Küçük mutluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Küçük mutluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

Nasıl fit olunur?

Bu sabah erkenden spora gittim. İş yerimin yakınlarında muhteşem bir spor salonu keşfettim. "Önce vücut ölçümünüzü yapacağız, sonra program yazacağız." denilince şu meşhur tartının üstüne çıktım. Şimdiye kadarki en fazla kilomdayım. Zaten biliyordum. Merak edenler için 56 kiloyum. Bu kilodan on kilo fazlayla çocuk doğurmuş, doğurduktan birkaç ay sonra 52 kiloya düşmüştüm. Şimdi ne olur bilmiyorum. Bildiğimin dışında bir sonuçla karşılaşmadım. Yine kas eksik, yağ fazla ve su içmem lazım. Devamlı salata yiyorum ya da sebze. Roka yiyerek kas yapılmıyor tabii ki. Bir şekilde protein almayı öğrenmem gerekiyor.

Günün Hayali: İsmi Jane Austen olan bir nehir teknesiyle yolculuğa çıkmak 😍

Dün iş arasında da bir saatliğine kaçmış yoga dersine girmiştim. İlk siftah :=) Planklarla, kola yüklenmelerle acı dolu bir dersti. Su gibi terledim, buraya nerden düştüm diye düşünürken yakaladım kendimi. Mis gibi bir kafayla çıkarım ben yogadan diye düşünürken kollarımda derman kalmamış bir halde döndüm işe. Bu sabah da ölçümün peşine yarım saat koşu bandında yürüyüp, gülerek pilates dersine davet eden hocaların gazına gelince spor salonundan tükenmiş olarak ayrıldım. Duşta kafamı şampuanlamak için kollarımı kaldıramadım. Nasıl olacak benim bu sportmenlik işi anlayabilmiş değilim. İlk günden vazgeçmekten utanmasam, yağlarımla mutlu mutlu yaşamaya razıyım. Şansımı denesem parayı verirler mi acaba? 😀
Akşam müthiş Tiger Balm'ı ağrıyan tüm kaslarıma sürüp, sabaha kadar bir mucize olmasını bekleyeceğim. Bu arada vücudumdaki en zayif yerler kollarımmış. Eee, yazı yazan ellerden ne beklenir? (Tüm ömrümü bu cümleyi yazabilmek için bekleyerek geçirmişim gibi hissettim bir an.)

Şimdi özlemle Kuzey'in veli toplantısını atlatıp eve gideceğim anı bekliyorum. Kuzey'e öğretmenlerinin onun hakkında söylediklerini biraz abartarak anlattıktan sonra kitabıma gömülmek istiyorum. Cuma günkü yazı atölyem için yazmam gereken bir ödevim var ama bir şeyin üzerinde uzun uzadıya düşünerek yazmak zor geliyor bugünlerde. Nihayetinde bir öykü yazmam lazım. Bunun için çaba lazım. Yazmak, üstünü karalamak, tekrar yazmak, silmek, eklemek ve birçok kez okuyarak gözden geçirmek. Eve gidince genellikle pestil gibi oluyorum. Koltuğa çöreklenip, arada güçlükle kolumu hareket ettirerek çayımı yudumluyorum. Sonunda dün gece elime "Never Any End to Paris" kitabını aldım. Siz de Paris'in asla sonu olmayacağına, yaşananların ya da yaşanacakların bir noktada son bulmayacağına inananlardan mısınız? Aslında bizler tükensek de şehir yaşamaya devam ediyor, hep de edecek. Kitabı elime aldım almasına ama sanırım beş sayfadan fazla okuyamadım. Kuzey diğer koltuktan devamlı dikkatimi ona yöneltmeme sebep olacak bir şeyler yaptı. Kızmaya yakın olduğum anlarda da, "Seni yoruyorum değil mi? Özür dilerim." gibi cümlelerle üstümde baskı kurdu. Dört bardak çay içmeme rağmen kitapta bir ilerleme kaydedemedim. Oysa yapışkanlı notlarım, kalemim ve bilumum kırtasiye malzememle bu okuma için hazırdım. Şansımı bugün tekrar deneyeceğim.

