mutluluğun formülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluğun formülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2017 Çarşamba

Liste 37- 38: Para, para, para...

52 Liste Projesi

Liste 37- Para, para, para...


Liste 37, hiç içine dalmak istemediğim bir konuyu içeriyor: Bir milyon doları kendim için harcamam gerekirse ne yaparmışım?



Para, sıkıldığım konulardan biri. İş hayatında kendisiyle yakinen arkadaşlık yapıyorum ve arkadaşlığından pek de memnun değilim. Paranın hayatımız için önemsiz olduğunu söyleyecek kadar saf ve genç olmak isterdim ama öyle değilim. Açıkçası para için çalışıyorum. :) Şimdi soru her ne kadar kendin için ne yapardın diye sorulmuş olsa da ben bu paranın yarısını Kuzey'in eğitimi için ayırırdım. Hem de hiç düşünmeden! Çünkü ne zaman emekli olmak istiyorum falan desem karşıma geçip, "Ben belki Amerika'da ya da İngiltere'de üniversiteye gidebilirim." şeklinde hayallerimi yerle bir edecek cümleler kuruyor. Fransa'da ya da İtalya'da görece daha ucuz bir üniversite tercih etmesini istesek de hâlâ kendisini sürüklemek istediğimiz ülkelere karşı sempatik bir bakış açısına sahip değil. 
(Yazar burada çocuğun göbek bağını alıp da Amerika'da bir üniversitenin bahçesine gömen kafasına tükürür. Tabii üniversite parasından haberi falan yoktu bu safın.)



İşte bu sebepten birisi cebime bir milyon dolar sıkıştırırsa hemen yarısını Kuzey'e vereceğim. Al oğlum diyeceğim, nerede istiyorsan orada oku. Daha da benden bir şey isteme. Sonra da kalan parayla kendime Paris'ten küçücük bir daire alacağım. Bu paraya ancak 30m2 bir daire satın alabiliriz. Eh, Paris'te yaşama hayalini gerçekleştirmek için bu daire yeter mi derseniz yeter vallahi. Ya da gönlüme göre bir ev kiralarım. Daha ne olsun? Sağlık olsun da gerisi hikâye. 

Bu listeyi daha önceden yazmam gerekiyordu ama Paris'e gittim. Üç günlük nefis bir yolculuktu. Şimdi iş yerinin dört duvarı arasında bu yazıyı yaparken içimi çeke çeke oturuyorum. Şunu biliyorum ki insanın hayallerinin olmasından daha güzel bir şey yok. Keşke yıl başlarında milli piyango bileti alacak ya da arada sırada herkesin oynadığı ama benim nasıl oynandığını bile bilmediğim şu şans oyunlarından oynayacak kadar şansa inansaydım. Kaderci bir insan olmasam da şans hakkında da uzun uzun düşünmüyorum. Konu tesadüfler meselesine gelince orada biraz duruyorum ama!
Uzun zamandır eşyaya para yatırmıyorum. Çalışıp çalışıp masaya, sandalyeye, çeşit çeşit kıyafete para vermek anlamsız geliyor. Kazandığım parayı seyahatlere, arkadaşlarımla yenilen keyifli yemeklere, insanı gülümseten şaraplara, kahvelere harcamak daha mantıklı. Başımızı sokacak bir evimiz ve hep hayalini kurduğum gibi ayaklarımı çimlere basabileceğim bir bahçemiz var. Daha ne olsun? Teog da bir günde ortadan kalktığına göre daha ne isterim? Ağzımın tadıyla bir TEOG annesi bile olamadım bu ülkede. :)

Liste 37- Kendinizi daha fazla sevmenin yollarını listeleyin.


