mutluluk sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2017 Pazartesi

Liste 14- Hayatınızda bahar temizliği yapmanın yollarını listeleyin.

52 Liste Projesi

Liste 14- Hayatınızda bahar temizliği yapmanın yollarını listeleyin.



Bahar temizliği yapmaya hayatımın karmaşık bir döneminde başladım. Herkesin yaşamında karmaşık dönemler vardır. Garanti veririm. Kendini sorguladığı, yaşamının anlamlı olup olmadığını kendisini umutsuzluğa sürükleyecek sıklıkla sorup durduğu, acı çektiği, daha yapmayı hayal ettiği bir sürü şeyin olup da zamanının azaldığını düşündüğü zamanlar.
Ben böyle bir evreden geçtim. Etrafımdaki her şey yerinden oynadı. Önce içime dönüp orada ne varsa her şeyi kaldırdım, havalandırdım ve sonra tekrar yerine koydum. Etraftan gelecek tavsiyelere kapalı olduğum, sorduğum soruların cevaplarını içimde aradığım bir süreçti. Kafamın içinde, yüreğimin derinlerinde fırtınalar koptu. Bu dönemde acı çekerek sustum. Bir cevabın olduğunu biliyordum ve o sesi duymak için sessiz olmam gerekiyordu.
Diğer yandan kendimi bu kadar yıprattığım bu dönemin sonunda istemediğim cevaplara ulaşacak olsam da bunu da kabul etmem gerektiğini sık sık hatırlattım kendime.

İçimdeki beni sabote eden sesi hayatımdan uzaklaştırdım.


Evet! Sanki tüm zamanım benden başkalarına aitti. VE bana bir şey kalmıyordu. Sabahları kalkıp işe gidiyor, günün sonuna doğru eve gelip Kuzey'le sohbet edip sonra da ödevlerine bakıyorduk. Saatler ilerleyip de Selçuk eve geldiğinde akşam yemeği yenilip, çaylar içiliyordu. Kitap okumak, kendimle baş başa kalmak istediğim zamanlara sıra bir türlü gelmiyordu. Öyle bir zaman olsa da ben yorgunluktan bitmiş oluyordum.
Mutsuz olmak için ne çok sebep değil mi? Ama mutlu olmak için de bir dolu sebep var yukarıda yazdığım paragrafın içinde.

Bir kere şunu anladım ki çok stres altında olsam da şükretmem gereken bir işim vardı. Kim işinden memnun ki? Hele ki bu ülkede? İşimin kendi işim olmasından kaynaklanan nice zorluğu vardı ama aynı zamanda çok da avantajı vardı. Kahvemi, çayımı içip rahatsız edilmeden oturabildiğim bir saatim bile oluyordu zaman zaman. Sonra çok bunaldığımda çantamı alıp yakınlardaki bir Starbucks'a gidip kendime keyif anları hediye edebiliyordum. Tatiller de öyle. Bayram tatilinin dışındaki zamanlarda da seyahate gidebilme özgürlüğü🙋  Ailemle harcadığım vakte gelince. Fazlasını veren bendim aslına bakılacak olursa. Çünkü onlarla olmaktan, zamanımın çoğunu onlara adamaktan mutlu olan bendim. Şunu düşündüm: Onlarla daha az vakit geçirip kendime daha fazla vakit ayırırsam daha mı mutlu olacaktım? Dürüst olmam gerekirse onlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyordum.

İçimdeki o zor kadın ara ara sesini çıkarıyor. Yaşlandığımı, vaktimin daraldığını, yapmak istediklerim için çok zamanımın kalmadığını söylüyor. Hadi be, diyorum ona. Sus. Beni mutsuz edemezsin. Siz de sizi mutsuz eden sesleri dinlemeyin. Kafa karışıklığından ve huzursuzluğundan başka işe yaramıyorlar.

Hep almayı isteyip hiç vermeyen arkadaşlar: Artık ayrılmalıyız.

Şimdi baştan söyleyeyim: Arkadaşlık, akrabalığın tersine zorunlu devam ettirilmesi gereken bir bağ değil. Birbirimizi sevmesek de saygı göstermek zorunda olduğumuz, hayatımız boyunca ortak anıların içinde kaybolacağımız akrabalığın aksine arkadaşlıkta başka şeyler ararım ben. Arkadaşlarımı severim, dertlerini dinlerim, hem iyi hem de kötü zamanlarını paylaşmak için de elimden geleni yaparım. Ama arayan hep bensem, buluşmak için her zaman benim ayarlamalar yapmam bekleniyorsa, ilişkimiz arkadaşımın masal hayatını anlatma seanslarına döndüyse, arkadaşlığımızın uydusu olduğunu düşünüyorsa benim için bu arkadaşlığın sona erme zamanı gelmiştir.

