Hindistan'da gezilecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hindistan'da gezilecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2015 Cumartesi

Jaipur: Pembe Şehir

Görünüşe göre Jaipur'da yapılacak çok şey var gibi görünüyor. Seyahatin sonlarına yaklaşıyoruz ve itiraf edeyim ki ben biraz yoruldum. Bunun sebebi sadece bedensel yorgunluk değil. Geldiğim şehirlerde yorulana kadar gezmek istiyorum ama aralarda da oturup bir yerlerde çay-kahve içmek, düşünmek için ara vermek istiyorum. 

Bu ülkede hem zaman durmuş hem de çok hızlı akıyormuş izlenimine kapılıyorum.
Akşam otelimize vardığımız zaman öyle çok yorulmuş oluyorum ki duş alıp yemeğe inmekten ve bir bardak çay-kahve içmekten başka bir şey düşünemiyorum. Oysa ki yazmak istiyorum. 
Şehri dinlemek, sesini duymak sonra da dile gelen cümleleri kağıda geçirmek.



Hindistan'a gidecek birçok insanın fotoğraflardan tanıdığı Hawa Mahal bu şehirde; Jaipur'da. Şehre vardığımız ilk günün akşamında şehrinin kalabalık bir caddesinde otobüslerimizden iniyor ve yol üstünde yürümeye başlıyoruz. İki tarafında da dükkanların sıralandığı geniş bir cadde düşünün. Bunların şehir merkezinin büyük bir kısmına yayıldığını hayalinizde canlandırın. Zihninizde alanı biraz daha büyütün. Bu sokaklar bir de ara sokaklara açılsın. Sayısını tutamadığınız bir sürü insan bu sokaklarda yürüsün. Dükkanların önüne, araçların çılgınca geçtiği yol kenarlarına bir de seyyar tezgah açmış insanları yerleştirin. Korkmayın, yerleştirin. Çiçekçileri, araba içinde yemek satan Hintlileri, incik boncukçuları, peşinize takılmış ve sizi karşılığında para alacağı bir dükkana çekmeye çalışan insanları da yakanıza iliştirdiniz mi? Şimdi bu kargaşanın içinde yanınızdan hızla geçen bir aracın altında kalmamaya dikkat ederek yürüyün. Kulağınızı sağır eden korna seslerine de elbette alıştınız. Nerdeyse beş-altı gündür Hindistan'dasınız. Hala gürültülü mü geliyor bu şehir size?



Alışamadınızsa ya bir şans daha verin Hindistan'a ya da bu ilk ve son buluşmanız olsun bu ülkeyle. 

Yan yana sıralanmış dükkanları aşarak Hava Mahal'in önüne ulaştık. Bu seyahatte alışveriş yapmamaya kararlıymışım gibi davranıyorum. Dükkanlarda bir şey almak için yapılan uzun pazarlıklara tahammülüm yok. Sadece bitki tohumlarından yapılma kolyeler falan bakıyorum. Hindistan alışverişinden beklediğim tek şey bu.

Caddenin karşına geçip Hawa Mahal'i seyrediyorum. Bazı şeyleri ben ya hemen severim ya da sevmem. Burayı seviyorum. Üst üste yığılmış pencerelerden ibaret kocaman bir bina. Birkaç kattan sonrası sadece görüntüyü kurtarmak, yan binalarla aynı hizaya getirilmek için yapılmış. Kadınlar buradaki pencerelerden bakıp etrafı seyrediyorlarmış.
Doğu ülkelerinden çoğunda kadının yeri aynıymış gibi geliyor bana. Öyle hissediyorum. Her gittiğimiz yerde meraklı gözler bizi seyrediyor. Hani iki kişi gözlerini birbirinin üstüne diker ve sonunda biri gözlerini kaçırır ya, burada gözlerini kaçıran taraf biziz. Israrlı bakışlar her yerde.
Hawa Mahal'in fotoğraflarını çekip, kendimizi kadrajın içine sıkıştırıyoruz.



