Loire Vadisi'nde hangi şatolar gezilmeli? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Loire Vadisi'nde hangi şatolar gezilmeli? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2017 Perşembe

Fransa: Loire Vadisi Şatoları 2

"Loire Vadisi biter, şatolar bitmez." mottosuyla ilerliyoruz. Sabahleyin erkenden kalkıp şato otelimizdeki kahvaltımıza indik. Şatonun sahibesi Anne İrlandalı. Belli ki yıllar önce buraya gelmiş, kendilerine orta ölçekli bir şato almış, şimdilerde de hem emekliliklerini yaşıyor, hem de geçimlerini sağlıyorlar. Şatoda bir kişi çalışıyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim Fransız hanım. Anne, çok sıcakkanlı, sizi rahat hissettirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Fakat Kuzey her ne kadar odaları çok beğendiyse de biz odaların standartından o kadar memnun kalmadık. Fiyat-hizmet-konfor ücretini karşılaştıracak olursak ödediğimiz paranın karşılığını alamadık. Üç kişilik bir oda için para ödeyip karşılığında Kuzey için ayrılmış açılıp kapanan bir kamp yatağı ile karşılaştık. Bu arada bu yataklardan hâlâ olduğunu bilmiyorum. Gerçekten şaşırdım. Üstüne üstlük Anne'in kocası da biraz sinirli. Eh, bu şatodan pek memnun kalmadık nihayetinde. Sabahleyin geniş bir masanın etrafında diğer konuklarla birlikte kahvaltımızı yaptık, seyahat anılarımızı paylaştık ve yola düştük. 

Saumur'dan gideceğimiz yer Amboise...

Chateau D'Amboise- Amboise Şatosu


Saumur'dan Amboise'a yolumuz 110 km. İyi yol değil mi? Ama yapacak bir şey yok. Şatolar için kendimize kalacak bir merkez belirleyip sonra oradan bazen ileriye bazen de geriye doğru yol alıyoruz. Şehre vardığımızda Amboise Şatosu'nun hemen karşısındaki Patisserie Bigot'da çay ve kahve içiyoruz, çilekli bir tart yiyoruz. Herkesin "mutlaka gidin!" dediği bu pastane ben de tam anlamıyla bir hayranlık uyandırmıyor. Yine de koştur koştur geçen şato turumuzda bir yerde sakince oturmak, telaşsızca etrafa bakınmak ve hayatı bir an olsun yavaşlatmak güzel geliyor. Sıralanmış kafe, bistro ve dükkanların karşısındaki taş rampadan tırmanarak Amboise Şatosu'nun girişine geliyoruz.


Bu rampadan zamanında atların geçtiğini ve şatonun içine girdiğini hayal ediyorum. Dışardan bu denli büyük olduğunu tahmin etmediğim şato içine girdikçe büyüyor. Şatonun tarihi çok eskilere dayanıyor. Yine okuduğum kitaptan öğrendiğime göre kral 11. Louis burada derebeyleri ile toplanmış ve bu beyliklerin krallığa bağlanması için Saint Michel antlaşması imzalanmış. 
Gelelim içinde evlilik barındıran bir diğer hikayeye. 



8. Charles bu şatoda doğmuş. Tahta geçtikten sonra da burayı kraliyet ikametgahı olarak kullanmaya başlamış. Bu sırada Bröton Düklüğünü elinde bulunduran Anne de Bretagne'da elindeki düklüğü korumak için Avusturya arşidükü ile evlenme hazırlığındaymış. Hatta vekalet yoluyla kağıt üzerinde evlenmiş de. Tam her şey kontrol altında diye düşünürken kral, eski bir antlaşmaya göre Anne de Bretagne'a kendisinin onayı olmadan birisi ile evlenemeyeceğini bildirmiş. Eh, olanları tahmin etmek için Fransız olmak gerekmiyor sanırım. Kağıt üzerinde iptal edilen evlilikten sonra Anne de Bretagne 8. Charles ile evlenmiş ve Fransa kraliçesi olmuş. Düklükten kraliçeliğe giden yolun kolay olduğunu kim söyledi ki zaten?