Buraya içimi dökmek, en yakın arkadaşımla konuşmak gibi. Aklıma gelenleri anlatıp duruyorum. Kendi hedeflerimi belirliyorum, yaptıklarımla yapmadıklarıma tanıklık ediyorum. Bir yazıyı bitirip de "yayınla" tuşuna basınca sanki çok büyük bir işi başarmışım gibi bir his sarıyor içimi. Ve o his bana çok iyi geliyor. Şimdiki evimizden önceki evimizde masanın önüne oturmuş ve odaya dolan nefis güneş ışığı eşliğinde ilk blog yazımı yazımıştım. O an hâlâ aklımda. Sanırım "merhaba" demiştim sadece. O günden sonra buradaki varlığım da yazılarım da değişti. Blog yazmanın beni bu kadar etkileyeceğini asla tahmin edemezdim. İçimi böyle sevinçle dolduracağını, yazmak için heyecanlanacağımı, burada anlatmak için etrafıma daha başka bir gözle bakacağımı... Dediğim gibi yazmak için her zaman fırsat bulamasam da, bazen de masa başına oturduğumda aradığım kelimeler dudağımın ucuna gelmese de, her vakit anlatmayı umduğum, istediğim şeyler var. Ya bir kitap, ya gittiğim bir yer, ya bir iç sıkıntısı, ya da ucundan bir mutluluk parıltısı.

Bu yazıyı dün yazdım aslında. Üstünden Kuzey'in veli toplantısı ve gecenin çok erken bir saatinde uyumamla sona eren bir gece geçti. Sabah uykumu almış ve kaslarım daha hafif ağrıyarak uyandım. Ve sporla başlayacak yeni bir gün için hemen evden ayrıldım. 😀



31 Ekim 2017 Salı

Ah Ekim, güzel Ekim...

Size bir sır vereyim mi? 
Akşam olmuş ve herkes bir köşeye çekilmişse, üstüne üstlük bir de etrafta beni mest eden bir sessizlik varsa, hemen köşeme çekilip blogumdaki eski yazılarımı okumaya dalıyorum. Allahım, nasıl bir keyif! Sanırım tam anlamıyla yazdığım yazılardan aldığım keyfi size anlatmam mümkün değil. Aradan zaman geçip de yazdığım yazılara uzaktan bakınca sanki o yazıları ben yazmamışım gibi bir his sarıyor içimi ve mutlu oluyorum. Çünkü bir yabancı yazmış hissini taşıyan yazılarımı beğeniyorum. 
Evet! Yazdığım yazıları beğeniyorum ama yazdıktan çok sonra. 
Olsun, yine de bu duygu beni gecenin bir vakti alıp bulutların üstüne taşıyor. 
Bu gece de öyle yaptım. Kuzey öğretmeni ile Fransızca çalışırken ben de koltuğun bana ait köşesine sığınıp blogda önceden yazdığım yazılara baktım.

Gün batımlarına tanıklık bir mucizeye şahitlik etmeye benziyor.
Mesele nerdeyse iki yıl önce yazdığım Patti Smith ve M Treni kitabı ile ilgili yazı. Ne çok okunmuş o yazı. Denk gelenler o yazıyı okumakta haklı çünkü sıcacık bir yazı olmuş. Bu akşam uyumadan önce Patti Smith'in başka bir kitabını akıp öyle gideceğim yatağa. Aslında Marcel Proust'la birlikteydim birkaç gecedir ama bugün ufak bir ara verebilirim kendisiyle olan sohbetime; zira kitabın ortalarındayım ve Marcel'in bunalımlı dönemine kadar ilerledik. Ölümden bahsediyor sık sık. Benim bu aralar yaşama bağlanmam lazım.

Sonra Paris'le ilgili yazdığım birkaç yazıyı okudum. Yine kitap ve kitapçı olanlarının içinde kayboldum. Paris kitapçıları da kafeleri de her daim güzel. Dönmemizin üzerinden çok zaman geçmememesine rağmen aşk tazeledim, kendi yazdıklarımın içinde hasret giderdim. "İyi ki yazmışım bu yazıları" dedim. Bunca yıl blog yazdıktan sonra ilk defa biliyor musunuz! Öyle iyi geldi bana. Unuttuğumun farkında olmadığım nice cümleyi, düşünceyi, anıyı buraya dökmüşüm ben. Kıtlık anında can suyu olacak ekmek kırıntılarını blogun sayfaları içine serpmişim. Kırgınlıklarımı buraya yazarak onarmış, iyileştirmişim. Ara ara Kuzey'le ilgili yazdığım birkaç şey bile silinmemek üzere yer etmiş burada.