Nedense Türkiye'de büyütülme şeklimiz hep vermek üstüne kurulu. En azından benim dönemimde büyüyenler bu söylediklerime katılacaktır. İlkokulda evimizden götürdüğümüz beslenme çantalarımız bile annelerimiz tarafından düşünülerek hazırlanırdı. Başkalarının alma imkanının olmadığı yiyecekler beslenme çantalarımızda asla yer almazdı. Mesela muz böyle bir meyvaydı. Şimdilerde şükür ki herkesin evine az da olsa çok da olsa aynı gıdalar giriyor. İş yemek meselesine gelince gözüme çok naif gelen bu "verme" durumu, psikolojik olarak "kendimizden/isteklerimizden verme/vazgeçme" haline gelince pek hoşuma gitmiyor. Kendi adıma en çok acısını çektiğim durumların başında bu geliyor. Bir şeyi yapmadan önce başkasını düşünme, toplumun vereceği cevapları hesaplama, yaşına başına göre davranma, bir şeyi nedensizce istemekten/sevmekten utanma durumu beni en çok rahatsız eden şeylerden biri. Kendini çok seven ve isteklerine sahip çıkan insanlardan çok keyif alıyorum. Kendi adıma en çok bunu isterdim. Dilediğim gibi yaşama hakkı!


Bir kaç senedir (burada bunu daha önce de belirttim) hayır demeyi öğrenmeye çalışıyorum. İstemediğim, sevmediğim, gönlümün razı gelmediği her şeye hayır demek için çaba sarf ediyorum. Bunu başarabiliyor muyum peki? Zaman zaman. Ara ara istemesem de kendimi yapmak istemediğim bir şeyin merkezinde buluyorum ve öyle zamanlarda beni mecbur eden insanlara karşı açık bir öfke hissediyorum. Kibarlıkla onlarca kez reddettiğim bir şeyi yapmaya beni mecbur bıraktıkları için kendimi zayıf hissediyorum. Sanırım tam anlamıyla hayır demeyi öğrenmem için daha uzun bir yol var önümde ama inanın çabalıyorum. 

Yollarda, ten seyahatlerinde, elimde bir kahve ile sakin bir kıyının kenarında ve doğadayken kendimi en çok sevdiğim yerde oluyorum. Sessizliğin ve kendimle baş başa olmanın dayanılmaz güzellikte bir yanı var. Ve ben orayı çok seviyorum.

9 Temmuz 2017 Pazar

Liste 27- Zihinsel, bedensel ve ruhsal mutluluk

52 Liste Projesi

Liste 27- Zihinsel, bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı hissetmenizi sağlayan şeylerin listesini yapın.



Arkadaşlarım, canlarım, olmazsa olmazlarım...

Bu listenin cevabını çok iyi biliyorum. Belki sizler de beni okuduğunuz için nasıl bir tip olduğumu iyi kötü tahmin ediyorsunuzdur. Mesela kavgacı değilim ama zaman zaman çabuk parlayabiliyorum. Etrafıma karşı iyi olmam için benim kendimi iyi hissetmem gerek. Uzun zaman önce değiştirme şansı olan hayatını değiştirmeyip de bunun yerine dır dır etmeyi tercih eden insanları hayatımdan çıkardım. Kolay bir şey değil bu dediğim ama başardığımı sanıyorum. Onlar hayatımdan eksildikçe de yerine pırlanta gibi her döndüğünde ışıl ışıl parlayan insanlar girdi. İlkokuldan beri arkadaşım olan Berfu hayatımın ışığı. Hep aydınlık, hep iyi kalpli, her vermeyi seven. Çocuğumu emanet edebileceğim yegane insanlardan biri. Sonra Duycu'cum. Canım arkadaşım, dert ortağım. Kendisi ne zaman raydan çıkmaya cüret etsem hemen beni doğru yola sokar. Sakinleştirir, açımı değiştirir, anne olduğumu anımsatır. Onunla konuştuktan sonra hayat daha kolay gelir insana. Nilüfer, nice büyük işler başarmasına rağmen bunların hiçbirini gözünüze sokmaz. Hep eğlenceli şeyler anlatır, olayların ciddiyetinin altını bir güzel çizerken bir şeylerin ağırlığını da hafifletir. İnsana ilham veren bir yanı vardır. Motivasyon vermeyi bilir, onunla sohbetten sonra her şeyi yapabilirmişsiniz gibi hissedersiniz. Seyahate renk katar, bilmediğiniz bir sürü şey anlatır, bir de yeni şeyler deneyimler. 
Yan komşum Figen'e gelince. Onunlar konuşurken kalkıp spor yapasım geliyor. Yediği yemekten de yaptığı spordan da sonuna kadar keyif alır. 