Hani her aradığınızda sitem eden akrabalar vardır. Telefon numarasını korkuyla tuşlarsınız çünkü karşınızdakinin telefonu açar açmaz kuracağı ilk cümlenin sitemle dolu olacağını önceki tecrübelerinizden biliyorsunuzdur. "Hayırsız!" der karşıdaki. "Hangi dağda kuş öldü de aradın?"
Oysa sizi aramaktan uzak tutan bu söylemlerdir. Sevinçli bir sesle değil de sonu gelmez lüzumsuz sitemlerle karşılaşacağınızı bildiğinizden aramak istemiyorsunuzdur. Tıpkı bu anlattığım gibi, arkadaşımla olan ilişkim de yanlış anlamalarla, anlaşılmaz kıskançlıklarla, öküz altında buzağı arama seviyesine gelmişse o arkadaşlık sürmesi gereken zamanı tamamlamıştır. Eskiden yaşanmış uzun bir geçmişe, dönüp baktığımda hafızamda beliriveren güzel anıların yüzü suyu hürmetine artık hiç keyif almadığım arkadaşlığımı devam ettirmeye çalışırdım. Yaptığım büyük hatalardan biriymiş bu. Çünkü yaşanmışlıklar hiçbir yere gitmiyor. Güzel anılar yine oldukları yerde kalıyor. Sırf uzun geçmişe inat sürdürülmeye çalışılan arkadaşlıklar daha fazla zarar veriyor.

O yüzden bahar temizliğimin en büyüğünü artık keyif almadığım ve sevgisini hissedemediğim arkadaşlıklarımı bitirerek yaptım ben. Şimdilerde hayatım daha sade. Kendime kalan vakit daha fazla. Sevdiğim insanlar yine etrafımda ve en önemlisi hem çok sevdiğim hem de çok sevildiğim insanlarla geçiriyorum vaktimi.

Eskisi kadar çok alışveriş yapmıyorum.

Aslına bakılacak olursa şimdiye kadar almış olduğum kıyafetler bir ömür boyu idare eder beni. Yeni bir şey almanın biraz doyumsuzluktan, çoğunlukla da alışkanlıktan olduğunu düşünüyorum. Türk toplumunun hepimizin üstüne yüklediği lüzumsuz kompleksleri de eklemem şart. Her birimiz güzel ve yeni kıyafetler içinde kendimizi daha güvenli hissediyoruz. Yurt dışındaki fuarlara gidince insanların nasıl fuar gezdiğine tanık oldum: Kalın tabanlı ayakkabılarla. Sadece bizim gibi az gelişmiş toplumlar kişiliklerinden ve iş tecrübelerinden öte kıyafetleriyle öne çıkmaya çalışıyor. İncecik topuklu ayakkabılarla fuar gezen ya da ilk defa gittiği bir şehri adımlayan bir bizler varız, bir de Ruslar. Kimse kusura bakmasın! Sacre Coeur Katedrali'nin önünde sırt çantasından yüksek topuklu ayakkabılarını çıkarıp, bir de üzerine dekoltesi bol bir elbise geçirip sevgilisine fotoğrafını çektiren bir Türk kızı gördüm bir gidişimde. Oscar Wilde'ın dediği gibi, -elbette sadece kıyafet konusu değil bahsettiğim-, diğer kişiliklerinin hepsinin önceden sahiplenilmiş olduğunu bilerek, kendimiz olsak. Nasıl olur?
Bence daha mutlu ve daha normal oluruz.😀

Bahara gelecek olursak: Bahar içimizde arkadaşlar. Biraz özen gösterir, azıcık sularsak yeşillenen dalları görürüz.

27 Şubat 2017 Pazartesi

Liste 9: En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

#Liste 9- En çok değer verdiğiniz şeylerin listesini yapın.

Evet, evet anlatacak çok şeyim var.
Ne çok şeye değer verirdim eskiden. Vallahi öyle! Gençlik başımda duman halleri. Mesela biriyle tanıştım değil mi, hemencecik kocaman bir yüz verirdim kişinin kendine. Sonra her bir yanlışta, her bir umursamazlıkta başımın üstüne yerleştirdiğim kişinin aslında o yeri hak etmediğini görür, üzülür ve hayal kırıklığına uğrardım. Yukarıda anlattığım olaydaki en büyük suçlu bendim arkadaşlar. Çünkü bağlanmaya, hemen güvenmeye ve beklediklerimi bulamadığım zaman üzülmeye açık olan bendim. Kimse benim istediğim kişi olmak zorunda değildi.
Sonra şunu öğrendim. Herkese kafadan yüz vererek kimseye haksızlık yapmamalıydım. Şimdi yeni tanıştığım herkese elli puan veriyorum. Yukarı ve aşağı puanlar da o kişi ile aramdaki bağı ya güçlendiriyor ya da zayıflatıyor. 

