frankfurt gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
frankfurt gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2011 Cumartesi

Hexenturm..Cadılar Kulesi


O yıllarda hayatını kaybeden cadıların isimlerinin yazılı olduğu plaket

Idstein ile anlatacaklarım bitmedi henüz.Çok birşey kalmadı aslında ama yazmak istediğim son şeyi de yazmazsam içim rahat etmez.Kasabada meydana vardıktan sonra sağda yukarıya uzanan ''Hexenturm '' adında bir yapı var.Yanımızda Almanca bilen biri olmasaydı ,burayı görür ama muhtemelen ne olduğunu anlamadan gelip geçerdik yanından.Hexenturm,Cadılar Kulesi demekmiş...Benim de geldikten sonra internetten edindiğim bilgilerle bu kule 1100 yıllarında yapılmış,sonra zamanla yanına eklenen binalarla 1500'lü yıllarda son halini almış.Kulenin üstünde çakılı bilgi plaketine yazılanlara bakılırsa cadılar buralarda hapis tutulurmuş.Bununla ilgili kesin bir bilgi olmadığı da söyleniyor ama bu arada..
Yalnız bu arada gerçek olan başka bir bilgi ise burada 39 cadının yakılarak öldürüldüğü....



16 Şubat 2011 Çarşamba

Apfelwein Klaus,bir güzel restorant...

Birden fazla uğradığı şehirlerde insanı ayakları hep aynı yerlere götürüyor gibi geliyor bana.Yılların ritmine alışmış cefakar bacaklar,alışıldık adımlarla sizi alıp götürüyor aynı bilindik yerlere.İşte sanırım bu sebeptendir ki benim de Frankfurt'a her gittiğimde soluklandığım yerler hemen hemen aynıdır.Eğer şansım varsa ve daha önce gittiğim bir yerde keyifle tekrarlayabiliyorsam yediğim yemeğin aynını,sanki gelip geçen bir yolcu değilde, bulunduğum şehrin bir sakini gibi hissederim kendimi.Bazen yeni maceralar yaşamaktansa,bildiğim koltuğun üstünde kurula kurula oturmak daha konforlu gelir bana...Frankfurt'un parçası olmak demek,Goethe'nin parçası olmak demektir mesela...Goethe'nin evinin önünden tekrar geçmek,bu sefer aynı bildik  kapıdan adımımı atmasamda aklımda kaldığınca tekrar Goethe'nin yazı yazdığı masasını,oturup yemeğini yediği masayı ,mutfak duvarında asılı tavaları hayal etmek,hemen yan kapısından müzik dükkanına geçmek,cd ve lp'leri karıştırmak,sonra hemen karşı köşedeki kafeye geçip bir kahveyle Goethe'nin adıyla anılan herhangi bir pastayı sipariş vermek...
Bir de Goethe'nin evinin hemen çaprazına denk gelen bir restorant vardır ki...Kendinize Goethe'nin en sevdiği salatayı ya da yemeği söyleyip ziyafet çekebilirsiniz.:)

Apfelwein Klaus benim için yeni keşfedilmiş bir mekan:)
Ben bu gittiğimde Frankfurt'ta yaşayan bir arkadaşımız bizi bu tanıdık mekanların dışına çıkarıp,kapısından girdikten sonra merdivenlerle bodruma indiğiniz hoş bir restoranta götürdü.

Kapının ardında Alis Harikalar Diyarı
Kesinlikle şans eseri bulma ihtimalimiz olmayan bir yerdi.Şehrin tam göbeğinde ama gizli bir köşede...Ardına kadar açık kapıdan içeri girdiğinizde sağ duvardan başlayıp göğe yükselmiş elma ağacı karşılıyor sizi.Biz yemeklerimizi yediğimiz için elma şarabı denemeye gittik oraya...İçeride her milletten insan vardı..


Valla ne yalan söyleyeyim burası bana duvarlarında döşeli taşı,üzerinde sıra sıra mumların yandığı masası ve oturulan sediriyle ''beyaz dizi'' romanlarındaki o romantik mekanları çağrıştırdı.(İtiraf ediyorum,bir dönem keyifle okumuşluğum vardı:) Herkes hata yapabilir.)Beyaz dizi romanlarındaki gibi üzerimde (çuval giysem yakışır ama) beni oldukça fit gösteren kot pantolonum ve ince beyaz kazağım,esas oğlanın üzerinde ise tüm kaslarını ortaya çıkaran yine kot pantolon ve balıkçı kazağı var.(Tabii ki hergün spor yaptığı vücudunda bir gram bile yağ fazlası yok.-okursa çok kızacak yazdıklarıma-)Demem o ki ortam romantik.

