Kategori Arşivleri: Avrupa

Leipzig küçük bir şehir ama içi müzik dolu!

En son Leipzig Garı’nda kaldığımızı hatırlıyorum. Beni büyüleyen garı uzun uzadıya seyrettiğim daha dün gibi aklımda; zaten bu ayrıntıyı unutacağım kadar uzun bir zaman geçmedi üzerinden. Gardan çıkmadan önce ortalık yerde duran danışma ofisindeki yaşlı hanımın yanına yanaşıyorum. Avrupa kentlerinin hepsinde kolaylıkla ulaşılabilen şu harita olayının hastasıyım. Unutmadan söyleyeyim ki, bu seyahatten dönüşümde Atatürk Havalimanı’nda…

Leipzig garında bir garip yolcu…

Tren istasyonunda indiğimizde başımı hemen yörüngesinin etrafında gezdirmeye başladım. Etrafın kalabalığının nasıl da tüm dünyamı güzelleştirdiğini düşünüp, bir kez daha kendime hayretleri içimde baktım. Trene binenler, trenden inenler, beklediğine kavuşanlar, hayal kırıklığına gebe duranlar, etrafı saran mis gibi kahve kokuları, kendi etraflarında kim bilir kaçıncı turunu tamamlayan sosisler, misler gibi iştahımı kabartan vanilya kokulu donutlar……

Sonu belli bir tren yolculuğu…

Sabahın köründe telefonun alarmının sesiyle gözümü zorlukla açıyorum. Yorgunluk üstüne yorgunluk eklemek konusunda kendime rakip tanımıyorum. Hani kendime yapacağımı yapıyorum da, benim yaptığım işkencelere kocamda katlanmak zorunda kalıyor ya, sabrı için kendisini tebrik ediyorum. Bence bu dünyada kendisini sınamasının bir yolu bu diye düşünüyorum. Frankfurt’tayız. Her sene fuar nedeniyle mutlaka ziyaret ediyoruz bu şehri ve…

”Paris Bir Yalnızlık” mıdır?

Peki! Anladım! İnsanın her günü aynı güzellikte geçmez değil mi? Hatta bazı günleri ortalamayı bile tutturamaz. Bir de ortalamanın çok altında, insanın mutsuz olduğu günler vardır. Yazmak rahatlatır. Bazen rahatlamak için yazarsın, sonra yazdıklarını yoketmek için- parıldayan bir ekrana ise yazdıkların- delete tuşuna basarsın, siliniverir. Su gibi akar, evet! Bir zaman sonra yazdıklarını hatırlamazsın, su…

Paris Gezi Notları: Mona Lisa üzerine konuşmalar…

Her fırsatta Paris’e gittiğimi artık tüm dostlarım biliyor. Yine mi diye soranlara kızıyorum üstüne üstlük. Bu da benim takıntım işte, napalım? Nasıl mutlu mesut dolaşıyorum sokaklarda bir görseniz, siz de mutlu olursunuz benim için. Turist kıvamında kendini sokaklara vurmak çok güzel. Sırtına bir sırt çantası alırsın, cüzdanını her ihtimale karşı çantanın kuytu bir köşesine saklarsın,…

BARSELONA 5- Casa Batllo ve Gaudi

Barselona’dan döndüğüm günden beri, yeni bir yere gitmeye dair hayallere dalmamı gerektirecek kadar uzun bir zaman geçmemesine rağmen, hâlâ benim Barselona’mla ilgili yazmak istediklerimi tamamlayamadım. Bu durum, Katalan şehrinin bana verdiği rehavet duygusundan mı, yoksa İstanbul’a gelir gelmez, ister istemez hemen içine düştüğüm kargaşadan mı bilinmez, bir türlü son noktayı koyamadım yazacaklarıma. Hiç hesapta olmamasına…

BARSELONA 4- BAR PİNOTXO

‘‘La Baqueria”dayım. Barselona’nın La Ramblas caddesi üstündeki meşhur pazarında. Açık olmasına bu saatte imkan vermediğim, pazarın hemen sağ tarafındaki köşede yıllarını doldurmuş küçük bara ulaştım sonunda. O kalabalık köşenin etrafını çevreleyen insanların yemeklerini bitirip kalkmasını ve en azından iki taburelik yer bulabilmeyi umuyor ve bekliyorum. Ben mutluyum ama içimde hafif bir korku. Sadece ben burada…

BARSELONA 3- PARK GÜELL

Antoni Gaudi tarafından tasarlanmış, yapımına 1904 yılında başlanmış ve 10 sene sonra 1914 yılında bitirilmiş Park Güell’e doğru yürüyoruz. Bizim otobüsten indiğimiz noktadan parka ulaşmak için yürüdüğümüz yolda turistik her çekim noktasında olduğu gibi bolca hediyelik eşya satan dükkan var. Bu sokağı dik kesen dar sokakların iki tarafı yine ağaçlandırılmış. Bu park,1923 yılında şehir halkının…