Bu yazdığım paragraftan bir yerlere varacağım ama son paragrafta olacak varacağım nokta. 

Şimdi gelelim listenin şıklarına. 

Elbette ailem en başta geliyor. Başka yolu var mı? 

✅    Selçuk ve Kuzey  💖  💖  💖

Eşim en yakın arkadaşım. Öyle. Her şeyi anlattığım, paylaştığım, sohbet etmekten keyif aldığım insan. Yakınlarımda olması, yumurtayı nerdeyse çiğnemeden yutması, uykuculuğu ve çay arkadaşım olması çok hoşuma gidiyor. Rahatlığı, her şey olacağına varır tavrı beni çileden çıkartıyor. Doğuştan Buda kendisi, çalışmadan Nirvana'ya ermiş. Erteleme sanatında master yapmış kişi. Ama gel gör ki en iyi yol arkadaşı. Mızmızlanmaz, kendisinin sevmediği restoranlarda bile sırf ben istiyorum diye oturup patates kızartması kemirir. Bugünlerde Ulysses okumaya başlamış olması en büyük kavga sebebi. O okursa benim de okumam gerekecek çünkü okumazsam bu kitabı sırf kendi okuduğu için böbürlenir, kitaptan birkaç alıntıyı ezberleyip gözüme sokar, hatta bir kavga anında bana, "Sen önce Ulysses'i oku da sonra yanıma gel!" bile diyebilir. 
Hımm, bir de çarşamba sabahı Moskova'ya gidiyor. Hem de bensiz.

Kuzey'e gelince. Bu aralar üzülüyorum kendisine. Tüm hormonları atağa kalkmış vaziyette. Kızmaya hazır bir şekilde bekliyor. Bir şey mi söyledik, anında cevabını alıyoruz. Her şeye karşı olduğu bir dönemden geliyor. Okulda gördüğü tüm dersler anlamsız ve saçma, konuştuğumuz şeyler gereksiz, etrafındaki herkes geri zekalı. Benim onun karşısındaki durumum daha da acıklı. Her söylediğine haklısın diyorum. Bu yazdıklarımı okumayacağına inanıyorum. Yazışım ondan. 

Ne blog yazan bir anne mi? Iyyyy çok modası geçmiş! 
Ama seviyorum yahu 💖

✅   Kitaplarım ve cdlerim

Kitaplarım ve müzik cd'lerim gerçekten çok değerli. Evde en sevdiğim ve en rahat hissettiğim yer de çalışma odası. Kitaplarla dolu raflar, yazı masası, pencerenin kenarındaki rahat koltuk. Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibi diye düşünüyorum. Kitabımı alıyor, pencere yanına kuruluyor ve sevdiğim bir cd'yi alıp kendi dünyamda kayboluyorum. Kitaplar benim yerleştirdiğim şekilde duruyorlar rafta. Bir şey aradığım zaman bulmakta zorluk çekmiyorum. Ve itiraf ediyorum ki kitaplarımı ve cdlerimi ödünç vermekten hiç hoşlanmıyorum.
Eşyayla ilişkim bu sınırlardan ibaret.
Bunun dışında da sahiden değer verdiğim bir şey yok. Yanı kırılmasından, eskimesinden, yok olmasından korktuğum demek istiyorum. 

✅   Arkadaşlarım

Pek tabii kıymetliler. İnsanın hayatında güvenebileceği çok fazla kişi olmuyor. Sahip olduklarımın hepsinin kıymetini bilmeye, kırmamaya, kucaklamaya dikkat ediyorum. Yeni tanıştığım insanlar oluyor ama illa ki hayatıma girecekler, birlikte çok eğleneceğiz gibi bir kaygım yok. Kendimi yeni birilerine anlatmak, yeni tanıştığım biriyle güvene dayanan bir ilişki geliştirmek zor geliyor. Eski dostların sıcaklığında kaybolmak belki en kolayı ama sahip olduklarımla gerçekten mutluyum.

✅   Ben

Evet, öyle! Yıllardır kendime değer vermeyi öğrenmek için çabalıyorum. Yapmak istediklerimi yapıyor, yapmak istemediğim şeyleri sırf birileri mutlu olsun diye yapmıyorum. "Hayır!" demeyi öğrenmek için yoğun çaba sarf ediyorum ve bu yolda biraz ilerleme kaydettim. Sevdiğim insanlara bile şöyle diyorum: Benim biraz araya ihtiyacım var. Bir bardak çayımı ve kitabımı alıp biraz kenara çekiliyorum. Lütfen bir müddet görüşmeyelim. 😀  Sonra tazelenerek geri dönüyorum. Bencillik diye tanımlanan çoğu şeyin aslında seçme ve yaşama hakkım olduğunu anladığımdan beri daha bilinçli yaklaşıyorum isteklerime. İşte böyle. 

