hayatım roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatım roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2017 Çarşamba

Gün 13- Çarşamba, fırından çıkan taze ekmek...

Dün gece mesaim uzundu. Akşamın bir saati, -hangi akla hizmet bilmiyorum-, ekmek mayamı çoğaltırken "Hadi bir ekmek yapayım." diye geçirdim içimden. Aslında bu benim hafta sonu işlerimden biri. Elim hamurun içindeydi, maya da fazlaydı ve evde ekmek yoktu. Mayayı çoğalttım ve kabarsın diye bir köşeye koydum. Elbette stediğim kıvama gelmesi uzun sürdü. Hatta tam anlamıyla kabarması gerektiği kadar kabarmamasına rağmen saat 23.00'de ekmeyi yoğurmaya başladım. Sonraki aşamaları hızlı geçtim. Alelacele gece 01.00'de ekmeği buzdolabına, kendimi de yatağa attım. Uzun uzun yatakta uykumun gelmesini bekledim. Aslında vücudum yorgunluktan ölüyordu. Niyetim sabah altıda erkenden kalkıp evi yeni pişmiş ekmek kokusuyla doldurmaktı. Elbette kalkamadım. Kalktığım da Kuzey okula, Selçuk da işe gitmişti. Fırını ve dolayısıyla döküm tencereyi ısıttım, akşamdan ikiye böldüğüm altı yüz gramlık ekmeklerden birinin üstünü çizip fırına verdim. Nefis bir ekmek olduğu kanısındayım. Çok sıcak olduğu için kesmedim ama ekmekten yayılan koku da ses de çok güzeldi. Akşam eve gidince Selçuk'un eve gelmesine yakın ikinci ekmeği de fırına süreceğim. Hâlâ kocamdan alkış toplamaya çalışıyorum.


Pilatese en son geçen hafta perşembe günü gitmiştim. Bu akşam yine gideceğim. Giderken gitmekle gitmemek arasında bocalasam da işim bitip de eve doğru yürürken ayaklarım bulutların üstünde oluyor. O yüzden içimde konuşan o kötü sesi dinlemeyeceğim. Sonra eve gider, sıcacık duşumu alır ve çayımı içerim. Muhtemelen çayımı içerken Kuzey'le yine mitoz-mayoz bölünme çalışırız. Tekrar edelim, dedi. Pek tabii benim de tekrar etmem gerekiyor. En merak ettiğim konuların başında bu geliyor. 

Cuma sabahı beklenen gün. Yazı Evi'ne gideceğim. Koca bir yaz tatildeydim. Şimdi vakti geldi. Duygu çoktan ödevimizi yollamış. Orhan Pamuk'un Manzaradan Parçalar kitabından Babam öyküsü okunacakmış. Öykü müdür bilmiyorum aslında. Şimdi atmayayım burada. Kitabı çıkardım. Okumaya hazırım. Sonra da bundan yola çıkarak bir şeyler yazmam gerekiyor. Umarım yazarım. Masanın başına oturursam yazarım da, önemli olan yazmaya niyet ettiğim güzel kelimelerin beni bulması. Yazıyla ilgili yapmam gereken başka şeyler de var ama herkese dağıtmaktan bana vakit kalmıyor. Buna bir çözüm bulmam lazım ve elbette bu konuda kararlı olmam.

Bugünüm de iş yerinde biraz para hesabı yaparak, biraz müşterilerle sohbet ederek, biraz iş arkadaşlarımla "Yeni ne yapsak?" diye konuşarak geçiyor. Günümün en heyecanlı kısmını fırından çıkan ekmeğin oluşturması da komik bence. Renkli kalemlerle önümdeki deftere bir şeyler karalıyorum ara ara. İnternetten sipariş vermem gereken bir-iki şey var. Birazdan onları halledeceğim. Sonra biraz daha iş, belki araya sıkıştırırsam okumam gereken yazıyı okumak günümün geri kalanını oluşturacak. Saat 15.30 gibi işyerinde çay saati. Mis gibi yeni demlenmiş çay. Az kalmış o saate. Evdeki merdivenin altına koyduğumuz eşyaların da artık yerlerini bulma zamanı geldi. Geçenlerde tavandan kopan cam avize, parçalarıyla birlikte bir avizeciye gidecek. Bakalım umut var mı? Yoksa ne yazık ki çöpe. O zaman ileriki yıllarda bizim de böyle bir avizemiz vardı diye aklıma geldikçe anlatacağım eşe dosta. İyi olmayacak. İnşallah yaparlar avizeyi.
Böyle.
Bugün günü hızlı ve önceden yazdım biliyorum. Eve gidince aklımdaki düşünce için zaman yaratmaya çalışıyorum. Elbette zaman hırsızı Kuzey tüm vaktimi kaplamazsa.
❤️