Orlando’da hangi oyun parkına gittik?
Biz ilk gün Islands of Adventure tarafına gidiyoruz. Sabah kahvaltımız burada!
Kahvaltı için rezervasyonumuz saat 9’da. Önce bilet gişesine gidiyoruz. Orada internetten aldığımız biletleri geçerli hale getiriyor, yanlış hatırlamıyorsam 5 dolarlık bir indirim kartı alıyoruz. Bu jestleri bize tüm seyahat boyunca yetiyormuş derim şimdi 🙂
Giriş kontuarlarının önüne gelince biletinizi alıp makineye tanıtıyorlar. Biletinizin üstüne isminizi yazdırıyorlar ve parmağınızı okutuyorlar. Başkasının biletiyle içeri girmenin hiçbir yolu yok; biletin sahibinin parmağını yanınızda getirirseniz o başka!
Hemen Harry Potter Stüdyoları’na doğru yürüyoruz. İçeride şimdiden bir sürü insan var. Fotoğraf çekmek isteyenler için bu saat en güzel saat, en fazla bir saat içinde parkın içi insan kaynıyor, kuyruklar uzuyor.
Kasabanın içine girer girmez büyülü bir yere adım atmış gibi oluyorsunuz. Filmde gördüğünüz her ayrıntı bu kasabada kendine yer bulmuş. Londra’dan satın aldığımız asalar evin bir köşesinde duruyor. Burada asalarla başka atraksiyonlar yaratılmış, asaların ucuna takılmış alıcılarla asalar inter-aktif hale getirilmiş. Üstlerine pelerin giymiş bir sürü çocuk ellerinde asalarla dükkanların önüne geçip büyü yapmaya çalışıyorlar. İnteraktif asalarla büyüleri doğru şekilde yaparlarsa pencerelerin ardındaki kitapların sayfası açılıyor, pastanedeki pastalar dönmeye başlıyor, yarım kalmış örgü kendi kendine örmeye başlıyor. Bu durumda derhal bir asa alınıyor. Böylece asa sayısı üçe yükselmiş oluyor. 🙂
Yukarıdaki videoda görüldüğü üzere kart büyücüler çırağa nasıl büyü yapmasını öğretiyor. 🙂
İlk sabahki kahvaltımızı uzun uzun anlatmıştım zaten. Three Broomsticks’deki kahvaltımızı merak edenler buraya tıklayabilirler.
Kahvaltının hemen bitiminde kendimizi Hogsmeade’in sokaklarında gezmeye verdik. Dükkanların vitrinlerine baktık, kimi dükkanların içine girdik, etrafta dolaşıp büyüler yaptık.
Oyun parkının bu kısmında neler var?
Ollivanders: Önünde uzun kuyrukların olduğu bu dükkanda ne olduğunu bilmiyorduk ama hiçbir atraksiyonu kaçırmamaya niyetli olduğumuzdan bu kadar sıranın boşa olmayacağını düşünerek sıraya girdik. Oyun parkına geldiğimiz ilk gün hava çok soğuktu. Biraz ısınmak için zıplayıp durduk. Arkamızda bekleyen yaşlı kadına içeride nasıl bir atraksiyonun olduğunu sorduk. Böylece Harry Potter filmlerinde gördüğümüz Hogwarts Büyücülük Okulu‘na gidecek çocukların asalarını alırken yaşadıkları deneyimin aynısının canlandırıldığını öğrendik. Bu bizim evin en küçük üyesinin bayılacağı bir canlandırma olacağı için sırada bekledik.
İçeride kamera görüntüsü almak yasak. Fotoğraf çekmek serbest ama içerisi çok loş olduğu için fotoğrafların iyi çıkma olanağı yok çünkü flaşla fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar. Canlandırmanın nefis olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. İçeri alınan on beş kişilik gruptan biri seçiliyor ve asasını seçme şansına sahip oluyor. Pardon asa onu seçiyor! Ne yazık ki bizim girdiğimiz grupta çok istekli bir genç kadın olduğu için Kuzey asa seçme deneyimini yaşayamadı. Ertesi gün stüdyonun diğer tarafında Ollivanders sırasına tekrar girdik. Bu sefer Kuzey’cim asasını seçti ve sanırım o an itibariyle dünyanın en mutlu çocuğu oldu.
Elbette asa onu seçtiği için !!! o asayı da aldık. 🙂 Asa sayısı böylece dörde ulaşmış oldu.
Dragon Challenge: Kendisinin Harry Potter Stüdyoları’nın en hızlı roller coasterı olduğunu söyleyerek konuya nokta koyayım. Önünde uzun kuyrukların olduğu bu sürüşe binenlerin çığlıkları izlenmeye değerdi doğrusu. Tabii ki ayaklarım yere basarken. Roller coaster sevenlerin mutlaka binmesi gereken bir sürüş.
Flight of Hippogriff: En fazla sekiz yaşına gelmiş çocuğunuzla binebileceğiniz hafif tempolu bir tren. Kuzey için hiçbir eğlencesi olmadığı için biz binmedik.
Harry Potter and the Forbidden Journey: Şimdi orada olsak da tekrar binsek!
