Normandiya Kıyıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Normandiya Kıyıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kahvenizi nasıl alırsınız?

İçinde olduğum ruh halinden çıkmak istedim. Bir türlü olduğum anın içinde kalamıyordum zira. Normandiya seyahatinin içinden oturup düşünemeden, serinliğin keyfine varamadan hızla geçip Loire Vadisi Şatoları'nın olduğu sıcak bir mevsime dalmıştık. Havanın o serinleten, insanın içine nane ferahlığı veren hali gitmiş, denizin kokusunun yerini yıllanmış ağaçların çevrelediği, güneşin hiç acımadan yaktığı bir zaman dilimi almıştı. Tahmin edeceğiniz gibi havaalanından kiraladığımız ucuz bütçeli bir arabayla durmadan yol alıyorduk. Çok ağır olmasınlar diye az yüklemeye dikkat ettiğimiz bavullarımız bir inip bir biniyordu arabanın bagajına. Durmaya vaktimiz olsaydı seyahat hakkında düşünmeye de vaktimiz olurdu ama tatil dediğin böyle bir zaman dilimi işte. Sırtına bir çanta atıp yollarda uzunca bir süre kalmaya karar vermemişsen hemencecik bitiveriyor.


Normandiya'nın ve bitip tükenmeyen Fransız Şatoları'nın hemen ardından eve geldik. Kuzey, "Ohh canım evim, sonunda kavuştum sana." diyerek duygularını en samimi şekilde dile getirdi. Dolapta dilediği kadar içebileceği buzlu çay, ayaklarını uzatabileceği geniş bir kanepe, sınırsız internet ve muhabbetlerinin hiç kesintiye uğramadan devam edebildiği arkadaşı Can vardı. Zira Can bizi bu tatile uğurlarken Kuzey'i askere gönderiyormuşçasına mutsuz olmuştu.
Benim birkaç günlük tatilim daha vardı ama bu sene peş peşe başka tatil yapmama kararı almıştık. Selçuk işe gitti, ben de evde kafamı dağıtacak kitaplar okudum. "Evde kalsam şöyle yaparım." dediğim hiçbir şeyi yapmadım. Evde olmaktan büyülenmiştim işin aslı. Hiç tatmadığım bir özgürlük hali gelmişti üzerime. Tatilimin son dört gününde de Yazı Kampı için Datça'ya gittim. Yazdığımız, okuduğumuz ve konuştuğumuz uzun saatlerden arta kalan vakitlerde de denize girdik. Birkaç saat hepi topu ama bana çok iyi geldi. Denizi nasıl özlediğimi, içinde olmanın nasıl hafifletici bir his olduğunu anımsadım.


Nihayetinde evdeyim yine. Hâlâ Normandiya- Loire Vadisi yazılarını yazmadım. Hatırladıklarım ben fark etmesem de yavaş yavaş hafifliyor usumda. Hayatın alışık olduğumuz düzenine döndüğü şu günlerde kafamı toplamaya çalışıyorum. Sık sık işimi ne çok sevdiğimi anımsatıyorum kendime. Sessiz, sakin, kendimle geçen günlerden sonra canımı sıkan insanların beni üzmelerini engelleyemesem de hemen toplamaya çalışıyorum kendimi. Ne ben değişeceğim başıma gelen olaylar karşısında, ne de insanlar daha farklı olmaya çalışacaklar. Mesela bugün çok şey düşünmeden yazabileceğim bu yazının rahatlığına, düşünmeden akıp gitmesinin doğal akışına bıraktım kendimi. Kimselerin pek sevmediği ama benim çok sevdiğim Norah Jones çalıyor arka fonda. Sanki sadece kendi için söylüyormuş gibi gelen sesini seviyorum. Sakin, telaşsız, birazcık da yorgun. İnsanın tüm derin hallerini Norah'nın sesi taşıyormuş gibi tuhaf bir hissiyat oluşuveriyor her seferinde üstümde. 
Canımın sıkkın olduğu kimi anlarda da Nina Simone'a sığınıyorum çünkü onun başına buyruk sesi bana hayatta başımıza ne gelirse gelsin her şeyin üstesinden gelebileceğimizi anımsatıyor.

