Listeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Listeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2017 Çarşamba

Liste 16- Temel Gereksinimlerinizin Listesini Yapın

52 Liste Projesi

Liste 16- Temel Gereksinimlerinizin Listesini Yapın.

Bugünlerde benim kafam da ülke gündemi gibi karışık. Biraz daha huzurlu bir ülkede yaşayıp sadece temel gereksinimlerimi düşünerek, üstüme düşen görevleri yaptıktan sonra keyfime bakmayı çok isterdim. Olmuyor elbette. Birazcık huzuru bizlere çok görüyorlar. Ne kadar pozitif olmaya çalışırsak çalışalım, enerjimizi emip bitiriyorlar. Uzun lafın kısası bu coğrafyada yaşamanın belli bedelleri var. 
İnsanı öldürmeyen şey güçlendirirmiş diyerek kendime bir gaz verip şimdi yazıya doğru ilerliyorum. 

Temel gereksinimlerime gelecek olursak: Sahi ne cevap vereyim ben bu soruya şimdi?

Çay tabii ki abicim!

Çay, her derde deva ❤

Şimdi bu sonuca varmak için nereden yola çıktım ben? Elbette ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey sorusundan. Anladınız! Yanıma çay alırım. Çay içmeden duramam ben. Gözümü açar açmaz aklıma ince belli bir çay bardağından çay içmek gelir. Annemi düşünürken mutfakta evyenin başında bir sağa bir sola hareket eden bedenini ve ocağın üstünde kaynayan çaydanlık gelir gözümün önüne. Sohbetin baş kahramanı çaydır bizim evde; ailenin bir üyesi gibidir. Sevdiğim kimi düşünsem anılarımın bir köşesinden çay buğusu yükselir. O yüzden eve girer girmez yaptığım ilk şey demliği ocağı koyar, çayımı demlerim. Bu mucizeyi bitki kesinlikle her derde devadır. Mutluluk, huzur ve yuva demektir çay. 
O yüzden çay benim için temel gereksinimlerden biridir. Geçen sene gittiğimiz Amerika seyahatinde yanıma bir demlik aldığım da doğrudur. Gelirken de kiraladığımız evin mutfağında bıraktım ki evin sahibi İsveçli şöyle adam gibi bir çay içsin.😀

Kitaplarım, hayallerim ve ben...


Çantamda kitap yoksa huzursuzlanıyorum.Ya gün içinde bir fırsat olur da kitap okuma şansım olursa? Ya o an benim yanımda kitap yoksa?  Düşünsenize bir bankaya gitmişim ve önümde bekleyen otuz kişi var ve benim çantamda bir kitap yok. O düşük ihtimale karşı yanımda kitap, defter ve kalem taşıyorum. Hayır! Islak mendil taşımıyorum ve umrumda bile değil. Yanında devamlı ıslak mendil taşıyan kadınlardan olmaya çalıştım ama Kuzey bezden çıktığından beri bunu başaramadım. 
Durum şu ki gereksiz muhabbetlerin ve gereksiz insanların yanında olmaktansa kitapların dünyasında olmak beni daha mutlu ediyor. Okumak, defterime notlar almak, yazı aracılığıyla kendimle sohbet etmek iyi geliyor bana. İyileştiriyor, şifa veriyor. 

Kendimle baş başa kalmak...


Kendime ayıracak vaktim olmazsa ve düşüncelerimle baş başa kalmazsam mutsuz oluyorum. Kafam karışıyor, düşüncelerimi toparlayamıyorum ve iç huzurumu kaybediyorum. Evet, evet! Yürümek iyi geliyor mesela. Kimi zaman kulağımda kulaklığımla, kimi zaman da adımlarımın yerde oluşturduğu sesi dinleyerek yürüyorum. Kafamdaki tüm karışıklık bulutu dağılıyor, düşüncelerimin netleşiyor. Bitkilere dokunuyorum. Bazen bir lavantaya, bazen bir çay ağacının dikenli dallarına. Sonra elimi burnuma götürüyor, bitkilerin parmaklarımda bıraktığı izleri kokluyorum. Okuduğum kitapları düşünüyorum. Kitap kahramanlarını, kitap boyunca yaptıklarını aklımdan bir bir geçiriyor; kimi zaman olayların gidişinden memnun oluyor, kimi zaman da yeni sonlar yazmak istiyorum bu kahramanlara. Bazı insanlar kalabalıklardan hoşlanır ve yalnız kalmaz. Benim içinse yalnız kalmak temel bir gereksinim. Geçen gün Kuzey de yanıma yaklaşıp şöyle dedi: Anne ben arkadaşlarımla olmaktan mutlu olduğum kadar yalnız olmaktan da çok mutlu oluyorum. Kendi kendime oyun oynamaktan çok keyif alıyorum. Belki tek çocuk olduğum içindir bu. Sadece bu normal mi diye merak ediyorum.

"Normal Kuzey'cim!" dedim. "İnsanın yalnız kalmaya da ihtiyacı var."

Seyahat etmek...