Tüm arkadaşlarımı burada yazmam mümkün değil. Yazı Evi'ndeki eğitmenlerim artık dostlarım mesela. Yazı yazdığım masanın etrafında toplandığım arkadaşlarım içimi döktüklerim. Ve bugünlerde onlarla birlikte Datça'dayım. Onlar da hayatımı güzelleştiren, az kelime ile çok şey anlatabildiğim güzel insanlar. Simla, en zor zamanımda hiç tereddüt etmeden yanıma koşan can arkadaşım. Oğlumun manevi annesi kendisi. Yazamadığım nice insan var daha etrafımda. Hepsiyle neşeli sofraları paylaşıyoruz. Sevinç ve Çağlar her iki haftada bir görmezsem çıldırdıklarım. Beraber seyahatlere çıkıyor, şarap kadehlerini havaya kaldırıyor, bol bol gülüyoruz. 

Demem o ki arkadaşlarım ruh sağlığımın olmazsa olmazı. Onlarla hayat her türlü güzel. Onlar benim yaşamımın yol arkadaşları. Sıkı sıkı sarıldığım, kavga ettiğim, sonra da yaptığımız salaklıklara güldüğüm dostlarım. İyi ki varlar. Ruhum onlarla daha sakin, daha dingin.

Okumak ve yazmak....

Her gün okumam şart. Kitapları birbiri ardına bitirmem, bir kitaptan diğerine yolculuk yapmam şart değil ama okumalıyım mutlaka. Yoksa bir şeyler eksik hayatımsa. Ne zaman yoğunluğun içinde okumaya fırsat yaratamasam mutsuzluk kaplıyor içimi. Sinirli oluyorum. Tüm gün başkaları için yaşamışım da kendim için hiçbir şey yapmamışım hissi sarıyor içimi. Kuzey'in bebekliğinin ilk zamanlarında b duyguyu çok derinden yaşamıştım. Bebeğimi beklerken beni nelerin beklediğini okumuştum da bir bebeğin insanın tüm yaşamını kaplayacağını anlayamamıştım. Size ait olan ve sizi siz yapan her şeyi bir süreliğine bir rafa kaldırıyorsunuz ve kendinizi bir başka yaşamın eline teslim ediyorsunuz. Onunla birlikte gülmek, onunla birlikte ağlamak, ağladında ne için ağladığını keşfetmeye çalışıp tüm cevapların sizin içinizde olduğunu düşünmek. Benim için zor bir dönemdi. O zamanlar da beni en çok rahatlatan şey Kuzey için bir günlük tutmak olmuştu. Ne zaman onu uyutup defterimin başına otursam mutlu oluyordum. 
Okumak ve yazmak ( konu ne olursa olsun) bana hep iyi geliyor. 

Yürümek, spor yapmak...

Sporu bedenim yerine ruhum için yapıyorum. Elimden geldiği kadar elbette. Geçen sene Kuzey'i servise bindirdikten sonra her sabah bir saat yürüyordum ve işe gittiğim zaman pamuk gibi oluyordum. Terlemek, toksinlerden kurtulmak ve kendi düşüncelerimle baş başa olmak bana çok iyi geliyor. Dün de yarım saat yatıp kalkıp egzersiz yaptım mesela. Nasıl bir iç huzuru anlatamam. Keşke buraya yazdığım gibi bana kendimi iyi hissettiren bu şeyleri her daim hatırlasam. Keşke günde en azından kırk beş dakika spor yapmak vazgeçemediğim bir alışkanlığım olsa. Ne güzel olur.

