'ndaki Sahaflar Pasajı'ndan toplanmış kitaplar. Muhtemelen hepsi Selçuk'a ait. Ben Latin Amerika Edebiyatı'nın kıyısından bile geçmemişken, bana Marquez'den bahseder, Yüzyıllık Yalnızlık'ı okuyacağım günü coşkuyla beklerdi. Yine de Llosa okumadım. Sıra bir türlü ona gelmedi. Geleneksel hale gelen yeni yıl kitap hediyeleşmesinde, Leylak Dalı'm Hınzır Kız'ı yolladı bana. Masanın üzerine, dolapların raflarına, sehpaların üstüne, televizyon ünitesinin kenarlarına dizilmiş onca kitap arasından ne okuyacağıma karar veremediğim bir dönem bu aralar. Çok basit kararları alırken bile uzun uzun düşünüyorum. Gereklilikten değil, üstüme birikmiş ataletten. Hal böyle olunca Hınzır Kız, benim için alınmış bir karar gibi geldi. Ocak ayı okumalarımın içine aldım yazarın kitabını. Ne iyi yapmışım, ne kadar doğru bir karar vermişim. 
     İlk sayfadan itibaren öykü kendini anlatmaya başladı. Kahramanlar gözümün önünde ete kemiğe büründü. Ricardo'yu, insanlığını ve kendini bu kadar yıpratan hayatının aşkını kabullenişini çok sevdim. Hızır Kız'a, Ricardo'ya çektirdiklerinden dolayı kızdım. Neden mutluluğu onu bu kadar seven bir adamın yanında aramıyor, beslemiyordu da hep başka maceraların peşinde sürüklenip duruyordu? 

     Ah, biz okurlar! 
    Sanki kendi hayatımızda her şey olması gerektiği gibiymiş ya da yaşamın olması gereken bir şekli varmış gibi roman kahramanlarının hayatına bile burnumuzu sokuyoruz. Bize benzeyen kahramanları severken, başına buyruk ve yaşamının ipini iyi ya da kötü kendi ellerinde tutanlara diş biliyoruz. 
     Şu bir gerçek ki, hikâye ne olursa olsun iyi bir yazarın cümleleriyle başka bir şeye dönüşüyor. Kötüyü bile seviyor, kendimize onu mazur gösterecek bahaneleri sıralıyorsak, yazar işini yapmış demektir. 

Hınzır Kız'ın yüzündeki gülümseme benim anılarımda bir yer kaptı mesela. 

Ocak ayı okumaları beni mutlu etti. Bakalım Şubat neler getirecek?

19 Ocak 2016 Salı

Bu sene ne okusam?

Bu sene elimdeki kitapları biraz azaltayım diye düşündüm; zira geçen seneden okuyacağım diye iştahım kabara kabara aldığım bir dolu kitap var. Öylece duruyorlar. Daha önce de söylediğim gibi alma hızıma okuma hızım erişemiyor. Yıllar içinde de sahaflardan, kitapçılardan, fuarlardan alınmış bir sürü kitabın raflarda yattığını düşünecek olursam, bizim evdeki okunmamış kitapların okunma ihtimali yok. En azından benim ömrüm buna yetmez. 
Kitap almamaya karar verdim ama kitapçılarda beğendiğim kitapların fotoğrafını çekip, unutmamak için bir yere not etmeye devam ediyorum. Selçuk'un kitap almamak üzere alınmış bir kararı olmadığı için evimize hâlâ kitap girmeye devam ediyor. Sevgili kocamın ne kendini ne de insanlığı yormayan düşünce şekline bayıldığımı söylemem lazım. 
''Kitap almayacaksın da ne olacak? Üzme kendini böyle şeyler için,'' dedi geçenlerde. ''Almak istediğin kitaplar olursa bana söyle, ben sana alırım,'' diye de ekledi. 

Ben de şimdilik ne okuyacağımı azıcık sıraya soktum. Canım çok fena İskandinav polisiyesi okumak istiyor. Mümkünse yazar İsveç, Norveç gibi kuzey ülkelerinin birinden olsun.


Leylak Dalı, okudum, pek beğendim, ikinci kitabı da sipariş verdim deyince dayanamadım ben de aldım. İkinci kitabı okuyorum. Daha çok vaktim olsa, bir an önce bitireceğim. Yazım dilini çok sevdim, hikâyeye bayıldım. Cuma günü Radikal'in kitap ekinde üçüncü kitabın çevirisinin de yapıldığını gördüm. Kitap almayacağım dediysem de yeni kitabı Selçuk'a aldırtacağım. Minik bir hediyeden zarar gelmez.


Hınzır Kız, Leylak Dalı'nın geleneksel yeni yıl hediyesi. Sıradaki kitabım büyük ihtimalle o olacak. Tokyo Uçuşu İptal isimli diğer kitaba gelecek olursak yine Leylak Dalı'nın önerdiği ve benim de gidip aldığım kitaplardan biri. Kendisinin okuyup da, ''Bu kitap senlik!'' dediği her kitabı okumak alışkanlıklarımdan biri haline geldi.


Ah! Bir tavsiye daha. Sevgili Zeren, Karahindiba Şarabı'nı yere göğe sığdıramadı. Peşinden Lale Abla okudu. Zeren'i doğruladı ve üstüne kitabı mutlaka yaz bitmeden okumam gerektiğini ekledi. Ben kitap elimde sağda solda gezinirken Selçuk kitabı benden önce okudu ve ''Çok güzel kitap, mutlaka okumalısın!'' dedi. Mutlaka okuyacağım ama sanırım bir yaz mevsiminde olmayacak bu kitabı okumam. Nick Hornby'ye gelince, daha önce hiç okumadığım bir yazar ama beni çağırıyor. Yalnız içini şöyle bir karıştırdım da yazıların puntoları gözümü korkuttu. Bu kadar da küçük basılmaz ki ama!


Dublinliler! Hâlâ okumadığım için utanç içindeyim. Bu durumdan kurtulmamın vakti geldi de geçiyor bile. O yüzden zaman kaybetmeden okunacak kitaplarım arasında James Joyce beni bekliyor. Kafka ve Gezgin Bebek kaçıncı kez yazıldı bilmiyorum ama ben bu konuyla ilgili çıkan her kitabı alıyorum. Bunu da aldım ve bu kitap sırada bekleyen diğer kitapları eleyerek öne geçti.
Shakespeare's Secret, bu sene ikinci dönem Kuzey'in okulda okuyacağı kitaplardan biri. Ben de çok merak ettim. Yani bu kitap listeme Kuzey sayesinde girdi. Fena bir kitaba benzemiyor.


Tek Meyve Portakal Değildir, Füsun Çetinel'in okuma listesinden. O yüzden tereddütsüz alındı ve okunmak için sıraya girdi. Sevgili Ursula'yı konuşmaya gerek var mı? Yazmakla ilgili bir kitap...

Bu listenin içine daha neler girer, neler çıkar? 
Mesela Paul Auster'a ilgisiz kalabileceğime hiç inanmıyorum. Kendisi benim ''umut'' yazarım. Kelimeleri her seferinde bana yaşama gücü veriyor. Nedenini bilmiyorum. Tüm kitaplarını bir çırpıda okumamamın tek sebebi Paul Auster'ı tüketmemek. 
Onu öyle çok seviyorum.