Öyle oldu böyle oldu derken evliliklerinin üzerinden tam yedi yıl geçmiş ve bir gün kral ve kraliçe şatodaki geçitlerden birinden geçip top oynayanları izlemeye giderken 8. François kafasını bir kirişe çarpmış ve birkaç saat sonra ölmüş. Kralın hayatta kalan bir çocuğu yokmuş. Bu yüzden taht Orleans Dükü Louis d'Orleans'a geçmiş. Başka bir fırsattan yararlanan dük Anne ile evlenmiş ve 12. Louis olarak tahta geçmiş. 




Zaman içinde şato da tıpkı krallar ve kraliçeler gibi bir sürü badire atlatmış. Fransa tarihine çok da aşina olmayan bizler için özetlemem gerekirse bir kral gitmiş, başka biri gelmiş ama şato zaman içinde yıkılan, kullanılamayan, tahrip olan birçok yerine rağmen yenilenerek ayakta kalmış.
Şatonun bahçesinde bir de Leonardo da Vinci'nin büstü var.


Amboise Şatosu ile anlatacaklarımın sonuna gelmişken, şatoyla ilgili en önemli detaylardan birine de unutmadan ekleyeyim. Şatonun bahçe girişinde karşısınıza çıkan şapelde Leonardo da Vinci'nin mezarı bulunuyor.



Bu şatoda ne ödedik diye merak ediyorsanız: Yetişkinler ........ 11.50 €
                                                                              Çocuk        ........   7.70 €

Sanırım bu yazı biraz uzun olacak zira gün de uzun ve biz gezmeye devam ediyoruz. 

Chateau du Clos Luce- Clos Luce Şatosu- Leonardo da Vinci Şatosu

Leonardo da Vinci'nin hayatının son yıllarını geçirdiği şatoya Amboise Şatosu'ndan birkaç dakikalık bir yürüyüşle ulaşmak mümkün.


Bu şato, gezme planları yaparken listemizdeki en çok merak ettiğimiz şatolardan biriydi. Kuzey'in ilgisini yüksek tutmak seyahatin dikkat edilmesi gereken önemli kısımlarından biri. Seyahatin Normandiya ayağında denizden çıkan tüm kabuklularla bu işi hallettik, burada da Leonardo da Vinci'nin öldüğü şato, mezarı, Tenten'in Şatosu diye diye yolları arşınladık. Uyumlu bir çocuk olsa da güneşin altında o şato senin, bu şato benim gezmek pek de kolay değil. İtiraf ediyorum ki Şatolar Bölgesi'ni gezmeye başladığımız ikinci günün sonunda ben bile sıkıldım.


Clos Luce Şatosu'nun içinde birçok çocuk grubu vardı. Özellikle bahçede, Leonardo da Vinci'nin icatlarının sergilendiği alanda zaman çok çabuk aktı. Şato ise, insanı büyüklüğüyle küçük hissettiren bir şatonun tersine daha çok büyük bir evi anımsatıyordu.






İçindeki eşyalar, Leonardo'nun çizimlerini yaptığı masa, yatak odası, özel eşyaları, mutfak derken sanki yaşamaya devam eden bir evin içindeymişiz gibi hissettik. Hatta ara bir bölmede Leonardo bir hologram olarak karşımızda duruyor ve konuşuyordu. Keşke Fransızca ne dediğini anlasaydık daha güzel olurdu ama yine de bu şatoda üstümüze yapışan büyük şato ruhundan sıyrılıp, odalardan odaya gezindik. En alt bölümde Leonardo'nun çizimlerinin maketleri duruyordu. Bu şatodan güçlükle ayrıldığımızı söylersem ne kadar keyifle vakit geçirdiğimizi anlatmış olabilirim sanırım.



Şato, 11. Louis zamanında yapılmış. 1490 yılında 8. Charles burayı satın almış ve karısı Anne de Bretagne için bir şapel yaptırmış. Daha sonra krallığı zamanında I. François Leonardo da Vinci'yi çalışmalarına devam edebilmesi ve kalması için buraya davet etmiş. O tarihten sonra da Leonardo da Vinci ölene kadar burada kalmış. İlk kattaki yatak odası Leonardo'nun öldüğü oda.

Gelelim aynı bölge içindeki günün son şatosuna:
Ne bir şato daha mı?
Sanki bir yerden sonra hepsi birbirine benzemeye başlıyor.

