Pere Lachaise Mezarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pere Lachaise Mezarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2017 Salı

Büyüklere Masallar: Pere Lachaise Mezarlığı'ndaki en popüler on mezar!

Dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığına hoş geldiniz. Şehrin 20. Bölgesi'deki bu mezarlıktaki ünlü mezarları sadece on maddede listelerken çok zorlandım. Yazmak istediğim öyle çok ünlü konuğu var ki Pere Lachaise'in. 

1- Oscar Wilde: 

Pere Lachaise Mezarlığı'nın tereddütsüz en çok ziyaret edilen mezarı. 1854 yılında Dublin'de doğan yazar 1900 yılında Paris'te, Saint Germain-des-Pres bölgesindeki Hotel d'Alsace'ın 16 numaralı odasında ölür. Otel odası da yazarın ölüm döşeğindeki bedeni de sefil durumdadır. Kıvrak zekasıyla tanınan Wilde gitmeden önce son repliğini söylemiş ve edebiyat severlerin yüzünde şu sözleriyle hafif bir tebessüm bırakmıştır:
''Duvar kağıdım ve ben ölümüne düello yapıyoruz. Birimizden biri gitmek zorunda.''

Wilde gitmiş, duvar kağıdının otel odasından sökülmesi yıllar almıştır. Yazarın ödemediği otel borcu yüzünden otel müdürünün kendisine yazdığı, borcunu ödemesi ile ilgili mektuplar bugün otele giden ve 16 numarada konaklayan konukların odanın duvarlarında göreceği edebi kanıtlardan bazılarıdır. Otelin ismi uzun zaman önce değişmiş ve L'Hotel adını almıştır.

Fotoğraf: Buradan.
Gelelim Pere Lachaise'in en meşhur mezarına...
Oscar Wilde ölünce önce Cimetiere de Bagneur mezarlığına gömülmüş, daha sonra bedeni Pere Lachaise Mezarlığı'na taşınmıştır. Üzerinde erkek meleklerin olduğu bir mezar taşının altına gömülmüştür. Mezar taşı her gün gelen yüzlerce seveninin bıraktığı dudak izleri yüzünden öylesine kirlenmiştir ki, İrlanda Hükümeti yazarın mezar taşını önce temizlemiş, sonra da şeffaf bir çerçeve ile koruma altına almıştır. Yazarın bu manzarayı görme şansı olsaydı göğüslerinin kabaracağından adım gibi eminim.



*** (Oscar Wilde'ın kaldığı otelde kalmak isteyenler L'Hotel adını taşıyan otelde rezervasyon yaptırmalı. Bugün Hotel d'Alsace ismini taşıyan otel yazarın son nefesini verdiği otel değil, haberiniz ola!

2- Moliere:

Hem oyun yazarı hem de oyuncu olan Moliere'i zannediyorum tanımayan yoktur. Moliere diyince benim aklıma ilk olarak yazarın Cimri adlı oyunu gelir. Herhalde okul kitaplarımızda adı sıkça bu oyunla anıldığından olsa gerek. Eh, böyle bir insanın ölümünün de elbette değişik bir hikayesi olmalıydı değil mi?


Moliere,  Hastalık Budalası (The Imaginary Invalid) isimli oyununu yazar. Oyunda dikkat çekmek için hasta numarası yapan bir adamın yaptıkları anlatılmaktadır. Moliere'de oyunu yazdığı ve sahneye konduğu zamanlarda tüberkülozdur. Yine de oyunda rol almaktan alı koyamaz kendini. Oyun esnasında rol icabı öksürmeye başlar. Seyirciler gülmeye başlar. Moliere öksürüğünü arttırdıkça seyirciler daha da fazla gülmektedir. İşin kötü yanı, Moliere rol icabı başladığı öksürüğünü durduramamaktadır. Zorla oyunu bitirir ama ciğerlerinde kanama başlar. Evine ulaştıktan yarım saat sonra da bu kanama yüzünden ölür. 

3-La Fontaine:

Başkaları için en popüler mezar mıdır bilemem ama La Fontaine benim listemin üçüncü sırasını hakkıyla alan Pere Lachaise Mezarlığı'nın konuklarından biridir. Kendisi, aynı zamanda Moliere'in ebedi komşusudur. (Bir önceki fotoğrafta Moliere ve La Fontaine'in mezarlarını yan yana görebilirsiniz.)

