blog tüyoları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog tüyoları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2018 Perşembe

İnsanları sıkmadan bir gezi yazısını nasıl yazarsın?

Gezi yazısı yazmak zor iş! Vallahi kendim de yazıyorum diye demiyorum. İşin aslı bu! Ya da ben çok takılıyorum, çok inceliyorum, yanlış bir şey yazmayayım diye çabalıyorum da o sebepten. Böyle düşünüyorum! Son zamanlarda garip bir hâl geldi üstüme. Bir şey yazarken uzun uzun düşünüyorum; yazıyorum, beğenmezsem siliyorum. Blog yazısının da kendi içinde bir güzelliğinin olmasını istiyorum. İş, gittiğin bir yeri yazmaya gelince de işin rengi benim için iyiden iyiye değişiyor. 

"Ben sıkıcı gezi yazıları okumaktan hoşlanmıyorum. Didaktik bir dille yazılmış yazılardan da hoşlanmıyorum. Üstüne üstlük Lonely Travel rehberi gibi yazılmış yazılardan da hiç hoşlanmıyorum. Peş peşe üç cümlenin sonuna da "hoşlanmıyorum" yazdım farkındaysanız. Daha önce de demiştim, yine söylüyorum: Birbirinin aynısını tekrar blog yazılarından da hiç mi hiç hoşlanmıyorum."

Eee, burada kendime şu soruyu soruyorum: İnsanları sıkmadan bir gezi yazısını nasıl yazarsın? 

Cevabı bilmediğim için sadece teoriler üretiyorum. Blog yazılarımın içinde okunma oranları en düşük olanların seyahat yazıları olduğunu düşünürsek, insanların sırf eğlenmek için gezi yazılarını okumadığını varsayabiliriz. Ben gezi yazıları okumaktan hoşlanıyorum ama hiç ilgimi çekmeyen bir blog yazısı varsa okumayayı tercih ediyorum. (Ne okumuyorsun derseniz, kozmetikle ilgili yazıları hiç okumuyorum.) Peki, bir seyahate çıkmadan önce ben hangi soruların cevabını arıyorum? Genellikle seyahatin gününe gezi yazılarına bakarak karar vermeye çalışıyorum, ara bağlantı yollarını araştırıyorum, araba kiralamaya uygun bir yer mi ona bakıyorum. Çevrede gidilecek nereleri var, Unesco Dünya Mirası Listesi'nden bir yer görebilir miyim? İşte bu yüzden, kendim bir seyahate çıkmadan önce hangi soruların cevabını arıyorsam bloga da o soruların cevabını yazmak istiyorum. 

Sıkıcı olmamak için de aklıma şöyle bir şey geliyor: Acaba lazım olan hangi tura katılsak, ne yapsak sorularının cevabını bir pdf dosyası olarak blogun bir köşesine yerleştirsem nasıl olur? (Deneyimli bir blogger buraya bir anket yapıştırıverirdi hemen ama ben o işi bilmiyorum. Neyse, geçelim.)

Kafamda uçuşan bir diğer pis düşünce de şöyle: Nasıl sanat sanat için yapılıyorsa (blog yazarı öyle düşünüyor); seyahat de insanın kendi için yaptığı bir şey. Bu durumda gezen adam ne isterse onu yapsın, ne kadar anlatmak istiyorsa o kadarını anlatsın, ya da hiç anlatmasın. Bu düşüncemi de açıklayayım size sırası gelmişken. Efendim, ben yaşım ilerledikçe bencil bir insan olmaya başladım. Çayı kendi keyfim için içiyorum (beş bardak çayın birinde fotoğraf çekmek aklıma geliyor), seyahatlerde hoş görüneceğim diye afili bir elbise giymeyip kot pantolonunu sadece ve sadece kendi rahatım için giyiyorum, spor ayakkabıyı günde yirmi kilometre yürüyeyim diye yanımda taşıyorum, bavulum hafif olsun diye iki günde bir kıyafet değiştiriyorum. Yani bu şekil bencillikler peşinde geziniyorum. Sırf bununla kalsa iyi, son zamanlarda garip garip haller de edindim. Seyahatlerimden eve ekmek yapmak için un falan taşıyorum. Misal Selçuk bu akşam Çin'e uçacak hayırlısıyla (görüldüğü üzere hâlâ uzun yol seyahatlerinden korkuyorum.), gelirken en az on tane mango almayı unutma diyerek meyve siparişi veriyorum. Durumum böyle seyahat hallerinden market hallerine evrilmişken nasıl gezi yazılarını yazayım bilmiyorum.

Amma velakin, yazmaktan da vazgeçmiyorum. Onu yazma, bunu yazma; ne yazacaksın sonra? 
O yüzden ben size yazı başlıklarımı verip, İrlanda'ya giderseniz mutlaka gitmeniz gereken yerleri anlatacağım. Ee, insan bilmek ister ne de olsa. Dublin'e gittik, orada mı kalalım, dağlara mı çıkalım, hangi barlarda takılalım diye. Bir de benim gibi romantik takılanlar var. Bu tipler genellikle kitaplarda ve filmlerde yaşıyor. Sokaklarda, filmlerde seyrettiği yakışıklı müzisyenleri arıyor, tıpkı P.S. I love You filmindeki gibi gittiği yerlerin parklarında Gerald Butler gibi bir İrlandalıya denk gelmeyi hayal ediyor, kimi de barlarda içip içip sisli bir seyahatin ardından son birkaç gününü anımsamaya çalışıyor. Her hâlükârda İrlanda insana iyi geliyor. Bizim ekibe çok iyi geldi. O yüzden yazmazsam unuturum diye korkuyorum. İşte bu unutma korkusu sıkıcı da olsa beni yazma konusuna geri getiriyor. "Ah nasıl yazsam? Nerden başlasam bu seyahati anlatmaya?" düşünceleri arasında gezinirken sonbahar bana hep İrlanda'yı anımsatıyor. Yağmurları beklemem o yüzdendi sanırım. Dışarıda yağmur yağmaya başladığına göre benim İrlanda gezi notları da başlasın o zaman. 😀

Sonuç: 
  • Gezi yazıları gezmeyi sevenlere eğlenceli, sevmeyenlere sıkıcı geliyor olabilir. Yapacak bir şey yok. 
  • PDF dosysı olarak gezi notlarını eklemek güzel fikir olabilir. Maddeler halinde bir şehirde gezilecek yerleri toparlamak ve onları bloga eklemek, isteyenleri de çıktı alması gezmek isteyenlerin işini kolaylaştırabilir. Umarım yapabilirim.
  • Duygular, hisler, romantik düşler bir seyahat yazısını keyifli kılabilir. Hayal kurmaya ve yazmaya devam.💝
  • Biz bize birbirimizi burada ağırlayabiliriz gibi geliyor çünkü ben burada olmayı seviyorum. Siz de seviyorsunuz öyle hissediyorum. 
  • Selçuk evde yokken yapacak bir şey yok. Kendi kendime konuşamam sonuçta. Evdeki ergen iletişimi kesti. Yani yazmak zorundayım. 
  • Yaşasın yeni tip gezi yazıları devrimi! 👊