Ne çok Paris geçmiş bu blogun sayfalarının arasından. Sayısını unuttuğum bir dolu kafe keyfimi, "Çok mutluyum çünkü şu kafedeyim. Çok mutluyum çünkü şuradayım." cümlelerini tekrar tekrar yazarak paylaşmışım. Fark etmemişim ama bu blogu yazmaya başladığım günden beri çok değişmişim ben. Yazdıklarım gelişmiş, duygularımı daha net ifade eder hale gelmişim, kendime sarılmayı öğrenmişim, okuduğum onca kitaptan elimden gelen kadarını yazmışım, anlatmışım. 
Yazmanın büyülü dünyasında kaybola kaybola kendimi bulmuşum. Sizleri bulmuşum. Tanımadığım birçok insanı en yakın arkadaşımmış gibi sevmişim. Böyle duygusalım bu akşam. Terapi yapıyorum kendi kendime. Akşama dönen loşluğu, karanlığın sessiz halini seviyorum. Bu sessizlik kendi sesimi duymama yardım ediyor.

Gecenin içinde bir incelik, bir naiflik... Sanki pazartesi akşamını değil de hafta sonuna açılan bir cuma akşamını yaşıyormuşum gibi. Sabah altıda çalacak oysaki telefonunun kalk zili. Kalktığımızda hava karanlık, gözlerimiz uyku dolu olacak. Çaydanlık yerleşecek ocağın üstüne, kaynadığnı belirten suyun sesi gelecek kulağımıza ardından. "Hadi!" diyeceğim Kuzey'e. "Kalk da bir şeyler atıştır."
"Yine mi okul?" diye şikayet edecek. Kendi çocukluğumu, annemin bizi kahvaltı masasına oturtma çabalarını, okulun hemen karşısındaki pastaneden yayılan mis gibi poğaca kokusunu anımsayacağım. Fazla hülyalara dalmadan yine bir telaşa kapılacak, servis geldi diye Kuzey'e seslenecek ve apartmanların arasında kaybolan güneşin neşeli renklerini görmeden günün koşturmasına katılacağım nihayetinde.
İyisi mi her birinize ayrı ayrı güzel bir hafta dileyip huzurlarınızdan ayrılmak.
Şimdi uyku vakti.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Liste 18- Sizi motive eden şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 18- Sizi motive eden şeylerin listesini yapın.

Sağ olsun, google unutmamış beni 💋

Baştan söyleyeyim bugün biraz duygusalım. Yıllar ilerledikçe ve her sene Mayıs'ın 3.günü geldikçe bir yaş daha alıyorum diye önüne geçemediğim bir korku sarıyor içimi. Yılların hızla ilerlemesinden olsa gerek yapmak istediğim nice şey geliyor aklıma. Hayalini kurduğumuz onca şeyi yapacak zamanımız olacak mı diye düşünüyorum. Okunacak onca kitap, tutulacak onca günlük, yaşanması gereken onca şey, düşülmesi gereken onca yol varken neden zaman böyle hızla ilerliyor diye kafam karışıyor. Doğum günüm yaklaştıkça çaktırmaya çalışmasam da bocuk boncuk göz yaşları birikiyor gözlerimde. Evet, Zannımca bir ruh hastasının yazılarını okumaktasınız. 😀
Zamanın böyle koşturmasından sebep ben de peşinden koşuyorum. Çoğu zaman nefes nefese kalıyorum, yol kenarında bir taşın üstüne oturup dinleniyorum. Sevdiğim her şeyi yapmak, zamanımı yaptığımda içimi coşturan şeylerle doldurmak istiyorum. Niyetim anlamı olan, her birimizin yüzünde silinmeyecek gülüş kırıntıları bırakacak anları yaşamımızın olabildiğince çok köşesine doldurmak.

Peki motive eden nice şey var bu hayatta. Çocukluğumdan beri de imrendiğim insanlar hep olmuştur. İmrenmek diyorum çünkü kim ne derse desin örnek vereceğim nice insanı kıskanmam değil olsa olsa imrenerek izlemem mümkün. 