Masada beş kişiyiz efendim.Grubun tek kadını olduğum için hürmette kusur yok.Arkadaşlarımın daha önce test ettiği elma şarabı geliyor.

Elma Şarabımız...
Testiyle gelen elma şarabımız ,şarap bardaklarıyla değil bildiğiniz su bardaklarıyla servis ediliyor.Tadını soracak olursanız,düşündüğüm gibi tatlı değil.Sodanın az alkollüsü desem haksızlık etmiş olur muyum acaba?Yani bence şarap desen şarap değil,soda desen soda değil..Ama alkol oranı düşük..Maksatta muhabbet zaten...



Tabii ki sohbetimize Goethe'de eşlik ediyor bulunduğu yerden.Duvarlar fotoğraflarıyla süslü.Frankfurt,
bu ünlü edebiyat adamının şehri ve şehir kendisine şükranlarını devamlı sunuyor.Her daim teşekkür ediyor kendisine..Unutulmamak,ebedi olmak bu olsa gerek...Aklıma gelenleri söylemiyorum,  yazmıyorum buraya !!!!


Bence gecenin prensesi...Elmalı tatlı ve dondurma..Nefis....
Her gittiğimde yaptığım gibi yine elmalı tatlılardan uzak duramıyorum burada..Ama enfes sahiden..Meyve olarak hiç sevmediğim elmanın varoluş sebebi bence sadece tatlılara konulabilmesi olsa gerek...Diyet falan kalmadı bende zaten ama gözüm de elmalı tatlılara doymadı desem...


.....ve son olarak adresini merak edip,yolum düşerse giderim diyenlere...




15 Şubat 2011 Salı

Franfurt'tan Idstein'a uzanan bir yolculuk.

Dün gece geç bir saatte vardım evime elimde ev ahalisini sevindirecek ufak tefek hediyeliklerle. Her zaman sevmişimdir dönüşlerde evde bekleyenlerin yüzündeki mutlu ifadeyi. Birkaç gün bile olsa ayrı kalınan, kavuşmanın güzelliği yoktur bence başka hiçbir şeyde. Ah içi kirli çamaşırlarla dolu olsa bile, bir de bavulları talan etme durumu vardır ki... Bazen küstürür, bazen güldürür. Kuzey için sipariş edilen çikolatalar demektir bavulun içi. Sevgili ciciannemiz içinse bazen çikolata, bazen bir parfüm, bazen de en kırmızından bir oje...

Evet öyle böyle derken bu sene de tavaf ettik Frankfurt'u...
Goethe'nin şehrinde fuarımızı ziyaret edip, girdiğimiz her lokantada ismi Goethe ile anılan bir yemeği midemize indirdik. Frankfurt'un meşhur sosisini biliyorduk da, bu sefer bir de meşhur ''elma şarabını'' yudumladık.

Ünlü alışveriş caddesi Zeil'da dolaştık, geçen sene olduğu kadar soğuk olmasa da üşüdük, paltolarımıza sarındık, şans eseri girdiğimiz bir Alman lokantasında karnımızı şinitzelle doyurup yanında soğuk biralar içtik ve Paristen aldığım ve çok severek taktığım beremi Almanya diyarında bırakıp evimize geldik işte.

Frankfurt benim için çok sevinerek gidilen bir şehir değildir açıkcası.Yapacak pek bir şey bulamam bu şehirde!
Bulunduğum üç Alman şehrinden biridir ama diğerleri daha yeğdir benim için. Her sene gittiğimiz bu şehrin bu sefer yakınlarına uğramak istedik. Frankfurt Merkez Tren istasyonundan (Haptbahnhof) direkt trenlerle sanırım yarım saatte ulaşılabilecek bir yer Idstein. Sanırım diyorum çünkü trenle gitmeyi planlamamıza rağmen bir arkadaşımızla yollarda kaybola kaybola gittik biz bu sevimli kasabaya. Bol fotoğraf geliyor şimdi....

Meydandaki çeşme:))

Bisiklet üstünde:)Hava soğuk

Kozalaklar sarkıyor merdivenin trabzanlarından..

Etrafta kimsecikler yok!!!!

Velhasıl, iyi ki gelmişim:)))
Her sene fuar için geldiğim bu şehirde bavulun ağırlığından bıktığımdan, giderken yanıma almadığım profesyonel makinam için biraz içimden, biraz dışımdan söyleniyorum kendime. Sonra etrafın güzelliği sarınca benim de etrafımı en azından küçük dijital makineyi aldığım için kutluyorum kendimi. Eh, cep telefonunun kamerasına da kalabilirdim bu güzel kasabada. Kendime Frankfurt'un güzel yanı da bu masal kasabaya yakın olmakmış diyorum demek. Haince gülümsüyorum..