Bu şatoda ne ödedik diye merak ediyorsanız: Yetişkinler ........ 15.50 €
                                                                              Çocuk        ........ 11.00 €

Chateau de Chenonceau- Kadınlar Şatosu

Öncelikle şatonun Loire Vadisi'nin kollarından biri olan "Le Cher" üstünde kurulduğunu söyleyeyim. Gerçekten büyük şato ve önünden akan suyun arkasında da çok heybetli ve güzel görünüyor. Şatoyu yine vakti zamanının Maliye Bakanı diye tanımlayabileceğimiz Thomas Briçonnet tamamlıyor. Karısı ile mutlu mesut bu şatoda yaşıyorlar ama ikisinin de ölümünden sonra şato oğullarına kalıyor. İşin bu kısmında Kral I.François olaya el atıyor ve bazı yolsuzlukları öne sürerek şatoyu zavallı oğlanın elinden alıyor. Şato, böylece kraliyet mülkü olarak kayıtlara geçiyor.

I.François bu arada Diane de Poitiers isminde güzelliği dillere destan soylu bir kadınla da ilişki halinde. Ta o zamanlardan bu zamana değişen bir şey yok. Biraz paran, biraz şanın, biraz da gücün varsa rahat durmuyorsun arkadaş. I. François öldükten sonra tahta oğlu II. Henry geçiyor. II.Henry, Catherine de Medicis ile evli ama bu durum babasının metresi güzeller güzeli Diane de Poitiers'a aşık olmasını engellemiyor. Yani Diane önce Kral I.François'nın metresi oluyor, daha sonra da oğlu II. Henry'nin. 😱 Diane, Henry'den tam  20 yaş küçük. Oğlan öyle büyük bir aşkla bağlı ki Diane'e, Chenonceau Şatosu'nu Diane'e hediye ediyor. Diane burada mutluluk içinde yaşar, egzotik meyve ve sebzeler yetiştirirken kral ölüyor. (Kralın bir oğlu var mı bu sırada bilmiyorum ama olsaydı Diane şatoda oturmaya devam ederdi sanıyorum.)

Bu saatten sonra Catherine de Medicis'in intikam zamanı başlıyor. Aslında şatoyu Diane'in elinden yasal olarak alma hakkı yok ama kim bir kraliçeye arkasına saklanacağı bir kral olmadan karşı koyabilir ki? Chenonceau Şatosu'nu elinden alıyor ve Diane'e Chaumont Şatosu'nu veriyor.

Gidenler, gelenler derken şato bir kadının elinden başka bir kadının elinde şekilleniyor. Üstüne başka katlar ekleniyor, bahçeler düzenleniyor. Kraliyet Şatosu olduğu için Fransa krallarının odalarının olduğu bu şato gördüğümüz diğer küçük şatolardan daha farklı. Büyüklüğü, balo salonu, odaların genişliği, koridorlar, kütüphane derken içeriyi gezmek bir hayli zaman alıyor.

Bu şatoda ne ödedik diye merak ediyorsanız: Yetişkinler ........ 13.00 €
                                                                              Çocuk        ........ 10.00 €

Bu şatoyu da gezip bitirdikten sonra akşam olduğu için seviniyoruz. Biraz dinlenmek, entrikalardan ve saray yaşamından uzak kalmak iyi gelecek bize. İnsan şatosu olmasa da kendi basit hayatını daha çok seviyor. Şimdi bir kahve içeceğiz ve ohhh...
Hayat bize güzel!😀

14 Nisan 2017 Cuma

Normandiya Kıyıları ve Loire Vadisi Hakkında Aklıma Takılan Sorular

Aklımda bir sürü soru ile birlikte yeni bir seyahate hazırlanıyoruz. Ne zamandır gidelim dediğimiz ama bir türlü uygun fırsatı yakalayamadığımız bir yere: Normandiya Kıyıları ve Loire Vadisi Şatoları. 

