sosyal medyada izleyici sayısı nasıl arttırılır? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal medyada izleyici sayısı nasıl arttırılır? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2015 Çarşamba

Sosyal medya fenomeni olamamanın hazin hikâyesi

     İnstagram hesabımdaki izleyici sayısına bakıp ne kadar ezik olduğumu daha iyi anladım. Bir türlü kitleleri etkisi altına alan, bir ''günaydın''larıyla cevap olarak binlerce günaydın alan, parmaklarına geçirdikleri yüzük moda olan o insanlardan olamıyorum işte. Bu halimle evdekileri etkilemekten bile çok uzağım.

     Ne zaman instagrama baksam tüm İstanbul'un aynı şeyleri yaptığını görüyorum. Mesela bundan bir ay önce gezi yazıları yazan tüm bloggerlar Berlin'e gitti.  Yıllar önce gitmiştim Berlin'e. Bir daha da gidemedim. Herkesi bavulunu toplamış, Berlin kafelerinde gezer görünce, ''Herhalde birileri bedava bilet dağıtıyor.'' dedim. Yine çalışırken dağıtılan beleş biletleri kaçırmış, Berlin'i bir kez daha görme şansından mahrum kalmıştım. Zaten o bedava biletleri de kimsenin bana vereceği yoktu. Bu kadar az izleyici sayısıyla bana kim bilet versin? İlgilenmem gereken bir oğlum vardı. Birkaç haftadır da  bana çok işi düştüğü için yorgundum. Mesela geçen hafta sahip olduğu tüm montları okulda unuttuğu için okula gidip kayıp montların peşine düşmek zorunda kalmıştım. Söylene söylene gittim. Kayıp montlardan ikisini buldum ama çocuğu da doğduğuna bin pişman ettim. Gidince okul açıldığından beri çocuğa her gün  giydirip de okula yolladığım eşofmanının yanlış olduğunu fark ettim. Herkesin üstünde düz siyah eşofmanlar vardı. Benimkinin eşofmanının yanlarında kocaman renkli şeritler. Meğer spor eşofmanıymış çocuğa her gün giydirdiğim. Üstünden iki gün ancak geçti ki Bilişim Öğretmeni ile görüşmek için tekrar okula gitmem gerekti. İyice çileden çıktım. Selçuk'a carladım. ''Bir daha bir şey olursa sen gidersin,'' dedim.


     Berlin biletleri dağıtılmış ve ben bunları kaçırmışken İbs Anne- Bebek-Çocuk Fuarı başlamasın mı? Ben daha ''Bu da ne ki?'' demeye kalmadan sosyal medya çalkalanmaya başladı. Tüm müthiş anneler çoktan fuara gitmişlerdi. Millet, ''Nasıl daha iyi anne olunur?''u öğrenmeye çalışırken ben bir hafta içinde sadece iki kez çocuğum için okula gittim diye söylenip duruyordum. Benden iyi anne falan olmazdı. Tüm İstanbul'un gittiği burnumun dibindeki fuara gitmeyi başaramamıştım. Bir ay önceki Kahve Festivali'ne de bilet bulamamıştım zaten. Kıt zekalı aklım biletlerin haftalar öncesinden biteceğini düşünememişti. Oğluma da ''Seni Haydarpaşa Garı'na götüreceğim,'' demiştim. Biletleri bulamayıp da oğlana rezil olunca hemen çark ettim. ''Başka zaman gezeriz fuarı! Zaten bir halta benzemiyormuş.'' dedim. Annelikten bir kez daha sınıfta kalmıştım. Hem Anne-Bebek-Çocuk Fuarına hem de Haydarpaşa Garı'ndaki etkinliğe gidememiştim. Kendi kendimi teselli ettim. ''Zaten oğlan çocukluktan çıktı artık, nerdeyse ergen olacak Özlem, anne- ergen fuarına gidersin,'' dedim. İstanbul'da fuar mı bitiyordu sanki?


