miami-orlando tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
miami-orlando tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2015 Salı

Miami: Palmiyelerin Şehri

Deniz, güneş, kum insanı değilim.
Denizi, güneşi ve kumu çok seviyorum; patates kızartmasının yanında soğuk bir bira içmeyi, şezlongta yatıp mümkünse bangır bangır müzik çalmayan bir ortamda kitabımı okuyup, çayımı içmeyi de.
Yine de ne oluyorsa oluyor; deniz-güneş-kum yerine sokaklarda yürümeyi, akşam çökünce ayaklarımın yorgunluktan ağrımasını, blmediğim bir kültürün anlaşılmaz dilleri içinde kaybolmayı, vücuduma güneş kremi sürmek yerine bacaklarıma kas gevşetici bir krem sürmeyi tercih ediyorum.

Denizi, güneşi ve kumu yukarıda anlattıklarımdan bir kademe eksik seviyorum demek ki!


Miami- Orlando ihtimali ortaya ilk çıktığı an, ''Oraya kadar gitmişken Key West'e de gidelim.'' dedim. Sonuçta herkesin memnun kaldığı bir seyahat yapmış olduk. Amerika'nın en güney ucuna kadar gittik, palmiyelerin çevrelediği Miami'de gezindik, ilk kez bir Mustang'a binip okyanusun en derinine doğru araba sürdük, Hemingway'in evini gördük, ayaklarımızı kumlara değdirdik, Universal Stüdyoları'nda Harry Potter setlerinde gezip filmin kahramanlarının buluşup ''Butter Beer'' içtiği salonlarda yedik içtik.

Herkesin mutlu olduğu ve en güzeli tüm ailemizin birlikte olduğu harika bir tatildi.





Miami Havaalanı'ndan Miami şehir merkezine otobüsle geldik. Miami'de araba kiralamama kararı almıştık. Gelişte herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Ana cadde üzerinde otobüsten indik, South Beach'a yakın otelimizi kolayca bulduk ve otelimize yerleştik.

Denizin hemen kenarına konumlanmış bu tatil kasabaları ben de hep aynı hissi uyandırır. Nerede olursa olsun deniz hep aynı kokar, dalgalar hep aynı şekilde kıyıya vurur, ağaçlar denize paralel bir çizgide uzanır. Mevsim yaz mevsimi değilse deniz bildiğiniz deniz gibi yumuşacık durmaz karşınızda. Rüzgârla işbirliği yapıp artık dinlenme vaktinin geldiğini haber verir insanoğluna.
''Gidin!'' der gibi gelir bana.
Şehir aynı canlılıkta değildir zaten. Dükkanların önünde denizin acıktırdığı insanlar sıraya girmez, satışlar düşer, telaş yerini haklı bir sakinliğe bırakır. Konukların gitme vakti, ev sahiplerinin de şehri dinleme vakti gelmiştir.

Biz böyle bir vakitte gittik Miami'ye. İnsanların elini eteğini çektiği bir zaman olduğu için çok mutluydum. Okyanus sert dalgalarla kıyıya vuruyor, çıplak ayaklarımla yürüdüğüm kumsalda güneşin kumların üzerinden çoktan elini ayağını çektiğini hissediyordum. Filmlerden görmeye alışkın olduğumuz cankurtaran kulübesindeki cankurtaran, insanları değil okyanusu izliyordu. Kulübenin önündeki asılı bayraklar okyanusa girmenin tehlikeli ve yasak olduğunu haber veriyordu.

Miami, yaz mevsiminin kalabalık zamanını değil, daha serin günlerin tenhalığını yaşıyordu.
Kulağımıza gelen bikinili güzel kızlarla kaslı erkekler yoktu ortalıkta.

Miami ilk izlenimde üstünde ucu bucağı görünmeyen bir okyanus, mavi rengi yeşille tamamlamak için bolca palmiye ve yazlık havası taşıyordu.