Son seyahatin izleği olacaktı bu yazı; öyle olmadı. İçimden öyle gelmedi. Normandiya'nın deniz kokan havası, elimdeki tatlıya saldırıp parmağımı yaralayan martı, taş meydanlar, yüksek kaleler, iyot tadını taşıyan istiridyeler geride kaldı. Loire Vadisi'nden taşıdığımız güneşin anısı bile hafifledi. İstanbul'da ağaçların dallarını bir yandan diğer yana savurun bir rüzgar var bugün. Hava sanki yağacak gibi.

Hâl böyleyken söyleyin bana: Kahvenizi nasıl alırsınız?

2 Temmuz 2017 Pazar

Normandiya Rotası

Bayramla birleşen bir haftalık tatilimi neredeyse bitirmişsem ve kitap okumaktan başka bir şey yapmamışsam bloga en azından Normandiya Kıyıları ve Şatolar yazısını yazmam gerektiğini düşünüyorum. Evde tatil yaptığım bu süre içerisinde ev işlerinin hiçbirine elimi sürmeyerek müthiş bir başarı da sağlamış oldum. Bunun için elbette kendime göre bir sürü sebebim vardı: Yapacaktım da ne olacaktı, zaten böyle evimde oturup da kaç gün keyif yapıyordum, nasıl olsa yapardım, hava çok güzeldi falan filan. 😀

Gelelim gezinin ayrıntılarına ve düzeltilmesi gereken yerlerine. Aşağıda vereceğim adreste bu gezi hakkındaki sorularımı ve gezi planını yazmıştım. Peki bu yazıda düzeltilecek bir yer var mı?

http://www.macerakitabim.com/2017/04/normandiya-kiyilari-ve-loire-vadisi-gezisi.html


Her gezide olduğu gibi bu seyahatte de elbette öngöremediği şeyler oldu. Öyle atla deve konular değildi bahsedeceğim şeyler ama yine de buraya not düşeyim de unutmayayım.

Bir kere Paris Charles de Gaulle Havaalanından araba kiralayarak yola düşmekle çok iyi yapmışsız. Pasaport kontrolünden çıktıktan sonra doğru havaalanındaki Sixt kontuarına gittik ve hemen işimizi hallettik. Gitmeden internet üzerinden araba kiralama işini halletmiştik. Bunun için görünüşe göre en uygun fiyatı veren firmadan kiraladık arabayı. Daha önceki seyahatlerimizde "full sigorta" dedikleri her şeyi kapsayan bir sigorta yaptırmadığımız için ufak bir sıkıntı yaşadığımızdan tüm seyahatlerimizde artık kesinlikle sigortamızı her türlü hasara karşı yaptırıyoruz. İnternet üzerinden yaptırdığımızı sigorta da böyleydi. Fakat ben internet çıktısı aldığımda gördüm ki kiraladığımız araba full kaskolu değildi ve üstüne üstlük kiralarken kesinlikle öyle bir şey gözükmemesine rağmen bir de kilometre kısıtlaması vardı. Ekstra para ödeyeceğimizi bildiğimizden panik yapmadık. Orada sorarız dedik. Sahiden de gişedeki görevli arabanın kaskosunun her şeyi kapsamadığını ve kilometre sınırlaması olduğunu doğruladı. "İnternette böyle yazmıyordu." dedim. "Arabayı kiraladığınız internet sitesi yüzünden herkes böyle sıkıntılarla karşılaşıyor" diye cevapladı bizi.
www.rentalcars.com sitesini böylece hayatımızdan bir daha kullanmamak üzere çıkarmış olduk.

Tatilde ilk gün...

Tatilimiz böylece başlamış oldu. Paris'e hiç uğramadan Rouen'e doğru yola düştük.

