Seyşeller mi Maldivler mi? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyşeller mi Maldivler mi? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2018 Salı

Tropik bir adaya gitmeden önce yapılması gerekenler 😌

Eh, her zaman her yer için güzel cümleler kuracak değilim elbette! Seyahat dediğin çokça yol hali, kısmen de içinde bulunduğun ruh hali. Her tropik ada sana bahar ferahlığı yaşatmaz ama değil mi? Hele benim gibi çok seyahat edip, bu yüzden geniş davranmaya başlamışsan hata yapma olasılığın da artar. "Ben yaptım, siz yapmayın!" diye yazıyorum tüm bunları. Yoksa burada size muson yağmurlarının üstümde bıraktığı nemli halden bahsetmez, kocamla nasıl güzel güzel yağmur altında denize girdiğimizden bahsederdim. ❤ Pek tabii, yağmur yağarken denize girdim. Kuzey okyanusun derinlerinden gelip üstümüze yıkılan, bizi kıyıya dek sürükleyen dalgalardan pek memnundu. Ekibin çılgın üyeleriyle birlikte kahkahalar atıyordu. Selçuk da kıyıdan bağırıyordu bize: Çok açılmayın, köpek balığı vardır oralarda.😂

Beau Vallon Plajı- Le Meridien Otelinin Önü

Peki tropik iklimli bir adaya gidecekseniz ne yapın ya da ne yapmayın? 


1-) Öncelikle saf olmayın. 😁  Hava durumuna bir bakın!

Yağmurlu ilk günlerin akşamında Selçuk beni teselli ederken 😍  Bir de her seyahate bir Cengiz lazım ki dönüşte fotoğrafınız olsun. 💟

Gideceğiniz yerin mevsiminin doğru mevsim olup olmadığından emin olun. İnsan tropik bir adaya kaç kere gider? Biz Hint okyanusunun incisi Seyşeller'e gittik. Sırf muson yağmurlarının olduğu mevsimi yaşayalım diye şubat ayında gittik bu adaya. Hahaha 😂 İnandınız mı? Neyse, sanırım sömestir tatilinde bir yere gitme stresimiz vardı ve önce Türk Hava Yollarının direkt uçtuğu Seyşeller Mahe Havaalanının biletlerini alıp, sonra doğru zaman mı diye baktık. Ooops! Yanlış zamanmış. Seyşeller'e gidecekler, size söylüyorum. Hint Okyanusundaki bu adalar topluluğuna gitmek için en uygun aylar Ağustos, Eylül ve Ekim aylarına denk geliyor. Yerel halk kasım ayına bile burun kıvırıyor. Sonra demedi, haber vermedi demeyin.


2-) Tropik bir adada tatil sadece lüks bir tatilse anlamlı!

Mahe Adasında. Havaalanından otele transfer. Şoförün yanına da iki kişi sıkıştırdık. 👀

Burası plajımız. Bakmayın güneşin olmadığına. Uzun yürüyüşler yaptık bu plajda.

Yanlış bir otel seçimi yapmışız. Hem de çok yanlış. Eğer dünyanın uzak bir köşesine deniz tatili yapmak için gittiysen, mutlaka ama mutlaka beş yıldızlı bir otele gideceksin. Bu kararım çok net. Adanın en güzel plajı diye adlandıran Beau Vallon plajında dört yıldızlı bir otelde konakladık. Giderken de bu seçimin doğru olmadığını biliyordum ama başka etkenleri üst üste koyunca kararımızdan dönmedik. Hatanın büyüğünü burada yapmışız. Oteli görür görmez yaptığımız hatayı anladım. Yapmamız gereken otelin bir günlük ücretini ödemek ve başka bir otele geçmekti. Allahım! Samimiyetle söylüyorum yıllar önce beni kahreden bir Oylat maceram olmuştu. Oradan sonra konaklamak zorunda kaldığım en kötü otel sıralamasında bu otel kafadan, bodoslama listeye girdi. İsmini de yazayım da booking.com'daki yorumlara bakıp da aldanmayın: Coral Strand Otelden uzak durun.! Linkteki fotoğraflara falan aldanayım demeyin çünkü otelde konaklamış biri olarak ben o fotoğraftaki yerlere hiç rastlamadım. 😁  Sabah kahvaltısında iki yumurtadan yapılma omlet dışında bir şey yoktu. Olanları da yemek mümkün değildi. Kabak, olmamış meyveler verdiler be bize!

3-) Diyelim ki başka plajlara gitmek istediniz. Ne olacak?