Nasıl güzel bir deneyim olduğunu anlatmaya kelimelerim yetmez herhalde. Bu 4D deneyim için uzun bir kuyruğu göze almanız gerekiyor. Hızlı geçiş hakkı veren biletler ne yazık ki burada geçerli değil. Kuyruk ne kadar uzun olursa olsun, bu deneyim beklemenin hakkını veriyor. Sizi havalara uçuracak koltuklarınıza oturmadan önce Hogwarts Kalesi’nin içinde yürüyor, Büyücülük Okulu’na giren öğrencilerin hangi gruba katılacağını belirleyen şapkayı görüyor, Griffindor Genel Salonu‘nun kapısını bekleyen şişman kadının olduğu tablonun önünden geçiyorsunuz. Elbette tabloların hepsi filmde gördüğünüz gibi hareket ediyor, konuşuyor. Sonra sizi maceraya sürükleyecek koltuklarınıza oturuyor ve Hogwarts Kalesi’nin üstünde uçuyor, süpürgenin üstünde quidditch oynuyorsunuz.
Atlanmaması, hatta birkaç kez binilmesi gereken bir sürüş olduğunu söyleyeyim.
Hog’s Head Pub: Three Broomsticks (Üç Süpürge Barı)’ in devamı olan bir pub. Harry Potter atmosferini devam ettirmek isteyenler için teneffüs zamanı diyelim.
Islands of Adventure’da Harry Potter dünyası böyle işte!
Keşke hep hayali dünyalarda yaşasak!












Harry Potter and the Forbidden Journey cidden müthişti. Biz iki kere girebildik. İnanılmaz bir deneyim. Dediğin gibi şimdi orada olsak da tekrar binsek:) Kuzey'in asa deneyimini yaşaması harika olmuş bu arada.
Sen de mi aynısını hissettin? Ben bir ride'dan bu kadar hoşlanacağımı asla düşünmezdim. Nerdeyse sadece oyun parklarından ibaret bir şehre tekrar gitmeyi isteyeceğim ise gerçekten bir mucize. Daha önce de oyun parklarına gittim ben. Beni bu kadar etkileyenin Harry Potter olduğunu da biliyorum 🙂
Öpüyorum.
Tuğba, siz Kuzey'le birlikte takılın 🙂 Islands of Adventure'da girdiğimiz Ollivanders'ta büyücü asa seçimi için Kuzey'i seçmeyince Kuzey çok üzüldü. Ertesi gün stüdyonun diğer tarafındaki Ollivanders'a girdik. Kuzey çok heyecnlandı, inşallah beni seçer deyip duruyordu. Normalde de çocukları seçiyorlar aslında ama diğer tarafta kadın o kadar hevesliydi ki onu seçmişlerdi. Aynı filmdeki gibi bir gösteri hazırlamışlar. ilk önce bir asa veriyorlar ve denemeni istiyorlar, asayı sallayıp, yukarı kaldırıyorsun ve asanı deniyorsun. Işıklar oynuyor, şimşek çakıyor. Büyücü olmadı diyor, düşünüyor, başka bir asa veriyor sana, onunla da bir deneme yapıyorsun. Raflar aşağı iniyor. Hay Allah diyor büyücü. Bu olmalı diye başka bir asa uzatıyor sana. ….ve tatatata 🙂 işte asan! Unutma diyor, sen asayı seçmezsin, asan seni seçer. Sen çok iyi bir büyücüsün. SEnin asana öğretecek çok şeyin var ama asanın da sana öğreteceği çok şey var, unutma diyor ve asayı veriyor.
Dışarı çıkıp bir 40 dolar daha ödüyorsun 🙂 Kuzey samimiyetle söylenen her şeye inandı. Hala asanın onu seçtiğine ve o asadan bir tane olduğuna inanıyor. Ne güzel değil mi?
Oyun parklarını aslında sevmem. Hele roller coaster'lar hiç bana göre değil ama Harry Potter kısımları sahiden rüya gibi. Kitapları okuyasın hatta tekrar gidesim var. Aklıma geliyor durduk yerde, ay ne güzeldi diye hayıflanıyorum. Masal dünyasında yaşamak gibisi yok bence. İçimizdeki çocuğu öldürmememiz gerek ama nerdeee?
Öpüyorum seni çok 🙂
Ayyy salak mıyım neyim ya okurken gözlerim doldu resmen:):)
O video açılsın diye internete yapmadığım ayar kalmadı, neyse ki açtım. Kitabın hoop diye açılmasına bittim. Bravo diyorum Kuzey'e 🙂
Çok şahane olduğuna eminim yaa offf nasıl da içim gitti. Asa beni de seçse en değerli şeyim olurdu herhalde. Herhalde bir gün oralara gidersem senin şu yazdıklarının çıktısını elime alıp gideceğim. Kuyruk beklemek hiiiç sorun değil, sonuçta Versailles sarayının önünde 2 km kuyruk beklemiş ve içerde sandviç gibi ezilmiş kadınım yani orada mı beklemeyeceğim haahaa:)
Tabloların falan hareketli olmasının nasıl bir his olduğunu çok merak ediyorum. Oraya gittikten sonra gerçek dünyaya adapte olmam çok güç olabilir. Keşke orada kalsak, yaşasak ve hiç dönmesek yaa.
Ne mutlu size. Harika geçmesine sevindim. Ne unutulmaz, tadına doyulmaz zamanlar, anlattıkça anlatası gelir insanın yahu. Sen hep anlat ben keyifle dinliyorum bak. Hatta ağlamaklı bile oluyorum…
Sevgiler