Bizim planımız ilk gün Rouen'e gitmek, orada yol yorgunluğunu atmak, Jean D'arc'ın yakıldığı şehri görmek ve sokaklarında gezinmekti. Aynen planladığımız gibi yaptık. Tam anlamıyla şehrin merkezinde olmayan ama yürüme mesafesi ile merkezden sadece on dakika uzaklıkta bulunan deniz kenarındaki Novotel Suites Rouen Normandie'de konakladık. Otelin park yeri paralı olmasına rağmen sokaklarda arabayı ücretsiz olarak bırakabileceğimiz bir sürü park yeri vardı. Kahvaltısı ve oda konforu açısından bu otelden çok memnun kaldık. Rouen'de tüm öğleden sonra ve akşam gezinmek bize yetti. Bence burası uğranması gereken güzel şehirlerden biriydi. İlk gün konaklamak açısından doğru bir tercih yaptığımızı düşündük. 

2. günümüz...



Sabah otelde kahvaltımızı yaptığımız gibi eşyalarımı alarak yola düştük. Normandiya Kıyılarına doğru gidecektik. Kıyıya doğru ilerleyince yolumuzun denizden sola doğru ilerlemesi gerekiyordu ama ben kesinlikle Etretat'a gitmek istiyordum. 


Bu sebeple sağa doğru kıvrılarak Etretat'a ulaştık. Bu yazının amacı bizim gibi aynı yollara düşeceklere biraz ipucu vermek olsa da burada şunu belirteyim ki elbette sadece kişisel görüşlerimi derleyip topluyorum. Hislerim, gittiğimiz yerlerin ruhu, deniz, iyot kokusu, yemekler, doğa bunların hepsi benim gittiğimiz yerle ilgili hislerimi etkiliyor. Bir de hayalperest ve romantik olduğumu hesaba katarsak sizler kendi planınızı yaparken bu durumu hesaba katın. 
Etretat'a girerken şöyle yaptık: Çoğunluğun yaptığı gibi aracımızı şehrin dışındaki ücretsiz park yerine bıraktık. Bildiğiniz yolun sol tarafındaki tarla gibi yerden bahsediyorum. Tabelada şehrin merkezine ulaşmanın on dakika olduğu yazıyordu ama biz biraz daha uzak olduğunu düşünüyoruz. Yavaş yavaş yürüdük, yoldaki yürüyüş alanlarına daldık ve gezmeyi düşündüğümüz evin önünde durduk: Le Clos Arsene Lupin-Maison Maurice Leblanc

İsminden de anlaşılacağı gibi Arsen Lupen karakterini yaratan yazar Maurice Leblanc'ın evi burası. Yeşillikler içinde çok güzel bir yer. Alt katardaki odalar yazarın kullandığı şekliyle korunmuş fakat üst katlar romanların geçtiği mekanları anlatır şekilde düzenlenmiş. İçeride fotoğraf çekmek yasak.
Evi hızlıca gezip Etretat'ın merkezine yani Manş Denizi'nin kıyısına ilerledik. Küçücük bir deniz kasabası burası ve ben buraya bayıldım. Eğer benim gibi denizin sesini duyabileceğiniz mini kasabalardan hoşlanıyorsanız burayı siz de seversiniz. Yok yalnızlık düşüncesi, peşinizden kovalayan uğultular, tırmanılmayı bekleyen tepeler ve özünde "Ya ben burada kendi sesimi bile duyarım" duygusu size yakın değilse burası şöyle bir bakıp geçmelik bir yer. 
Kıyı boyunca yürüyüp sol tepeye doğru yürüdük. İtiraf edeyim ben yoruldum yürürken. Dönünce spor yapmalıyım fikri kafamı kurcalayıp durdu. Burada deniz mahsullerinden oluşan öğle yemeğimizi yiyip hemen yola düştük. Zira Honfleur'e gidecektik.

Dikkat-Dikkat: Rouen- Etretat arası yaklaşık 90 km. Bu da ortalama 1.5 saate denk geliyor.