Seyahat etmek, Paris'i düşlemek, tren yolculukları yapmak...

Tatildeyken bir mutluyum ki sormayın. Ne zaman bir kafeye otursam hemen defterimi açıp yeni aldığım kararlarımı yazıyorum. Dönünce günde iki litre su içeceğim, her gün bir saat yürüyeceğim, daha sakin bir insan olacağım, geceleri geç yatıp mutlaka iki saat yazı yazacağım, çok erken kalkacağım.... Bunların hepsini yapabilceğime dair inanılmaz bir güç oluyor içimde. Yazmasam patlayacağım o denli kuvvetli bir inanç. Seyahat tüm ruhuma iyi geliyor. Tüm hayatımı havaalanlarında, kafelerde, sokaklarda geçirebilirmişim gibi. Tazeleniyorum, dinçleşiyorum, mutlu oluyorum. Dünyanın büyün sokakları çok muhteşem. Yaşamak da sahiden çok güzel bir uğraş. 

27 Şubat 2017 Pazartesi

Liste 9: En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 9- En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

Evet, evet anlatacak çok şeyim var.
Ne çok şeye değer verirdim eskiden. Vallahi öyle! Gençlik başımda duman halleri. Mesela biriyle tanıştım değil mi, hemencecik kocaman bir yüz verirdim kişinin kendine. Sonra her bir yanlışta, her bir umursamazlıkta başımın üstüne yerleştirdiğim kişinin aslında o yeri hak etmediğini görür, üzülür ve hayal kırıklığına uğrardım. Yukarıda anlattığım olaydaki en büyük suçlu bendim arkadaşlar. Çünkü bağlanmaya, hemen güvenmeye ve beklediklerimi bulamadığım zaman üzülmeye açık olan bendim. Kimse benim istediğim kişi olmak zorunda değildi.
Sonra şunu öğrendim. Herkese kafadan yüz vererek kimseye haksızlık yapmamalıydım. Şimdi yeni tanıştığım herkese elli puan veriyorum. Yukarı ve aşağı puanlar da o kişi ile aramdaki bağı ya güçlendiriyor ya da zayıflatıyor. 

Bu yazdığım paragraftan bir yerlere varacağım ama son paragrafta olacak varacağım nokta. 

Şimdi gelelim listenin şıklarına. 

Elbette ailem en başta geliyor. Başka yolu var mı? 

✅    Selçuk ve Kuzey  💖  💖  💖

Eşim en yakın arkadaşım. Öyle. Her şeyi anlattığım, paylaştığım, sohbet etmekten keyif aldığım insan. Yakınlarımda olması, yumurtayı nerdeyse çiğnemeden yutması, uykuculuğu ve çay arkadaşım olması çok hoşuma gidiyor. Rahatlığı, her şey olacağına varır tavrı beni çileden çıkartıyor. Doğuştan Buda kendisi, çalışmadan Nirvana'ya ermiş. Erteleme sanatında master yapmış kişi. Ama gel gör ki en iyi yol arkadaşı. Mızmızlanmaz, kendisinin sevmediği restoranlarda bile sırf ben istiyorum diye oturup patates kızartması kemirir. Bugünlerde Ulysses okumaya başlamış olması en büyük kavga sebebi. O okursa benim de okumam gerekecek çünkü okumazsam bu kitabı sırf kendi okuduğu için böbürlenir, kitaptan birkaç alıntıyı ezberleyip gözüme sokar, hatta bir kavga anında bana, "Sen önce Ulysses'i oku da sonra yanıma gel!" bile diyebilir. 
Hımm, bir de çarşamba sabahı Moskova'ya gidiyor. Hem de bensiz.