4-Chopin:


Yaşarken kazandığı ününü öldükten sonra da devam ettiren ünlülerden biri: Chopin. Babası Fransız, annesi Polonyalı olan Chopin, Varşova'da doğmuş ama hayatının büyük kısmını Paris'te geçirmiş. Bestecinin en büyük aşkı 1837-1847 yılları arasında George Sand ile yaşadığı aşk. Kıyafetleri, toplum içindeki davranışları, sansasyonel ilişkileri ile bohem bir hayat yaşayan Sand, herşeye rağmen Chopin'in ilham kaynağı. Ayrılıklarının üstünden iki yıl geçmeden Chopin tüberkülozdan ölmüştür. Öldüğünde beş parasızdı ve cenaze masrafları arkadaşları tarafından karşılandı. Parası olmada da itibarı vardı. Cenazesi Victor Hugo gibi yazarların da katıldığı üç bin kişilik bir kalabalıkla kaldırıldı. Bedeni Pere Lachaise Mezarlığı'nda olsa da, vücudundan çıkarılan kalbi Varşova'da bir kilisede gömülüdür.

5- Jim Morrison:

Jim Morrison'un mezarını başında bekleyen bir kalabalık olmadan yakalamak mümkün değil.
Doors grubunun solisti çok genç yaşta Paris'te ölen ünlülerden. Müzik dünyasında kısa bir zaman eserler vermiş olmasına rağmen dehası tartışma kabul etmiyor. Mezarı bugün hala ellerinde haritalarla dünyanın bir ucundan kalkıp gelmiş insanların ilk uğrak yerlerinden biri. Mezarlığın geneline bakıldığı zaman ünlü şarkıcının mezarı diğer mezarların arasına sıkışmış gibi duruyor. Basit bir mezar taşı başucunda duruyor.  Ziyaretçilerin birçoğu ellerinde içkileriyle gelip mezarın başında Jim Morrison şerefine kafe çekiyorlar. Bu sebepten mezar koruma çemberi içine alınmış.

6-Abelard and Heloise:


Ortaçağ'da yaşanan bilinen en büyük aşklardan.  Abelard zamanının en büyük filozoflarından, Heloise ise zengin ve asil kadınlardan biri. Abelard, Heloise'in öğrencisi oluyor ve aralarında büyük bir aşk başlıyor. Bu aşkın sonucunda bir çocukları oluyor ve gizlice evleniyorlar. Ne yazık ki Heloise'in hain amcası bu aşktan haberdar oluyor ve Heloise'i bir manastıra kapattırıyor. Abelard'da amcanın hışmından kendini koruyamıyor ve hadım ediliyor.  Hayatlarının geri kalanı boyunca bu iki aşık her engele rağmen birbirlerine mektup yollamaktan hiç vazgeçmiyorlar. 1817 yılında iki aşığın kemikleri aynı mezar taşının altına gömülüyor. 
Günümüzde ne mi oluyor? Aşıklar bu mezara gelip, aşk mektuplarını Abelard ve Heloise'e bırakıyorlar.

7- Colette:


Benim korkusuz kadınlarımdan biri. Ah, Colette'i sadece kendime mal etmemeliyim, değil mi? Yine de bu muhteşem kadının sıra dışı annesini de anmadan geçmemek lazım. Kızına kadın olmanın bilincini anlatan ilk kişi o çünkü. Kocası öldükten sonra da yas kıyafetlerine bürünmeyi reddediyor. Colette, evlendikten sonra Paris'a taşınıyor. Ünlü bir yazar olan ve Willy takma adıyla yazan kocası Colette'in okul günleri ile ilgili anlattığı hikayelerden çok etkileniyor ve bunları yazmasını söylüyor. Böyle birkaç hikayeyi kaleme alıyor Colette, kocası da düzeltmeleri yapıp kendi takma adıyla editörlere yolluyor. Bilin bakalım ne oluyor? Yazdıkları çok beğeniliyor ama Colette yazmaktan keyif almıyor. Kocası da Colette'i yeni bir öyküyü yazıp bitirene kadar bir odaya kilitliyor. On üç yıllık bu zoraki yazarlık döneminden sonra Colette kocasından boşanıyor ve kendi adını kullanarak yazmaya başlıyor. Her şeye rağmen, Colette'in böyle güzel yazmayı eşinden öğrendiği söyleniyor. Az buz bir çıraklık dönemi değil tabii kocasının evindeki zoraki yazarlık günleri.
Bu arada Colette, Fransa'da devlet töreniyle defnedilen ilk kadın.

