spor yapalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor yapalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

Nasıl fit olunur?

Bu sabah erkenden spora gittim. İş yerimin yakınlarında muhteşem bir spor salonu keşfettim. "Önce vücut ölçümünüzü yapacağız, sonra program yazacağız." denilince şu meşhur tartının üstüne çıktım. Şimdiye kadarki en fazla kilomdayım. Zaten biliyordum. Merak edenler için 56 kiloyum. Bu kilodan on kilo fazlayla çocuk doğurmuş, doğurduktan birkaç ay sonra 52 kiloya düşmüştüm. Şimdi ne olur bilmiyorum. Bildiğimin dışında bir sonuçla karşılaşmadım. Yine kas eksik, yağ fazla ve su içmem lazım. Devamlı salata yiyorum ya da sebze. Roka yiyerek kas yapılmıyor tabii ki. Bir şekilde protein almayı öğrenmem gerekiyor.

Günün Hayali: İsmi Jane Austen olan bir nehir teknesiyle yolculuğa çıkmak 😍

Dün iş arasında da bir saatliğine kaçmış yoga dersine girmiştim. İlk siftah :=) Planklarla, kola yüklenmelerle acı dolu bir dersti. Su gibi terledim, buraya nerden düştüm diye düşünürken yakaladım kendimi. Mis gibi bir kafayla çıkarım ben yogadan diye düşünürken kollarımda derman kalmamış bir halde döndüm işe. Bu sabah da ölçümün peşine yarım saat koşu bandında yürüyüp, gülerek pilates dersine davet eden hocaların gazına gelince spor salonundan tükenmiş olarak ayrıldım. Duşta kafamı şampuanlamak için kollarımı kaldıramadım. Nasıl olacak benim bu sportmenlik işi anlayabilmiş değilim. İlk günden vazgeçmekten utanmasam, yağlarımla mutlu mutlu yaşamaya razıyım. Şansımı denesem parayı verirler mi acaba? 😀
Akşam müthiş Tiger Balm'ı ağrıyan tüm kaslarıma sürüp, sabaha kadar bir mucize olmasını bekleyeceğim. Bu arada vücudumdaki en zayif yerler kollarımmış. Eee, yazı yazan ellerden ne beklenir? (Tüm ömrümü bu cümleyi yazabilmek için bekleyerek geçirmişim gibi hissettim bir an.)

Şimdi özlemle Kuzey'in veli toplantısını atlatıp eve gideceğim anı bekliyorum. Kuzey'e öğretmenlerinin onun hakkında söylediklerini biraz abartarak anlattıktan sonra kitabıma gömülmek istiyorum. Cuma günkü yazı atölyem için yazmam gereken bir ödevim var ama bir şeyin üzerinde uzun uzadıya düşünerek yazmak zor geliyor bugünlerde. Nihayetinde bir öykü yazmam lazım. Bunun için çaba lazım. Yazmak, üstünü karalamak, tekrar yazmak, silmek, eklemek ve birçok kez okuyarak gözden geçirmek. Eve gidince genellikle pestil gibi oluyorum. Koltuğa çöreklenip, arada güçlükle kolumu hareket ettirerek çayımı yudumluyorum. Sonunda dün gece elime "Never Any End to Paris" kitabını aldım. Siz de Paris'in asla sonu olmayacağına, yaşananların ya da yaşanacakların bir noktada son bulmayacağına inananlardan mısınız? Aslında bizler tükensek de şehir yaşamaya devam ediyor, hep de edecek. Kitabı elime aldım almasına ama sanırım beş sayfadan fazla okuyamadım. Kuzey diğer koltuktan devamlı dikkatimi ona yöneltmeme sebep olacak bir şeyler yaptı. Kızmaya yakın olduğum anlarda da, "Seni yoruyorum değil mi? Özür dilerim." gibi cümlelerle üstümde baskı kurdu. Dört bardak çay içmeme rağmen kitapta bir ilerleme kaydedemedim. Oysa yapışkanlı notlarım, kalemim ve bilumum kırtasiye malzememle bu okuma için hazırdım. Şansımı bugün tekrar deneyeceğim.

Buraya içimi dökmek, en yakın arkadaşımla konuşmak gibi. Aklıma gelenleri anlatıp duruyorum. Kendi hedeflerimi belirliyorum, yaptıklarımla yapmadıklarıma tanıklık ediyorum. Bir yazıyı bitirip de "yayınla" tuşuna basınca sanki çok büyük bir işi başarmışım gibi bir his sarıyor içimi. Ve o his bana çok iyi geliyor. Şimdiki evimizden önceki evimizde masanın önüne oturmuş ve odaya dolan nefis güneş ışığı eşliğinde ilk blog yazımı yazımıştım. O an hâlâ aklımda. Sanırım "merhaba" demiştim sadece. O günden sonra buradaki varlığım da yazılarım da değişti. Blog yazmanın beni bu kadar etkileyeceğini asla tahmin edemezdim. İçimi böyle sevinçle dolduracağını, yazmak için heyecanlanacağımı, burada anlatmak için etrafıma daha başka bir gözle bakacağımı... Dediğim gibi yazmak için her zaman fırsat bulamasam da, bazen de masa başına oturduğumda aradığım kelimeler dudağımın ucuna gelmese de, her vakit anlatmayı umduğum, istediğim şeyler var. Ya bir kitap, ya gittiğim bir yer, ya bir iç sıkıntısı, ya da ucundan bir mutluluk parıltısı.