Honfleur'e doğru ilerlerken rahat durmadık elbette. Yolumuz üstünde diyerek Le Havre'a kırdık arabanın direksiyonu. Şöyle bir şehir turu attık arabadan inmeden; zira şehri pek de beğenmedik. on dakikalık uzaktan bir bakış bir şehri tanımaya elbette yetmez ama bana Marsilya'yı anımsatan bu şehir içimde gezinme arzusu yaratmadı.



Dikkat- Dikkat: Etretat- Honfleur arası 46 km ve yaklaşık 45-50 dakika sürüyor.

Öğleden sonra Honfleur'e ulaşmış olduk. Arabamızı şehrin içindeki parklardan birine bırakıp (paralı park) heyecanla sokaklara dağıldık. Honfleur için söylenecek çok fazla şey var aslında. Bana limanıyla Bergen'i anımsattı burası. Öyle güzel, öyle fotografik bir yer. İnsanda burada konaklama, kalabalığın içine dalma, sokaklarda dolaşma, kafelerde oturma hissi yaratıyor. Sokak aralarında gezinirken Erik Satie'nin de müze evine rastladık. Butikleri, hediyelikçileri ve bir dolu mağazayla burada kolaylıkla vakit harcanır. Keşke buraya biraz daha vakit ayırsaymışım diye düşündüm. 

Peki buradan nereye? Gün daha bitmedi arkadaşlar ve ben buradan Deauville-Trouville'e gideceğiz diye planlamışım.

Dikkat-Dikkat: Honfleur- Deauville arası 18 km ve yol yaklaşık 30 dakika sürüyor. 


Sonunda Deauville'e geldiğimizde akşamüstü olmuştu. Deniz kenarındaki park yerlerinden birine arabayı bırakıp denize doğru yürüdük. Gördüğüm manzara karşısında büyülendim çünkü Fransız filmlerindeki sayfiye yerlerinin aynısıydı karşımdaki manzara. Uzakta bir deniz, sonu görünmeyen kumsal, mavi-beyaz boyalı kabinler, kıyı şeride sıralanmış oteller, sahilin merkezinde kocaman bir kumarhane 😀
"Buradaki hayalin neydi Özlem?" derseniz elime kitabımı alıp şezlongda uzanmaktı diye cevap veririm. Bakın ben size söylüyorum. Bir gün ben Selçuk'u kandırıp iki günlüğüne Etretat'a, birkaç günlüğüne de Deauville'e gelirim. Öyle sevdim bu sahil şeridini. Elbette acıkmıştık acıkmasına da ne yapacağımıza karar veremiyorduk. Burada mı yesek yoksa Trouville'i de gezdikten sonra kalış noktamız olan St. Malo'da mı ziyafet çekseydik bilemedik. Trouville neresi, acaba buradan ne kadar uzak diye düşünürken adresi aracın navigasyonunu da yazdık ki bir de ne görelim? Deauville hemen yanıbaşımız. Deauville ve Trouville bir nehrin iki yakasına yerleşmiş kasabalar. Biz burayı çok hızlı gezmek durumunda kaldık. Oysa bizim ayırdığımız zamandan daha fazlasını hakediyorlar. 

St. Malo'ya doğru...

Yola çıktık çıkmasına ama rahat durmadık elbette. Yolumuz üstünde duran Cabourg'a kayıtsız kalamadık. Yemeğimizi bu minicik ve şirin kasabada bir İtalyan restoranında yedik. Kıyı şeridine bakıp hayretler içinde kaldık. Çünkü upuzun bir şerit göz alabildiğince uzayıp gidiyordu. 

Dikkat- Dikkat: Deauville- Saint Malo arası tam tamına 230 km ve yol 2.30 saat sürüyor.