Kuzey'e gelince. Bu aralar üzülüyorum kendisine. Tüm hormonları atağa kalkmış vaziyette. Kızmaya hazır bir şekilde bekliyor. Bir şey mi söyledik, anında cevabını alıyoruz. Her şeye karşı olduğu bir dönemden geliyor. Okulda gördüğü tüm dersler anlamsız ve saçma, konuştuğumuz şeyler gereksiz, etrafındaki herkes geri zekalı. Benim onun karşısındaki durumum daha da acıklı. Her söylediğine haklısın diyorum. Bu yazdıklarımı okumayacağına inanıyorum. Yazışım ondan. 

Ne blog yazan bir anne mi? Iyyyy çok modası geçmiş! 
Ama seviyorum yahu 💖

✅   Kitaplarım ve cdlerim

Kitaplarım ve müzik cd'lerim gerçekten çok değerli. Evde en sevdiğim ve en rahat hissettiğim yer de çalışma odası. Kitaplarla dolu raflar, yazı masası, pencerenin kenarındaki rahat koltuk. Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibi diye düşünüyorum. Kitabımı alıyor, pencere yanına kuruluyor ve sevdiğim bir cd'yi alıp kendi dünyamda kayboluyorum. Kitaplar benim yerleştirdiğim şekilde duruyorlar rafta. Bir şey aradığım zaman bulmakta zorluk çekmiyorum. Ve itiraf ediyorum ki kitaplarımı ve cdlerimi ödünç vermekten hiç hoşlanmıyorum.
Eşyayla ilişkim bu sınırlardan ibaret.
Bunun dışında da sahiden değer verdiğim bir şey yok. Yanı kırılmasından, eskimesinden, yok olmasından korktuğum demek istiyorum. 

✅   Arkadaşlarım

Pek tabii kıymetliler. İnsanın hayatında güvenebileceği çok fazla kişi olmuyor. Sahip olduklarımın hepsinin kıymetini bilmeye, kırmamaya, kucaklamaya dikkat ediyorum. Yeni tanıştığım insanlar oluyor ama illa ki hayatıma girecekler, birlikte çok eğleneceğiz gibi bir kaygım yok. Kendimi yeni birilerine anlatmak, yeni tanıştığım biriyle güvene dayanan bir ilişki geliştirmek zor geliyor. Eski dostların sıcaklığında kaybolmak belki en kolayı ama sahip olduklarımla gerçekten mutluyum.

✅   Ben

Evet, öyle! Yıllardır kendime değer vermeyi öğrenmek için çabalıyorum. Yapmak istediklerimi yapıyor, yapmak istemediğim şeyleri sırf birileri mutlu olsun diye yapmıyorum. "Hayır!" demeyi öğrenmek için yoğun çaba sarf ediyorum ve bu yolda biraz ilerleme kaydettim. Sevdiğim insanlara bile şöyle diyorum: Benim biraz araya ihtiyacım var. Bir bardak çayımı ve kitabımı alıp biraz kenara çekiliyorum. Lütfen bir müddet görüşmeyelim. 😀  Sonra tazelenerek geri dönüyorum. Bencillik diye tanımlanan çoğu şeyin aslında seçme ve yaşama hakkım olduğunu anladığımdan beri daha bilinçli yaklaşıyorum isteklerime. İşte böyle. 

İlk paragrafla son paragraf arasındaki bağlantıyı kurmam gerekirse, değer verilecek yegane şeyin kendim olduğunu düşünüyorum. Hayatımı keyif aldığım şeyler üstüne kurmaya çalışıyorum. Eh, ben mutluysam herkes mutlu bizim evde. Siz de bir düşünün bakalım. Sizde durumlar ne?

15 Şubat 2017 Çarşamba

Liste 7- Gününüzü aydınlatan kişilerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 7- Gününüzü aydınlatan kişilerin listesini yapın.

