iskoçya gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iskoçya gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2014 Pazar

İskoçya Notları: Edinburgh 1

    
Klasik bir pazar günü rehaveti içinde Edinburgh yazıma başlıyorum. Bu seyahatimiz de tüm diğer gezilerimiz gibi kişisel tarihimizde güzel bir iz bırakarak bitti. Şimdi İstanbul'un sıcak havasında serin İskoçya günlerini yad ederek günlük hayatımıza uyum sağlamaya çalışıyoruz. 
Her gidenin diline doladığı ve söz ettiği Royal Mile'i biraz anlatarak başlayayım Edinburgh gezimize...

Royal Mile, Edinburgh’un ‘Eski Şehir’ merkezinden Edinburgh Kalesi’ne, oradan da İngiltere Kraliçe’sinin İskoçya’yı ziyareti sırasında konakladığı Hollyroodhouse Sarayı’na kadar uzanan bir yol.
    ‘Kraliyet Yolu’ diye adlandırılan bu yola açılan bir sürü ara sokak var ve bunlara ‘close’ deniyor. Sanırım bu kelimeyi Türkçeye ‘geçit’ olarak çevirmek mümkün. Bu geçitler insan zihninde yol üzerindeki binaların arasına Edinburgh manzaralı tablolar asılmış gibi bir his uyandırıyor. Geçitlerin isimleri de çok hoş: R.L. Stevenson’un Dr. Jekyll ve Bay. Hide isimli kitabına ilham kaynağı olmuş hırsız Deacon Brodie’nin aile soyadına ithafen verilen Brodie’s Close, yine muhtemelen bir ailenin soyadının zamanla evrim geçirmiş haliyle bana çok sevimli gelen Wardrop Close ya da Yazarlar Müzesi’ne açılan Lady Stair’s Close...

Bu geçitlerin bazıları çok güzel manzaralara, bazıları küçük meydanlara, bazıları da çıkmazlara açılıyor. Şehrin ruhuna da ayrı bir tat katıyorlar.

Royal Mile, üstünde canlı renkler taşıyan geniş bir cadde...

Edinburgh'a havaalanından bindiğimiz bir otobüsle geldik. Çok rahat bir ulaşım oldu. Waverly Tren İstasyonu'nun yakınında otobüsten indik. Otelimiz, Motel-One Edinburgh, hem Waverly Tren İstasyonu'na hem de Princes Street Garden'a çok yakındı. Old Town, (Eski Şehir)'ın içinde olan otelimizi herkese tavsiye ederim. Hem fiyat hem de oda açısından son derece uygundu. Otelin yeri de çok güzeldi. Başka bir çağın asaletini taşıyan binaların arasında güzel bir otele yerleşmiştik. Market Caddesi üstündeki otelin hemen çaprazında tren istasyonu, karşısında ise büyük mağazaların yer aldığı Victoria Caddesi görünüyordu. Otelin kapısından çıkıp sağa doğru döndüğümüzde ise Cockburn Caddesi sizi Royal Mile'ın kalabalık ve renkli dünyasına çağırıyordu. 


R. L. Stevenson'ın kitabına ilham kaynağı olan hırsız Brodie'nin barı...

Şehre özellikle festival zamanı gitmemeye dikkat ettik. Biz döndükten bir hafta sonra başlayacak olan festivalin namını çok duymamıza rağmen, şehrin sokaklarını kalabalıkla paylaşma düşüncesi bize cazip gelmedi. Daha önceki festival deneyimlerimizden şehrin sakin halini sevdiğimiz fikrini edinmiştik. Bu kararımız neticesinde sadece festival zamanında izleme şansımızın olduğu Edinburgh Military Tattoo gösterisini görememeyi baştan kabul etmiş olduk. (Yeri gelmişken giden herkesin bu gösteriyi tavsiye ettiğini söyleyeyim!)
Kısaca otelimizin odamızdan görünen manzarası Edinburgh'un yeni yüzüne (New Town) dönüktü. Bulunduğu yer ise Eski Şehrin başındaydı.

Cockburn Street üstündeki yeme-içme yerlerinden biri: The Malt Shovel
Eşyaları otele bırakır bırakmaz karnımızı doyurmak için yola çıktık. İstanbul'dan yola çıkmadan önce stay.com'a gitmeyi düşündüğümüz tüm yerleri işaretlemiş ve stay.com editörlerinin tavsiyesine de kulak vermiştik.
Cockburn Caddesi üstündeki güzel hediyelikçilerden biri!