İlk akşam otelimize bavulu attıktan sonra lobiden bir harita edinip dışarı çıktık. İlk hedefimiz okyanus kenarıydı. Muhtemelen şehrin en işlev yeri burası olmalıydı. Uzun bir yolculuktan gelmiştik. Bir gece öncesinden uyumamış, sabahın 03.00'ünde havaalanında olmuş, 05.30 da uçağa binmiş. Sabah 08.00'de Frankfurt'ta inip, üç saatlik bir beklemenin ardından Miami yollarına düşmüştük. Küçücük uçak koltuklarında oturmaktan totom uyuşmuştu vallahi; tüm yolu Business Class'ta fosur fosur uyuyan insanlara haset ederek geçirmiştim.

Peki, Miami'de nerelere gitmeliyiz?
Gidilmesi gereken yerler ve benim buralarla ilgili ne düşündüğümü öğrenmek ister misiniz?
Listemiz geliyor.


18 Şubat 2015 Çarşamba

Miami-Orlando'ya gidecekler için kısa kısa notlar...

Miami'ye bende bıraktığı izlere başlamadan önce kısa bir toparlama yapalım. Ne demiştik?

  • Okyanus ötesi ülkelere gitmek için uçuşumuzu önceden planlamak en mantıklısı. Daha makul fiyatlara uçak bileti bulabiliyor ve mille bilet bulabilme şansına sahip olabiliyoruz. 
  • Üzülerek söylüyorum ki mil kazandırdığı için ve THY'nin anlaşmalı mil kartı olduğu için bugüne kadar öncelikli olarak Garanti Bankası'nın Shop and Miles kartının kullanıyordum. Ne yazık ki son yıllarda alışverişler karşılığında verdikleri mil sayılarını kuşa çevirdiler. Kaldı ki birçok miliniz olsa bile (benim var) bir türlü mil karşılığında bilet bulamıyorsunuz. 6 ay öncesinden mille bilet almaya kalksanız, mille satılan biletler hep dolu oluyor. Millerle Avrupa'ya bilet alayım deseniz makul miller karşılığında bilet bulamıyorsunuz. Hep üst kategoriden mille bilet satmaya çalışıyorlar. Üstüne üstlük öyle bir havaalanı vergisi istiyorlar ki, paranızla başka hava yolundan bilet alsanız daha karlı oluyorsunuz. 
  • Bence mil kazanmak ve sonrasında o millerle bilet almak için en mantıklı kredi kartı Akbank'in Wings kartı. 
Fotoğraf: Pinterest

  • Daha önce de anlattığım gibi biz biletlerimizi TEB Bonus Platinium kartın bonuslarıyla ve Wings kartında biriken millerle aldık. Shop and Miles'da biriken millerimiz kullanılma şansı doğacak bir fırsatı bekliyorlar ama ne mümkün!
  • Miami uçuşları için en mantıklı seçenek Luftansa gözüküyor. Türk Hava Yolları'nın önerdiği Air Canada uçuşunu tercih edecekler, Kanada vizesi almak zorunda olduklarını unutmasınlar!
  • Amerika'da araba kiralamak şart! Arabayi navigasyonla birlikte kiralamak da ikinci koşul! Biz seyahatlerimizden birinde ''Dollars'' adlı bir şirketten kiralamıştık. O seyahatimizin iki saatini uzun kuyrukta sıranın bize gelmesini bekleyerek geçirmiş ve bu kadar yavaş çalışmalarına sinir olmuştum. Bu tecrübeden dolayı bu sefer Hertz'ü tercih ettik ve çok memnun kaldık. Fiyatı, arabaların kalitesi, müşteriye davranış şekilleri hepsi tam not aldı benden. 
  • Otobüs kullanmak Amerika'da çok anlamlı değil. Otobüs durağında ''Ağaç olmak'' deyiminin gerçek anlamını öğreniyor. Türkiye'de toplu taşımanın ne kadar ilerlemiş olduğunu fark ediyorsunuz!! İleri olduğumuz bazı konular olduğunu görünce de seviniyorsunuz. Bunu da bir kazanım olarak kabul etmek mümkün. Amerika'da bir taksi şoförünün de söylediği gibi (Birkaç otobüs denemesinde biz de böyle olduğunu düşündük) otobüsleri çok fakirler, evsizler ve Afro- Amerikalılar kullanıyor gibi geldi; zira gerçekleştirdiğimiz üç denemede otobüsün içindeki tek beyazlar bizdik.
  • Otobüse bindiğinizde kişi başı 2 dolar alıyorlar. Tam rakam bu değil herhalde ama paranın üstünü vermiyorlar. Taksi pahalı. Bir akşamüstü South Beach'den Little Havana isimli bölgeye gitmek için taksiye bindik ve 26$ verdik. Dönüşte otobüse binip üç kişi için 6$ verdik. Downtown Bölgesi'nde otobüsten inip aktarma yaptık ve bir 6$ daha verdik. 
  • Daha önceki seyahatlerimizde Amerika bu kadar pahalı gelmemişti bize. Bu sefer nedense Amerikan Dolarının alıp başını gitmesinden kaynaklı olabilir, seyahatte her şey çok pahalı geldi. Paralarımızı bitirip tekrar para kazanmak ve yeni seyahatler planlamak için ülkemize geri döndük.
  • Oteller konusunu bir önceki postta anlatmıştım. Miami'de South Beach Bölgesi kalmak için en güzel yer. Key West otelimizi tek geçtiğimiz zaten söyledim. Oyun parklarına gidecekleri için de en uygun çözüm, oyun parklarının içinde bir otelde konaklamak. 