La Dig Adası'nda bisiklet kiralayıp adanın en çok fotoğraflanan plajına gittik: Source D'arjant Plajı
Souce D'Arjant Plajı- Tam da bu kısımda yüzme şansınız yok ama mercan resifleri ve su altı güzellikleri burayı sahiden anlamlı kılıyor.
Anse Source D'Angent Beach

Ada halkı bu fırsatı kaçırmayacak elbette. Size atabildikleri kadar kazık atabilmek için ellerinden geleni yapacaklar. Taksimetre açmak istemeyecekler. Peki bu durum sadece halkın attığı kazıklardan mı ibaret? Elbette hayır! Seyşeller'in tek geçim kaynağı turizm ve devlet turistlerden para söğüşlemek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Mahe Adasından Praslin adasına giden bir saatlik feribot için kişi başı gidiş dönüş 100 Euro ödüyorsunuz. La Dig Adası ile Praslin arası on beş dakikalık seyahatin hediyesi de gidiş- dönüş 30 Euro. La Dig adasında bisiklete binmek isterseniz bunun için de kişi başı 10 Euro vermeniz gerekiyor. La Dig Adası gerçekten (samimiyim bakın bu konuda) çok güzel bir ada. Seyşeller'e giderseniz gidin yani mutlaka. 

4-) Çantanıza koymayı unutmamanız gereken şeyler var: Güneş kremi ve gözlük.

Hani o bebekler için falan kullanılan güneş kremleri var ya, onlardan aşağısı kurtarmıyor baştan söyleyeyim. 50 koruma faktörlü kremleri üstünüze boca edip öyle çıkın güneşe. Muson mevsiminde kavruldum diyeyim de siz oradan pay biçin. 

5-) Seyşeller'de nerede yemek yiyelim? 

Otelinizde ve civar otellerde. Bizim kaldığımız yerde La Plage Restaurant diye sükseli bir restoran vardı. Yemekleri falan da fena değildi. Okyanus kenarında masalarıyla keyifli bir yerdi. Elbette saat 21.00'de mutfağı kapamasalar, garsonlar müşterileri kovmaktan beter etmese iyiydi. Ama kabalar! Halk korkunç kaba ve tembel. Sokaklardaki derme çatma tezgahlar bile ortalama bir restoranın fiyatını istiyor. Para üstünü vermemek için elinden geleni yapıyor ve elbette vermesi gerekenden hep daha az para üstü veriyor. Halk hem cahil, hem küstah.

La Perle Noir Restaurant: Best restourant in Seycelles

Ve burada bir parantez açıp nefis bir restorandan bahsetmem şart: La Perle Noire. İrlandalı bir çiftin işlettiği bu restoranda hem güler yüzle karşılanıyorsunuz, hem de nefis yemekler yiyorsunuz. Fiyat, diğerleri ile hemen hemen aynı. Rezervasyon yaptırmadan gitmeyin. Muhtemelen yer bulmakta güçlük çekersiniz. Keşke tatilin ilk günü keşfetseymişiz bu restoranı. Buradan başka bir yerde yemezdim asla.

6-)Peki ama Seyşeller'de nerede kalalım? Hiçbir şeyi beğenmemişsin sende!

La Dig Adasında bir plaj
Vallahi paranız varsa Four Seasons'da. Bizim o kadar yok.😂 O yüzden orası biraz hayal ama bir daha gitsem ilk tercihim Constance Ephelia olurdu. Yine aynı kumsalda kalacaksam da H Hotel Resort'u tercih ederdim. Bizim kaldığımız otel yerine Le Meridien'de tercih edilebilirdi. Ah, ahhh! Yapmanız gereken tek şey yerel halkın çalıştırıldığı dört yıldızlı otellerden uzak durmak. Bir tabak yemek için bir saat bekleyebilir, sorduğunuzda yemeğin unutulduğu cevabını alabilirsiniz. Ayrıca telaşa gerek yok. Çalışanların mottosu şu: Misafirler bekleyebilir! (Guests can wait diyorlar adamlar yahu)


7-) Bir sorum daha var: Seyşeller'de deniz nasıl? 


Beau Vallon Plajında gün batımı...

Eee, nefis! Sahiden nefis! İncecik kumlar, turkuaz mavi bir deniz... Haksızlık edemem. Her ne kadar söylediğim gibi okyanusun hırçın bir zamanında oradaysak da denizin keyfini çıkardık. Sakin bir mevsimde suyun güzelliğini düşünemiyorum. Yine de bir daha onca yolu denize girmek için gider miyim bilmiyorum. Mesela şimdilerde kafamdan Maldivler'e gitmeyi sildim. Bodrum var yahu mis gibi. 😌  

8-) Özlem'cim kısaca toparla desem nasıl toparlarsın bu Seyşeller işini?