Bu yazıyı dün yazdım aslında. Üstünden Kuzey'in veli toplantısı ve gecenin çok erken bir saatinde uyumamla sona eren bir gece geçti. Sabah uykumu almış ve kaslarım daha hafif ağrıyarak uyandım. Ve sporla başlayacak yeni bir gün için hemen evden ayrıldım. 😀



25 Temmuz 2017 Salı

Liste 30- Başkalarında hayranlık duyduğunuz özelliklerin listesini yapın.

52 Liste Projesi

Liste 30- Başkalarında hayranlık duyduğunuz özelliklerin listesini yapın.

Düzenli olarak spor yapıp bedenine gereken önemi veren insanlar.


Kendimi pek de başarı sağlayamadığım bu spor yapma olayı ile ilgili yermeden önce sevdiğim bir yönümü söyleyeyim: Yıllardır fazla oynama göstermeyen bir kilodayım. Arada bir iki kilo alıp bunalıma girsem de biraz dikkat ederek aldığım kiloları veriyorum. Rejim denen şeye pek inanmıyorum. Elbette rejim yaparak insanlar kilo verirler ama benim demek istediğim diyet yapmak yerine diyetisyenlerin her zaman dediği gibi beslenme düzenimizi yaşam biçimimiz haline getirmek daha önemli. Yeri gelmişken bir dedikodu yapmadan da duramayacağım. Sosyal medyada sık sık fotoğraflarına denk geldiğimiz iki yumurta biraz salatadan oluşan yeme düzenine de inanamıyorum ben arkadaşlar. Amaç sıfır beden olmaksa tamam da bunun sağlıklı olduğuna beni kimse ikna edemez. Sebzeyi çok severim ama buna rağmen beş yemek kaşığı sebze yemeği ile doymuyorum. Yedikten bir saat sonra hemen acıkıyorum. Hâl böyle olunca internette gördüğüm öğünler bana pek de ikna edici gelmiyor. Paketlenmiş gıda tüketmemek, sağlıklı yağlar kullanmak, organik sebze ve meyve almaya çalışmak elbette iyi güzel de her şey bununla bitmiyor. İçinde yaşadığımız şehir, her gün yüksek dozda yaşadığımız stres, gazetelerde televizyonlarda birbirini takip eden onca kötü haber varken insan az yese de şişiyor yemese de!😀

Yukarıdaki fotoğraf benim mutluluk formülüm :) 

Eh, dedikodumu yaptığıma göre konuya döneyim ben. İki sene önce müthiş spor yapıyordum. Sabah Kuzey'i servise bindirdiğim gibi ben de sitenin içinde dönüp duruyordum. Kah yürüyerek, kah hafif tempo koşarak bir saati geçiriyor, eve döndüğümde de hafif bir kahvaltı yapıp işe gidiyordum. Haftada iki-iç gün de pilates vardı hayatımda. Öyle mutluydum ki ışıltım etrafa yansıyordu. Sonra kimsenin bir şey anlamadığı "malum saat uygulamasına" geçildi. Kuzey'le yine aynı saatte kalkmamıza rağmen 6.55'te onu servise bindirdiğimde hava zifiri karanlık oluyordu. Ben de tekrar yatağa dönüp bir saat daha uyuyordum. Bu alışkanlığımı bırakmayıp işe bir saat geç gidebilirdim belki ama olmadı işte. Tekrar uyuyup uyandıktan sonra hem yorgun oluyordum hem de canım spor yapmak istemiyordu. Nihayetinde geçen seneyi kendimi "kandırarak geçirdim. Ha bugün giderim spora ha yarın derken günler birbirini kovaladı ve tembellik iyice üstüme yapıştı. Kendi kendimi harekete geçirecek yegane kişi bendim ama spor yapmam gerektiğini bilmem ve yapmadığım için suçluluk duymam hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Kış soğuktu spor yapmak için, yazsa fazla sıcak. 

Geçenlerde oturdum. Önüme aldığım bir sayfaya neden spor yapmam gerektiğini yazdım. O günden beri pozitif anlamda bir adım atmış değilim ama düşünüyorum. Kendimi devamlı rahatsız edip dürtüyorum. Umuyorum ki yakın bir zamanda kendim için bir şeyler yapar, onu da buradan duyururum. 
Yazının başına yapıştırdığım başlığa gelecek olursak, cidden spor yapan insanlara bayılıyorum ve onlar gibi olmak istiyorum. Spor yapmanın dışardan göründüğü kadar kolay bir şey olmadığını biliyorum. O yüzden benim gibi akşam gelince koltuğa yığılmak yerine bereketi harekette arayan insanlara sevgim sonsuz. Gidip alınlarından öpesim var. 😍