Bunca kez Paris'e gidip bir türlü şehrin dışına çıkamayınca bu seyahat ertelenip durdu. "Bu yaz ne yapalım sorusu?" gündeme gelince Normandiya kıyıları fikri kafamızda şekillendi: zira gitmeye niyet ettiğimiz yerlerin uçak fiyatlarına, konaklama seçeneklerine bakınca dudaklarımız uçukladı. Hâlâ İzlanda hayalimizi koruyoruz. Uygun fiyata aktarma yapabilceğimiz uçak bileti bulursak elbette bir gün oraya da gideceğiz. Ama o gün ne yazık ki bugün değil! Şimdilik Mutlu Eller'in İzlanda gezisinin fotoğraflarına bakıp iç geçirmekle meşgulüz.

Bir de İrlanda meselesi var tabii. Orası için de malumunuz ekstradan vizeye ihtiyacımız var. Gitmeyi bu kadar istememe rağmen vize kuyruklarında bekleyip, üstüne fazladan bir masraf kapısı daha açmak istemiyorum. Hâl böyle olunca, İrlanda da gidilmeyi bekleyenler listemizdeki yerini koruyor. Adını koyamadığımız, koymak da istemediğimiz içimizdeki sıkıntılı düşünceler (Ne olacak bu memleketin, pek tabii bizim halimiz sorusu) oturduğumuz yerde oturmamıza sebep oluyor.


Peki Normandiya taraflarına gideceğiz gitmesine de nasıl gideceğiz?

Aklımıza gelen ilk soru bu oldu. Paris'ten gitmenin en kolay yol olduğunu birkaç tur şirketinin programına bakınca derhal anlıyorsunuz. Elbette ilkbahar yaz dönemi Paris uçaklarının en pahalı olduğu dönem. Ne yazık ki Normandiya kıyılarına ulaşım için harita üzerinde bakınıp, başka seçenekler arasak da bulamadık. Önce Paris'e uçacağız. Oradan da Normandiya kıyılarına ulaşmak için ilk varış noktamıza doğru yola çıkacağız. Rouen gezimizin başlangıç yeri olacak.

Paris'ten Rouen'e nasıl ulaşırım?

Paris'ten Rouen'e ulaşmak için iki seçenek görünüyor. En azından bizim seçeneklerimiz arasında iki tanesi önce çıktı. Ben trenle gitmek istedim. Trenle gitmek isteyenler şu internet sitesine bakıp biletlerini alabilirler. Sabahın erken saatlerinden başlayarak akşama kadar çok sayıda tren seferi var. Biletler 10 Euro'dan başlıyormuş. Muhtemelen biletinizi önceden almak ucuz fiyattan bilet almanıza fayda sağlayacaktır. Havaalanından direkt olarak Rouen'e gitmek mümkün değil ne yazık ki. 

Rouen'e giden trenler nereden kalkıyor?

Rouen'e gidebilmek için metroyla önce St. Lazare Garı'na gitmek, oradan da Rouen'e kalkan trene binmek gerekiyor. Biz havaalanından araba kiralayarak Rouen'e gideceğiz. Üç kişiyiz. Önce Paris merkeze gitmek, bunun için bilet almak, üstüne üstlük bavullarla hareket etmek çok anlamlı gelmedi.
Hangi araç kiralama şirketini seçeceğimize daha karar vermedik. Bu kararı verdiğimizde, hatta aracı kiralayıp seyahatimizi gerçekleştirdikten sonra durumu buradan tekrar güncellerim.😀


Normandiya Kıyılarına gidip oradan da Loire Vadisi Şatolarını gezebilir miyim?

İnsan Normandiya Kıyılarına kadar gidince bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Bana kalsa çıktığım seyahatleri olabildiğince uzun tutar, hayatı kendi bildik ritmine bırakır, canımın istediği yerde keyfimin dilediği kadar kalır ve öyle dönerim eve. Ne yazık ki hayatımız böyle akmıyor. Tatilleri planlamak, nereye kaç gün lazım diye uzun uzun düşünmek gerekiyor. Evdeki en büyük tartışma konumuz oluyor. Bu seyahati planlarken de Selçuk'la en çok bu konuda tartıştık. Önümüzdeki haritaya bakıp bana soruyor: Normandiya'ya kaç gün ayıralım? Rouen'de mi kalalım? Orada bir gece mi kalalım yoksa iki gece mi? Peki bu süre yeter mi? 

