Salinger ve Çavdar Tarlasında Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salinger ve Çavdar Tarlasında Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2018 Cuma

Başucu rafımda bu aralar ne var?

Gelenekselleşen seçim yenilgimizi de yaşadığımıza göre hayatımıza devam edebiliriz.

Ülkenin durumu ortada olunca, "Nasılsa yaşadığım ülkede bir şey değiştiremiyorum, en azından evimin içini değiştireceğim." düşüncesiyle yola koyuldum. Kurduğum cümleden öyle geniş anlamlar çıkarmayınız lütfen! Kendime terapi amacıyla ufak adımlar atıyorum. Biraz sadeleşip, derlenip toplanma niyetindeyim. Hoşlanmadığım ama bir müddet birlikte yaşamak durumunda kaldığım eşyalardan kurtulup; birkaç parça da ruhumu yansıtan eşya alacağım. İşe giriştiğimiz ilk yer yatak odası oldu. Taşındığımızdan beri bir türlü söküp atamadığımız başımızın üstünde dev gibi duran gardırobu söküp attık. İki kişi benim dolabıma sığmaya karar verdik. İşin aslı bu dolap ikimize de yeter de artar. 😉 Dolap kalkınca oda daha da genişledi. Çok sevdiğim birkaç fotoğrafı artık duvarımıza asabilirim. Elbette önce klima işini, ardından da duvar kağıdı işini hallettikten sonra. Peşinden yatak başımıza iki tane de abajur alacağım. Beni meşgul edecek, tekrar yaşama döndürecek şeylerin peşindeyim.



İngiltere seyahatinin detaylarını da toparladım. Biletler, otel, ara turlar hazır. Umut ediyorum bir mani çıkmaz da ertelene ertelene hayatımızın bir rutini haline halen, "İngiltere ve İrlanda'ya gideceğiz inşallah!" muhabbetini bir kenara bırakabiliriz.

Şimdi aklımda sağa sola yığdığım kitaplarımı toparlamak var. Kendime bir okuma listesi yaptım. Okumayı düşündüğüm kitapları baş ucu sehpama dizdim. Kuzey'in yaz okuma listesi de kafamda hazır. Dün itibariyle onun da tatili başladı. Hazırlık Atlama Sınavları bitti. Yarın sonuçlar açıklanacak. Umuyorum bu açıklamanın ardından 9.sınıf öğrencisi olmuş olacak. Genellikle tıpkı kendime yaptığım gibi ona da bir seyahate çıkmadan önce gideceğimiz ülkenin yazarlarını okutuyorum. O yüzden İrlanda'ya gideceğimiz düşüncesiyle okul kapanır kapanmaz Oscar Wilde'ın "Ciddi Olmanın Önemi" isimli kitabını okumaya başladı. "Beğenir mi beğenmez mi?" diye düşünürken yazarı çok zeki bulduğunu söyledi. "Aslına bakarsan hikâye diye bir şey yok anlatılanlarda ama buna rağmen okurken bu kadar keyif almama şaşırdım." dedi. Sanırım biraz Cem Yılmaz gösterilerini gitmek gibi bir deneyim yaşıyor. 😀

Ben de bu arada Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'ini okudum. Ardından George Orwell ve Hayvan Çiftliği geldi. Yıllar önce hayvanlar üzerinden yazılmış bir masalın günün gerçeklerini bu kadar yansıtması inanılır gibi değil. Tek kelimeyle kitaba bayıldım. Şimdilerde uzun zaman önce yeniden basılınca hemen aldığım bir Toni Morrison kitabını okuyorum: Sevilen.


Şimdi size çalışma masasında oturup yaptığım okuma listemi sunayım. 😀

* Hem Kuzey'in hem de benim okuma listemdeki ilk Kitap Salinger ve Çavdar Tarlasında Çocuklar olacak. Okuyanlar parmak kaldırsın ki birazcık utanayım. 😜

* Ardından pek çok sevdiğim, yakışıklı bir Norveçli ile devam edeceğim. Ah biliyorum. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok bu yazarın: Karl Ove Knausgaard ve Bahar Yağmurları. Bu kitap serinin beşinci kitabı oluyor. 

* Konusunu okur okumak bayıldığım ve kendimi kitabın içinde bulacağıma inandığım bir diğer kitap umuyorum ki Karl'ın pabucunu dama atıp öne geçmez. Karşınızda Antoine Laurain ve Kırmızı Defterli Kadın. Belirtmeden geçmeyeyim; hikâyemiz Paris'te geçiyor. 😀

* Geçenlerde internette gezinirken Mavi Geceler diye bir kitaba denk geldim. Sanırım ilk görüşte aşktı. Hemen aldım. Dün kargodan elime ulaşan bu kitabı da okumak için sabırsızlanıyorum.

* Bir de Kuzey'in okul okumalarından bir kitabı okuyacağım. Haldun Taner'in birkaç hikâyesini daha önce okumuş ve çok sevmiştim. O yüzden bu öykü kitabını da severek okuyacağımdan eminim. Kitabın adı Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu.

Masanın başına oturup da ataletimi üstümden atmak için uzun zamandan beri yazmak istediğim ilk yazı bu olsun. Aslında anlatacak çok şeyim var ama ruh halim bir gökyüzünde, bir yerde olduğu için yazamıyorum. Amsterdam seyahati anlatmak istediğim şeylerin başında geliyor mesela. Kuzey'le birlikte Anne Frank'ın evini gezdik. Onun yetişkin olmaya dönük yüzüyle bir şeylere bakmak, onun bakış açısından karşımda duranları görmeye çalışmak, onunla konuşmak çok iyi geliyor bana. Bir ara diyorum o yüzden. Bir ara klavyenin tuşuna basıp bir cümle yazarsam eminim arkası da gelir.