Hedef Alexander McCall Smith'in kitaplarında çokça adı geçen İtalyan Marketi Valvona& Crolla'ya gitmek ve karnımızı doyurmaktı. Telefonumuzun yol göstericiliği sayesinde 'Yeni Şehre' doğru yürüyüşe geçtik. Yol üzerindeki bir markete hem aradığımız adresi sorduk, hem de adını önceden not aldığım Irn Bru'yu denedik. Irn Bru, asitsiz bir içecek. Bana içinde Dandy sakızlarının aromasının tadı varmış gibi geldi. Kuzey çok beğendi ve tüm tatil boyunca bu içeceği içti. Biz de böylece Alexander McCall Smith'in tüm tavsiyelerini yerine getirmiş olduk. Valvona& Crolla'da yemek ve Irn Bru içmek. Marketin içinde yazarı görürüm belki diye şöyle bir bakındım ama şansım yokmuş.


''Valvona&Crolla İtalyan ürünlerin satıldığı bir market. Makarnadan, peynire, her türlü şarküteri ürünü var. Güzel paketleriyle göz alıcı krakerler, küçük kavanozlarda insanın iştahını açan reçeller, Toskana bölgesinin şarapları tezgahlara özenle dizilmiş. Market kısmını geçip, şarap kısmını da atlattıktan sonra birkaç merdivenle daha yüksek bir kata çıkıyorsunuz. Marketin loş ve hafif nemli havasından sonra buranın ışıklı atmosferi insanın gözünü alıyor. Hemen girişteki birkaç masa birleştirilmişti ve bir grup insan yemeğin tatlı kısmına çoktan geçmişlerdi. Servis kısmına yakın yukarlak ahşap masalardan birine oturduk. Masanın etrafında tahta, yeşil sandalyeler vardı. İstanbul'da görmeye alıştığımız dekorasyonuyla göz dolduran yeme yerlerinden biri değildi burası: mekanın sade bir hali vardı. Duvarlara küçük çerçeveler asılmıştı ve girişe konulmuş raflardan birinde yeme-içme ile ilgili kitaplar, bir diğer rafta ise buranın anısını taşıyan küçük hediyelikler vardı. Açlığımızı giderecek siparişimizi verip, yemeklerimizi bekledik.''

İskoçya Sokağı okuyucuları için marketin içi!




Böyle peynirler var...

Bir de böyleleri....
Karnımız doyduktan sonra kafamız yerine geldi. Yoldan gelmiştik, otelimize yerleşmiştik, karnımızı doyurmuştuk ve şimdi şehri keşfetmek için hazırdık.
Şehirde mimarinin yanında dikkatimi çeken ilk şey trafiğin olmamasıydı. Sokaklar insanı bunaltacak kadar kalabalık değildi. Sonraki günlerde bu fikirlerime bir yenisini daha ekledim: Edinburgh'da dışarıya şemsiyesiz çıkmamak gerekiyordu. Ne zaman yapacağı belli olmayan, tanışık olmadığım bir havası vardı. Bulutlar açık mavi gökyüzü boyunca istedikleri gibi geziniyordu. Sanki şehrin üstünde beyazdan bir taç vardı. Elimi uzatsam bulutları yakalayabilecekmişim gibi bir hisse kapılıyordum. Şehri oluşturan tüm renkler fazladan bir renk taşıyorlarmış gibi üstlerinde parıldıyorlardı.

Yemekten sonra Eski Şehre doğru yürüdük. Otelimizin önüne gelip, Cockburn Caddesi'nden yukarı doğru yürümeye başladık. Bu sokak belki de Edinburgh’da gördüğüm sokakların içinde bana en sevimli geleni. Royal Mile’a doğru tırmanan bu sokağın üzerinde kafeler, yemek yenecek küçük restoranlar, birbirinden keyifli ve eğlenceli hediyelik eşya dükkanları var. Sonraki günlere kendimi bu sokak üzerinde gezinip, kah kahve içerken kah ufak tefek alışverişler yaparken buldum.

Cockburn Street'ten Royal Mile'a doğru çıkış!
Kafelerin önündeki sokağa açılan yerlere masalar atılmıştı. Dönüşte oturup bir şeyler içmeye karar verdik.

Royal Mile üzerinde yürüdüğümüzde akşamın ilk saatleriydi. Orada bulunduğumuz zaman dilimi içinde havanın kararması gece dokuzdan sonra oldu. Önce güneş aldı başını gitti, sonra havaya tatlı bir loşluk gelip yerleşti. Üzerimizde yazlık kıyafetler vardı. Bir şehri keşfetmek için tercih edilecek en güzel havaydı.

Royal Mile üzerinde mağazalara bakınarak, kaşmir kazaklar, bereler ya da atkılar satan dükkanların vitrinini seyrederek, sabahleyin başka bir ülkede olup şimdi dünyanın başka bir köşesinde oluşumuza inanamayarak yürüdük. 
Evdeyken uzakmış gibi görünen bir hayalin içindeydik. Elimizde topu topuna bir haftamız vardı. Edinburgh bizi güzel karşılamıştı.







24 Haziran 2014 Salı

İskoçya Notları: Edinburgh hazırlıkları!