Bu soruların hepsine, "Ne bileyim"? diye cevap veriyorum. Neden bana soruyorsun? Tamam bir plan yapmaya çalışıyoruz ama daha önce gitmediğim yerlerde ne kadar kalacağımıza nasıl karar vereyim? Yukarıda da açıkladığım gibi bana kalsa bu seyahate iki hafta ayırır, canımın istediği her kafede oturur, şarap tadımı yapabilceğim her kasabada durur, gözlerimi kamaştıran güneş ışığına karşı güneş gözlüklerimi tadar, defterimi çıkarır yazı yazarım. Ya da öylece bakarım hayatın önümden akışına. 
Ama bana kalmıyor, değil mi? Bu yazıyı yazmamın en önemli sebeplerinden biri bu sorular sanırım. Biraz internette gezindim, başkalarının yazdığı yazıları okudum, durak yerlerimiz arasındaki mesafeleri kontrol ettim ve tatil olarak ayırdığımız gün sayısını elimden geldiğinde ayarlamaya çalıştım. Bir de herkesin tatil ritmi değişebiliyor. Ayırdığımız zamanların yeterli olup olmadığını geldikten sonra tekrar değerlendireceğim. 

Gelelim yukarıdaki sorunun cevabına: Elbette Normandiya Kıyıları Seyahati ile Loire Vadisi Şatoları gezisini birleştirebilirsiniz. Biz bu seyahate yedi gün ayırdık. Bunun 3 gününü Normandiya Kıyıları'nda, 4 günün Şatolar Bölgesi'nde geçireceğiz.

Normandiya Kıyılarını gezmek için nerede konaklayalım?

Biz ilk gün Paris Orly Havaalanı'ndan araba kiralayacağız ve oradan direkt olarak Rouen'e geçeceğiz. Araba seçerken muhtemelen azıcık konforlu bir araba seçmeye ama seçtiğimiz arabanın küçük olmasına dikkat edeceğiz. Yıllar önce yaptığımız Provence seyahatinde küçük arabanın sokak aralarında ne kadar konforlu olduğunu deneyimlemiştik. Araba seçerken mutlaka dikkat edeceğimiz husussa navigasyon aletinin olması. İlk gecemizde Rouen'de konaklayacağız. Şehre varacağımız ilk akşam üstünün Rouen'i tanımamız için yeterli olacağını umuyorum. Rouen büyük bir yerleşim. Biz Eski Şehir denilen bölgeyi tanımayı hedefliyoruz. 
Rouen, Jean D'arc'ın şehir meydanında yakılarak öldürüldüğü şehir.

Normandiya Kıyıları'nda nereleri gezebiliriz?

Gezmek isteyen insan için gezilecek yerler bitmez elbette. Biz Rouen'de akşam konaklayıp, sabah bavullarımızı arabaya atıp yola düşeceğiz. Benim illa ki görmek istediğim bir yer var: Etretat. O yüzden sabah kahvaltımızı eder etmez ilk iş Etretat'a gideceğiz. Saint- Malo'da iki gece konaklayarak bu bölgeyi gezmeyi hedefliyoruz. Etretat'tan sonra sırasıyla Le Havre, Honfleur, Trouville, Deauville gezeceğimiz yerler. Süre kısıtlı olduğu için bazı yerleri es geçiyoruz. Normandiya Çıkartması'nın yapıldığı kıyıları gezip, manzaranın, güzel yemeklerin, hayatın, lezzetli dondurmalarının tadını çıkarmak öncelikli amacımız. Bu yüzden Çıkartma ile ilgili müzeleri gezmek plan dahilinde değil. Tabii konuya ilgi duyanlar bu seçenekleri de düşünmeli.
Bir gece Rouen'de iki gece de Saint Malo'da konaklayarak Normandiya Kıyıları'nı gezmeyi hedefliyoruz. Bakalım nasıl olacak? Listeden çıkardığımız müze gezmeleri olmadan bile ayırdığımız zaman yetecek mi? 

Normandiya Kıyılarından Şatolar Bölgesine...