Praslin Adasındaki yağmur ormanı koruma alanı. Bence fazla balon 😉

La Dig Adasını bisikletlerle dolaşmak çok güzeldi.

Burası da bir gece kaldığımız Praslin Adasındaki Palm Beach Otelinin Sahili.
Hayır! Otel tavsiye listemde değil. 👊
Sanırım şöyle yaparım. Belki başka bir zamanda, başka bir otelde Seyşeller'den daha farklı bahsedebilirdim. Ama olmadı. Bu bahsettiğim aksiliklerin yanına otel personeli dahil olmak üzere çalışan yerel halkın umursamaz ve kaba tavırları eklenince adadan soğudum diyebilirim. Cebimi boşaltmak için çeşitli yollar deneyen ada halkı da ayrıca çok sevimsizdi. Mecburen o değerde olmayan bir hizmete ve yemeklere lüzumsuz paralar verdik. Bu sebeple lüks bir otelde bu parayı harcasaydım belki içim acımazdı. Ne yazık ki Seyşeller tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu. Gerçekten muhteşem bir doğayı içinde yaşayan halk gözümde değersiz kıldı. Bu arada şunu da söylemeliyim ki Praslin adasında bir gece konakladığımız bir otelde çalışan beyaz bir Seyşelli'de (uzun yıllar önce Fransa ve İngiltere'nin adayı sömürdüğü zamanlarda gelen halk) ne yazık ki Seyşeller'deki en büyük sıkıntının yerel halkı çalıştırmak olduğundan bahsetti. Kaba oldukları konusunda da hem fikir olduk. Sebebinin halkın eğitim düzeyinin düşüklüğü olduğunu söyledi. Belki biz de böyle güneş tepemizde, okyanus önümüzde yaşasaydık aynı şekilde davranırdık bilemiyorum. Çalışmamak ya da çok yavaş yaşamak kendi tercihleri olsa da iş turist kazıklamaya gelince böyle hırslı olmasalar belki başka türlü düşünebilirdim. Sonuç itibariyle bir tatil daha bitti. Köpek balıklarına yem olmadık, bol bol güldük.

Benim Seyşeller maceram böyle. İyi ki bu tatilde can arkadaşlarım yanımdaymış da zaman sohbetle, birayla ve "Ay, bu otel de ne fena!" demelerle geçti gitti.

Şimdi gözümüz başka yollarda 💓




8 Ocak 2018 Pazartesi

Seyşeller mi dediniz?

Ben böyle hayalin alnından öperim!

Sonsuz gibi gelir bazen bir okyanusun kıyısı ❤

Bazen şöyle oluyor: Sen ne kadar yazmak istersen iste, yazacak kelimeler gelmiyor bir türlü aklına. Yazmak için gereken yalnızlığı, kafanın sakin olma halini bulamıyorsun ne yapsan da! Öğle arasında, kendine ayırdığın hızla ilerleyen bir yarım saatte dökülmüyor kelimeler birbiri ardına. İşin en can alıcı kısmı ise yazamamanın insanın içine dert olması, midesine ağır bir yemekmiş gibi oturması. En azından bende böyle oluyor. Sanki üstüme aldığım bir sorumluluğu yerine getirmiyormuşum gibi bir kalp ağrısı peydah oluyor bana, bir mengeneyle sıkıştırılıyormuşum gibi bedenimin içinde çaresizce çırpınıyor ruhum. Pek tabii herkesten iyi biliyorum ki ruhum yoruyor beni. Yeni yetme bir genç kız, belki de bir ilkokulu çocuğuymuş gibi her istediği olsun istiyor. "Ben şimdi bloguma bir şeyler yazmak istiyorum." dediğim zaman etrafımdaki herkes de, "Hay, hay canım! Hadi buyur." diyecekmiş gibi geliyor. Öyle olmuyor tabii. Yapılacak her şey hafta sonunun içine sıkıştırınca da zaman ne bana, ne de şu çekirdek aileme yetiyor. 😀

Nasıl düştün tongaya Mustafa?

