Bugün geçmişte kalmış ve zamansızlıktan yazılamamış bir günü kenarından aralamak istedim. Peşinden hızlı bir Hindistan turu yapmamış olsaydık eminim birkaç gün geçirdiğimiz Paris gezimizi buraya yazmış olurdum. Gitmemizin neredeyse iki senedir peşinden koştuğumuz bir sebebi vardı: Charles Aznavour Konseri. Paris’e gitmek için sebebe ihtiyaç mı var? Elbette var. Ne zaman…
Kategori Arşivleri: Avrupa
Sanki üzülecek başka bir şeyim kalmamış gibi hâlâ kaçıp giden o sonbahara üzülüp duruyorum. Tüm gelip gitmelerime rağmen şimdiye dek karşıma çıkan en güzel sonbahardı ve ben kıymetini bilemedim. Ne zaman geleceğini bilemeyen bir hastalığa teslim ettim tüm seyahatimi, sarı sonbaharı. Şehir, rüya gibiydi. Daha önce hiç görmediğim naif bir örtü almıştı omuzlarına. Hafiften bir…
Amalfi’den Merhaba… Amalfi Gezi Notları anılarla birlikte blogda. Amalfi‘de otobüsten Kuzey’le midemizi tutarak indik. Otobüslerin hatırı sayılır bir kalabalık yarattığı meydanda küçük, yeşil alanı çevreleyen korkuluklara dayanıp derin derin soluk aldık. Ayaklarımızın yere basması harikaydı. Kıvrılarak ilerleyen ve her yeni dönemeçte kornaya basan bir otobüsün içinde değildik artık! O an, yemin ederim mutluluğun tekrar yazıldığı…
Paris’le ilgili her şeyden nasıl keyif aldığım malum. Paris hakkında çıkan her kitabı da okumak için ayrı bir çaba harcıyorum. Keşke her gün bu şehirle ilgili yazılanlara bir yenisi eklense de ben de Paris’e olan özlemimi bu satırların arasında gidersem. Neyse ki bugünlerde böyle bir güzellikle karşı karşıya geldim. Daha önce Paris’le ilgili yazmış…
Lizbon Gezisinde damaklarımızı gerçekten tatlandırıp geri geldik.😋 Lizbon Yeme İçme Rehberi: Mercado da Riberia Cais do Sadre tren istasyonunun hemen yakınlarında, Tejo Nehri’nin kıyısında 1882 yılında yapılmış güzel bir binaya rastlayacaksınız: Mercado de Riberia. Burası benzerlerine Avrupa’da sıkça rastlanan kapalı pazarlardan biri. Barselona’ya yolu düşenler La Ramblas üstündeki pazar La Boqueria‘ya uğradılarsa burası da onlara tanıdık gelecektir….
Lizbon’a gitmenin en güzel yolu Bern’den trenle gitmek olacaktı elbette. Öyle olsaydı, bu yazıyı yazarken Lizbona Gece Treni isimli kitabı yine anlatacak, hikâyemsi tüm öğeleri ortaya dökecek, kendi yarım yamalak büyülü gerçekliğimi oluşturmaya çalışacaktım. Olmadı. Onun yerine, Lizbon’a gitmeyi planladığımız ilk seferde uçağı kaçırdık. Benim yüzümden! Havaalanından kavga dövüş dönmedik. Selçuk, bu fırsatı kendi…
Lizbon’da yağmurlu bir sabaha uyanıyoruz. Bugün hedefimiz Sintra’ya gitmek. İlk olarak Sintra‘ya gidecek, oradan da Avrupa’nın en batı ucunun bulunduğu Cabo da Roca‘ya geçeceğiz. Sintra’ya giden trenler Lizbon’da Rossio Tren istasyonundan kalkıyor. Güzel, insanı içine alan, bizim çocukluk günlerimizden kalma tren garlarını anımsatan sevimli yer. Her tren istasyonu gibi devinimi yüksek, kalabalık ve hayat akan…
Tren, onca yolu arkasında bırakan kendisi değilmiş gibi gara yaklaşınca yavaşladı ve perona girdi. Yolcular masaların üstüne yaydıkları eşyalarını çantalarına atıp, montlarını giydiler. Ekim ayının ilk yarısındaydık. Hava, insanı kapalı bir mekanın içine sokacak kadar soğuk değilse de, yağmur ara ara çiseliyordu. Gelmeyi aklımın bir köşesinde küçük bir ihtimal olarak bulundurduğum bir şehre varmıştım: Bern Bern’e…








