Her Paris seyahatinde düşünmeden yaptığımız şeyler var: St. Germain sokaklarında gezinmek, farkında olmadan Cafe Le Rostand‘a gidip Lüksemburg Bahçeleri‘ne bakarak kahvemizi yudumlamak, yolumuzu Notre Dame Katedrali’ne çevirip Shakespeare and Co.‘ya gidip kitapçının sıkışık kitap raflarının arasında gezinip bir kitap almak. George Whitman’ın hikayesi Paris’e gidip de bahsettiğim bu kitabevine uğramayan yoktur sanırım. Shakespeare and Co….
Kategori Arşivleri: Avrupa
Aklımda bir sürü soru ile birlikte yeni bir seyahate hazırlanıyoruz. Ne zamandır gidelim dediğimiz ama bir türlü uygun fırsatı yakalayamadığımız bir yere: Normandiya Kıyıları ve Loire Vadisi Şatoları. Bunca kez Paris’e gidip bir türlü şehrin dışına çıkamayınca bu seyahat ertelenip durdu. “Bu yaz ne yapalım sorusu?” gündeme gelince Normandiya kıyıları fikri kafamızda şekillendi: zira gitmeye…
Gelelim Paris Kafelerine… Gelelim mi? Paris’in her şeyi çok güzel ama kafeleri ayrı ayrı onlarca yazı konusu. Ben Paris’e yeterince sık gitmediğimizi düşünüyorum. Selçuk, “Yok artık! Oraya gitmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Daha ne yapalım?” diyor. Haklı. Doğum günlerim, evlilik yıl dönümleri, fuarlar bizim Paris’e gitmemiz için hep bahane. Hatta kendi doğum gününde…
Mina Urgan’ın Bir Dinazorun Gezileri isimli kitabını açtığımda tam da aradığım sayfaya denk geldim. Devamlı Paris’ten, bu şehre olan tutkumdan bahsedip duruyorum. Hal böyle olunca da takılmış bir plak gibi aynı şeyleri tekrarlamaktan korkuyorum. Yine de durduramıyorum kendimi. Kitapta karşılaştığım satırlarsa içimi biraz olsun içimi rahatlattı. Mina Urgan‘da kitabın orta yerinde şöyle diyor: “Bu kadar…
Franfurt için “En keyifli gezi destinasyonlarımdan biri!” cümlesini kurmam mümkün değil. Ama orayı da benim için güzelleştiren bir sebep var: Goethe Evi Eski Şehir Meydanı’nda (Romer) dolanmanın ve nehir kıyısındaki hoş bir gezintinin dışında Frankfurt’ta yapılacak pek bir bir şey yok. Kimileri şimdi bana “Yapma yahu!” diyebilir ama benim gerçeğim bu. Elbette klasik müzik eserlerinin…
Seyahatten bahsetmeyince bu blogda bir şeyler eksiliyormuş gibi geliyor. Zaman zaman da eski günlere dönmek, anılar denizinde kaybolmak ve geçmiş güzel çocukluktan konuşmak, anlatmak istiyorum. Canım ne istiyorsa, vakit neyi elveriyorsa öyle yani? Kalbim her daim “Seyahat, seyahat!” diye atıp duruyor ama. Mesela iş yerinde çalışıyorken aklıma geçen haftaki yolculuğumuz geliyor. Önce Paris, ardından dört…
Paris’in Gizli Kalmış Yerleri. Keşke çıkmaya ne dersiniz? “Paris’i ilk kez ziyaret edecekler için mutlaka gidin!” denilecek yerleri hepimizi biliyoruz artık. Azıcık toparlamak gerekirse Eyfel Kulesi’nin mutlaka tepesine çıkılmalı, Champs Elysees’nin geniş kaldırımları boyunca yürünmeli, Ladurée’de bir kahve eşliğinde birkaç makaron yenilmeli, kasa önündeki uzun kuyrukta beklenip eşe dosta götürmek üzere ince bir zevkin ürünü olan…
Benim gibi birilerinin kafasından da Oxford’da okumuş olma hayali geçmiş midir? Hiçbir zaman Oxford’da okuyacak kadar çalışkan bir öğrenci olmadım. Kaldı ki Oxford’da gidebilme hakkını kazanacak kadar başarılı olsaydım da gidip o yaban ellerde yaşama ve okuma şansım olamazdı ne yazık ki. Şimdilik bu gençlik hayalimi bir köşeye bırakayım. Bu aralar geçmişe dönük hayallerim çok…