İşte Jaipur! Hızlı bir döngünün içinde akan, eriyen bir şehir. 

Rehberimiz işini iyi yapan bir Hindu. Altmışlarına merdiven dayamış, yaşından az gösteren sağlıklı biri. Toplu olduğunu söyleyebilirim. Vejateryan olduğunu söylüyor ve kast sistemine göre 1.gruba dahil. Ülkenin gelir düzeyine bakıldığında iyi para kazanan bir gruba mensup. Götürdüğü her yerde bizi gerçekten bilgilendiriyor, sorduğumuz her soruya yeterli cevapları veriyor.
Hindistan'ın geri kalmasının önündeki tek engelin kast sistemi olduğunda kararlı. Kastlar kalkmadıkça, insanlar birbirinin karşısında eşit duruma gelmezse ülkenin düzelmeyeceğini söylüyor. Kendisi çocuklarının başka kastlardan insanlarla evlenmesine izin vermiş.

Jantar Mantar'a gidiyoruz. Burası bir hava gözlem evi. Dünyada birçok yerde bu tarz gözlem evleri olmasına rağmen, Jaipur'daki Jantar Mantar bu tarz gözlem evlerinin en büyüklerinden biri. Burası UNESCO Dünya Mirası Listesine de girmiş. Gözlemevi, Mihrace Jai Singh II, yani ''Pembe Şehir'' diye anılan Jaipur kurucusu tarafından oluşturulmuş. Bir bakıma burası mihracenin oyun alanıymış. Astronomiyle çok ilgiliymiş. Kendisi ve adamları ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar yaptıkları hesaplamalarda bir yanlışlık oluyormuş ve bunun sebebini bir türlü bulamıyorlarmış. En sonunda mihrace iki adamını İngiltere'ye yollamış. İngiltere'den yeni bilgilerle dönen adamları mihraceye Jaipur'un konumuyla ilgili bir hata yaptıklarını, bu sebepten dolayı da hesaplamalarında yanlışlık olduğunu anlatmışlar. Jaipur 38 derece kuzeydeymiş.

Rehberimiz, bunu anlattıktan sonra Hindistan'ın her yerinde saatin aynı olduğunu, sadece Jaipur'da saat farkı bulunduğunu söyledi.




Devasa aletlerin hepsinin bir amacı ve açıklaması var elbette. Peki ben ne anladım tüm bunlardan?
Zamanın koşullarında bunların nasıl yapıldığını anlamak da zorlandım. Kafam matematiğe çok fazla basmadığından olsa gerek, anlatılan her şey bana çok karışık geldi.
İyisi mi buraya fotoğrafları koyayım da sizler kararınızı verin.



Gelelim Jaipur'un diğer gezilecek yerine: Raca'nın Sarayı (City Palace of Jaipur)

Kapının önündeki kalabalığı ardımızda bırakarak içeri giriyoruz.


Etkileyici bir kapı.



Pembe duvarların ardında gözüken bina Raca'nın soyundan gelenlerin bugün yaşadığı bina. Resmi olarak unvanlarını kullanmaları yasaklanmış ama kalk yine de ağız alışkanlığı ile Raca'nın soyundan gelenleri aynı unvanlarla çağırmaya devam ediyormuş. Ülkenin eski ileri gelenlerinin elinde sadece aile soylarını temsil eden bayrakları asabilme hakkı kalmış; tabii bunu da belli bir vergi ödeyerek yapabiliyorlarmış. Binanın üst katlarına Cloud Palace (Bulut Sarayı), alt katlarına ise Winter Palace  (Kış Sarayı) deniyormuş. Alt katlar kışın daha sıcak olduğundan kullanılıyormuş.



Rehberimiz sarayın avlusunda sergilenen sus tankının hikayesini anlatıyor. Gerçekten inanılmaz. Cam bir platformun ardında sergilenen gümüş su tankının boş hali 340 kiloymuş ve tam tamına 4091 litre su alıyormuş. Küpü 25 kişi ancak taşıyabiliyormuş. İnsan ister istemez üzülüyor. Raca, İngiltere'ye gideceği zaman küpü de içine su dolduracak yanında götürmüş. Su iki ay süren gidiş, iki ay süren dönüş ve iki ay süren kalış süresince Raca'nın su ihtiyacını karşılamış.


