ocak ayı kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ocak ayı kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2017 Pazartesi

Macera Kitabım ocak ayında ne okudu?

Macera Kitabım derken kendimden bahsediyorum. 😀  

Macera Kitabım sadece bir web günlüğü; oturup da blog yazacak, kitap okuyacak hali yok ya? Bana sanki geçen senelerde daha fazla kitap okuyormuşum gibi geliyor ama bu sene itibariyle yaptığım başka şeyleri de göz önüne alırsam kendimi fazla hırpalamayacağım. Sonuçta iyi ya da kötü günlüğüme düştüğüm notlardan, bloga yazdığım yazılardan, sadece dört kez olsa da yoga yapmak için totomu oturduğum yerden kaldırmamdan memnunum. Doların ve Euro'nun hızla yükselişine psikolojik olarak uyum sağlayamadığım için şimdilik plan yapamıyorum. Ocak ayı seyahat edilmeden ama keyifli geçti. Pek fazla sinirlenmedim. Öfkelenmeye yakın olduğum zamanlarda da kendime "hiçbir şeyin buna değmeyeceğini" hatırlattım. 
Bu hafta yüksek başarı gösterdiğim şeylerden bir tanesi de seyrettiğim filmlerdi. Neticede sağlığımız yerinde olduğuna göre güzel bir ay olmuş bu yahu :) 
     ...ve bir de Kuzey sömestr tatilinin 2. haftasında futbol kampına gitti. Çocuğun benden utanmayacağını bilsem kalkar peşinden Antalya'ya giderdim vallahi. Leylak Dalı'm diyorum ki bir gitsen de baksan benim oğlana; ne yer ne içer? 😁



Senenin ilk kitabı her sene olduğu üzere bu sene de Hemingway'in Paris Bir Şenliktir kitabı oldu. Bu kitabı okumanın bana Paris yolunu açtığını düşündüğümden olsa gerek, eski yılı bitirmeden kitabı ortalarda bir yerlere bırakıyorum. Yeni yıl ağacı, tazelenen dilekler ve elbette yeşersin diye oda sıcaklığında dinlendirilmiş suyla hayallerimi büyütmek gibi bir şey benimkisi. Evdeki herkese dileklerini soruyorum, benim hissettiğim yeni başlangıç heyecanını onlar da hissetsin diye çabalıyorum. Sanırım bu çabalarım da işe yarıyor arkadaşlar. Şubat ayının ik haftasının sonunda Paris'teyim. Yuppi!


Hayat biz planlar yaparken başımıza gelen şeylerden ibaretmiş. Ben demedim, ünlü bir İngiliz büyüğümüz John Lennon söylemiş. Ben de okumak için başka kitapları düşünürken yakın bir arkadaşım Meltem Gürle'nin Kırmızı Kazak isimli kitabını hediye etti. Nasıl severim Meltem Gürle'yi. Ama bir kitap çıkardığından bihaberdim. Bir Gün Gazetesi'ndeki köşe yazılarını derlemiş ve bir kitap olarak yayımlamışlar. Nasıl samimi, nasıl insanın içine dokunan yazılar. Bir de edebiyatla ilgili nice şey, onca inceleme, kitapları ve yazarları ile ilgili yazının içine yedirilerek harmanlanmış keyifli bilgiler. Ocak ayının ikinci kitabı bu kitap oldu. Uzunca zaman da başucu kitaplarımdan biri olacağına şüphe yok. Kitabı ortasından açıp şansınıza ne çıkarsa onu okuyabilir ve düşünmek için kendinize uzun bir keyif arası verebilirsiniz. Ben şahsen öyle yapacağım.