Devamlı çoluğundan çocuğundan bahseden ve ne süper anne olduğunu sık sık dile getiren tiplerden pek haz etmiyorum. Gözüne soka soka annelik, süper kadınlık, her şeyi ben bilirimcilik beni gıcık ediyor. Olan var, olmayan var neticede 😂 Bir de her şeyin en mükemmeli olmaya çalışmak ve bunun için takdir beklemek niye?


Bu sinir girişi niye yaptım peki ben?
Şu sebepten: Günümü en aydınlatan kişi Kuzey çünkü. Vallahi öyle. Eve sinir harbi bir şekilde gelsem bile onu görünce tüm derdim tasam bitiyor. Aman sağlığı yerinde yaa, gerisinden bana ne diyorum. Öyle hızlı etki ediyor bünyeme. İyileştirme etkisi süper hızlı ve hemen kana karışıyor. 
Ekibin diğer üyesine gelecek olursak yuvarlanıp gidiyoruz işte 😀

Sonra kardeşim geliyor. Her türlü salaklığı yapma kapasitesi mevcut onda. Bize geliyor, ortalığı birbirine katıyor ve sonra çekip gidiyor. Geldiğinde mutlaka eksik bir şeyleri oluyor. Benden lazım olan şeyi alıyor ve asla geri getirmiyor. Mesela evde bir şeyim eksikse ve bulamıyorsam Selçuk, Yağmur'dadır diyor. Zavallının adı çıkmış bir kere. Umarım tüm hayatımız boyunca yaptığı saçmalıklar çoğalarak bizi güldürmeye devam eder. 

Gelelim blog dostlarına. Yazdıklarını merak ettiklerim ve bilgisayar başında gevrek gevrek güldüğüm nice blogger var. Bayılıyorum onlara. Bazılarının yazılarını bekletip, bir koşu gidip kahve yapıp öyle oturuyorum masa başına. Yüreklendirici, sevgi dolu mesajlarını eksik etmeyen  takipçilere ne demeli? İnsan güzel yorumlar okuyunca ve yüzünde kocaman bir gülümseme oluşunca iyiliğin gücüne inanıyor. Sırası gelmişken beni okuyan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Tanımadığım nice dost edindim burada. Hayatımı güzelleştiren en güzel şeylerden biri de blog. İyi ki varsınız. 

....ve arkadaşlarım!
Çok komikler. Çok içtenler. Çok iyi kalpliler. Artık kalben bağ kuramadığım insanları hayatımın içine almıyorum. Yoruluyorum çünkü. Hemen hemen haftada bir kez birer kadeh şarapla aynı masaya oturduğum dostlarımı, Yazı Evi'nin odalarını dolduran kalemdaşlarımı ve canım Duygu'yu çok seviyorum. 

Daha ne isterim hayattan diye düşünüyorum çoğu zaman? 

Sağlığımız olsun da gerisi halledilir, değil mi arkadaşlar?

20 Ekim 2015 Salı

Ah sonbahar, yine geçtin habersiz...

Hayatın bizim evde nasıl geçtiğini anlatmak istedim biraz da. 

Hindistan yazılarını elbette yazmaya devam. Bu arada Tac Mahal'e kadar geldim, kapısında dikiliyorum sayılır. Yavaş yavaş yazılarda da yolculuğun sonuna gelmek üzereyim. Tac Mahal demek, Agra demek. Orayı görüp ''The Best Exotic Marigold Hotel'' filminin geçtiği Jaipur'u görecek, en son da Delhi'ye gideceğiz. Böylece Hindistan seyahatimiz bitmiş olacak. 

Onca olan bitenden sonra ben de bu hafta Hindistan yazılarımı toparlarsam mutlu olacağım, hedeflediğim bir şeyi bitirmiş olduğumdan içim huzurla dolacak. Böylece yazmayı planladığım başka yazılara bakabilecek duruma geleceğim. Malum hali hazırda yarım bırakılmış bir Baltıklar gezim var. 