Yurttan sesleri dinlediniz sevgili arkadaşlar! Ne de olsa bir blog burası; ara ara dert anlatmadan olmuyor. Bunca yapmak istediğim şey olmasa, bunca zamansızlık derdim de olmaz aslında. Ama ben hep böyleydim. Küçücük bir kızken de listeler yapardım defterlerimin arkasına. Doğum günüm geçer geçmez, bir sonraki senenin davetli listesini hazırlamak için kalemi elime alırdım. Taksim'deki Tüyap Kitap Fuarı'nın ardından bir sonraki fuarda alınacak kitapları bir yere not etmeye eve dönüş yolunda başlardım. Ben de buyum. Listelerimle, hep aklımda dönüp dolaşan heveslerimle dolaşıp duruyorum kendi etrafımda. Bazen başım dönüyor elbette ama değişen bir şey olmuyor. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Bu sene seyahat açısından ocak ayına hızlı bir giriş yapmaya karar verdik. 😀 Son cümleyi yazar yazmaz kendi kendime gülmeye başladım. Elbette böyle bir karar vermedik. Aslında ocak ayında bir seyahate çıkma fikri başka türlü gelişti. Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşımızın doğum günüydü. Hep beraber Big Chefs'e gitmeye ve doğum günü yemeğini burada yemeye karar verdik. Çağlar'ın hediyesini elbette merakla bekliyorduk. İşinin arasında bir hediye almayı beceremeyen Mustafa, günü hızlıca kurtarmak için D&R'a girmiş ve gezi kitaplarının arasından bir kitap almış ve hızlıca paketletmiş. O günü kurtarırken, hepimizden ederi on iki lira olan Seyşeller kitapçığından nasiplendik. O gece gülüp eğlendik. Mustafa'yı takdir ettik ve üstüne birkaç kadeh şarap içtik. Çağlar kitapçığının ona vaad ettiği uçak biletlerinin peşini bırakmadı. Nihayetinde biletler alındı ve hep beraber Seyşeller'e gitmek için hazırlanmaya başladık. Şimdi herkes birbirinin eşinin doğum günü için karısına alacağı gezi kitabının peşinde 🙈 🙉 🙊

Hayat da seyahatler de arkadaşlarla güzel; bazen de yalnız! 

Çok fenayım biliyorum ama zaman zaman da yalnızlığa ihtiyaç duyuyorum. Geçen gün yine kendimi tek başına paris sokaklarında dolaşırken düşledim. Serin bir ılık hava vardı düşümde. Kaldırımlar birkaç saat önce izini bırakıp çekip gitmiş kara bir bulutun ardında bıraktıklarından ıslaktı ve canım feci şekilde bir kahve istiyordu. Hayal değil mi bu? Karşıma çıkan ilk kafeden içeri girdim ve bir cafe au lait siparişi verdim yaşlı garsona. Bir de meyveli tart. (Diyetten gözüm dönmüş vaziyette. Tüm hayallerim bol kalorili bir tatlıyla sonlanıyor.)

Seyşellerde köpek balığı var mı?

İşte şimdilerde bu ay sonunda çıkacağımız Seyşeller seyahatini düşlüyor, kendimce ufak hazırlıklar yapıyorum. İngiltere seyahati öncesinde hazırladığım bavulun uğursuzluk getirdiğine inandığımdan ortalıkta ağzı açık bir bavul yok elbette. Kendi kendime herkesin terliği var mı, mayosu var mı diye sorular sorup duruyorum evde. Kimsenin beni umursadığı yok. Hafta sonu kendi mayo işimi hallettiğime göre, -eee, ne de olsa dört kilo verdim-, mutluyum, huzurluyum. Hint okyanusu kenarında okyanusa gireceğim anı zihnimin önüne getirip, gülümsüyorum. Kuzey'se bol bol köpek balığı videosu bulup, "Seyşeller'de köpek balığı varmış, ben denize falan girmem." diyerek limon sıkıyor hayallerime. "Köpek balığının işi yok da seninle mi uğraşacak" desem de internette dolaşan bir dolu videoda kıyıya kadar gelmiş köpek balıkları var. Bazen sahiden ağrımayan başıma dert mi açıyorum diye düşünmüyor da değilim. Köpek balıkları ile dalış yapan çok sevgili bir blogger var bu alemde. Aylak İlsu, en sevdiklerimden biri bu alemde. Çok tatlı, çok samimi. Ondaki cesaretin binde biri yok bende. Hâl böyle olunca ben de ona yetişmek için elimden geleni yapacağım elbette. Yemin ediyorum kıyıdan ayaklarımı suya sokacağım. Amme ve lakin, pek sevgili seyahat arkadaşlarımın şimdiden planlarını yaptıkları gibi şnorkelle falan açıklarda gezinmem, hele hele asla ve asla dalış falan yapmam. Kendi oğlumla birlikte yanımızdaki diğer ergeni de kati süratle açıktan denize sokmam. Kim köpek balıklarına yem olursa olsun; seyahatin sonunda alır çocuklarımı dönerim eve!