Umarım aynı şeyleri tekrar etmemden sıkılmıyorsunuzdur. Hep aynı şeyleri yazıyor gibiyim. Fakat bu listeleri yaparken şunu fark ettim ki ben gerçekten yaşamak istediğim hayatı yaşıyorum. Yani şükür ki o hayatı inşa edebilmişim kendi kendime. Benim bu yalnız kalma hallerimden kimse şikayetçi değil evde. Kuzey çok küçükken bile bu istediğimi (O zamanlar bunu ifade ettiğim için kötü bir anne olduğumu düşünüyordum.) dile getirirdim. Mesela anneme ya da Selçuk'un annesine Kuzey'i teslim eder ve çay içmek için dışarı çıkacağımı söylerdim. Kuzey biraz büyüdükçe ona da söylemeye başladım. "Şimdi ben biraz yalnız kalmak istiyorum Kuzey'cim." derdim. Kitabımı alıp bir köşede kendime tanıdığım zamanı yaşarken, o da kendi dünyasında bir oyuna dalardı. Bunun adı bencillik mi bilmiyorum ama yalnız kalma anlarını yaşayamadığımda üstümde bir baskı oluşur ve patlardım. 

Gelelim seyahat meselesine. Evimi ve kurulu düzenimi ne kadar çok sevsem de hareket halinde olmayı ve seyahat etmeyi de çok seviyorum. Annem zaman zaman "Kurtlandın sen yine!" diye takılıyor bana. Haklı da! Kurtlanıyorum. Yola çıkmak, başka bir şehre gitmek istiyorum. Yaşamımın anlamı buymuş gibi geliyor. Neden çalışıyoruz ki diye soruyorum kendime. Kuzey iyi bir okulda okusun ve biz de seyahat edebilelim yeter. 

26 Aralık 2015 Cumartesi

Yazı Evi: Duygu'yla yazıya giriş

     Cuma sabahları can arkadaşımın eğitmenlik yaptığı bir yazı atölyesine katılıyorum. Ruhuma şifa gibi geliyor. Dört haftalık ilk kuru geçen hafta bitirdik. Bu bir aylık süreç bana yazıya giriş atölyesinden çok kendini tanıma atölyesi gibi geldi. Yazarken oyun oynar gibi kendini keşfetmek, ruhunun dönüp dolaşıp soluklandığı köşeleri bulmak, her seferinde aynı yerde durduğunu görüp şaşırmak... Hissettiklerim bunlardı. Kahve falı baktırmak gibi heyecan verici ama bir o kadar gerçekti. Ödev olarak bana verilen her bir yazının beni bir yazar ve okur olarak nasıl da ifade ettiğini anlayınca çok şaşırdım.


     Altı dakikalık yazı çalışmalarım beni başka bir yere taşıdı. Meğer kısacık zaman dilimlerinin bana anlatmaya çalıştığı bir şeyler  varmış da ben hiç farkına varmamışım. Kendimi aydınlanmış ver ferahlamış gibi hissediyorum. Bu aralar yazmaya dair içimde tutamadığım bir heyecan var. Bu durum aynı zamanda bir huzursuzluğa da sebep oluyor. Çoğu zaman ne yazacağımı bilmeden bilgisayarın başına oturuyorum. Kimi zaman yazdıklarımdan memnun kalkıyorum masanın başından, kimi zaman da içimden aktaramadığım kelimelerin ağırlığı ve sıkıntısıyla. 

     Dört haftalık süreçte verilen tüm ödevleri severek yaptım. Çok beğendiğim bir hikâye yazdım. Acıyla döküleceğini düşündüğüm kelimelerin hayatın komik anlarıyla ve doğal akışıyla çıktıklarını görünce şaşırdım açıkçası. Demek kısmette bu da varmış. :)

     En çok listeler yaptığımın çalışmayı sevdim. Sevdiğim şeylerin yanında beni yoklayan düşünceleri 30 madde olarak sıraladım. Kelimelerden ziyade cümlelere yakın düşüncelerdi bunlar. Sonra oturup her biriyle ilgili altı dakikalık yazılar yazdım. Hâlâ yazılmayı bekleyen altı dakikalarım var ama listemi tamamlamış olmak bana huzur veriyor. 

Gelelim listeme.
  • yola çıkmaya her daim hazır olmak
  • iyi anne olamama kaygısı
  • mezarlıklarda gizli hikâyeler
  • dünyanın tüm kitapçılarına gitme isteği
  • tren yolculukları
  • tren istasyonlarının kalabalığı içine dahil olmak
  • fantastik dünyalarla ilgili kitaplar
  • Paris! Her şeyiyle neden bu kadar içimde?
  • Çayın mutlulukla ilgisi
  • Neden göçebe olmak ve bir yere kök salmamak istiyorum?
  • Ah babam!
  • ''Küllerimden her seferinde doğarım ben.'' düşüncesi.
  • Yalnız kalmaya duyulan özlem
  • Aptallığa tahammülsüzlük
  • Fransız şansonlarının bana hissettirdikleri
  • Kitaplar: Kaçış mı varoluş mu?
  • Sonbahar, en sevdiğim mevsim.
  • Kahve kokusu ve yazmak
  • romantik komedi filmleri
  • hayatı ıskalama korkusu
  • ölümün bizden aldıkları
  • sohbet etmenin keyfi
  • edebi kahramanlar ölür mü?
  • yazarların Paris'i...
  • bir kitap yazma isteği
  • başaramama korkusu
  • zamansızlıktan yakınma
  • kışın bir türlü kurtulamadığım üşüme hissi
  • kelimelerin ihaneti
  • uykusuzluk