Hayatım yarım bırakılmış şeylerden ibaret. Annem çocukken bana ''maymun iştahlı'' derdi. Her şeye heves ederdim. Bir hayli de iz bırakmıştır böyle söylemesi. Büyüdükten sonra böyle olmadığıma karar verdim. Birçok şeyi merak ettiğim, kafama takılan şeyleri fazlaca düşündüğüm ve kendime devamlı hedefler koyduğum doğru. Akıp giden yıllar boyunca da artık keyif aldığım şeylerin ne olduğunu daha iyi anladım. Kitap okumak, sadece dvd'den filmler seyretmek, gezip görmek benim listemin en başında gelen şeyler. 

Bir de yazmak var. Yazma eylemi, okumakla birlikte hayatımın baş tacı. Dilediğim gibi yazamadığım, başladığım her hikayeyi bitiremediğim de doğru. 

İyi de böyle hızla akıp giden zamanın içinde hem işe gidip, hem çocuğunla ilgilenip, hem eşinle iki sohbet edip, hem de her şeyi mükemmel yapmak mümkün mü? 

Değil. 

Yapabileni takdir eder, alnının tam orta yerinden de öperim. 


Hem çocuk hem de kariyer yapmakla ilgili hedeflerimi ve hırslarımı bir çuvalın içine sokup çuvalın ağzını da sıkı sıkı bağlayalı  birkaç yıl oluyor. Keşke daha önce farkına varıp beni cendere altına alan yetersizlik ve yetişememe duygusundan kurtulmak için bu kadar beklemeseydim. Kendimi hiç üzmemiş olurdum. İyi anne olmanın, iyi eş olmanın ya da iyi evlat olmanın bir kitabı yok. Her aile kendi düzenini oluşturuyor.
Tolstoy'un Anne Karenina'da geçen şu ünlü cümlesini duymayan kalmamıştır herhalde.

"Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Oysa mutsuz ailelerin her birinin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır...“ 

Ben de diyorum ki her mutlu ailenin de huzuru, mutluluğu bulduğu bir yer, bir yol vardır. Mutsuzluğu şu günlerde konuşmak bile istemiyorum.

Mesela bizim evdeki mutluluğun kuralı şu: Ben mutluysam herkes mutlu.

Ciddiyim. Evin iki erkeği de İkizler burcundan. Çift karakterli olduklarından, değişik ruh hallerine girip çıktıklarından, sık sık karar değiştirdiklerinden falan söyleniyor. Oysa bizim evdeki durum bundan çok farklı. Yüzleri benimle birlikte hep gülüyor. Tatlı dil ikisine de iyi geliyor. Çeşit çeşit yemekler yapıp, sofrayı donatmamı beklemiyorlar. Benden çıkacak fikirler ya ormanda yürüyüş yapmakla , ya seyredilecek bir filmle ya da hiç gitmediğimiz bir yerle ilgili oluyor. 

Birbirimize elimizdeki kitapların en sevdiğimiz cümlelerini okuyoruz. Kuzey, Hemingway gibi dört kez evlenmiş bir adamı neden sevdiğimi anlayamadığını söylüyor. Dünyanın bir ucuna bile götürsem yüzü gülüyor. Yapmayı hayal ettiği şeyleri gelip bizimle paylaşıyor çünkü hayaline ortak olacağımızı biliyor. 

Birçoğuna göre bir sürü yanlış şey yapıyoruz. Bize göreyse kendi hayatımızı, kendi hikayemizi yaratıyoruz. 

Zaman da biz doğruları ve yanlışları düşünürken hiç durmadan ilerliyor. 
''Geceleri ağlamadan sabaha kadar ne zaman uyur acaba?'' diye düşündüğüm, kesintisiz bir gececik uyku için ruhumu satarım dediğim günler çoktan geride kalmış. Hiç akmadığını düşündüğüm zaman yanımdan hızla geçip gitmiş de haberim bile olmamış. 
İyisi mi biz hayatın tadını çıkaralım. 

Ekim bitmeden sonbahara bir yerinden yetişmek şart!
Bir fikri olan???