Sarayın en güzel yeri bu avlunun dışındaki başka bir avlu. Burada dört kapı var ve her biri muson dönemini anlatıyor. Baharın geldiğini anlatan yeşillenmeye başlayan ağaç figürleriyle bir kapı, yağmur dönemini anlatan başka bir kapı var.




Jaipur sanırım Delhi'ye gitmeden önce en beğendiğim şehir oluyor.
Geriye bir tek fillerle gidilen Amber Sarayı kalıyor.
Seyahatin sonu da yavaş yavaş geliyor.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Hindistan: Agra Kalesi

Yine erken bir sabah...

Hindistan'da güneşi karşılamak için bir dolu sebebimiz var.
Bir sabah Ganj Nehri'nde karşısına çıktık güneşin. Bu sabah Tac Mahal'in arkasından doğsun diye bekleyeceğiz.

Odanın telefonu erkenden çalmaya başlıyor, kalkma vakti geldi.
Agra'dayız ve dillere destan, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Tac Mahal'e gidiyoruz.

Red Fort'tan görünen manzara
Kuzey olsa şöyle bir soru sorardı: Neden Tac Mahal'i dünyanın yedi harikasından biri olarak seçmişler?
Sence dünyanın yedi harikasından biri olmayı hak ediyor mu?

Çocukların bizim dile getiremediğimiz soruları sormasına bayılıyorum.
Sahiden Tac Mahal dünyanın yedi harikasından biri yapan şey ne?
Bunun cevabı aşk adına yapılmış bir mabet olması olsa gerek.

Otobüsle Tac Mahal yakınlarında bir yere geliyoruz. Burada golf arabaları gibi arabalara bineceğiz. Bu arabaların özelliği elektrikle çalışması. Birkaç yıl önce  benzinle çalışan araçların Tac Mahal'e yaklaşması yasaklanmış çünkü beyazlığı ile övünülen Tac Mahal'in mermerleri kirlenmeye ve kararmaya başlamış.

Rehberimiz dün akşamdan beri uyarıyor: Çantanızda lüzumsuz hiçbir şey kalmasın.
İçeriye yiyecek, içecek, tripod gibi şeyler sokmanıza izin verilmiyor. Pasaportlarınızı bile otelde bırakabilirsiniz. Burada ihtiyacınız olmayacak.
Sahiden de sıkı bir kontrolden geçiyoruz. Sıradaki yabancı bir çift çantalarındaki yiyecek içecekten dolayı Tac Mahal'in girişinde kahvaltı yapmak durumunda kalıyor. Sırtlarındaki azığı geride bırakmaya hiç niyetleri yok. Rehberden öğrendiğime göre kişi başı 10 Euro karşılığında içeri giriyoruz. Hindistan için hatırı sayılır bir fiyat bu.

''Tac Mahal'in kırmızı kapısından içeri girip, yeşillikler içinde yürüdüğümüz aklımda. Ön kapının karanlık avlusundan görünen Tac var bir de her düşündüğüm de gözümün önüne gelen. Avlunun Tac'a açılan kapısından ötede, birden karşına çıkan devasa bir aşk mabedi. Aşka ödenmiş bir borç.''

Turistler  bu kapıdan girer girmez Tac Mahal'i arkalarına alıp fotoğraf çektiriyorlar. Fotoğraf makinesi olmayanlar için de etrafta gezinen fotoğrafçılar var zaten. Bazen fotoğraf makinelerimiz ve cep telefonlarımız olmadan yapılan bir seyahati düşünüyorum. İnanır mısınız bunu hayal etmekte bile zorlanıyorum.


Fotoğraf makineniz olmasa Tac Mahal'e arkanızı dönmezsiniz değil mi?
Evet! Kesinlikle dönmezsiniz.
O zaman hepimiz Tac'a gereken değeri daha çok veririz belki.