8- Victor Noir:


Fransızların ne çok çapkınlık ve aşk hikayesi var, değil mi? Aşka saygı duyuyorlar, çapkınlıkla da dalga geçmeyi biliyorlar. Gün geçmiyor ki gündemin orta yerine oturacak bir aşk ya da çapkınlık hikayesi vuku bulmasın. Victor Noir'da Napolyon zamanında gazetecilik yapan yakışıklı Fransız gençlerinden biri ve Napolyon'un akrabalarından birinin karısıyla ilişki yaşıyor. Ansızın eve gelen koca Noir'ı ve karısını yakalıyor. Cebinden silahını çıkarıyor ve çapkın gazeteciyi yatakta olduğu yere mıhlıyor. Pere Lachaise'in en çok ziyaretçisi olan mezarlarından biri de bu gazetecinin mezarı çünkü mezarının üstündeki yatay pozisyondaki heykeli, Noir'in öldüğü anı tasvir ediyor. Ereksiyon halindeki Noir'in pantolonunun düğmesi hafifçe aralık ve göğsünde bir kurşun izi var. Bir rivayete göre bu mezara gelip çiçek bırakan ve pirinç heykelin dokunulmaktan parlayan yerlerini elleyen kadınların kısmeti açılıyormuş. Denemesi serbest. 

9-Honore de Balzac:

Foto: Buradan
Victor Hugo, ölmekte olan Balzac'ın elini ellerinin arasına alır. Balzac, göğsünden taşan hırıltılarla yatağında yatmaktadır. Tüm vücudu ter içindedir. Arkadaşının yanında olduğunu fark etmez bile. Derin bir iç çeken Hugo şöyle der: ''Avrupa büyük bir dehayı kaybediyor.''
Pere Lachaise'in edebi mezarlarından biri de Balzac'ın mezarı. Paris'i çok sevme sebeplerimden biri bu işte! Bahsettiğim mezarlık gezmek değil elbette; sokaklarında, parklarında, duvarlara çakılmış tarih belirten levhalarında, kafelerinde hep kitaplarından tanıdığımız yazarlara, hala şarkılarını dinlediğimiz şarkıcılara ve köklü bir geçmişe tanıklık etmek. Tarihin sayfalarında kalmış insanlara duyulan saygı ve vefa hissi. Bu duygu bana çok iyi geliyor. Balzac'ın edebi uykusundaki bu mezarlık da bana aynı hissi yaşatıyor.



10-Felix Faure: 

Foto: Buradan

1895-1899 yılların arasında Fransa'nın cumhurbaşkanlığı yapmış olan devlet adamı. Kısa cumhurbaşkanlığı sırasında ülkeyi daha iyi yönetmek yerine, her şeyi birbirine karıştırmış. Görevi sırasında İngiltere ile Fransa arasında diplomatik krizler ortaya çıkmış; bu esnada işleri yoluna koyduğu, ilişkilerin yumuşatıldığı tek ülke de Rusya olmuş. Yaptıkları sadece bunlarla da sınırlı kalmamış. Dreyfuss Olayı'nın yankıları sürmeye devam etmiş. Fransız ordusunda görevli Alfred Dreyfuss adında bir yüzbaşı suçu ispatlanmadığı halde casuslukla suçlanmış ve Fransa'da yargılandığı davada suçlu bulunmuş ve idama mahkum edilmiş. 
Bu olayların bana en ilginç gelen kısmı uzun yıllar önce olmuş olayların bile Fransa'da simge haline gelip, hâlâ ders çıkarılıyor olması. Bizim ülkemizde neler oluyor ama tıpkı bir akşam önce yediğimiz yemek gibi sabah oldu mu herşeyi unutuyor ve tekrar hayatımıza devam ediyoruz. 