Kafan mı karışık? Çık bi' yürü! 

Mesela spor yapan insanlar beni inanılmaz motive ediyor. Yan komşum hafta sonları üşenmeden sıcak yatağından kalkıyor ve kimseler uyanmadan koşmaya gidiyor. Beni de yanına katıyor zaman zaman. Bir müddet sahil yolunda yürüyor, sonra belirlediğimiz saatte buluşmak üzere ayrılıyoruz birbirimizden. Her birimiz kendi hızımızla, kendi hoş yalnızlığımızla baş başa kalıyoruz. Ya da bazı pazar sabahlarını yoga ile şenlendiriyoruz. Bahçemizin açıldığı bu aydınlık kadın bu yaşımın en güzel hediyelerinden biri bana. Sakinliği bana da nüfuz ediyor.


Seyahate çıkabilmek için çalışıyorum.

Seyahatler en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri. Kimileri seyahat etmeyi sevmez. Yol hazırlıkları içine düşmek, bavul hazırlamak, birkaç günlük seyahat boyunca arkada bıraktıklarının düzenlerini korumak için gösterdikleri çaba yorucu gelir. Aslında bu gerekçelerin hepsinde bir haklılık payı da var. Ama kabul etmek gerek ki gitmenin dönmeye dair güzel bir yanı da mevcut. Sahip olduklarını, içindeyken fark edemediğin güzellikleri görmek için zaman zaman bulunduğun ortamdan uzaklaşman gerekir. Benim için de seyahat böyle bir şey. Günlük yaşantımın içindeki sorumluluklardan, bana biçilmiş görevlerden sıkıldığım çok zaman oluyor. "Yoruldum!" diyorum buradan da ara ara. Ya da "Çok yoğunum, yazamadım." Böyle anlar beni ben yapan şeylerden uzak tutan günlük uğraşmak, yaşam zorunlulukları. İçinde bulunduğum zamanın kıymetini bilemediğim günler seyahat etmek istiyorum.Yol boyunca kafamı dinlemek, iç sesimi duymak, çabalamadan yaşamanın keyfini çıkarmak. Dönüşümde hayat daha kolay geliyor. Kendimi ormanda on kaplan gücünde hissediyorum. 

Onca güzel insan! İyi ki varsınız!

Yaşamıma güzellikler, incelikler katan nice insan. 
Ah var böyle dostlar. Hep hayatımda olsunlar ve hep sevgi dolu bakışlarını, ruhuma temas eden güzel varlıkları yanımda olsun istiyorum. Bu blogdan bir yazı yazıyorum mesela ve sonrasında öyle güzel yorumlar okuyorum ki yeniden yazmak istiyorum. Yazmak için bundan güzel bir motivasyon olabilir mi? Beni benden iyi tanıyan onlarca güzel arkadaşım var. Hangi birini saysam bilemiyorum. Yıllardır gittiğim Yazı Evi'nde aynı masanın etrafından toplandığımız dostlarım mesela. Farkında olmadığım kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı, hüzünlerimi onlar sayesinde keşfettim. Cuma sabahları oturduğumuz o masadan kalkarken yazma hissiyle dolu olarak kalkıyorum. Hemen bir köşeye çekilip aklımdakileri kağıda dökesim geliyor. 

Blogum, dert ortağım.

Blogum, iç döküntülerim, sayıklamalarım....
Hepsi hayata karşı silahlarım benim. Yanında kimi zaman çay oluyor, kimi zaman kahve. Kitapların arasında kayboluyorum zaman zaman, kimi zaman bahçedeki bir ağacın yaprağında. Sakinlik ruhumu huzura kavuşturuyor. Durmak, iyi geliyor bana. Telaşsız yaşamak için çaba sarf ediyorum. Oluruna bırakıyorum bazı şeyleri. Öğrenmeye çalışıyorum. Ergenliğe adım atan Kuzey'le birlikte susmayı, konuşmadan önce düşünmeyi deneyimliyorum. Parçam dediğim oğlumun bir birey olmak için nasıl da benden yavaş yavaş kopmaya çalıştığını izliyorum; biraz heyecan, biraz hüzün, çokça kalp sızısı. Yıllar önce geçtiğim yolları şimdi onun sayesinde yeniden keşfediyorum. Onun büyümesi benim yaşlanmama anlam katıyor.