Seyahatimize az bir zaman kaldı. Önüme defterimi açmamdan, orada burada dağınık duran notları toparlamamdan, otel-uçak çıktılarını dökmemden anlıyorum bunu. Bir de işten-güçten çok sıkıldım. Kim ne derse desin, İstanbul yoruyor insanı. Bu şehirde çalışıyor olmak zor geliyor bana. Trafiği bile başka bir kenara koydum artık! En çok yoran, yıldıran İstanbul'un hoyrat insanları!

Çek git diyeceksiniz buralardan! Olmuyor! Ben de diyorum kocaya, dinlemiyor!
Şimdilik burada yaşamaya devam! Sızlanmamak gerektiğini bilerek, ama sızlanarak!

Tatil hayalinin içine fırlatıp atmak gerek bünyeyi. Hiç olmadı, kitapların dünyasına sığınmak.
Birkaç gün önce blogdan dost arkadaşlarımdan biri instagramdan okumakta olduğum kitaplardan biriyle ilgili, ''nasıl?'' dedi.
İlk cildindeydim okuduğum kitabın. Uzun zamandır okumayı düşündüğüm, nedense her seferinde kararsızlıkla bir süre elimde tuttuğum, akabinde de rafa geri bıraktığım kitaplardan biriydi. Bunun sebeplerinden biri bir dolu ciltten oluşmasıydı sanırım. Okumaktan korkmamama rağmen, bir türlü kitapla beraber kasaya kadar yürüyecek cesareti bulamamıştım.

Benden önce Alexander McCall Smith'le Kuzey tanıştı. İş Bankası Yayınları'nda çıkan bütün çocuk kitaplarını okudu: Çikolata Para Macerası, Patlayan Balonlar Macerası hemen aklıma gelen kitaplardan birkaçı...
Bizim yolculuk rotası İskoçya tarafları. Edinburgh'dan başlayacak, trenle Liverpool'a gidecek, hemen Liverpool'un yakınlarındaki Manchester'a gidecek, oradan da Oxford'da geçeceğiz. Oğlumun beynini yıkama çalışmalarına başladım bile!

Sonra ver elini Londra!
Selçuk Londra'yı özlemiş. Amacımız Edinburgh'u görmek olsa da, çaktırmadan hep gezinin o kısmını kısaltmaya çalıştı. Ben Edinburgh için farklı hissediyorum. Daha gitmeden orayı çok seveceğimi ve döndükten sonra pastoral bir İskoçya seyahati için planlar yapacağımı şimdiden hissediyorum. Aklımda olan bir kaç planı ne yazık ki bu seyahatte yapamayacağız. Bunlardan bir tanesi Fort Williams'dan kalkan buharlı Jacobite Treni'ne binemeyecek olmamız. Ne yazık ki Edinburgh'da geçireceğimiz kısa zaman en az iki günde gerçekleşecek bu tren seyahatine katılamamamızın temel sebebi.
Harry Potter filmlerini bizim aile gibi hayranlıkla seyredenler,  trenin okula giderken üstünden geçtiği köprüyü hemen anımsayacaktır. Bu tren ve üstünden geçilecek köprü başka bir seyahatin gidiş bileti olacak anlaşılan :)




Alexander McCall'un yazımızla olan ilgisi ise kendisinin İskoçyalı bir yazar olmasından kaynaklanıyor. ''İskoçya Sokağı 44 Numara'' serisinden bahsediyorum.
İnstagram'da bana kitabı soran arkadaşıma şöyle bir şeyler yazdım: Dondurma gibi, hafif ve insanı iyi hissettiriyor. Sahiden kitap bana çok iyi geldi. Ama tarif edemeyeceğim garip bir hal de var üstünde. Edinburgh'da İskoçya Sokağı'nda 44 numaralı apartmanda yaşayan bir grup insanın yaşamlarının anlatıldığı kitap basit bir dille kaleme alınmış. Okuduğum iki cilt boyunca Edinburgh yaşantısı ile ilgili geniş bir bilgi bulamasam da, İskoç halkını dürüstlüğü her nasılsa kitabın sayfalarından yaşadığımız dünyaya akıyor. Tarif etmesi zor bir naiflik var yaşamların her birinde. Belki de bu yüzden benim insanların yozluğundan ve kabalığından şiddetle bunaldığım şu günlerde kitap bana kendimi çok iyi hissettirdi. Öyle ki hâlâ tam olarak tanımlamayı başaramadığım kitabın iki cildini daha aldım; en çok da küçük Bertie'yi merak ederek.

Bir de İskoçya turu hazırlıkları içinde Edinburgh'da gezmeyi tasarladığım ''Writers' Museum'' var. İskoçyalı meşhur yazarların eşyalarını görebileceğimiz bu müze gitmeyi çok istiyorum. Müzede eşyalarının bulunduğunu okuduğum R. L. Stevenson'un Dr. Jenkyll ve Mr. Hide isimli kitabını hem Kuzey için hem de kendim için aldım.




Şimdilik bizden haberler bu kadar! Edinburgh'la ilgili acil öneriler için buradayız ve bekleriz.