Bu planı yaparken aklımızı neredeymiş peki? Çünkü gayet yoğun bir gün geçirdik ve çok yorulduk. Tatil için ayırdığımız süre az, görmek istediğimiz yer bu kadar çok olunca programı sıkıştırmışız. St. Malo'da kalmayı tercih ettik. Her gün bir otelde kalıp bavulları indirip bindirmek istemedik. Doğrusu şöyle olmalıymış: Honfleur'de konaklamalı, hem oranın keyfini doyasıya çıkarmalı, hem de yorulmamalıymışız. 

Honfleur'den sonra yaptıklarımızı bir sonraki güne bıraksaymışız, Normandiya Çıkartmasının yapıldığı Omaha Sahili (Omaha Beach) ardımızda bırakmamış olurduk. Bu seyahatte atladığımız yerlerden biri burası oldu.


3. Günümüz....

St. Malo'da otelimizde uyanıyoruz. Sabah kahvaltısı ve kahve hepimizi kendimize getiriyor. Surlarla çevrili bu güzel yerleşimi bir gece önce azıcık gezdik. Karnımızı doyurduktan sonra tekrar geldiğimiz yöne gidiyor ve Le Mont St. Michel'e yöneliyoruz.

Gitmeden önce buranın denizin kıyısında ama bir kasabanın yamacında bir yer olduğunu düşünürdüm. Manastırın olduğu yerin karşı kıyısında sanki kafeler, restoranlar vardır da insanlar o manzaranın karşısında içkilerini yudumluyorlardır gibi bir his vardı içimde. Bu kanıya nereden kapıldığımı bilmiyorum. Le Mont St. Michel'e yaklaşınca tabelalar bizi park yerlerine ulaştırdı. Muhtemelen etrafın doğallığını bozmamak adına park alanlarının hepsi uzun çit bitkilerinin ardına saklanmıştı. Arabamızı buradaki park yerlerinden birine bırakıp ücretsiz shuttle'ların kalktığı yere gittik. Ayrı bir ücret ödeyerek faytonla da ulaşabiliyorsunuz St.Michel'e. Sonra çekilmiş denizin ortasında, bir boşlukta tüm güzelliğiyle dikilen surların ardındaki kalenin içine giriyorsunuz. 

gezinin bu ayağında telaşsız bir gün geçirdik. Günün arda kalan kısmında St. Malo'daydık. Akşam nefis bir restoranda kabuklu deniz ürünlerine saldırdık. 😀
Seyahatin bu kısmına bir gün daha ekleseymişiz daha iyi edermişiz. 
Bana soracak olursanız bizim izlediğimiz rotanın hakkı dört gün. Şimdi gitmiş görmüşken bu alan içinde göremediğimiz diğer yerlere de uğramak için yollara tekrar düşebiliriz. Ben Normandiya Kıyılarını çok sevdim çünkü.💗

14 Nisan 2017 Cuma

Normandiya Kıyıları ve Loire Vadisi Hakkında Aklıma Takılan Sorular

Aklımda bir sürü soru ile birlikte yeni bir seyahate hazırlanıyoruz. Ne zamandır gidelim dediğimiz ama bir türlü uygun fırsatı yakalayamadığımız bir yere: Normandiya Kıyıları ve Loire Vadisi Şatoları. 

Bunca kez Paris'e gidip bir türlü şehrin dışına çıkamayınca bu seyahat ertelenip durdu. "Bu yaz ne yapalım sorusu?" gündeme gelince Normandiya kıyıları fikri kafamızda şekillendi: zira gitmeye niyet ettiğimiz yerlerin uçak fiyatlarına, konaklama seçeneklerine bakınca dudaklarımız uçukladı. Hâlâ İzlanda hayalimizi koruyoruz. Uygun fiyata aktarma yapabilceğimiz uçak bileti bulursak elbette bir gün oraya da gideceğiz. Ama o gün ne yazık ki bugün değil! Şimdilik Mutlu Eller'in İzlanda gezisinin fotoğraflarına bakıp iç geçirmekle meşgulüz.