Bir sonraki kitabım için fantastik bir diyara yolculuk yapmayı uygun gördüm. Hayatı yaşadığımız haliyle kabul etmek zor geliyor bana. Ve zaman hiç durmadan hızla ilerlerken de büyülü bir yerlerin varlığına inanmak içimi ferahlatıyor. Ben, samimiyetle bilmediğimiz başka diyarların olduğuna inananlardanım. İşte bu sebepten alalı bayağı bir zaman olan bir kitabı çektim raftan. Yeteri kadar beklemişti zaten. Vahşi Orman birkaç satırdır anlattığım gibi fantastik bir roman. Portland'ın hemen kıyısında konumlanmış, kimselerin girmediği büyülü bir ormanda geçiyor. Okurken tıpkı Alice Harikalar Diyarı'ndaymış gibi hissettim. Konuşan çakallar, kuşlar, kötü kalpli bir kraliçe ve daha niceleri. Yaşadığımız sorunların birçoğu orada da vardı; ama mutlu sonlara olan inancın varlığı kitabın her sayfasında kalbe dokunuyordu. Spoiler olur mu bilmiyorum ama söylemeden geçemeyeceğim. Kitabın sonrasında Mistik'lerin yaşadığı diyarda bir Şura Ağacı vardı ki onun için bile tüm kitap okunurdu. Şimdi aklımda hep o ağaç. Gölgesine sığınmak ve hayallere dalmak istiyorum.


Sonra bu fantastik dünyayı bir kenara bırakıp Bilge Karasu'nun Kılavuz isimli kitabını aldım elime. İncecik bir kitap. Kitabın ilk sayfalarında yazarın dili şaşırttı beni. Okuduğumdan şüphe ettim, ara ara geri dönüp tekrar okuduklarımı kontrol etme gereği hissettim. Biraz ileri biraz geri giderek üç bölümden oluşan kitabı bitirdim. İnce kitapların zorluğu bir kez daha önüme bir duvar gibi dikildi. Okuduğumdan keyif aldım da ama şimdi bana anlat bakalım şu kitabı deseniz, bir yazar, bir adam bir şoför der öyle kalırım.
Sahi tüm Bilge Karasu kitapları böyle midir? Bilen varsa azıcık aydınlatsa beni ne güzel olur. 


Yukarıdaki kitabın gel-gitleri içindeyken kitap kargom geldi. Benden önce Kuzey açmış kargoyu. Onun da okuması gereken kitaplar vardı içinde. Ben de ona seveceğini düşündüğüm bir kitap var, oku istersen diyerek Özge Samancı'nın Bırak Üzülsünler kitabını tavsiye ettim. Bu kitap bir grafik-roman. 1975 doğumlu Özge Samancı şu an Amerika'da yaşıyor ve Türkiye'de büyümenin nasıl bir şey olduğunu anlatmış; elbette çizerek. Kuzey başladığı gibi bitirmiş kitabı. Akşam eve geldiğimde kitabın çok güzel olduğunu ve mutlaka okumam gerektiğini söyledi. Ben de elime aldığım gibi bitirdim kitabı. Ne çok geçmiş var o karikatürlerin içinde bir bilseniz. Kesinlikle tavsiyedir.


Ayın son kitabı hem Kuzey hem de kendim için aldığım Genç Sherlock Holmes kitabı oldu. Kuzey'e onunla eş zamanlı okumalar yapacağımın sözünü verdim. Aynı şeyleri okuyup, kitaplar hakkında konuşmak istiyoruz. Andrew Lane'in serinin ilk kitabı olan Ölüm Bulutu kitabını severek okudum. Kuzey elindeki birkaç kitabı bitirdikten sonra bu kitabı okuyacak. Bakalım o ne düşünecek? Beğenirse serinin devamını da okuyacağız. 

Gelelim son okumama.
Kitabın tümünü okumadım. Çok yıllar önce okuduğum ama bana ne hissettirdiğini bir türlü anlamlandıramadığım bir kitaptı Kürşat Başar'ın Kış İkindisinin Evinde kitabı. İlk öyküyü Yazı Evi'nde tekrar okuduk. Altını çizerek, uzun uzun düşünerek, yazılmayanların altındaki anlamı çözmeye çalışarak. okurken de, cümlelerin altını çizerken de ve kitabın kenarına notlar düşerken de okuduğumdan bu denli etkilendiğimi fark etmemiştim. Fakat öyküyü düşünmeyi bıraktığım andan beri Dışarda Kötülük Vardı isimli hikâye içimde yaşıyor.  
Demem o ki bu da ayın en kıymetli okuması olsun. Buralarda bir yerlerde dursun.