Şatolar Bölgesi deyip geçmeyin. İşler burada çok karışıyor çünkü irili ufaklı sayamayacağım kadar çok şato var bu bölgede. Konaklama için merkez alınacak yer ve gezilecek şatolar en önemli sorun. Bu şatoların hepsini tek tek gezeyim desen hem zaman yetmez, hem de para. Üstelik durum da çok sıkıcı bir hal almaya başlar. 

Loire Vadisi'nde hangi şatoları gezmeliyim?

Pek tabii gezeceğimiz şatolara karar vermek bana düştü. Ben yol rotamızdan saparak Nantes'a gitmek istediğimi söyledim bizimkilere. Nantes'da ne var dediler? Yolumuzdan bu kadar sapmamıza gerek var mı? Hâlâ kesinleştirmiş olmamamıza rağmen Jules Verne'in doğduğu ve penceresinden Loire Nehri'ne baktığı bu liman şehrine gitmek ve Jules Verne Müzesi'ni gezmek istiyorum.  Onun dışında da hepimizin ilgi alanları doğrultusunda hazırladığım şato listemiz şöyle.

Şatolar Vadisinde İlk Gün :

Loire Vadisi'ndeki ilk günümüzde Chateau de Villandry, Chateau D'Usse ve Azay-le-Rideau şatolarını gezmeye karar verdik. Villandry Şatosu aynı zamanda labirent şeklindeki bahçesiyle de ünlü. Bu şatoların üçü de birbirine çok yakın.

Şatolar Vadisinde 2. Gün : 

Amboise: Amboise Kasabası içinde bulunan Amboise Şatosu ile ünlü olsa da gidenlerin güzelliği ve sevimliliği ile dilinden düşüremediği bir yer. Bu yüzden geri dönüş yolumuzdaki en yakın güzergah olarak ikinci gün buraya uğruyor ve meşhur pastanesi Patisserie Bigot'da ya kahvaltı ederek ya da kahve içerek günümüze başlıyoruz. Patisserie Bigot'nun Loire Vadisi'nin en güzel pastanesi olduğu söyleniyor. 

Amboise Şatosu: Keyif molamızın ardından Amboise Şatosunu gezmeye niyetliyiz.
Clos Luce Şatosu: Amboise'ın içinden 400-500 metrelik bir yürüyüşle ulaşılabilcek bir şato Clos Luce Şatosu. Bizim bu şatoyu görmek istememizin sebeplerinin başında Leonardo da Vinci'nin yaşamının son günlerini bu şatoda geçirmiş olması. İnternette bir araştırma yaparsanız da bu şatonun Leonardo da Vinci'nin adıyla özdeşleştiğini görürsünüz.
Chenonceau Şatosu: Kadınlar Şatosu
Chateau de Chaumont

Yorucu bir gün olacağa benziyor değil mi? Yaşayarak buraya yazdığım rotanın gerçekçi olup olmadığını göreceğiz. Yazdıklarımda bir sıkıntı olursa burada güncelleme yapacağım.

Şatolar Vadisinde 3. Gün :

Geriye gidilecek iki şato bıraktım. 
Biri Loire Vadisi'nin en görkemli, en ihtişamlı şatosu diye adlandırılan Chambord Şatosu diğeri ise Cheverny Şatosu. Sanırım Kuzey için en lezzetli şatoyu en sona bıraktık çünkü bu şato Tenten'in Şatosu olarak biliyor.

Loire Vadisi'nde görülecek başka ne var?

Seyahatin son ayağında Paris'e ve dönüş yoluna iyice yaklaşmışken Chartres Katedrali'ni görmek istiyorum. Tabii seyahatin yönünü yolculuk esnasındaki durumumuz belirleyecek. Kabaca çizdiğim rota muhtemelen sevdiğimiz bir yerde daha fazla kalmak istememizle, öngöremediğimiz durumlarla değişebilir. Gitmemize daha uzun bir vakit olduğunu düşünürken, birden yola çıktığımıza tanık olacak ve zamanın nasıl böyle hızla ilerlediğine inanamayacağım. Biliyorum.😊 
Elbette seyahati merakla ve heyecanla bekliyorum. 

Bu arada bu yolculuk benim için Paris'e bu kadar yakın olup da şehri görmeden ayrılacağım ilk seyahatim olacak. Bu bilgi de notlarımın arasında bir yerlerde dursun değil mi?