Bir de İrlanda meselesi var tabii. Orası için de malumunuz ekstradan vizeye ihtiyacımız var. Gitmeyi bu kadar istememe rağmen vize kuyruklarında bekleyip, üstüne fazladan bir masraf kapısı daha açmak istemiyorum. Hâl böyle olunca, İrlanda da gidilmeyi bekleyenler listemizdeki yerini koruyor. Adını koyamadığımız, koymak da istemediğimiz içimizdeki sıkıntılı düşünceler (Ne olacak bu memleketin, pek tabii bizim halimiz sorusu) oturduğumuz yerde oturmamıza sebep oluyor.


Peki Normandiya taraflarına gideceğiz gitmesine de nasıl gideceğiz?

Aklımıza gelen ilk soru bu oldu. Paris'ten gitmenin en kolay yol olduğunu birkaç tur şirketinin programına bakınca derhal anlıyorsunuz. Elbette ilkbahar yaz dönemi Paris uçaklarının en pahalı olduğu dönem. Ne yazık ki Normandiya kıyılarına ulaşım için harita üzerinde bakınıp, başka seçenekler arasak da bulamadık. Önce Paris'e uçacağız. Oradan da Normandiya kıyılarına ulaşmak için ilk varış noktamıza doğru yola çıkacağız. Rouen gezimizin başlangıç yeri olacak.

Paris'ten Rouen'e nasıl ulaşırım?

Paris'ten Rouen'e ulaşmak için iki seçenek görünüyor. En azından bizim seçeneklerimiz arasında iki tanesi önce çıktı. Ben trenle gitmek istedim. Trenle gitmek isteyenler şu internet sitesine bakıp biletlerini alabilirler. Sabahın erken saatlerinden başlayarak akşama kadar çok sayıda tren seferi var. Biletler 10 Euro'dan başlıyormuş. Muhtemelen biletinizi önceden almak ucuz fiyattan bilet almanıza fayda sağlayacaktır. Havaalanından direkt olarak Rouen'e gitmek mümkün değil ne yazık ki. 

Rouen'e giden trenler nereden kalkıyor?

Rouen'e gidebilmek için metroyla önce St. Lazare Garı'na gitmek, oradan da Rouen'e kalkan trene binmek gerekiyor. Biz havaalanından araba kiralayarak Rouen'e gideceğiz. Üç kişiyiz. Önce Paris merkeze gitmek, bunun için bilet almak, üstüne üstlük bavullarla hareket etmek çok anlamlı gelmedi.
Hangi araç kiralama şirketini seçeceğimize daha karar vermedik. Bu kararı verdiğimizde, hatta aracı kiralayıp seyahatimizi gerçekleştirdikten sonra durumu buradan tekrar güncellerim.😀


Normandiya Kıyılarına gidip oradan da Loire Vadisi Şatolarını gezebilir miyim?

İnsan Normandiya Kıyılarına kadar gidince bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Bana kalsa çıktığım seyahatleri olabildiğince uzun tutar, hayatı kendi bildik ritmine bırakır, canımın istediği yerde keyfimin dilediği kadar kalır ve öyle dönerim eve. Ne yazık ki hayatımız böyle akmıyor. Tatilleri planlamak, nereye kaç gün lazım diye uzun uzun düşünmek gerekiyor. Evdeki en büyük tartışma konumuz oluyor. Bu seyahati planlarken de Selçuk'la en çok bu konuda tartıştık. Önümüzdeki haritaya bakıp bana soruyor: Normandiya'ya kaç gün ayıralım? Rouen'de mi kalalım? Orada bir gece mi kalalım yoksa iki gece mi? Peki bu süre yeter mi? 

