verona gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
verona gezi notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2011 Çarşamba

İLK DURAK VERONA

ROMEO VE JÜLYET'İN ŞEHRİNE KEYİFLİ BİR YOLCULUK


Erbe Meydanı-Meşhur Caffe Filippini











Jülyet o pek meşhur balkonuna çıkıp neler düşünmüştür acaba? Hülyalı, yarı aralık gözleri uzaklara dalmış gitmişken, Romeo ile ilgili ne hayaller gelip geçmiştir aklından, gönlünden? Pek tabii, kavuşulan bir sevda olsaydı bu aşk, belki bugün kulaklarımıza kadar olan yolculuğunu da yapmamış olacaktı. Gerçi, böyle bir sevdanın yaşandığı, hatta ve hatta Jülyet'in yaşadığı ile ilgili kesin bir bilgi bile yok kimsenin elinde...

Fakat tüm bunlara rağmen, Shakespeare'in kaleme aldığı Romeo ve Jülyet efsanesi bugün hâlâ sürüp gitmekte. Üstüne koltuğa gömülüp zevkle seyrettiğimiz filmlerin de ayağımıza kadar getirdiği şehirler, romantik komediler ve hayaller var.

''Letters to Juliette'' benimle Verona'yı tanıştıran film. Beni bulunduğum ortamdan alıp başka bir şehre taşıyan, yüzümde gülümseme bırakan her film benim için güzel. Kaldı ki İtalya'nın romantik bir şehrine yolculuğa mümkün değil 'hayır' diyemem.

Kendi reel hayatımda da 'hayır' diyemedim ve önceden planlanan Toskana seyahatinin başlangıç tarafına bir de Verona ekleyiverdim. Şimdi aynı Hobbit gibi; gidip, görüp, anılarıma kaydettikten sonra yaşadıklarımı iyi ki gitmişim diyorum.


Şehri inanın anlatmama gerek yok, biraz kente ayrılacak zaman ve sunacağınız hoşgörü ile Verona sizi alıp tüm gizli sokaklarına, tüm meydanlarına alıp götürüyor. Erbe Meydanına doğru ilerlerken Jülyet'in evi bir selam çakıyor size... Sağlı sollu sıralanmış pastaneler, hediyelikçiler derken, meydanı çevreleyen restaurantlarıyla Erbe meydanında buluveriyorsunuz kendinizi. Sıcak, küçük ve samimi... Buranın büyüsüne kapılmamak, burada kısa bir süreliğine bile olsa çöreklenip etrafın akan giden huzuruna kapılmamak elde değil!

Erbe Meydanını serinleten romantik çeşme
Meydanın orta yerindeki küçük havuzun suyunda oynayan çocukların neşesine ortak olmak istiyor insan; ayakkabılarını çıkartıp, küçük ayakların yanında serinlemek.

Dante
Burası inanın büyüleyici...
Erbe Meydanından şöyle az biraz uzaklaşacak olsanız karşınıza kocaman bir heykel dikiliyor, hemen başka bir meydanın ortasında. Beatrice'e olan aşkını anlata anlata bitiremeyen Dante.

Romeo'nun evi bugün özel bir mülkiyet. Etrafı kale surları gibi yüksek duvarlarla çevrelenmiş, içinin nasıl olduğunu hayallerime teslim eden bir ev... Hayal kurmayı seven biri olarak benim için sorun yok.

Bir gün önce gördüğüm Jülyet'in balkonuna biraz bencil bir plan yapıp, ertesi günün ilk ışıklarıyla beraber gidiyorum. Bu tatilde bize eşlik eden bir oğlan çocuğu olduğundan, onu yatakta babasıyla beraber bırakıp, kendi adımlarımı dinleyerek düşüyorum yola. Yalnız olmanın keyfi de bir başka güzel. Jülyet'in evine az kala, yolun üstünde bana gülümseyen pastaneye girip adını bilmediğim sabah atıştırmalarından alıyorum kendime yanında bir kahveyle beraber... Yaşadığım keyfi sonuna kadar götürmekte kararlıyım. Az sonra Jülyet'in balkonuna çıkacak, damağımda titreşip duran az önceki enfes lezzetle beraber romantik hayallere dalacağım yerde şöyle düşüneceğim.
     '' Hay Allah, şimdi bu balkonda benim fotoğrafımı kim çekecek peki?''

Tek başına Jülyet'in romantizmini paylaşmanın da elbet bir bedeli olacak diye düşüneceğim.
- Hayır, kimsenin benim fotoğrafımı çekmesini istemiyorum. Böyle bir karenin, insanı seven bir yürekten çıkması gerektiğini düşünüyorum. (kimbilir belki de orda oturan yaşlı görevlinin asık suratı bana böyle düşündüren)
Kaldı ki balkonun altında oğlum tarafından çekilmiş koca kişisinin ve benim gayet titrek fotoğraflarımız var. Tatilin ilk günü sebebiyle oğlan daha olayı kavrayamamış vaziyette ama fotoğrafları çekmekte ısrarcı.

Şimdi çok yazı yazmayayım diyorum. Biraz fotoğrafla sizi hemen Verona ile tanıştırıvereyim.