6 Ocak 2016 Çarşamba

Napoli Romanları: Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

Önce 2015 yılında okuduğum kitapları listeleyeyim de yayımlayayım diye düşündüm. Üç günlük tatilin üstüne nefis bir pazar günü geçirmiş, tembellikte farklı bir boyuta varmıştım. Ya yeni bir kitaba başlayacak ya da bilgisayarın başına oturup bir şeyler yazacaktım. Bir kitabı bitirince hakkında biraz düşünme ihtiyacı hissediyorum. ''Şurada oturayım da kitap ne anlatıyordu bir kafa yorayım,'' tarzı bir şey değil bu! Farkında olmadan düşünmek, soluklanmak... Ben de oturdum sene içinde okuduğum tüm kitapları yazdım. Kafa dağıtmanın bir yolu sanırım benim için liste yapmak. Sonra yazdıklarımı uzun bir liste halinde yayımlamanın kime ne fayda sağlayacağını düşündüm. Kimsenin bir işine yaramayacağına karar verdim. Burada yayımladığım bir şeyin birilerine bir fayda sağlaması çok güzel ama her şey bir fayda sağlayacak diye bir kural da yok. Hatta sağlamasa da olur aslında! Yazılanlarda ısrarla mesaj kaygısı olmasından da hoşlanmıyorum zaten.


Sonuçta çayımı içerken oturup listeyi yapmış oldum. Laponya'ya gitmeden önce alınması gerekenler listesini yapmadan az önce oldu bu iş. Daha sonra da Helsinki ve Lapland'da gezilecek yerleri, restoranları, aktiviteleri listeledim. Daha hazırlanacak bir sürü listem var. Mutluyum, huzurluyum.
Evin penceresinden baktığımda dışarısı Lapland'i aratmıyor zaten; iklim şehrin içinde başka bir mevsimi gösterse de bizim evde bahçeye bakıp okulların tatil olacağı umudunu içinde barındıran biri var.

Bu sene mayıs ayının sonlarında Kuzey on iki yaşında olacak.
Bu ne demek?
Artık büyüdüğü anlamına geliyor. Bunu ben değil oteller, uçak şirketleri söylüyor. Yani iki kişilik oda alalım, bizimle koyun koyuna yatar devri bitti. İstesek de sığmıyor zaten! Ayakları benimkini çoktan geçti, boyu da omuzlarımda. Servi boylu olduğum söylenemez ama nihayetinde nerdeyse boyunca oğlum var artık.

Senenin ilk kitabı olarak Benim Olağanüstü Arkadaşım kitabını okudum. Hani şu yazarının gerçekte kim olduğunun bilinmediği kitap. Napoli Romanları diye adlandırılan dörtleme. İlk kez Selçuk kitapçının yeni çıkan kitaplar rafında görmüş, güzel bir kitaba benziyor diye alıp yanıma gelmişti. Okunacak çok kitabım var diye burun kıvırıp rafa geri bırakmıştım. Selçuk'un getirdiği her kitabı okumuyorum, sonradan bu kitabı ben buldum diye çok fazla böbürleniyor. Neyse kitap hakkında yazılanlar kulağıma geldikçe, üstüne en son Leylak Dalı'da, ''Pek beğeneceğimi düşünmesem de beğendim, hatta ikinci kitabın siparişini verdim,'' deyince ben de dayanamadım aldım. Yeni yılın ilk sabahında herkes derin uykudayken kitabın ilk sayfasını çevirdim. Çeviriş o çeviriş. 
Kitap hakkında okuyacak olanların midesini bulandıracak, canını sıkacak bilgiler vermeyeceğim. Napoli'de geçen bir çocukluk, hatta mahalle hikayesi. Çok severek okudum. Başkaları sever mi bilemem ama benim ruhuma da yeni bir yılın ilk sabahlarına da çok iyi geldiğini şüphe etmeden ifade edebilirim. 

Böyleyken böyle :)