Bu soruların hepsine, "Ne bileyim"? diye cevap veriyorum. Neden bana soruyorsun? Tamam bir plan yapmaya çalışıyoruz ama daha önce gitmediğim yerlerde ne kadar kalacağımıza nasıl karar vereyim? Yukarıda da açıkladığım gibi bana kalsa bu seyahate iki hafta ayırır, canımın istediği her kafede oturur, şarap tadımı yapabilceğim her kasabada durur, gözlerimi kamaştıran güneş ışığına karşı güneş gözlüklerimi tadar, defterimi çıkarır yazı yazarım. Ya da öylece bakarım hayatın önümden akışına. 
Ama bana kalmıyor, değil mi? Bu yazıyı yazmamın en önemli sebeplerinden biri bu sorular sanırım. Biraz internette gezindim, başkalarının yazdığı yazıları okudum, durak yerlerimiz arasındaki mesafeleri kontrol ettim ve tatil olarak ayırdığımız gün sayısını elimden geldiğinde ayarlamaya çalıştım. Bir de herkesin tatil ritmi değişebiliyor. Ayırdığımız zamanların yeterli olup olmadığını geldikten sonra tekrar değerlendireceğim. 

Gelelim yukarıdaki sorunun cevabına: Elbette Normandiya Kıyıları Seyahati ile Loire Vadisi Şatoları gezisini birleştirebilirsiniz. Biz bu seyahate yedi gün ayırdık. Bunun 3 gününü Normandiya Kıyıları'nda, 4 günün Şatolar Bölgesi'nde geçireceğiz.

Normandiya Kıyılarını gezmek için nerede konaklayalım?

Biz ilk gün Paris Orly Havaalanı'ndan araba kiralayacağız ve oradan direkt olarak Rouen'e geçeceğiz. Araba seçerken muhtemelen azıcık konforlu bir araba seçmeye ama seçtiğimiz arabanın küçük olmasına dikkat edeceğiz. Yıllar önce yaptığımız Provence seyahatinde küçük arabanın sokak aralarında ne kadar konforlu olduğunu deneyimlemiştik. Araba seçerken mutlaka dikkat edeceğimiz husussa navigasyon aletinin olması. İlk gecemizde Rouen'de konaklayacağız. Şehre varacağımız ilk akşam üstünün Rouen'i tanımamız için yeterli olacağını umuyorum. Rouen büyük bir yerleşim. Biz Eski Şehir denilen bölgeyi tanımayı hedefliyoruz. 
Rouen, Jean D'arc'ın şehir meydanında yakılarak öldürüldüğü şehir.

Normandiya Kıyıları'nda nereleri gezebiliriz?

Gezmek isteyen insan için gezilecek yerler bitmez elbette. Biz Rouen'de akşam konaklayıp, sabah bavullarımızı arabaya atıp yola düşeceğiz. Benim illa ki görmek istediğim bir yer var: Etretat. O yüzden sabah kahvaltımızı eder etmez ilk iş Etretat'a gideceğiz. Saint- Malo'da iki gece konaklayarak bu bölgeyi gezmeyi hedefliyoruz. Etretat'tan sonra sırasıyla Le Havre, Honfleur, Trouville, Deauville gezeceğimiz yerler. Süre kısıtlı olduğu için bazı yerleri es geçiyoruz. Normandiya Çıkartması'nın yapıldığı kıyıları gezip, manzaranın, güzel yemeklerin, hayatın, lezzetli dondurmalarının tadını çıkarmak öncelikli amacımız. Bu yüzden Çıkartma ile ilgili müzeleri gezmek plan dahilinde değil. Tabii konuya ilgi duyanlar bu seçenekleri de düşünmeli.
Bir gece Rouen'de iki gece de Saint Malo'da konaklayarak Normandiya Kıyıları'nı gezmeyi hedefliyoruz. Bakalım nasıl olacak? Listeden çıkardığımız müze gezmeleri olmadan bile ayırdığımız zaman yetecek mi? 

Normandiya Kıyılarından Şatolar Bölgesine...

Şatolar Bölgesi deyip geçmeyin. İşler burada çok karışıyor çünkü irili ufaklı sayamayacağım kadar çok şato var bu bölgede. Konaklama için merkez alınacak yer ve gezilecek şatolar en önemli sorun. Bu şatoların hepsini tek tek gezeyim desen hem zaman yetmez, hem de para. Üstelik durum da çok sıkıcı bir hal almaya başlar. 