  • ''Miami- Orlando için en uygun ay hangi ay?'' sorusunu benim gibi kendine sorup internette cevap arayanlar: Biz sömestir tatili olduğu için Ocak sonu- Şubat başını tercih ettik. Eşe dosta sorduğumuzda bu dönemin yüksek dönem olmadığını, Miami'nin en güzel döneminde Miami'yi ziyaret etmediğimizi gitmeden öğrenmiştik. Yine de gittiğimiz zaman fırtınaların, yağmurların olduğu bir döneme denk gelmiyordu. Hava sert bir sonbahar havasındaydı. Üstümüzde ince montlarla gezip, yüzümüzü hep güneşe döndük. Okyanusa girmek, kişinin kendi tercihine bırakılmamıştı. ''Hava güzel, ben bir gireyim!'' gibi bir durum söz konusu değildi. Plaj önündeki levhalarda denize girmenin yasak olduğu yazıyordu. Key West, daha sıcaktı. Kumsallarda güneşlenenler ve denize girenler vardı. 

9 Şubat 2015 Pazartesi

Key West'te güneşi Küba'ya uğurladım


Tatilin başını bir kenara bırakıp, ortasından içine daldığım bir güneş hikâyesini anlatayım iyisi mi gecenin bu saatinde.


Güneşi hayatımı geçirdiğim bu kalabalık şehirden tanısam da, hayatın telaşı içinde çoğu zaman kafamı kaldırıp bakmayı unutsam da başka bir açıdan gördüm ben.

Yine onun olduğu koca evrenin altındaydım. O, uzak bir köşede -batı diyorlar o yöne- gökyüzünü renklere boyamakla meşguldü. Dünyanın başka bir ucunda selam verdik birbirimize.

...ve üstünden çok uzun yıllar geçse de, bu hikâyenin kahramanlarından birinin şu yaşadığımız hayatta dünya üzerinde öyle bir iz bırakma imkanı olmasa da, hikâyenin diğer ucuyla bir zamanlar aynı yerde durmuş olabilceğimizi hatırlattım kendime.

Ben, yanımdaki birçok insan gibi Hemingway'le aynı köşede durup güneşi hep uzaklaştığı yerden uğurladım.

Dünyayı bazen sırf kendin için durdurmak güzel bir his!







16 Ocak 2015 Cuma

Cuma günü sayıklaması...

Foto: Şuradan
İnsan bazen birçok şeyi aynı anda yapmaya kalkıyor. Benim genel durumum bu! 
Çocukken de böyleydim ben. Folklora gitmek için anneme yalvarır, kendimi halk oyunlarının davullu zurnalı ritmine kaptırmışken, mandolin kursuna da yazılmaya kalkardım. Başladıktan bir müddet sonra yorulur, gitmek için ağladığım kurslar eziyet halini alır, bu sefer de gitmemek için ağlardım.
Annem, ''maymun iştahlı'' derdi bana. 


