Kendini Nasıl Hissediyorsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kendini Nasıl Hissediyorsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2019 Cumartesi

28 Gün Meydan Okuması #Gün 14

#Gün 14- Nasıl hissediyorsun kendini?


Köşeli harfler gibi ruhum. Çıkıntılar yapıyorum dışa doğru. Bir arada durmaya çalışırken dışa doğru dallanıyor, huysuzlanıyorum. El ayak çekildi evden. Herkesin bir işi varmış. Dış kapının sert sesi kulağıma gelince içim boşaldı birden. Derin bir sessizlik oradan mutfağa, oturduğum yere uzandı. Evin bildik melodisi çalmakta yine, ocakta demlenen çayın sesi. Bana en çok huzur veren ses. Gitmem gerek benimde. Yapacak çok işim var. Tam gitmeye hazırlandığım o anda kaldım yerimde. Ortada duran kahvaltı masası, bardağımda yarım içilmeyi bekleyen çay, tek başıma olmak iyi geldi. Kuzey’in kitabı masada. Unutmuş. Akşam kızacak bana. “Olmuyor anne böyle! Görevlerini aksatıyorsun.” diyecek.
Şakayla söyleyecek bunu. Kızdırmamaya çalışacak beni çünkü aslında biliyor ki onun çantasını toplamak benim görevim değil. O yüzden arada koymayı atladığım birkaç kitabı affedecek, susacak. Ben her zamanki gibi bana kalmayan vakit için söylenip dursam da evin her bir bireyin önceliği benden önce gelecek. Bunu artık kalben kabullendiğimden kendimi böyle sevmeye çalışacağım. Çok bunaldığım zamanlarda, “Kaç yıl daha bu evdeki Kuzey?” diyecek devam edeceğim yola. Zaman zaman Selçuk’un hayatımda olmama ihtimalini aklıma getirip yorulduğum yerde yine huzurun tatlı köşelerinden birine sığınacağım.

8. Hayat’ı okuyorum şu günlerde. İçinde anlatılan hayatlar gibi hemen bitmeyecek bir kitap. Kitabın uzunluğu bir yana öyle küçük puntolarla yazılmış ki okurken de yanında taşırken de yoruyor insanı. Hikâye böyle güzel olmasa, insanı böyle sarmasa bir kenarda bırakılabilir belki. Olmuyor. Sürükleniyor insan. İnsanlık acıları tüm insanları bir yerde birbirine kavuşturuyor. Günlük sıkıntıların aslında pek de bir şey olmadığını düşünüyorsun kısacık bir anlığına. Sonra yapmak istediklerin, yapamadıkların, canının çektiği ama muktedir olmadığın onca şey geliyor aklına. Huysuz bir ihtiyar olmadan önce huysuz bir ihtiyar gibi davranmaya başlıyorsun. Keşke’leri bıraksan da bir yere, başka bir kelime  çıkıyor içinden. Daha önce hiç tatmadığın bir kelime. İsmini bilmiyorsun o kelimenin. Sızısını duyuyorsun sadece. Hayatın bir şeylere sığınarak geçiyor.

Ketil Bjornstad çalıyor şimdi. The Grave. Hayat bir şaka olmalı.
Başka bir şey olamaz zira.

-->
14 Şubat Perşembe