Loire Vadisi'nde hangi şatoları gezmeliyim?

Pek tabii gezeceğimiz şatolara karar vermek bana düştü. Ben yol rotamızdan saparak Nantes'a gitmek istediğimi söyledim bizimkilere. Nantes'da ne var dediler? Yolumuzdan bu kadar sapmamıza gerek var mı? Hâlâ kesinleştirmiş olmamamıza rağmen Jules Verne'in doğduğu ve penceresinden Loire Nehri'ne baktığı bu liman şehrine gitmek ve Jules Verne Müzesi'ni gezmek istiyorum.  Onun dışında da hepimizin ilgi alanları doğrultusunda hazırladığım şato listemiz şöyle.

Şatolar Vadisinde İlk Gün :

Loire Vadisi'ndeki ilk günümüzde Chateau de Villandry, Chateau D'Usse ve Azay-le-Rideau şatolarını gezmeye karar verdik. Villandry Şatosu aynı zamanda labirent şeklindeki bahçesiyle de ünlü. Bu şatoların üçü de birbirine çok yakın.

Şatolar Vadisinde 2. Gün : 

Amboise: Amboise Kasabası içinde bulunan Amboise Şatosu ile ünlü olsa da gidenlerin güzelliği ve sevimliliği ile dilinden düşüremediği bir yer. Bu yüzden geri dönüş yolumuzdaki en yakın güzergah olarak ikinci gün buraya uğruyor ve meşhur pastanesi Patisserie Bigot'da ya kahvaltı ederek ya da kahve içerek günümüze başlıyoruz. Patisserie Bigot'nun Loire Vadisi'nin en güzel pastanesi olduğu söyleniyor. 

Amboise Şatosu: Keyif molamızın ardından Amboise Şatosunu gezmeye niyetliyiz.
Clos Luce Şatosu: Amboise'ın içinden 400-500 metrelik bir yürüyüşle ulaşılabilcek bir şato Clos Luce Şatosu. Bizim bu şatoyu görmek istememizin sebeplerinin başında Leonardo da Vinci'nin yaşamının son günlerini bu şatoda geçirmiş olması. İnternette bir araştırma yaparsanız da bu şatonun Leonardo da Vinci'nin adıyla özdeşleştiğini görürsünüz.
Chenonceau Şatosu: Kadınlar Şatosu
Chateau de Chaumont

Yorucu bir gün olacağa benziyor değil mi? Yaşayarak buraya yazdığım rotanın gerçekçi olup olmadığını göreceğiz. Yazdıklarımda bir sıkıntı olursa burada güncelleme yapacağım.

Şatolar Vadisinde 3. Gün :

Geriye gidilecek iki şato bıraktım. 
Biri Loire Vadisi'nin en görkemli, en ihtişamlı şatosu diye adlandırılan Chambord Şatosu diğeri ise Cheverny Şatosu. Sanırım Kuzey için en lezzetli şatoyu en sona bıraktık çünkü bu şato Tenten'in Şatosu olarak biliyor.

Loire Vadisi'nde görülecek başka ne var?

Seyahatin son ayağında Paris'e ve dönüş yoluna iyice yaklaşmışken Chartres Katedrali'ni görmek istiyorum. Tabii seyahatin yönünü yolculuk esnasındaki durumumuz belirleyecek. Kabaca çizdiğim rota muhtemelen sevdiğimiz bir yerde daha fazla kalmak istememizle, öngöremediğimiz durumlarla değişebilir. Gitmemize daha uzun bir vakit olduğunu düşünürken, birden yola çıktığımıza tanık olacak ve zamanın nasıl böyle hızla ilerlediğine inanamayacağım. Biliyorum.😊 
Elbette seyahati merakla ve heyecanla bekliyorum. 

Bu arada bu yolculuk benim için Paris'e bu kadar yakın olup da şehri görmeden ayrılacağım ilk seyahatim olacak. Bu bilgi de notlarımın arasında bir yerlerde dursun değil mi?