Sanırım meydan okumayı yanlış anladım; zira iki günde bir yazdığımı fark etmişsinizdir. Nihayet evimizdeyiz. Uçak 12.25’te olunca 17.30 gibi eve vardık. Önce bir çay demledik, sonra ev yemeklerini götürdük. Yurt dışına gidince aç kaldım diyenlerden değilim. Tam tersi fazla yiyorum, fazla içiyorum ve haddinden fazla “Ay bir daha ne zaman bunu bulacağım da yiyeceğim?”deyip ekstra…
Kategori Arşivleri: Kitap Kokusu
İki gecedir üst üste tuhaf rüyalar görüyorum. Pazar günü amcamlara kahvaltıya gideceğimizden dolayı mı bilmiyorum ama babamı rüyamda gördüm. O kadar uzun zamandır onu rüyamda görmüyordum ki rutin rüya buluşmalarımızdan farklı davrandık birbirimize. Normalde mümkün olmayan bir durumun/mucizenin içinde olduğumun farkında olur ve onu gördüğüm için şükrederdim. Yani artık yanımda olmadığını ve onu rüyamda görmemin…
Ulysess okuyan ben değilim. Selçuk okuyor. Geçenlerde başlamıştı. Sonra seyahatler falan girdi araya, kitabı unuttu derken şimdi yine aklında. Hatta cuma geceki yemekte Feridun Hoca’ya da sordu: Bir kitabı şaheser yapan şey nedir? Zannımca son zamanlarda ben ondan çok daha fazla okuduğum için farklı bir strateji ile yaklaşıyor okuma işine. Aklınca Ulysess’i okuyarak tartışmasız olarak…
Ocak ayında okuma işini beni mutlu edecek şekilde kotarınca zannettim ki diğer aylarda da aynı başarıyı gösteririm. Olmadı tabii ki. Okuma hızımı etkileyen nice şey var. Mesela bir seyahate çıkmışsak, Kuzey’in sınavlarının olduğu haftalara denk gelmişsem, işlerin yoğun olduğu bir zamansa ve ben eve geç geliyorsam akşamları içtiğim çaya şükrediyorum. Zaten her şeyi bir anda…
Her Paris seyahatinde düşünmeden yaptığımız şeyler var: St. Germain sokaklarında gezinmek, farkında olmadan Cafe Le Rostand‘a gidip Lüksemburg Bahçeleri‘ne bakarak kahvemizi yudumlamak, yolumuzu Notre Dame Katedrali’ne çevirip Shakespeare and Co.‘ya gidip kitapçının sıkışık kitap raflarının arasında gezinip bir kitap almak. George Whitman’ın hikayesi Paris’e gidip de bahsettiğim bu kitabevine uğramayan yoktur sanırım. Shakespeare and Co….
Franfurt için “En keyifli gezi destinasyonlarımdan biri!” cümlesini kurmam mümkün değil. Ama orayı da benim için güzelleştiren bir sebep var: Goethe Evi Eski Şehir Meydanı’nda (Romer) dolanmanın ve nehir kıyısındaki hoş bir gezintinin dışında Frankfurt’ta yapılacak pek bir bir şey yok. Kimileri şimdi bana “Yapma yahu!” diyebilir ama benim gerçeğim bu. Elbette klasik müzik eserlerinin…
Paris Bir Şenliktir kitabı benim başucu kitaplarımdan biri. Her yeni yıl sabahı bu kitabı okuyorum. Senenin iyi geçmesi ve sevdiğim şehre daha sık gitmem için adını koymadan tuttuğum bir dilek bu. Aileyle birlikte geçirilmiş bir gecenin ertesinde herkes daha yataklarındayken kalkıyor, parmak uçlarıma basarak mutfağa gidiyor ve çayı ocağın üstüne koyuyorum. Birkaç dakika sonra suyun…
Paris’e giderken yanıma aldığım, Alberto Manguel ve Okuma Günlüğü isimli kitabı sehpanın üstünde duruyor. Yazar bilmem kaçıncı yaş gününde eskiden okuduğu ve hayatında yer eden on iki kitabı tekrar okuyup, notlar almaya karar veriyor. Şöyle düşünüyor: Her ay bir kitap okusam ve okuduklarım hakkında notlar alsam, bu arada gittiğim yerleri ve yaşadıklarımı da yazılarıma eklersem…