     Tam her şeyden bıkmış, kendimden nefret etmek üzereydim ki oğlanın okulu bir hafta tatile girdi. ''Ohh be!''dedim. Bir hafta boyunca sabahın kör saatinde kalkmak zorunda kalmayacaktım. Zaten sabah erkenden kalkmamın tek sorumlusu Kuzey'di. O, bu kadar erken gitmeseydi okula, ben de daha fazla uyuyabilecektim. İşime ve kendime ayıracak da daha fazla zamanım kalacaktı.
Nerdeee?
Star Wars vizyona girdi. Girmez olsaydı arkadaş!
Sosyal Medya dellendi. Evren, Star Wars'a vizyona girdiği gün gidenler ve gitmeyenler olarak ikiye ayrıldı. Gidenler gittiklerinden cümle alem şüphe duymasın diye Star Wars sinema afişlerinin önünde fotoğraflarını çektiler, paylaştılar. Kimileri de gittiklerini daha iyi anlayalım diye filmin sonunu yazdılar. 

     Ben anne-bebek-çocuk kisvesi altında yapılan tüm etkinliklere katılamaz ve bunlarla mücadele etmeye çalışırken millet hem bu etkinliklere katılıyor, hem işlerinde başarılı oluyor, hem çocuklarına nefis doğum günü partileri hazırlıyor, hem tatillere çıkıyor, hem kitap okuyor, hem de mükemmel eş oluyorlardı. Saçlarının, makyajlarının yerinde olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Üstüne üstlük Louis Vuitton marka çantalarını koydukları tüm fotoğrafları binlerce beğeni alıyordu. İzleyicileri gün be gün beşerli-onarlı gruplar halinde artıyor, izleyici sayılarının yanına ''k'' harfleri gelip yerleşiyordu. Arada bir birkaç densiz izleyiciye de haddini bildirdin mi senden harikası olmuyordu. Nasıl da yorumlar yazılıyordu o had bildirmenin altına. Tüm avukatlar kendilerini belli ediyor profil sahibinin avukatlığını üstleniyor, ağızlarına geleni söylüyorlardı. Eee, kolay değil! İnsanın eline kaç kez kendini belli etme fırsatı geçer.

      Peki ama ben nerede yanlış yapıyordum?
Neden benim fotoğraflarımı kimse beğenmiyordu. Benim oğlan çok çirkindi herhalde. Bazen kedi mi alsam diye düşünmüyor değildim. Allah sizi inandırsın moralim çok bozuktu. Kocamla bir markalı çanta almıyorsun, istikbalimle oynuyorsun diye kavga bile ettim.

    Çaresizlikle Kuzey'e şöyle dedim: Bak Kuzey! Millet instagrama kedisinin böyle kitapların arasında, masanın üstünde falan fotoğrafını koyuyor, bir de onları konuşturuyor. Acayip beğeni alıyorlar. Ben de senin öyle fotoğrafını koysam, seni sanki kediymişsin gibi konuştursam falan, ne dersin?
Keşke demez olaydım. Arada sırada paylaştığım iki fotoğrafını da paylaşmamı yasakladı. İnstagram izleyici kavgasında tek başıma kaldım.

     Arkadaşlar!
   Artık yapacak bir şeyim kalmadı. Bundan sonra ben de başkalarının çocuklarının fotoğraflarının altına elimden geldiği kadar yalakalık yapacağım, koydukları tüm çantaları kıskanıp, ''Keşke benim de olsa!'' yazacağım. Millete tanıtım yapsınlar diye beleş dağıtılıyor olabilir biletler. Olsun! Ben de daha fazla çalışıp, daha fazla kazanıp o uçak biletlerini alıp gideceğim neresi popülerse.
İzleyici mi istiyorum? Olmadı çekiliş falan yapayım, iki oje vereyim diyorum izleyicilere.

Bu toplum beni de sevsin, beni de kıskansın istiyorum.
Çok mu şey istiyorum?