Baharda burası bir başka olmaz mı sizce de?







Evlerin çikolatadan yapılmış olma ihtimalinden şüphelenmemek mümkün değil bu kasabada. Frankfurt'ta şehrin nüfusunun Türk nüfusu ve Alman  nüfusu bakımından neredeyse yarı yarıya olduğunu düşünmeye başladıysam da, burada bu küçük kasabada girdiğim kafede Türkçe konuşan insanlara rastlamak şaşırtıyor beni. Hay maşallah diyorum ben de klasik bir Türk gibi...





22 Şubat 2010 Pazartesi

Fuardan Fuara Frankfurt

     Bloga yazı yazmak insanı rahatlatan bir şey olsa gerek çünkü bir dolu işimin arasında yapmaktan çok keyif aldığım bir durum haline geldi. Hatta bayağı bir stres attığımı bile söyleyebilirim. Gerçi uzun zamandır idare etmeye çalıştığım zavallı laptopumun pabucu yakın zamanda dama atılacak ve dayanamayıp yeni bir macbook sahibi olacağım gibi gözüküyor. :)

     Bloğum hala arama motorlarında çıkmıyor ama ben azmi elden bırakmayacağım ve yazmaya devam edeceğim.
    12-16 Şubat arasında Selçuk'la Frankfurttaydık. Uçak inişe geçtiğinde her tarafın karla kaplı olduğunu gördüm. ''Bu sene de soğuk!'' dedim içimden. İnişin nasıl olacağı konusunda bir hayli endişelenmeme rağmen gayet güzel bir iniş oldu. Her sene gittiğimiz otele yerleştikten sonra doğru fuar alanına. İş için bile olsa yurtdışında olmak güzel bir şey.

    Fuar yine çok kalabalık ve çok yorucuydu. Bu sene Venedik'in üstüne eklenen Frankfurt'la beraber oğlumun özlemi çok fazla geldi. Sevgililer Günü'nün hayatımız için anlamı klişe bir günün ötesine geçmese de Selçuk ile iki seneden sonra beraber geçireceğimiz ilk sevgililer günü oldu.

    ...veee arkadaşlarımızla yediğimiz güzel bir akşam yemeğinden sonra saatler gece yarısını gösterirken gülerek farkediyoruz ki sevgililer gününü unutmuşuz :)

     Frankfurk için ''Müzeler Şehri'' denir. Bir de ''Goethe'nin Şehri''.

     Ben, Goethe'nin Şehri kısmını daha çok severim. Ünlü alışveriş caddesi Zeil Strasse'ye yürürken
sokak levhalarında Goethe Haus yazılı tabelalara kolaylıkla rastlayabilirsiniz. Gittiğimiz her restoranda menüde mutlaka Goethe adı geçen bir yemeğe rastladık. Goethe Haus şehrin en çok gezilen müzelerinden biri. Faust bu evde yazılmış.

Ahmet Haşim 1932 yılında bu evi ziyaret etmiş ve günlüğüne şöyle yazmış.

''Goethe bugün ölmüş gibi, Avrupa'nın her köşesinden ziyaretçiler gelmiş, hayret ettim. Ziyaretçiler, Faust'u yazdığı masadaki mürekkep izlerine büyülenmiş gibi bakıyor.''

     Goethe Haus'un müze shop'una indiğinizde burası ile bağlantılı klasik müzik cdleri satan bir mağaza var. Klasik müzik kolleksiyonu oldukça geniş. Bakmakta fayda var derim. Biz birkaç cd edindik.
     Geçenlerde bir dergideydi sanırım, Frankfurt Kitap Fuarına giden Buket Uzuner'in Frankfurt'u Doğan Hızlan eşliğinde gezdiğini ve Doğan Hızlan'ın kendisini bu müzik markete getirdiğini okumuştum. Buket Uzuner, Frankfurt'u Doğan Hızlan'la gezmenin çok keyifli olduğunu anlatıyor ve müzik marketten de övgüyle söz ediyordu.
    Hava çok soğuk ve kar yağışlıydı. Ben Avrupa'yı baharda gezmeyi çok sevsem de fuarlar hep soğuk kış günlerinde oluyor. Bu da belki bir şehri canlı tutmanın ticari yoludur. Her sene mecburi olarak gittiğim fuardan dolayı sanırım Frankfurt'u baharda tanıma şansım olmayacak. Kış aylarında Frankfurt'ta seyr-ü sefer edeceklere çok sıkı giyinmeleri tavsiye edilir, bir de acılı gulaş çorbası içmeleri. :)