Remzi Kitabevi en sevdiğim kafe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Remzi Kitabevi en sevdiğim kafe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2018 Pazartesi

Karl Ove ile Haziran Buluşması

LGS sınavı bittiğine göre artık hayatımıza geri dönebiliriz.😀Değil mi dostlar?

Bu ülkede yaşayan her çocuk bir gün mutlaka adı her ne olacak olursa olsun bir sınav stresi yaşayacaktır. Benim çocukluğumdan beri değişmeyen bu geleneği bugünümüze taşıyan tüm devlet büyüklerimize teşekkürü bir borç bilirim. Geleneklerimizi yaşatmak, aynı ortak dili konuşmak kadar önemli bir şeyin olmadığını düşünüyorum. ✌
MEB, Sayısal bölümde sordukları sorularla 2004 doğumlu tüm çocuklara kendini aptal gibi hissettirdi. Okul kapısından ağlayarak çıkan ve "Mahvoldum ben!" yorumunu yapan çocukları görmek her ülke vatandaşına nasip olmaz herhalde. Şimdi ana-babaların üzerinde başka bir sorun var: Çocuğumu hangi liseye yazdıracağım? Kolaylıklar dilemekten başka bir şey gelmiyor aklıma.

Amma ve lakin güzel şeylerde oluyor ülkemizde. Fenerbahçeli olmamama rağmen Ali Koç'un Aziz Yıldırım'ı hezimete uğratarak kulübün başkanı olması büyük mutluluk yarattı ben de! Başka türlü umutlar yeşerdi içimde. "Belki," dedim. "Bu bir işarettir. Bu ayın içinde bir sabah başka bir Türkiye'ye uyanırız." Falan, filan işte....


Cumartesi gecesini arkadaşlarımızla eğlenerek geçirdikten sonra pazar sabahı Selçuk'la ikimiz soluğu Bağdat Caddesi'nde aldık. Le Pain Quaditien'de kahvaltı ettikten sonra da en sevdiğimiz kitapçıya uğradık. Remzi Kitabevi'ni çok sevdiğimizi sıklıkla anlatırım buradan bilirsiniz. Kitapçı kısmını hâlâ çok seviyorum ama kafe kısmında ne yazık ki o eski hoşluk kalmadı. Eski çalışanların hepsi birer birer ayrıldı kafeden. Sanki onların gidişiyle birlikte kafenin ruhundan da bir şeyler eksildi. Yerlerini başka insanlar doldurmaya çalıştı ama olmadı. Kitapların yerleri değişti; cd çeşitliliği azaldı. Geçen gittiğimde salata yemek istedim. "Ne yazık ki yok." dediler. Sebebini sorduğumda da malzemelerinin olmadığını söylediler. Kiş söyledim. Yumurta kokan çatal bıçaklarından dolayı yiyemedim. Remzi Kafe'nin sahiplerinin kim olduğunu ya da kimin kafeyi işlettiğini bilmiyorum. Ama bozulan bir şeyler var. Yıllardır sohbetin, sıcak atmosferin, kitap kokusunun peşinde kafenin müdavimi olan insanların ısrarla rica ettikleri birkaç şeyi bile umursamıyor. Bizim evin tuvaleti Remzi Kitabevi'nin tuvaletinden daha sık yenileniyor. Yeminle! Yıllardır bozuk olan tuvaletteki çöp kutusunun bile değiştirilmemesini anlamak mümkün değil. Bir çayın yanılmıyorsam 5.00 TL'ye satıldığı bir kafede bu kadar özensizlik bana çok çirkin geliyor. Ohh, derdimi yazdım da rahatladım. 
Yine de pazar sabahı kitapçıya uğradık. Yeni çıkanlar rafında Karl Ove Knausgaard'ın kitabını görünce çok sevindim. Bu arada John Berger'in de Portreler isimli bir kitabı çıkmış. Vitrinde duran ve Fransız kadınlarının romantizm sırlarını anlatan bir kitabı da alarak eve döndüm. Elbette bir sürü edebiyat dergisi ile birlikte. 

Pazar günüm güneşliydi anlayacağınız. Şimdi dört gözle bayram tatilini ve önümde uzanan Amsterdam seyahatini bekliyorum.

Not: Bakarsınız bir sonraki yazıda Fransız kadınların aşk ve tutku tüyolarıyla buluştururum sizi :)

9 Ocak 2016 Cumartesi

John Berger'le Düğüne...