Peki, şimdi en bomba olayı söylüyorum. Sevgili cumhurbaşkanı söylentilere göre 1899 yılında ofisinde sevgilisi ile aşk peşinde koştururken heyecana daha fazla dayanamıyor ve Pere Lachaise'deki yerini alıyor. Pere Lachaise Mezarlığı'nın en popüler mezarları arasına kimilerine göre alınmasa da, diğer tarafa mutlu gidenler listesine ilk sıradan girebilir kendisi. :)

10 Mayıs 2016 Salı

Çocuklarla Paris'te mezarlık gezmesi: Pere Lachaise

Sevdiğim insanların Paris'i sevmeleri için elimden geleni yapıyorum. Hele ki çocuklar. Her Paris'e gittiğimizde Kuzey'e ısrarla sorup duruyorum: ''Paris'i sevdin değil mi?''
Bazen sesi istediğim şenliği taşımıyor. O zaman duymayı dilediğim cevabı almak için üsteliyorum. ''Ne yani sevmedin mi Paris'i?''

Geçen ay Paris'e gittiğimizde Dubai'de yaşayan arkadaşlarımızda tatillerinin üç gününü bize ayırdılar. Biz İstanbul'dan Paris'e uçarken, onlar da Norveç'ten kalkan bir uçağa atladılar. Çocuklarımız okuldan arkadaş. Beraber başladıkları okul hayatları,  onları da bizi de başka yollara sürükleyince çocuklar başka okullarda başka ülkelerde devam etiler yaşamlarına. 
Buluşacağımız haberini alır almaz hemen masanın başına oturdum ve oğlanlar eğlensin diye bir oyun hazırladım. Pere Lachaise aklıma gelen ilk yerdi. Üç oğlan çocuğu olaydan keyif alsın diye de olaya biraz macera, biraz dedektiflik çokça da ekip ruhu kattım.


Mezarlığın kapısının girişinde olaya kattığım şeyler yeterli gelmemiş olacak ki bitirdiklerinde ne kazanacaklarını sordular. ''Sıcak çikolata ısmarlayacağım size Angelina'da,'' dedim, kesmedi oğlanları. Uzun pazarlıklar sonucu kişi başı 20 Euro'da anlaştık. Sonra da parayı  unutturduk.

Bizim evde yazı-çizi işlerini her ne kadar ben yapıyormuşum gibi görünse de bilmece yazmak, saçma tekerlemeler uydurmak, olaylara olağanüstü nitelikler eklemek gibi işler olunca devreye Selçuk girer. Bazen hayalgücü beni bile korkutuyor. 
Bir pazar günü tüm günümü çocukları nasıl eğlendireceğimi tasarlayarak geçirdim. Aklımda kalanları masaya yatırıp, mezarlığın ilgi çeken 13-14 mezarlık sakinini seçtim. Devasa mezarlık için bu sayının biraz fazla olduğunu biliyordum ama  o kadar çok ünlü sakin vardı ki hangisini eleyeceğimi bilemedim. Bazı mezarlar için kendime torpil geçtiğimi de burada itiraf etmek istiyorum.
Öncelikle mezarlığın haritasını indirdim. Üstünde gerekli oynamaları yaptım. Çocukların bulması gereken mezarları bölümlere ayırdım. Sonra seçtiğim her mezar için ipuçları içeren bir bilmece yazması için Selçuk'a başvurdum. Lütfen burada blog sahibini üzmeyelim. Bilmece için gereken tüm ipuçlarını çakma şairimize önceden teslim ettim. 
En son bilmecelerin ve haritanın çıktısını alıp, bunları pvc ile kapladım. (Yaptığım işi güzel yaparım.)


Uzun uzun anlatmama gerek yok ama nefis bir gezi yaptık bu sayede. Ben de Sherlock'ları bilmeceyle ulaştıkları her bir mezarın önünde fotoğrafladım. Ne yazık ki yüzleri bana dönük poz vermeyi kabul etmediler. Gezi esnasında sadece totolarını göreceğiniz için şimdiden özür dilerim. :)

Kenardaki ufaklık yanındaki iki oğlanın da üstesinden geliyor. Dayanamayıp bir de bakıyor: Çekiyor muyum sahiden?
Seçtiğim ilk mezar Colette'in mezarıydı. Elbette çocuklar Colette'i tanımıyordu ama artık unutmaları mümkün değil. Nasıl cesur bir kadın olduğunu ve yazarlık serüvenini ballandıra ballandıra anlattım. Evlendikten sonra karısının yazma yeteneğinin olduğunu fark eden kocasının Colette'i yazması için nasıl zorladığını, bir müddet sonra Colette isyan bayrağını çekmesini ve yazmayacağını beyan etmesini... Ne yazık ki karısının yazdıklarından para kazanan kocası uzlaşmaya yanaşmaz ve Colette'i yazması gereken yazıları bitirene kadar bir olaya kilitler. 