Bir yapıyı güzel yapan nedir?
Mimarisi mi hikayesi mi?


Başkalarının ne düşündüğünü bilmiyorum. Uzun zamandır başkalarının dayatmaya çalıştıkları şeyleri de duymazlıktan geliyorum. Buradan devamlı söylemeye çalıştığım bir şey var: Kendi hikayemizi kendimiz yazalım. Gezdiğimiz her yer orayı gezdiğimiz kişilerle, yaşadığımız an'ı güzelleştiren minik ayrıntılarla değerli ve anlamlı. Hikayesi olmayan her şey bir süre sonra silinip gidiyor akıldan. Tac Mahal'de öyle bence.

İçeride dolaşılacak, fotoğrafı çekilecek bir şey yok. ''Paraymış, pulmuş, hepsi boş!'' diyesi geliyor insanın. En çok Tac Mahal'in arkasını dolanıp, beyaz mermerlerin üstünde oturduğumuz zamanı seviyorum. Sabahın sakinliği, gezgin olmanın hafifliği havada dolaşıyor gibi. Yanımda Selçuk olmasa buranın hiçbir anlamı olmayacağını biliyorum. 

Beyaz mermerli devasa yapıda Şah Cihan ile Mümtaz Mahal'i yan yana bırakıp yola düşüyoruz. 

Otele.
Önce güzel bir kahvaltı yapacağız.
Sonra Agra Fort'u göreceğiz ve nihayetinde Jaipur'a doğru yola çıkacağız.
Jaipur'da başka bir Hindistan bulacağımla ilgili bir hi var içimde.




Sonunda Agra Fort'dayız.


Burası Moğol İmparatorları'nın 1857 yılına dek 200 yıl boyunca kullandıkları saraymış. Sarayın etrafındaki yüksek duvarların hepsi kızıl kum taşından yapıldığı için buraya ''Kızıl Saray'' deniyor.
Gerçekten etkileyici bir mekan. Dışındaki devasa duvarlardan çok içinden etkilendiğimi söylemek isterim. Burası aynı zamanda Şah Cihan'ın karısı Mümtaz Mahal'le ilk kez göz göze geldiği yer. Yani Mina Bazaar, bu yapının avlusunda kuruluyormuş. Birkaç yazı öncesinde anlattığım masalda bu aşkı, Mümtaz Mahal ile Şah Cihan'ın nasıl tanıştıklarını öğrenmiştik değil mi?


Sarayın pazar kurulan avlusunda ilk kez göz göze geliyorlar ve sonra o bakışın uğruna Tac Mahal yapılıyor. Şah Cihan, karısı için bu devasa anıt mezarı yaptırdıktan sonra nehrin diğer tarafına, Tac'ın hemen karşısına da bu sefer siyah mermerden bir anıt yaptırmak istiyor. Lakin iktidarı ele geçirmiş oğlu buna izin vermiyor ve babasını annesini ilk kez gördüğü ve aşık olduğu bu sarayın bir odasına hapsediyor.
Şah Cihan'ın Mümtaz Mahal ile ilk kez göz göze geldiği avlu.


Şah, bu zamandan öldüğü güne kadar saraydaki odasının penceresinden Tac Mahal'i seyrederek ömrünü tamamlıyor.

Bu mezar, İngilizlerin Hindistan'ı sömürge olarak kullandıkları zamanlarda burada ölen bir generalin mezarı. General ölünce Agra Kalesi'nin içine gömüveriyorlar.

Rehberimiz kalenin içinde gömülen komutanın mezarıyla ilgili şunu söylüyor: Hiçbir şeye saygısı olmayan İngilizler. Hindistan'ın tarihini oluşturan bir yapının içine kondurulan bir mezar. Bunun adı saygısızlık değilse nedir?

Hindistan hikayelerin ülkesi gibi değil mi?

Tüm doğu hikayelerinin can bulduğu bir ülkede masallar dinleyerek geziyoruz.