Büyüdüm de değiştim mi? Elbette hayır! 
Şimdi vaktimi biraz daha akıllıca kullanmayı öğrendim. Çok akıllı olduğumdan falan değil, öyle yapmak zorunda olduğumdan. Evde işini çok iyi bilen bir ''zaman yiyici'' var. O, zamanını ve annesini çok iyi kullanıyor. Bana ihtiyacı olduğu zaman ilk önce evde onun işleri yapılıyor. Ödevlerine yardım ediliyor, arkadaşlarıyla buluşmak isterse o buluşmaya götürülüyor, hafta sonları çok severek yaptığı futbol antrenmanlarına ulaşımı sağlanıyor ve elbette aktiviteler bitene kadar orada bekleniliyor.
Okulla ilgili okunacak kitapları var, onları da beraber okuyoruz. Öyle yapılmasından hoşlanıyormuş. Hem bu durum anne-oğul ilişkimizi geliştiriyormuş. 
Beyefendinin işlerini bitirdiğimizde, ''Hadi gel konuşalım biraz!'' diyorum. 
''Şimdi konuşamam, oyun oynuyorum.'' diye cevap veriyor 
Vallahi zamanını bu kadar profesyonel ve acımasızca yönetmesine hayranım. 
Anne olarak zaman zaman böyle konuşması canımı acıtsa da, bana bahşettiği zaman içinde teşekkür borçluyum. Bana kalsa ben o azıcık zamanımı da saf gibi onunla harcayacağım.

Size daha önce listelerin kadını olduğumu yazmıştım. Yazmamış olma ihtimalim yok çünkü listelerimle yaşamaktan çok mesudum. Ajandamı elime alıp da içine bir yerlere gideceğim tarihleri işaretleyince, Selçuk'un seyahatleri olmaları gereken sayfalarda yerini alınca, Kuzey'in sınav, sunum ve veli görüşme günleri kaydedilince rahatlıyorum. Üstümden acayip bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Sadece bunlarla sınırlı kalmıyor tabii yazdıklarım: konserler, arkadaşlarla yapılacak kahvaltılar, işle ilgili toplantılar, çok uzun zaman önce sayfası ayrılmış yıllık tatil günleri, bayramlar, doğum günleri....

Ajandamın renkli sayfalarında şimdilik neler mi var?
*Çok yakında yola çıkılacak bir Amerika seyahati. Kuzey'in Amerika'ya ilk gidişi olacak. Bizim daha önceden alınmış Amerika vizemiz vardı. Onun vize işini de hallettik. Biletleri çok önceden almıştık. Kalacağımız otellerde ayarlandı. Bazı bölgelerde ulaşım için araba kiraladık. Çok tavsiye edilmesine rağmen, Miami'de araba kullanmayacağız. Şimdilik bu seyahatle ilgili tek şeyimiz, seyahat sigortası. 
Bu işi de hallettikten sonra bana yapacak iki şey kalıyor: Bir eczaneye uğrayıp Kuzey'in ihtiyacı olabileceğini düşündüğüm ilaçları çok geç olmadan almak ve valizleri hazırlamak. 

*Çocukla yorucu bir tatilin peşinden, -kış biliyorum- Selçuk'la Paris'e gideceğiz. Umarım hava dondurucu derecede soğuk olmaz. Geçen sefer gittiğimde hastalıktan dolayı keyifli havanın tadını çıkaramamıştık. Bu sefer güzel bir Paris seyahati olmasını diliyorum. 

* Mart ayında uzun zamandır biletleri için ter döktüğüm bir destinasyona gidiyoruz. Sonunda THY'nin promosyonlu Lizbon biletlerini aldık. Bakalım Lizbon'a Gece Treni'nin geçtiği ve kitabı okuduğum günden beri gitmeyi düşlediğim Lizbon beni nasıl karşılayacak?

*Ne? Biri Hindistan mı dedi? Neden olmasın? 

Hayat bir macera. Zaman akıp gidiyor ve geçen zamanın telafisi yok. Böyle heyecanlı heyecanlı yazsam da, nedense kendimi çok yorgun hissediyorum. Nereye gittiğini bilmediğim enerjik halimi her taşın altında arıyorum. Yeni yıl, misafirler, tokuşturulan bardaklar, hafta sonunu kaplayan Fransızca kursu, yapamadıklarımla hayıflanma, oğlanın sınavları derken şimdi akışı biraz rölantiye alma vakti geldi.
Hepimize kolay gelsin ve güzel bir hafta sonu olsun.