İlk paragrafla son paragraf arasındaki bağlantıyı kurmam gerekirse, değer verilecek yegane şeyin kendim olduğunu düşünüyorum. Hayatımı keyif aldığım şeyler üstüne kurmaya çalışıyorum. Eh, ben mutluysam herkes mutlu bizim evde. Siz de bir düşünün bakalım. Sizde durumlar ne?

20 Şubat 2017 Pazartesi

Liste 8- En sevdiğiniz özlü sözlerin listesini yapın

52 Liste Projesi

#Liste 8- En sevdiğiniz özlü sözlerin listesini yapın 😂 😂 😂

Benim liste beni bu hafta çok şaşırttı. Deyimler hadi neyse de atasözleri ile aram muhteşemdir. Yani hiç akıl almaz bir şekilde yıllardır süre gelmiş, milletin diline pelesenk olmuş atasözlerini bile kullanırken öyle bir hale getiririm ki yıllardır kullandığınız atasözünü tanımaz olursunuz. Ama elbette benim de sevdiğim sözler vardır. Özlü müdür orasını bilemem.



👉 "Paris her zaman iyi fikirdir." Audrey Hepburn

En sevdiğim özlü söz tam anlamıyla yukarıdaki cümleden ibarettir. Evde sık sık tekrarlarım. Duymayanlar olursa paraya kıyar mesaj olarak atarım. Çalışma odasındaki koltuğun üzerinde bu cümlenin yazdığı bir yastık da öylece durur. Kirlenince yıkar, akşam olmadan eski yerine koyarım. Canım Paris'e gitmek istediğinde elimde bu yastıkla evin içinde gezinir dururum. Öyle severim hem yastığımı, hem Paris'i, hem de söyleyeni.

👉  "Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." John Lennon 

Benim hep planlarım vardır. Bana yapılacak bir doğum günü sürprizinin dışında sürprizlerden de pek hoşlanmam. Bir yere gideceksem önceden bilmek isterim mesela. Devamlı listeler yaparım: Marketten alınacak listesi, okunacak kitaplar listesi, evde yapılması gerekenler listesi, hafta içinde yapılacak listesi, yapmak istediğim  şeylerin listesi.... Ama bu liste kadını da aslında hayatın kendi istediğini yapacağını bilir. Sık sık kendine akıntıya kürek çekmektense, akıntıyla birlikte akması gerektiğini hatırlatır durur. Hayat, ben hep planlar yaparken de ummadığım şeyleri karşıma çıkarır. Önüme sunduğu her güzel şey için de bana sunulan hayata minnettarım.

👉  "Hayat seni güldürmüyorsa, espriyi anlamadın demektir." Anton Çehov

Dünya üzerindeki mini minnacık yaratıklar olduğumuzu kabul ettiğimden beri hayat daha eğlenceli geliyor bana. Hep kendime şunu soruyorum: Kendimizi bu kadar önemli zannetmemizin sebebi ne acaba? Kitleler halinde bir ormanın kenarına yerleşip ağaçları yok ediyoruz mesela. Sonra yerleştiğimiz, yıktığımız bu yerde yaşayan hayvanların neden bizim yerleşim yerlerinde olduğunu soruyoruz. Dahası kendimizden başka hiçbir canlıyı istemiyoruz. Oysa hayat kendimizi bu kadar önemli hissedeceğimiz kadar uzun değil. Son zamanlarda bu teorimi daha da geliştirdim. Kendime şöyle sorular sorarken kendi sesimi duyuyorum: Hayat sabah kalkıp işe gidecek, akşamdan çocuğundan sonra gelecek kadar uzun mu sahiden?
Kendi sesimi duyduktan sonra ne yaptığımı merak eden varsa: Hemen sarsılıp kendime geliyorum. Gülüyorum. Espriyi anladım ya hani 😀 İşe de gitmek zorundayız tabii. Hayat böyle bir şey. Biraz mutlu olmak, biraz mızıldanmak, çocuğundan ayrı seyahatteyken özleminden ölürken geldiğinin ertesi akşamında kavga etmek demek. Biraz karışık yani, çokça da basit. Yuvarlanıp gideceğiz. Başka çare yok.

👉  "Kendin ol. Diğer herkes çoktan kapıldı." Oscar Wilde

Kendin ol. Canımı ye! Oscar Wilde ne güzel demiş değil mi? Birilerine benzemeye çalışmasak, kendimizi kendimiz olarak sevsek ne fıstık olur. Özgün oluruz, tek oluruz.  😀

Bu haftanın listesi bu kadar. Bir de seyahat yazılarına geçebilsem ayna karşısına geçip kendimi öpeceğim. O kadar yani 😍