insanlık halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insanlık halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2011 Cuma

Sırt çantamla İskandinavya: Yolculuk Hazırlıklıkları ve Demir Özlü

Bugünlerde tembelliğe övgüler yağdırıyorum. Uzun zamandır beklediğim sıcaklar, sonunda herkes gibi benim de kapımı çaldı. Hayalimde, önünde upuzun uzanan bir kumsalda denize doğru yürüyorum. Sanırım bugünlerde ben dakika başına aldığım nefes sayısını bile düşürdüm. Muhtemelen büyük bir çoğunluk gibi öğünlerim peynir, zeytin ve karpuz üçlüsüyle şenleniyor. Sıcaklar daha yeni gelmişken ve ben daha huysuzlanmaya başlamadan, iç pusulam kuzeyi gösteriyor bana. Kuzeye doğru yola çıkacak olmamdan mıdır acaba içimdeki soğuk esintiler?

Stockholm Öyküleri
Gitmeden az evvel karşılaştım kendisiyle. Dalgın bakışlarla yürümekteydim elimi kolumu sallayarak.
Can Yayınları'nın o bildik beyazlarının arasında bana gülümsemekteydi. Oysa ne aradığımı bilmeden, onu arıyordum ben de. Kitabın kapak resmini Edvard Munch'un bir tablosu süslüyordu. Norveçli ünlü bir ressam, tam aradığım zamanda karşımdaydı işte. Kendisini en tanınmış tablosu ''Çığlık'' ile tanıyordum. Oysa şimdi, Demir Özlü'nün satırlarıyla ilk kez tanışacağım ''Stockholm Öyküleri'' adlı kitabın kapağından tatlı tatlı göz kırpmaktaydı bana. Anlaşıldı değil mi, yolum Stockholm'e, Bergen'e, daha kuzeye.

Saçlarım her zaman olduğu gibi siyah değil. Daha kumral. ''Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları''nda Buket Uzuner, yıllar önce ilk kez eğitim için gittiği kuzey yollarında havaalanlarında saçının siyahına sebep  çektiği sıkıntıları anlatır durur. Üstelik o zamanlar, biz Türk vatandaşlarına Norveç Hükümeti vize de uygulamamaktadır; ama yine de saçının renginden dolayı her Norveç'e girişinde saatlerce beklemek zorunda kalmıştır yazarımız. Şimdilerde vize uygulansa da biz Türkler'e, kötü davranılacağını düşünmeyerek çıkıyorum yola. Yol hazırlıklarım tamam.

Stockholm Öyküleri'nden sebep, Demir Özlü'nün anlattığı, yalnız sokakların peşinde olmayacağım.
Türkiye'nin çok çalkantılı olduğu, benim tanıklık etmediğim ama çok duyduğum, geçmiş, karışık dönemlerin yazarı Demir Özlü. İçindeki bulunduğu ve yaşadığı dönemin tüm sıkıntıları kalbinde yer etmiş. Küskünlük, sanki midesinin tam orta yerine çöreklenmiş. Bir okur olarak, öyküleri okurken ne çok arkadaş olmak istedim oysa yazara. ''Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.'' dediyse de başka bir şair, bir kahve içişi bile olsa sessizce oturup yanı başına sessizliğini paylaşmak istedim kuzey şehirlerinin. Sonra anladım ki, yazar yalnız olmayı seviyor. İtinayla taşıyor yalnızlığını yaşadığı her köşe bucağa. Dönüp dolaşıp vardığı tanıdık her istasyonda, yanında yakın arkadaşı '' kimsesizlik''.

Şimdi ben biraz Buket Uzuner'in ilk gençlik yazılarıyla tanıdığım ''Kuzey Ülkeleri''ne, biraz da Demir Özlü'nün sessiz sokaklarına yola çıkıyorum, daha çok gezmek, görmek peşinde olarak.

Bakalım bana ne anlatacak, kısmetse gidip göreceğim yabancı coğrafyalar? Ben gülen yüzleri severim. O yüzden derim ki; eğer isterseniz, Uzun Çoraplı Pippi'ye, Uçan Kaz ve arkadaşı Nils'e ya da Ejderha Dövmeli Kız Lisbeth'e selam götürebilirim sizden.

2 Mart 2010 Salı

Başlangıç için dört izleyici:)

Efendim arkadaş kontenjanından da olsa artık 4 adet izleyicim var. Bu sevgili arkadaşlardan bir tanesi resmen kardeşim, diğeri de oğlumun babası. Kalan iki izleyicim ise beni seven arkadaşlarım. Zor durumda kalırsam yedekte tuttuğum diğer kız kardeşimi de izleyicilerim arasına katmaktan herhangi bir utanç duymayacağım. Blog yazmaya başlarken, ''Beni izleyen birileri olsun, Tanrım ne olur!'' diye başlamasam da, ilerleyen günlerde içimde nereden geldiği belli olmayan bir hırs oluşmaya başladı:)
Yakında gazete ilanı falan vermekten korkuyorum.

Bilgisayarın başında kendimi google'da ararken buluyorum. Neyse bir gün gelecek ki ben de kendimi google'ladığımda bulabileceğim. Kayda yönelik etiketler de bir işe yaramıyor herhalde.

Olsun!
Ben yazmaya devam edeceğim. Çok eğleniyorum çünkü. Sanki yazarken kafam boşalıyor.

Bu arada geçen hafta Perşembe günü sevgili oğlum ilk süt dişini çıkardı. Çok gururluyuz ve mutluyuz.

....ve önümde beni bekleyen iki Paris ve bir New York seyahati var. Daha ne olsun, değil mi?

Sağlığımız da yerinde olduktan sonra başka ne istenir hayattan? 
Fransızca öğrenme projem hayata geçirilemedi hala. Gerçi ataklar yapıldı ama Fransız Kültür Derneği'nin, Saint Joseph'de verdikleri kursun saati benim programıma uymadı. Şimdi rota başka kurslara çevrildi.

Bu arada Paris ve New York otellerini ayarlamam lazım bir ara.

Keyfim nasıl bilmiyorum ama. Kendime düzenli olarak pozitif düşünce ve mutluluk pompalamaya çalışıyorum. Bünyemin ek desteğe ihtiyacı var. Mr.S, bu hafta sonu itibariyle Çin'e gidiyor tekrar. Benim de bu boşluğu spor, oğlumla ilgilenmek, kitap okumak ve tiyatroya gitmek olarak dakikası dakikasına değerlendirmem gerekiyor.   :)

Sahiden İstanbul Film Festivali ne zaman başlıyor? Bu sene festival filmlerinden birkaçına gidebilmek istiyorum. İnsan, özellikle de kadın denen mahlukat ne çok şey istiyor değil mi? Ama ben isteyen, talep eden insanı severim. Hayattan hiçbir şey istemeden var olabilmeyi aklım almıyor çünkü...