Cumartesi sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra, ''Hadi Cadde'ye gidelim,'' dedim. Kuzey hâlâ uyuyordu. Eğer bizimle gelmeyi istemezse benim de onu götürmeye niyetim yoktu. Dün gece hep beraber aile aktivitesi yapmıştık nasıl olsa. Kafamın üzerinde, ''Hadi eve gidelim, çok sıkıldım ben,'' diye boza pişirmesini kaldıracak halim yoktu işin açıkçası. Son iki sınavına çalışırken de onunla hiç ilgilenmeyip, ben dışarı çıkıyorum dediğimden aramız da biraz limoni açıkçası.
Dün bana, ''Sen iki gündür ben kendi hayatımı yaşayacağım diyip yürüyüşe falan çıkıyorsun bak! Farkında değilim zannetme,'' dedi.

Yılın yok sonu, yok başı derken  çok yoruldum. Yapılacak bir sürü şey var ve bana kendime ayıracağım vakit kalmıyor. Bu hafta canım hiç istemediği için yürüyüş de yapmadım. Haftanın bilançosu benim için kıymeti tartışılmaz iki pilates dersiyle geçti. Spor yapmak iyi bir şey. Bana çok iyi geliyor, sinirlerimi alıyor, pamuk gibi bir insan yapıyor beni. 
Peki, abartmayayım. Pamuk, benim için fazlasıyla yumuşak bir tanımlama oldu. Daha sakin oluyorum diyelim. 

Geçen haftadan beri elimde John Berger'in Düğüne isimli kitabı vardı. Akşamları alıp üçer beşer sayfa okuyordum. İlk elli sayfaya kadar kitabın içine girip girip çıktım. Zaman zaman okuduğum sayfaları tekrar okuduğu fark ettim. Sonra da uykum geliyor ve ışığı kapatıp yatağa gömülüyordum. Uzun zamandır beni çok yoran bir uyku problemim var. Bir türlü derin uykuya dalamıyorum, çok sık aralıklarla uyanıyorum. Neticede sabah yataktan dayak yemiş gibi kalkıyorum. Hafta sonu kitabımı bitirmeye kararlıydım.
John Berger'in Düğüne isimli kitabı 2016 yılının üçüncü kitabı oldu.
Remzi Kitabevi'nin evim gibi hissettiğim kafesinde çayımızı içtik. Çay faslından önce kitapçıyı gezmiş, hediye kartımla Napoli Romanları'nın ikincisi ile Kuzey'in istediği kitabı almıştım. Başka kitaplar da beğendim elbet ama evdeki kitapları biraz azaltmadan başka kitap almayacağım diye kendime söz verdiğimden beğendiğim kitapların fotoğrafını çekip, not almaktan başka bir girişimde bulunmadım. Biraz önce ''Spor yapmak iyi bir şeydir,'' diye bir çıkarımda bulunmuştum. Şimdi sıra geldi ikinci çıkarımıma: Benim gibi kitap almaktan keyif alan bir insanın kitap almamak için direnmesi samimiyetle başa çıkılması çok zor bir durumdur. 
Sonuçta kitap almadan Remzi Kitabevi ziyaretimizi atlattım. Oturdum biraz yazı yazdım. Biraz yürüyüş yaptım. Eve dönerken haftanın tüm yorgunluğunu üstümden atmış gibi hissediyordum. 
Ocakta demlenen çay da keyfimin kahyası oldu vallahi. Hadi Özlem, dedi bana. Fırsat varken otur masaya biraz daha yaz, dedi. 

Remzi Kitabevi'nde kasa önünde satılan bu çikolata ve gofretlere bayıldım. Tatları da nefis!
Akşama doğru bizimkiler akşam üstü uykularını almışken ben de kitabımı elime aldım. Kuzey'in bebekliğinde bile uyuduğu görülmemiştir. Uyumasını kitabımı okumak için bana sunulmuş bir fırsat olarak gördüm. Sessizlik içinde John Berger okudum ve sonunda kitapla aramda bir bağ kurabildim. Kitabın konusuyla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Sadece şunu söylemek isterim ki kitabın son sayfasında kitabın gelirinin yazar tarafından bir yardım kuruluşuna bırakıldığını öğrendim. Ne kadar iyi hissettiğimi kelimelerle ifade edemem. Bu aralar böyle şeyleri duymaya çok ihtiyacım var. İnsan olduğumuzu ve bir kalp taşıdığımızı hatırlamak istiyorum.
Hepimiz yaşadığımız dünya için bir şeyler yapabiliriz. Büyük ya da küçük! Yeter ki isteyelim.