Rossini, bilmecelerin ikincisiydi. Verdiğimiz ipuçları sayesinde çocuklar bu mezara kolaylıkla ulaştılar. 

Sahiden ünlü biri miymiş bu adam? Büst dedikleri şey adamın kafası mıymış?
Alfred de Musset'nin mezarı, Rossini'nin hemen yakınlarındaydı. Bir ellerinde harita, diğer ellerinde bilmece, kucaklarında çocukluklarıyla oğlanlar öyle tatlıydı ki. Her bir bilmecenin sonunda yeni bir hedef için koşturmaları ve mezarlığı bir oyun bahçesine çevirmeleri beni çok mutlu etti.

Pere Lachaise- Haussmann

-Yeşil kapı yazıyor bilmecede.
-Hangi yeşil kapı acaba? İkisi de yeşil kapılı bu mezarların.
-Ne yapmış bu adam?
-Paris'teki apartmanları bir de geniş sokakları. Ağaoğlu gibi bir şey herhalde.
-Şimdi nereye gidiyoruz?

Pere Lachaise- Abelard ve Heloise
Abelard ve Heloise'in hikâyesi çocuklar tarafından şaşkınlık içinde dinlendi. Ortaçağ'da yaşanmış bu büyük aşkı olduğu gibi anlattım. Abelard'ın bir filozof, Heloise'in ise onun öğrencisi olduğunu, birbirlerine aşık olduklarını ve gizlice evlendiklerini söyledim. Heloise'in amcasının bu evliliği duyunca yaptıklarını anlattım. Heloise bir manastıra kapatılmış, zavallı Abelard da hadım edilmiş dedim. 
Pek tabii, ''Hadım edilmek'' ne demek diye sordular. 
Ah o gözler. Yemin ederim içleri cız etti. Kötü amca çocukların tüm hışmını üstüne çekti. 

Pere Lachaise-Chopin
Üçlünün tanıdıkları ilk ünlü Chopin oldu. 
Bir ara büyüklere, ''Yahu hep sonu ölümle biten hikâyeler anlatıyorum çocuklara, normal mi bu?'' diye sordum. Etraflarına şöyle bir baktıktan sonra devam etmem için gereken cevabı almış oldum. Chopin'in vücudunun Pere Lachaise Mezarlığı'nda, kalbinin ise ünlü bestecinin doğum yeri olan Varşova'da bir kilisede gömülü olduğunu söyledim. 
Sevdi çocuklar hikâyelerin hepsini.

Sen tanıyor musun Can, Jim Morrison'u? Yok, ya sen?
En kalabalık mezar Jim Morrison'un mezarıydı. En zor bulacakları mezarın bu mezar olacağını düşünüyordum ama yanılmışım. Hatta mezarı arayan birkaç kişiye de yol gösterdiler ve sonunda ön sırada durup fotoğraflarını çektirdiler. 

Moliere ve La Fontaine'in mezarı.
Yan yana duran bu iki mezar Moliere ve La Fontaine'e ait.

Kuzey: Yüzün gözükmesin dikkat et. :)

-Kuzey, ne olmuş bu adama?
-Vurmuşlar, dedi annem. Bak kurşun izlerine.
-Pantolonun düğmeleri neden açık peki?
-Bilmem. Anne, bu adamın düğmeleri neden açık?
-Ben ne bileyim. Babana sor!

Daha bilmecelerimiz vardı aslında. Edith Piaf'a gidecek, Oscar Wilde'ı ziyaret edecektik. Ama mezarlık öyle büyük ki çocuklar yoruldu, karnımız acıktı. Yine de keyifli bir mezarlık gezmesi oldu.