Bu seneki doğum günü hediyeme gelince, dün akşam dileğimi diledim. Sesli bir şekilde evdekilere dile getirdim. Yoga Eğitmenlik kursuna gitmek istiyorum. Sabahları öğrendiklerimle birlikte kendi içimde kaybolmak bu seneki incelikli dileğim. 😍

20 Mart 2017 Pazartesi

Liste 12: En çok beğendiğiniz özelliklerinizin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 12: En çok beğendiğiniz özelliklerinizin listesini yapın.

Hahaha😀  Tam da bu noktada "Come on boy!" diyecek bir ortam oluştu. Haksız mıyım ama? İnsan nasıl olur da kendinin en beğendiği özelliklerini yazar yahu? Biraz zor bir liste olacak benim için. Hani sevmediğiniz özellikleriniz denmiş olsaydı onları daha kolay toparlardım. Tamam, tamam lafı uzatmayıp başlıyorum yazmaya.

Çalışkanım. 


Sahiden çok çalışkanım. Çalışmaktan hiç kaçmam. Sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar çalışabilirim. Bir şeyi kafama koymayayım. Sanırım etrafımdaki herkes de bunu bildiğinden ne zaman, "Ben çalışmak istemiyorum artık!" desem, "Sen çalışmadan duramazsın." der. Çalışmadan durabileceğimi biliyorum çünkü yapmayı hayal edip de yapmak için fırsat bulamadığım öyle çok şey var ki hiç sıkılacağımı düşünmüyorum.

Öğrenmeye çok açığım. 

Öğrenmenin ilk yolunun dinlemekten, gözlemekten geçtiğine inanıyorum. Boş muhabbetlerden pek hoşlanmam. Vaktimin boş yere harcayacak kadar bol olmadığını bildiğimden, incir çekirdeğini doldurmayacak saçma sapan işlere zaman ayırmıyorum. Zaman zaman bu durumun ukalalık olarak adlandırıldığını biliyorum ama uzun zamandır en kıymet verdiğim kişi kendim olduğundan bunu pek umursamıyorum. İnsanın yaşı ne olursa olsun kendisini geliştirmekten vazgeçmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sebepten birisi başka biri hakkında, "Bu yaşa gelmiş, şunu yapıyor." gibi abuk bir yorumda bulunursa hemen sol kaşımı havaya kaldırırım. Böyle de topluma duyarlıyım işte 😁

Benim hayatım bana!

Başkalarının sahip olduklarını kendi sahip olduklarımla karşılaştırmam. İşte bu! Benim hayatım, benim mutluluğum, benim sahip olduklarım mottosuyla yürüyorum. Sahiden. Biri bir şey almış, öteki şunu yapmış, kocası da böyleymiş... Beni hiç ilgilendirmez. Zaman zaman kafam karışsa da, hemen kendimi dürtüyorum ve şöyle diyorum: Şişt! Kendine gel. 

Küçük mutluklar

Şükür ki hayalini kurduğum her şeye sahibim. Sağlık ve huzurdan başka bir şey dilemiyorum Yaradan'dan. Mutlu olmak için büyük mutluluklardan öte küçük mutlulukların peşine düşüyorum. Bahçede demli bir bardak çay içmek, Selçuk'la keyifli bir sohbet, Selçuk'un benim için kitapçı tavaf edip seveceğimi düşündüğü bir kitabı alması, Kuzey'in sarılması... Tabii küçük şeylerle mutlu olabilirim diyorsam da beni en çok mutlu eden şeyin her seferinde bir Paris seyahati olduğunu da şöylemem şart!

İşte böyle dostlar💖



9 Ocak 2016 Cumartesi

John Berger'le Düğüne...

Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra, ''Hadi Cadde'ye gidelim,'' dedim. Kuzey hâlâ uyuyordu. Eğer bizimle gelmeyi istemezse benim de onu götürmeye niyetim yoktu. Dün gece hep beraber aile aktivitesi yapmıştık nasıl olsa. Kafamın üzerinde, ''Hadi eve gidelim, çok sıkıldım ben,'' diye boza pişirmesini kaldıracak halim yoktu işin açıkçası. Son iki sınavına çalışırken de onunla hiç ilgilenmeyip, ben dışarı çıkıyorum dediğimden aramız da biraz limoni açıkçası.
Dün bana, ''Sen iki gündür ben kendi hayatımı yaşayacağım diyip yürüyüşe falan çıkıyorsun bak! Farkında değilim zannetme,'' dedi.

Yılın yok sonu, yok başı derken  çok yoruldum. Yapılacak bir sürü şey var ve bana kendime ayıracağım vakit kalmıyor. Bu hafta canım hiç istemediği için yürüyüş de yapmadım. Haftanın bilançosu benim için kıymeti tartışılmaz iki pilates dersiyle geçti. Spor yapmak iyi bir şey. Bana çok iyi geliyor, sinirlerimi alıyor, pamuk gibi bir insan yapıyor beni. 
Peki, abartmayayım. Pamuk, benim için fazlasıyla yumuşak bir tanımlama oldu. Daha sakin oluyorum diyelim. 

Geçen haftadan beri elimde John Berger'in Düğüne isimli kitabı vardı. Akşamları alıp üçer beşer sayfa okuyordum. İlk elli sayfaya kadar kitabın içine girip girip çıktım. Zaman zaman okuduğum sayfaları tekrar okuduğu fark ettim. Sonra da uykum geliyor ve ışığı kapatıp yatağa gömülüyordum. Uzun zamandır beni çok yoran bir uyku problemim var. Bir türlü derin uykuya dalamıyorum, çok sık aralıklarla uyanıyorum. Neticede sabah yataktan dayak yemiş gibi kalkıyorum. Hafta sonu kitabımı bitirmeye kararlıydım.
John Berger'in Düğüne isimli kitabı 2016 yılının üçüncü kitabı oldu.
Remzi Kitabevi'nin evim gibi hissettiğim kafesinde çayımızı içtik. Çay faslından önce kitapçıyı gezmiş, hediye kartımla Napoli Romanları'nın ikincisi ile Kuzey'in istediği kitabı almıştım. Başka kitaplar da beğendim elbet ama evdeki kitapları biraz azaltmadan başka kitap almayacağım diye kendime söz verdiğimden beğendiğim kitapların fotoğrafını çekip, not almaktan başka bir girişimde bulunmadım. Biraz önce ''Spor yapmak iyi bir şeydir,'' diye bir çıkarımda bulunmuştum. Şimdi sıra geldi ikinci çıkarımıma: Benim gibi kitap almaktan keyif alan bir insanın kitap almamak için direnmesi samimiyetle başa çıkılması çok zor bir durumdur. 
Sonuçta kitap almadan Remzi Kitabevi ziyaretimizi atlattım. Oturdum biraz yazı yazdım. Biraz yürüyüş yaptım. Eve dönerken haftanın tüm yorgunluğunu üstümden atmış gibi hissediyordum. 
Ocakta demlenen çay da keyfimin kahyası oldu vallahi. Hadi Özlem, dedi bana. Fırsat varken otur masaya biraz daha yaz, dedi. 

Remzi Kitabevi'nde kasa önünde satılan bu çikolata ve gofretlere bayıldım. Tatları da nefis!
Akşama doğru bizimkiler akşam üstü uykularını almışken ben de kitabımı elime aldım. Kuzey'in bebekliğinde bile uyuduğu görülmemiştir. Uyumasını kitabımı okumak için bana sunulmuş bir fırsat olarak gördüm. Sessizlik içinde John Berger okudum ve sonunda kitapla aramda bir bağ kurabildim. Kitabın konusuyla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Sadece şunu söylemek isterim ki kitabın son sayfasında kitabın gelirinin yazar tarafından bir yardım kuruluşuna bırakıldığını öğrendim. Ne kadar iyi hissettiğimi kelimelerle ifade edemem. Bu aralar böyle şeyleri duymaya çok ihtiyacım var. İnsan olduğumuzu ve bir kalp taşıdığımızı hatırlamak istiyorum.
Hepimiz yaşadığımız dünya için bir şeyler yapabiliriz. Büyük ya da küçük! Yeter ki isteyelim.