Leylak Dalı'nın Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leylak Dalı'nın Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2017 Pazar

Mutfağın Hatıra Defteri

Çocukluğumun mutfağa dair en tuhaf hatırası babaanneme ait. Babamla babaannemin yanına, köye gittiğimiz ilk yalnız seyahatimizdi. Köyün toprak yolundan yürüye yürüye girip de babaannemin bahçesine yaklaşınca babam yorgunluktan bitap bana dönüp şöyle demişti: "Bak babaannen, Karşıdaki yamaçta!"
"Babaanne, babaanne!" diye sesimin çıkabildiği kadarıyla bağırmıştım. Yuvarlana yuvarlana inmişti babaannem bulunduğu yerden. Onca yorgunluğu üstünde taşıyan, yolda ağlayıp zırlayan ben değilmişim gibi ben koşmaya başlamıştım. Yolun sonunda birbirimize ulaştığımız yerde sarılmıştık.  Babaannem ağlamıştı elbette. Biraz saman, biraz güneş, biraz da rüzgâr konmuştu terinin kokusuna.
O yaz, hatırladığım ilk köy yazımdı. Babaannem, dedem, babam ve ben.
Akşamları tek ineğin peşine düşer, Sarıkız'ı babaannemin sevdiği gibi severdim. Babaannem otu ineğin önüne koyduğu gibi ineği sağmaya başlardı. Minik ellerimle ben de denerdim ama asıldığım memelerden bir türlü süt gelmezdi. Mutfaktaki taş ocağın içine kondurduğu isli bir tencerede kaynardı süt. İçine birkaç kaşık da şeker atardı babaannem. Babaannem usulü süt kaynatmanın böyle olduğunu düşünürdüm hep. Yıllar sonra o sütün benim için kaynatıldığını idrak edebildim. Ama beni asıl büyüleyen tavukların altından alınan sıcacık yumurtaların sırf bu iş için kullanılan demir bir faraşın (evet, evet bildiğiniz yerdeki tozları toplamak için kullandığımız faraştan bahsediyorum) üstüne kırılarak pişirilmesiydi ki bir daha asla o lezzette yumurta yemedim.

Anneannemle ilgili mutfak anılarımsa sadece anlatılanlardan ibaret. Anneannem babaannemden daha uzun yaşamasına rağmen hiçbir zaman yemek yapacak durumda olmadı. Onun yaptığı likörleri, dondurmaları etraftaki komşu teyzeler anlatırdı. Ben de anlatılanları anneannemin damarlı ellerine yakıştırmaya çalışırdım. O benim için hep kahvesinin yanına yaktığı sigarasıyla var olan  bir kadın. Benim çocukluğum onun aklının benim yaşıma döndüğü bir yaşa denk geldiği için çok kurabiye kavgası yapmışlığımız var.  Çocukluktan çıkıp da dile gelen her şey çok güzel.

 

Mutfağın Hatıra Defteri, böyle bir kitap. Sevgili Nurşen Abla'nın kaleminden çıktığını hepimiz biliyoruz değil mi? Bir çocuğun gözünden dile gelmiş, çocuk kalbiyle yaşayan nice hatıra... Yazıların hepsinde hem yoğun bir Ankara havası hem de bu kitapla birlikte sonsuza dek mühürlenmiş bir vefa duygusu var. Nurşen Abla'nın çocukluğu kadar geriye gidemesem de kitabın arkasındaki cümle unuttuğum bir hissi uyandırıyor bende de. Tıpkı ifade edilen gibi benim çocukluğumda da "dar ve sabit gelirli" ama "kimsenin yoksul olmadığı" bir dünya vardı bir zamanlar. Mutfakta hayat bulan hikâyeler, tadına doyulmaz sohbetler, kuzine sobanın üstünde pişen yemekler... Müyesser Teyze'nin ekşi mayalı ekmeğiyle ekmek yapmaya başladığım ilk zamanlardaki ekşi ekmeklere, oradan da babamla annemin birlikte kotardıkları karnıyarık turşusu ve bilumum turşuların kokusuna karıştım. Başka birinin anılarında kendi anılarını bulmak, kavuştuğun anıların büyüsüyle gülümserken kayıpların burnunun direğini sızlatması ne tuhaf.

Yemekler kadar anılar da çok lezzetli Mutfağın Hatıra Defteri'nde. Çok sevdiğim, hayatıma şans eseri girmiş Nurşen Abla'nın kitabı için söyleyeceğim sözcükler, kuracağım cümleler hep eksik kalacak biliyorum; zira insan çok sevdiği birine olan hislerini sözcüklerle anlatamıyor. Yemekle aramdaki ilişkiden olsa gerek, kitabın başındaki bir cümle gülümsetiyor beni: "Mutfak mabedim olmadı, anı defterim oldu."
Sanırım ben de böyleyim. Yapılan yemekten çok yemeğe karışan sohbetleri, telaşları, masada atılan kahkahaları seviyorum. Afiyet olsunlar'la, eline sağlık'lar aile sıcaklığını getiriyor aklıma. Her ne kadar Mutfağın Hatıra Defteri küçük bir kızın çocukluk anılarından oluşuyor olsa da içinde bir sürü de yol hikâyesi var. Dedenin bahçesine, halanın evine, doğum günlerine, sünnetlere uzanan tüm hikâyeler insanın yüzünü güldürüyor. Yüzümde kocaman bir tebessümle kuzenin alnına uçarak konan takunyayı  okuyorum. Kendi kuzenlerim, dede evindeki buluşmalarımız, kavgalarımız ve oyunlarımız geliyor aklıma.

Tıpkı küçük kızın arada bir yolunun düştüğü dedenin bahçesinin bir hayal olması gibi kendi çocukluğumun da hayallerin arasına karışması yitip giden zamanı ve nice sevdiklerimi anımsatsa da bana, çocukluğun ne güzel bir yer olduğunu düşünüyorum.
Bir de ne kadar lezzetli.

Canım Nurşen Ablacım, Leylak Dalım, ne güzel bir kitap yazmışsın. İyi ki yazmışsın. Seni de içindeki küçük kızı da öperim. Bilesin💝